İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

27 Ocak 2017 Cuma

2016'nın En İyileri

Ohannesborg, yılın bitmesine 11 ay var ve az kalsın 2016'nın en beğendiniz yazılarını paylaşmayı unutuyordum, camooon unutmadım bittabi alın size Best of Coconut. Sadece buralarda değilim oralardayım.
Samuel Insull, "Zirveyi hedefleyin. Orada çok yer var. Zirvede o kadar az insan var ki, insan kendini yalnız hissediyor." demiş. Yemişim Samuel'i zirve şahane, başarabilen çıksın, site kasıyor. Beklenen davetler yapıldı, o davetlere gidildi, şahane hayatımın gereksiz ayrıntıları ile mutlu mesut devam ediyorum nefes almaya. Şimdi sıcak bir şeyler alın elinize şarap olur, kahve olur, kımız olur size bırakıyorum, minder moduna geçin, koyun postu olur şömine başında... Okuyun Sevgili İzlekler, her şey okumakla başlayacak, mutluluk-huzur falan, okuyun da büyüyün.

Hi Darling


Ya manyak mısın elbette ben de bu yazıyı çok seviyorum, evet:

1-) Bu Coco, 
Coco herhangi bir okulun herhangi bir bölümünden mezun olarak herhangi bir lisans bölümünü bitirebileceğini ispatladı. İK alnında kariyerine başladı diyelim(aslında kariyerime İK ile başlamadım ama bu başka bir hikayenin konusu), İK'yı seviyor, İK'da onu seviyor, kendisi için anlamlı işler yapmayı tercih ediyor kariyer kısıtlarının farkında çok sallamıyor, İK'yı anlıyor, biliyor, İK dilinde konuşabiliyor. 
Coco'nun kendisine benzeyen(yok ya ne benzeyecek hepimiz unique'iz ama en yunik benim) arkadaşları, meslektaşları, iş ortakları, koçları, yöneticileri falan var. Bunlar genelde kimse tarafından sevilmez, koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir, günah keçisi ilan edilir, vurun abalıya'daki abalı onlardır mesela. Çok rerörerörerödür. Çok da tınnnnnnnnnnnnnn çok da fifi, biz de size bayılmıyoruz, be professional.
Coco işini iyi yapar, Coco çalışkan, zamanını etkin kullanır, yanlışı çotonk diye söyler, insanların çalışırken yeteneklerini ortaya çıkaran atmosfer yaratır, analitiktir, bazen dandiktir, çoğunlukla dakiktir, attıkları free kicktir askdjalksjdla, god i hate football but i love Zlatan. Eve gittiğinde işini unutur, hedeflerini gerçekleştirir, pürüzsüz işleyen süreçlere, uzaylılara ve bilime inanır. 
Yeteri kadar çaba ve iq skor ile zorlukların, engellerin geçilebileceğine inanır. 
Dünyanın en zor işi İK değildir, en önemli işi de İK değildir, en iyi İK'cı da kendisi değildir, İK yapmazsa ölecek diye bir hastalık yoktur. 
Coco bir zeka yükseltendir.
Coco gibi ol...
Yazının devamı için: İK'cıları Anlama Kılavuzu

2-) Bu yazımı gelişeme açıklara, şirkete kendini adayanlara, zirve amelesi olarak gezenlere, dönüşte Anadolu'nun nadide yerlerinde İK yapmaya çalışanlara adıyorum.
Anadolu dediğimiz şey biliyorsunuz İstanbul dışındaki her yer.
Ankara ve İzmir'de İK yapılıyor şeklinde dedikodular var, gülmeniz bittiyse devam ediyorum. Elbette danışmanlık yaparsınız onu şimdilik park ediyor ve daha sakin bir görünüşe ulaşmanız adına bir kutuya kilitliyor veeeee ambara atıyorum. Komik olmayın. Şaka şaka Sınır Tanımayan İK'cılar sizlersiniz.
Yazının devamı için: Sınır Tanımayan İK'cılar

3-) İş bu yazı kendini bilmezlere, farkındalığı olmayanlara, kendini değerlendirme konusunda yardım alması gerekenlere, performans görüşmesinde saçmalayanlara, Dunning-Krugerler'e ve benzerlerine adanmıştır.
Uçağa yetişmem gerekmese daha uzun yazardım ama gitmem lazım bebeksiler, o da başka bir yazının konusu olsun. Bu video en sevdiğim. 
Yazının devamı için: Geri Bildirim

4-) Unutmayın, amaç pozisyona en yakın adayı bulmak, çalışan mutlu olacak, şirket mutlu olacak ki sonra zirvede gelip turnover oranımız %1 diye hava atabilelim. 
Aday açısından ayrılma nedenlerini anlatmak en zorlayıcı konu başlıkları arasında. Bunu nasıl ifade etmesi gerektiği konusunda da kararsız. Öncelikle yöneticimi ve şirketimi kötülemek istemiyorum deyip yardıran da oluyor(hayır bal gibi de kötülemek istiyorsun, gözlerinden okunuyor beni seviyorsun, eline versem hepsini bir kaşık suda boğarsın), beklentilerimiz uyuşmadı, Q4 için performans hedeflerimi gerçekleştirdiğim halde beni terfi ettirmedi diyen de, yöneticim biraz aptaldı, patronun damadıydı, yalancıydı diyen de...
Yazının devamı için: Adaylar Ne Söyler? İK'cı Ne Anlar?

5-) Bir yerde okumuş çok bilimsel, yöneticiler üst düzey olanlar, ekiplerine dahil olmasını istedikleri yönetici adaylarında şu tip özellikler arıyormuş;
  • Stratejik düşünme yeteneği, saf zeka istiyormuş. 
  • Doğru kişileri doğru işlere yerleştirme becerisi de istiyormuş. 
  • Ben de durur muyum yapıştırıyorum, iletişim peki? İyi bir dinleyici olma falan var mı? Varmış Sevgili İzlek, o da varmış. 
Yazının devamı için: Beyaz Yakalıya Tavsiyeler

6-) Ses veriyorum, doooooooooooooooo.
Bir "Kariyer, kariyer, kariyer... Adam çalışır karı yer." bölümümüze daha hoş geldiniz. Size kamyon yazısı yatağında yazı yazıyorum. Ağzıma bir avuç Ritter Sport yoğurtlu çikolata attım, mutluluktan ölebilirim. Son çikolata bükücünüz iş başında.
Belirli bir alanda uzmanlaşmak ya da generalist gibi çalışmak isteyeceğin, çok net hedeflerinin olduğu ana kadar kendini akışa bırakmanda bir beis(mahzur) görmüyorum okuyucu. Özgün işler yapma, kimsenin başaramadığı bir işi yapma, bir amaca koşma, hizmet etme, daha kalıcı bir olaya imza atma kapsam dışı.
Danışmanlık yaptığında işin içine farklı unsurlar girer, son söz müşteriye aittir, sen istediğin kadar pürüzsüz süreçler tasarla, efsane işler çıkarmaya çalış, müşterinin istekleri kadar varsın. Sana "yap, yapabilirsin, evet, istiyorum" demediği sürece(ve bununla ilgili sözleşmeyi imzalamadığı sürece) önündeki görünmez duvara toslamaya devam edeceksin. 
Yazının devamı için: Yeni Başlayanlar İçin İş Hayatı

7-) Bir beyaz yakalının hayatını, kariyerini harcamak için gerekenler; 
  • en önemlisi nasıl, nerede, ne kadar mutlu olacağı bilgisi, 
  • pozisyon için istenen yetkinlikler, bir sonraki pozisyon için gereken yetkinlikler,
  • şirket sayfasından vizyon, misyon, hart hurt, 
  • yıl içinde verilen sayısal hedefler, kpi bıdı bıdı,
  • bir çimdik iç müşteri-dış müşteri profili, bir tutam iş tanımı...
Yazının devamı için: Kariyer Sırları-2

8-) Sevdiğim işi yapıyorum, genelde seveceğim işleri yapmaya yöneliyorum/ bu durum ileride beni kısır döngünün içine doğru götürür mü?
Göreceğiz. Pratikte bu duruma kariyer kısıtı, limitli yükseliş, şakaklarıma kar mı yağmış sendromu gibi isimler de takabiliriz. Tabii ki tabbiiğkiii ben uydurdum.
Hemen her yıl mart ayında abidik gubidik şeyler olur hayatımda, supersonic kararlar alır, hayata geçirmem, bu bir klasik. 



Ya bir yol buluruz ya bir yol yaratırız. Benim sizlere inancım tam, yani bu ara öyle, beni hayal kırıklığına uğratmak istemezsiniz. 
Hepinize renkli kariyerler dilerim. 

Execution Managerınız
Coco

25 Ocak 2017 Çarşamba

Androjen Tarzda Liderlik


Nasıl?
Kulağa rüya gibi geliyor değil mi? Saçmalayın sevgili dostlar, rüya gözle görülür bu olsa olsa kulağa şiir gibi gelmeli.
Şimdi sizlere bir kadın olarak sapların arasında İK yapmak zorunda kaldığım bir dönemi anlatacağım. O yüzden bu yazının başlığı;
sapİK
Üretim tarafı ile yıldızımız pek barışık değil, yapabiliyorum ama ne gerek var, ben plaza çocuğuyum onlar ise değil. İşi kabul etmemin nedeni plazadan dışarı hiç çıkmıyor oluşumdu, koçluk yapan arkadaşlarımdan biri eğlenerek ik yapmanın oldukça keyifli olduğunu ama değişik tatları da denemenin hiçbir şey kaybettirmeyeceğini söyledi, tamam, kendi en iyi versiyonuma ulaşmaya çalışıyordum, bunu da deneyebilirdim... Bir iddiaya girdik, ben o işi tamamlayacaktım, ona göre orada kalmak isteyecektim çünkü sürekli bir pozisyon açılacaktı. Bense o işi tamamlayacağım ve orada kalmamı isteyecekler, elbette kalmayacağım dedim.

Tanrım! Daha önce bu kadar testesteron dolu bir yerde İK yaptığımda, hatırlayın, sabah 5'te uçakla Mordor'a gidiyor, sokaklarında eşek dolaşan bir tesisin içerisinde mutlu ik yapmaklar konsepti ile salınıyordum hem de topuklu ayakkabılarla. Hatta kadınlar tuvaleti bozulmuştu da erkeklerinkini kullanmak zorunda kalmıştım, pisuvardaki adama selam vermek zorunda kalıp "N'aber Hacı?" demiştim ve sonra uzay boşluğuna doğru salınmıştım.
Kroluklarım bununla bitmiyordu. Yıllar sonra aptallıkları ile beni çıldırtan pazarlama ekibindekilere "halamın da bıyıkları olsa amcam olurdu" falan diyecektim. Hızımı alamayıp panoya o dediğin asma kabağı o da burada olmaz yazıp, 3 dakika sonra silecektim çünkü İK where the magic begins be annem, oldurmazı oldurmak benim işim. Sonra bir gün brunch'ta gözleme ve menemeni getiren garson nasıl koyalım diye sorduğunda "yapıştır, yuvarla gelsin" diyecektim ki iyice kamyoncuya bağlamıştım zor günlerdi benim için.
Maskülen şakaları, bel altı göndermeleri, kıvrımlara dalıp giden erkekler, erkeklerimiz... O şakaların Allahını yapabilen insanlardık(kızlar), yapmayı tercih etmiyorduk o başka. Yoksa ballandıra ballandıra ihracat katındaki stajyeri anlatan jr. danışmana "Kiraz sapına diliyle düğüm mü atıyormuş?" diye sorunca googlelamasına neden olmuşluğum da oldu. Okudu, kulaklarına kadar kızardı, komik. Yapamıyorum değil, istemiyorum. Olm 15 kişilik kadın ik ekibi yönetmemişler gelip burada şekil şükül yapmasın, sanki bana kız lisesi mezunusunuz.

Benim sıkıldığım konu POZİTİF AYRIMCILIK yapmak durumunda kalmak, kadınlar için savaşmak, yok biz eşitiz, eşit olmalıyız gibi cümleler kurmak. Utanıyorum. Bir kadın olarak yönetim kurulu katında kafa sayısının artmasının zorluğundan bahsederken konferanslarda, kadınsal dokunuşların gerekliliğinden, vay efendim detaycı oluşumuzdan, duygusal zekayı daha fazla kullanmamızdan, büyük resmi daha iyi görüp daha kıvrak hareket edebilmemizden falan vurgu yapılması. Ne acı.

Kadınlar lider olarak başarısız olduklarında, bunu genelde yetenek ya da deneyim kaynaklı olarak değil de liderlik tarzından kaynaklanan bir başarısızlık olarak görmeleri sorun. 
Kucaklayıcı tarzda liderlik okeay, biraz zorludur ama sonuçta zor kararları da kadınlar verebilir ve liderlik edebilir. Kadınlar erkeklere göre biraz daha dönüşümsel liderlik, akış hocalığı ya da bir koç gibi ilham vermeyi tercih ediyorlarmış. Unutmadan bir de içgüdüsel hareketler var.
Erkekler biraz daha etkileşimsel lider olma eğilimi gösteriyormuş, nereden mi biliyorum, kitapta okudum, bilimsel şeyler yani. Araştırma Amerika'da yapılıyor, bir problem verildiğinde kızlar gruplar kurarak çözüme gitmeye çalışırken, erkekler bir lider seçip emir almayı tercih ediyormuş. Bunun Türkiye versiyonunu paylaşmak isterdim lakin biliyorsunuz biz de kız/erkek ayrı sınıflarda eğitim alsın önerileri tartışılıyor bu ara aşırı medeniyet.



when in Rome, do as the Romans do

omo onloro hormonloro yonotoyor- Ama onları hormonları yönetiyor

Samimi bir şekilde soruyorum; "Kuzum siz geri zekalı mısınız acaba?".
Haydi birlikte kabul edelim, liderlik denince erkeksi tavırlar sergilemeniz beklenir gibi bir algı var. Aslında uyumsal lider de olabilirsiniz, tüm tarafları dinlersiniz böyle minnoş minnoş.
Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacını unutma!
Tuvaletteyim, henüz unisex tuvalet kullanılan şirkette çalışmıyorum o zamanlar, kadınlardan biri aynaya bakıp ağzı yamulmuş bir şekilde bıyıklarını alıyor, camooooon. Tuvalette bıyıklarını alan kadın toplantıda sana neler yapmaz. Koç olan sevgili pampam geliyor aklıma, üretim iyiymiş de, aman ne güzelmiş de. Tek derdim her gün farklı bir kıyafetle ofise gitmek. Gerçekten o dönem içerisinde bir giydiğimi bir daha giymedim 1 mevsimi orada harcadım, güzel bir gardrobum varmış kendimi tebrik edip, yanaklarımı sıktım. Peki sen de kadın yönetici misin?

  • Çekici ol ama gösterişli olma,
  • Kadınsı ol ama seksi olma,
  • Güçlü ol ama katı olma,
  • Stilin olsun ama trendy olma,
  • Bak ama dokunma, dokun ama tatma, tat ama yutma asşdkjfaşslkjdfşaslkdjfşa


Birlikte çalıştığınız insanlara değer verdiğinizi, bireysel katılımı desteklediğinizi, potansiyeli ödüllendirip adil olduğunuzu, erişilebilir olduğunuzu falan düşünün. Kitleleri peşinizden sürüklüyorsunuz, bunu topuklu ayakkabılı ya da ayakkabısız yaptığınız kimin umurunda? Elbette şekilci pisliklerin.

Önce anlaşalım, lider dediğimiz sen, ben, o değil. Lider dediğimiz özel insan yavrusu / farkındaysan cinsiyet belirtmiyorum köylü gibi / so görsel kimlikleri genelde güçlüdür or güçlü olduğu yönlerde çok güçlüdürler.

Fake it until you make it stratejisi bir yere kadar size götürür, özgüven sorununuz varsa falan o özgüven yerine oturana kadar idare edersiniz, arada alınan eğitimlerle cilalanırsınız, mis gibi.
Kibarlık evet ama fakat lakin söyleyeceklerinizi ne kadar dolaylı anlatırsanız insanlarda o kadar belirsiz alan kalır, bu durum da size dolaylı maliyet olarak geri döner, zaman maliyet, aynı soru tekrar sorulur, o arada hata tekrarlanır, süreci başa döndürürsün falan.



Yılın sonuna yaklaşıyorduk ve klasik bir kadın çalışan hedefini tutturamama durumu söz konusu idi, yani, yanisi şu sevgili izlek şirket yılın başında çalışan sayısına bakmış, oranlarda balta oranının yüksek olduğu görülmüş, yıl boyunca bu durum hiç göz önünde bulundurulmamış, exco toplantılarının birinde ya siz hayırdır diye İK direktörüne kaymışlar. Yetiş Ya Coco diye bana geldi. Hatırı sayılır aday görüşmesi yapmıştım, son çeyrekte kadın işe alınan sayılarını arttırmak için sürekli beni taciz ediyordu. Bana göre hava hoş, ekipte benden başka 2 kadın var, acım zaten büyük.
İlanlarda kadın / bayan çalışan ayrımı yapamazsınız verirken, yaş, din, dil, ırk, sigara içme, yaşadığı yer falan ilan metninde yer almaz. So bana şimdi yapıyorlar - böyle ilanlar var ama diye gelmeyin,  barzo İK'cılara denk gelmeniz benim suçum değil. Pozisyona göre filtreleme yapıp ayrıma gidilir, işte İK'nın dark side'ı ile tanıştırdım sizi. Bir süre sadece kadın adaylar ile görüşme yaptık, ne harika mühendisler, finansçılar, nerdler aldık bir bilseniz.
CEO erkekti, direktörlerin hepsi erkekti, benim testosteron seviyem yüksekti e ben de biraz erkek sayılırdım ama fark yaratmak konusunda kararlıydım. Toplantılara girdiğimde kadınların toplantıya dantelli dokunuşları, dirlik ve düzen getirmesi yerine cinsiyetten bağımsız düşünmeleri için 156 IQ skorumu ortaya çıkarıp ortalama zekayı yükseltiyordum. Bir asperger sendromu varcasına ifadesiz, bazen empati kurmada  bir duyar abidesi, kimi zaman kadın çalışanlar için yapılan aktivitelerde alfa idim. 2 tane çok uygun adayı pozitif ayrımcılık nedeniyle kaybettim mesela, her seçiş bir vazgeçiş.


Madeleine Albright'ın da dediği gibi:
Bence başka kadınlara yardım etmeyen kadınlar için cehennemde özel bir yer var. (Amen Sister)
Sona gelirken, Androjen Lider olmak mümkün mü, elbette mümkün ama öncelikle bunun için androjen bir birey olmanız gerek, sonuçta onlardan çok yok. Androjen tarz benimsenebilir mi, elbette lakin bizim bu noktada kadınlığı, kadın liderliği, kadın iş gücünün yükselişini desteklememiz gerekiyor çocuklar. Nice IQ'lar harcanıyor ve ben her gece bunun için gözyaşı döküyorum, bilmiyorsunuz.
O işe ne mi oldu? Öptüm öldü, belediye gömdü(tamam bu son, bir daha minibüsçü gibi konuşmayacağım). Kalıp fasilitasyon, liderlik, değerlendirme merkezi, yetenek yönetimi, ik falan yapmamı istediler ama onlara sürecin başında bunun olamayacağını söylediğimi hatırlattım. No string atteched, bağlanma sorunum var benim, ayrıca üretim alerji yapıyor gördük, biraz daha orada kalsam bıyıklarım çıkacaktı ve tuvalette bıyıklarımı almaya başlayacaktım. İddiayı ben kazandım, arkadaşım bana yeni bir araba almak zorunda kaldı, kasa her zaman kazanır bebek.

Varsa çok değerli fikirlerinizi aşağıdaki kutucukta paylaşabilirsiniz. Yeni kitabımın ismi Liderler de Ağlar tüm Çengelköy Börekçilerinde.

Alemlere Lider olarak inmiş minnoşunuz,

Coco

Yazının fon müziği: Lean on me



20 Ocak 2017 Cuma

Kişisel Marka



Bittik biz

Zekanız ve çalışkanlığınız sizi orta kademelere kadar getirebilir, daha ileriye gitmek ve büyük terfiler istiyorsanız burada biraz kişisel markaya ihtiyacınız olacak. Elbette sizin işiniz kolaylaştırmak için buradayım ve size harikulade bir reçete hazırladım, kişisel markası üzerinde çalışmayan insan bonboş biridir bonnnnnnboşşşşşşş. Herkesi cumartesi sabahı takım elbise ile göreceğim(şaka şaka pijama ile geziyoruz).


  • CEO sizi tanıyor mu? Sizi gördüğünde gülümseyip geçiyor mu yoksa isminizi cümle içinde geçirdi mi? Sıradan bir asansör sohbetine kurban mı gittiniz? Hatırlayın, bir gün yeni işe başlamıştım, -6'daki kargoya inip bana gelen bir gönderiyi almam gerekiyordu. Tospaha kılıklı, Burhan çantalı,  gözlüklü, tıknaz bir adam sizi kargoya kadar götürmüştü Küçük Hanım, ya ben bu adamı nereden tanıyorum diye söylenirken bulmuştunuz kendinizi. Sonra tekrar 32. kata çıktığınızda koridordaki postere bakıp a-ha adam CEO'ydu yeaaaaa diyen dedeniz miydi acaba?
  • Her insan başkalarını mutlu edebilme gücüne sahiptir derler, bazıları bunu bir odaya girdiklerinde bazıları da odadan ayrıldıklarında yaparlar. So kişisel markanız siz odada yokken arkanızdan söylenenler değildir de nedir.
  • Başarılarınızı bilinir kılmak sizin görevinizdir. Anne-babanız sizi bırak seni başkaları övsün diyerek büyütünce, yıllar sonra yapılan bir kişilik envanterinde 24. sıradaki karakter gücünüz başkalarının sizin yaptıklarınızın farkına varmasını beklediğiniz ve kendinizi özel biri olarak görmeyi tercih etmediğiniz, ilgi çekmekten sakındığınız sonucu çıkabilir. Uyan bebeğim, gerçek dünyaya hoş geldin, ambalaj is everything, content is king, context is God, Coco is Goddes. Allahsızlar! Hımmmm başarılarınızı & kariyer hedeflerinizi seslendirin, duysunlar, bırakın sindirsinler, bir sabah mesai öncesi kahvaltıda sizin kariyerinizden bahsederlerken "Biliyorsun Altar,  Coco İK Mutluluk Stratejisti Direktörlüğü pozisyonunda tek aday olarak değerlendirilmek istiyor zaten bu işi ondan daha iyi yapabilecek biri yok bu gezegende..." falan diyebilirler.
  • Ne istediğin ve bunu buna ulaşmak için ne yaptığın önemli, değerlendirme günü geldiğinde sen Assessment Tanrıları'nın önüne çıkacaksın. Sana kendini geliştirmek için son 2 yılda neler yaptın diyecekler. Okuduğun kitaplar, makaleler, aldığın eğitimler, mentorluklar, belki de koçluk seanslarından, yaptığın gönüllü çalışmalardan, yazdığın blog yazılarından bahsedecek ve diğerleri ile arandaki farktan bahsedeceksin. (Kariyer Kitabı, Assessment Günü; bab:8-21)
  • Görüntünü sabitle, sesini iyi kullan. Haydi ama her durumda aynı sıkıcı ve monoton ses tonunu kullanıyor olamazsın, işe alımda farklı, DM'de farklı, işten çıkış mülakatında farklı ses tonu kullanıyoruz. Head-hunt ve toplantı tonları da var, insanları etkilemek için sesini kullanabilirsin, bak pilotlara. Bunun üzerinde biraz çalış, gerekirse sesini kaydet ve dinle, pratik yap. Görüntü kısmı kritik, kasıntı bir pislik gibi görünmemen için kendi stilini yarat, saçından parmak uçlarına kadar senin olduğun bilinsin. Mesela ben parlak renkli ayakkabılara bayılıyorum, içimde bir kro var, görüşmeye girerken turuncu renkli Nike giyen bir profesyonelim. Biraz çaba lütfen. 
ROMA BİR GÜNDE İNŞA EDİLMEDİ. 
  • İşini yaparken bir değer yarat, farklı yap, senin imzan olduğu belli olsun, oyunu değiştir, fazla iddialı gelmedi umarım. Ben inanıyorum, siz bunu yapabilirsiniz. Kendini tanımlama biçiminiz diğer insanların sizi farklı yerlere koymalarına yardımcı olacaktır. İlle de örnek vermem gerekirse, satın alma departmanında çalışan gözlüklü mühendis Buğrak "Biz kimiz ki, biz eziğiz." diyerek kendinden hem biz diye söz ediyordu(belki de çoklu kişilik bozukluğu vardır belki de mütevazı olmaya çalışıyordur who knows) hem de her görüştüğümüzde sızlanıyordu, Buğrak bir enerji süngeriydi, departmanında ezilen bir emekçi, özgüveni örselenmiş bir pıtırcık, içi çürümüş bir ördek. O duruşu bir düzeltin rica ediyorum.
  • Size birden güçlü yanlarınızı, gelişim alanlarını sorabilirler şaşırma. Senin dünyanda(sizin evreninizde) zayıf yönler diye geçer bizim tarafta gelişmesi gereken alanlar olarak belirir, farkındaysan çoğul kullandım. Gelişmesi gereken alanın yoksa genellikle farkındalığın zayıf algılanır, inan bana gelişmesi gereken alan sorduğumuzda bu alanlar teknik uzmanlıktan daha çok davranışsal değişim ve motivasyonunla ilgilidir. Pazarlamaya dair tutkumun fazla olması gelişim alanım dediğinde kafamdaki ponyler dans etmeye başlıyor.

  • Kendi kişisel markanızı yönetmeye başladığınızda çevrenizden destek alın. Fikrini almaya ihtiyacım var, sence x.... ne olmalı, nasıl yapmalıyım? gibi abidik gubidik sorularla başla. Peki söylesene neden ben? Beni düşününce aklına ne geliyor, sence ben bu sene ne yapsam... Fazla zekisin gibi bir cevap almak tatmin etmiyor. -Tecrübelerini bireysel bazda aktaracak işler yaptığını görmeyi cidden çok isterdim. Bakınız kitlelerle derin bilgilerimi ve maceralarımı paylaşmamı isteyen bir meslektaşımın yanıtı bu olmuştu.
  • Sosyal ağınızı genişletin, barzo gibi atlamayın, yardım istediğinizi, neden istediğinizi anlatan bir ifade barındırsın mesajınız. e-postalarda duygu geçişi limitlidir, kendinizi net, samimi bir şekilde ifade ettiğinizden emin olun, rica edin kibar bir insan gibi. Sesli mesajınızı daha ustalıkla hazırlamayı tercih edin, güzel bir sesiniz var, biliyorum. İhtiyacınız olmadan önce ağ kurduğunuzda daha rahat hareket edersiniz. Mesela Linkedin'de iş arkadaşlarınız için tavsiye yazısı yazın, kibarlık favı gibi onlar da size yazacaktır, ne kekoluk ama işe yarıyor bak.
  • Sanal ortamda hikayenizi iyi anlatın, o linkedin hesapları, o twitter profilleri, facebook sayfaları boşuna değil. 2 bilemedin 3 tıkla kabak gibi ulaşılan profiller var. Recruiter falan kullanıyorsak zaten işe alımda Omen Tonrım, cv'nizin üzerinde halay çekiyoruz haberiniz olmuyor. Kariyerinizdeki kilit projeler, anlamlı geçişler, etkileyici iş birlikleri, eğitimler, ödüller Allah ne verdiyse yapıştırın. Siz bir kariyer yolculuğundasınız ve insanlar bu yolculuğu izliyor, so iyi anlatın. İşten atıldım değil, oradaki maceram sona erdi ve bambaşka bir yolculuğa çıktım, kazanımlarım falan oldu yani, hem tazminatımı aldım hem de diğer şirkette bambaşka bir pozisyonda harikalar yaratma fırsatını buldum(Kimse olumsuz hikaye dinlemek istemiyor, kefaret, acı çekme, hatalardan ders alma ama en önemlisi küllerinden yeniden doğma çok önemli. Ben sevda kuşuyam değil ben Coco Anka Kuşuyum). Geldik mi yine kuş beyinliler bölümümüze.
  • Tekrarlamaya gerek var mı bilmiyorum, başarı hikayeleri geriye doğru yazılır. Unutma savaşın yarısı başarılı görünmektir.
  • Çalıştığınız şirketin marka ve değer yargılarının sizinki ile uyumlu olup olmadığına bir bakın. İşi bulduk da değer yargılarına bakacağız diye söylenenler görüyorum aranızda, onları sağdan dışarı alalım, yolculukları, vizyonları buraya kadar. Olay ufkunuz burada sona eriyor, daha big picture gördüğünüz günler ve gecelerde buluşalım, buradan sonrası için siz yola katırlar ile devam edebilirsiniz. Lideriniz ne diyor, etrafında tek sesliliğe mi yer var yoksa güçlü ama zorlu bir yönetici grubu mu tercih etmiş, bunlar önemli. Prestijli bir marka olması, yan haklar, ücret paketi, etik kodu, eşitlik, ayrımcılık vs. önemli faktörler. Ben daha çok para biliyorsunuz, motivasyonum genelde 5 digit ile başlıyor, genellikle zorlu ve problemli projelerde daha kolay süper kahramanlık yapabiliyorum.
  • Tek bir şirkette ömür boyu çalışacağını sanmak saflık ya da Anadolu'nun ortalarında falan yaşıyorsunuz hayatınız bizim kadar hızlı değil. Gerek yok, bu tip bağlılık genelde senden beklenmiyor. Kariyerini planla rica ediyorum, şehir değiştir(mutlu değilsen bittabi).


Bundan sonra vereceğim tavsiyeler evlilik yolunda kişisel markaya gireceğinden burada bitiriyorum. Unutma iki tavşan kovalarsan ikisi de kaçar, çok multi-task olmana gerek yok, her seferinde bir adım, bir hedef ama hep ileri, yürü beah.

Kişisel Marka Elçiniz,

Coco the Ambassador of Grace



Hanidir dinlemiyoruz, yazının fon müziği;


8 Ocak 2017 Pazar

Mutsuzluk




Ruhi Mücerret-Murat Menteş



Ben yine kitaplık düzenliyorum, 422’ye kadar düşürebildim sayıyı. Hava şartları nedeni ile temizlik profesyonelleri gelmedi, iş başa düştü. Şimdi o saçma düşüncelerini ve hunini bir yere bırak, herkes yeteneğini pazarlar. Sen doktorsan ve bu alanda eğitim aldıysan onu satarsın, ben İK profesyoneliysem yeteneklerimi kiralarlar, Nurten ise olağanüstü bir temizlik canavarı, TLC’de obsesyonlu insanların temizlik yaptığı bir temizlik programı var, onlar gibi bir rahatsızlığı yok ama enerjisi bu iş için doğru. Nurten’in oğlu disleksi, bir gün kahvaltıda Coco’cum benim oğlan sayısal dersleri sevmiyor, spor akademisine hazırlanıyor… şeklinde sızlanırken aslında mühendis olsa iyi olurmuşmuş, ne varmış biraz çalışsınmışmış… dinliyordum. Ah şu anneler, babalar ve hayalleri. Sanat Tarihi okumalıydım ve sanat galerim falan olmalıydı, küratör falan olmalıydım bak arkeoloji demiyorum. 
Acaba disleksisi olabilir mi? diye sordum. Rehber öğretmeni vasıtasıyla test yapıldı, konunun üzerinde durmasını istedim, bir kuzenim vardı, yıllarca divane gibi ders çalışmış, sınavlara hazırlanmıştı ama istediği gibi sonuç vermiyordu. Diğer kuzenimize IQ test yapılmış 75 skoru ile dumura uğratmış, bu sonucu annesinin 6 ay ona hamile olduğunu fark etmemesi ve o ara bilinçsiz bir şekilde antibiyotik ve benzeri ilaçlar kullanmasına vermiştik. Gerçi o da üniversitede okuyor… Aslında olay diğer kuzenimin dikkat bozukluğunun keşfinin yaklaşık 20 yıl sonunda fark edilmesi ve durumun acıklı oluşu ile ilgiliydi. Ailedeki tüm çocukların toplam ders çalışma saatinden daha fazla çalışıyordu, sınavda her şey birbirine giriyordu ve bizimki inanılmaz bir azimle hedefine koşmaya devam ediyordu. Neyse ki bir gün bir kardiyoloji doktoruna gitti, hikaye orada farklı bir yöne akmaya başladı. Bir yandan seviniyorduk artık eskisi kadar ders çalışmak zorunda kalmayacaktı bir yandan üzülüyorduk çok gençti hem kalp için bir ilaç kullanacak hem de yeşil reçeteli başka bir ilaç ile dikkatini toplamak zorunda kalacaktı, tüm hayatı boyunca. 
Sevgili validem zeki olmadığını savunurdu, hafızası çok zayıftı, isimleri hatırlamakta zorlanırdı, bir dönem disleksi olduğunu düşünmüştüm, madem zeka anneden geçiyordu o zaman ben kimin çocuğuyum diyordum, annemin kendine haksızlık ettiği çok açıktı ama bu başka bir hikayenin konusu. 
Nurten’in olayını takip ettim, çocuğun yeteneklerine uygun derslere yönlendirilmesi, sınavlarda kolaylık sağlayacak bölüme transferi, konu ile ilgili kitaplar vs. Güzel gelişmeler oldu yıllar içerisinde, oğlu şu anda istediği bölümde. *gb
Bugüne geri dönecek olursak, evet, önce oğlu hasta oldu, sonra kendi gribal bir durum yaşadı, ben seyahate gittim, so ev temizlenmedi. Eve döndüm, toz sevmiyorum, halı sevmiyorum Logar. Her odada bir kitaplık var, hatta mutfakta bir raf ünitesi var orada da kitaplar. Bir karar aldım, bundan sonra doğum günü olan arkadaşlarıma bu kitapları hediye edeceğim, evet, çok şanslısınız köfteler okunmuş hatta yer yer not alınmış, #coconunefsanekütüphanesi kitapları hediye edeceğim, ben okudum sen de oku, bana ne. 
Hayır istifçi değilim, sadece kitap almazsa ölecek hastalığı var bende. Son 4 haftada 9 kitap okudum, o kitaplar bitecek, bu raflar sadeleşecek, gördüğünüz gibi en büyük hedefim şimdilik bu. O arada bir kitap geçiyor elime, özlü sözlerle dolu, kim bilir nasıl geçti bu elime, kim aldı hatırlamıyorum. Rastgele bir sayfa açıyorum, 186, mutluluk bölümü, Yanak Çocuk geliyor aklıma, biliyorsunuz büyüdü ve Türkiye’nin ilk Mutluluk Danışmanı oldu. Şimdi ne zaman mutlulukla ilgili bir şey söyleyecek olsam aklıma geliyor, buyursunlar;

Mutluluk cesaret verir. (Goethe)
Mutluluk zor bir şeydir, çünkü sadece başkalarını mutlu edince elde edilebilir. (Stuart Cloete)
Mutluluk, masallardaki kapıları ejderhalarla korunan şatolara benzer. Onu fethedebilmek için savaşmamız gerekir. (Alexandre Dumas)
Mutluluk, iyi sağlığa ve kötü hafızaya sahip olmaktır. (Ingrid Bergman)
Mutluluk için umutsuzca mücadele etmeyi bıraksaydık, daha fazla mutlu olabilirdik. (William Feather)
En mutlu insan, başkalarını mutlu eden insandır. (Karl Marx) breh breh breh
Mutluluk bir zevk değil, bir zaferdir. (Zig Ziglar)
Mutlu olmanın iki yolu vardır: Ya isteklerimizi azaltmak ya da imkanlarımızı çoğaltmak. (Benjamin Franklin)
Yanındakini mutlu edersen, uzaktakiler sana gelir. (Çin Atasözü)
Şuna neredeyse inanacağım: Ben nerede değilsem, mutluluk orada. (Thomas Huxley)
Mutluluk, mutsuzluklar arasındaki süreçtir. (Don Marquis)
Mutluluk içimizde. (CMYLMZ)

So bu dünyada her şeyi olan da dertli olmayan da. Nurten mutluydu, oğlu mutluydu, ben mi? Ben de mutluydum, kitap tozları nedeniyle hapşırıyordum ama yine de mutluydum. Bir çok şeye sahiptim, kısmen sağlıklıydım, genellikle sevdiğim işi yaptım, sevdiğim şehirde yaşıyordum. Eeeeee yeni yıl için hedeflerimi de belirlemiştim. İste ve senin olsun mottomdu, tek eksiğim bir ATtı. 
Mutsuz olduğum zamanları düşündüm, motivasyonum içsel dinginliğime bağlı olarak değişim gösteriyordu. Bana göre mutsuzluk plan dışı toplantılar, kötü yapılmış bir kahve, ısrar edilen ve ısrar edilmemesi gereken şeyler, kötü hazırlanmış bir kahvaltı, çırpılmamış yumurta, sinemada arkadaki ayının koltuğa ayağını sürtmesi, öndeki kaya kafa gibi şeyler. 
Mutsuzluk yaramaz, gürültücü bir çocuktur. 
Midenizi cırmalayan kedidir.
Ulaşamadığınız hayalleriniz, mutlu olmaya ulaşmak için sarf etmeniz gereken efordur.
Gayrettir.
Sürekliliktir.
İstikrardır.
Potansiyeldir.
Gizlediğindir, açığa çıkarmak istemediğin. 
Bilmesinlerdir. 
Duymasınlardır. 
Görmesinlerdir. 
Ormanda kimse yokken devrilen ağacın sesidir. 
Ruşen Amca’nın oğlu Sedat’tır. 
Tembelliğindir. 
O kadar da çok arzu etmediğindir. 
Melankolindir.
Sedanter hayatının baskın gelişidir. 
Kolaya kaçmaktır.
Kıskançlıktır. 
Enerji harcamadan elde etmek istediğindir.
Zekana hakaret edercesine düzenli aptallığa maruz kalmaktır. 
Korteks göçü döngüsüne katılamamaktır. 
Anlam aramak ve bulamamaktır. 
Kaybetmektir.
Beklentiyi yüksek tutmaktır. 
Kendine çok yüklenmektir. 
O arabayı alamamaktır. 
Kendini hoyratça sevmektir.
Duygularla barışmamaktır. 
Banyoda çorapla gezerken ayağına su değmesidir evet dostum zemin ıslaktır. 

Mutsuzluğa kafam girsin. 
İyi bir pazar günü dilerim İzlek. 
C.


Kitap Önerisi: Beyin-David Eagleman

1 Ocak 2017 Pazar

Kovulma Sanatı

Yazının fon müziği: Dust in the Wind



Ups



Sizlere bir züğürt tesellisi yazısı yazıyorum çocuklar.
Asistanım valizimi hazırlıyor, minik bir konuşma yapmam için enteresan bir Anadolu şehrine davet edildim. Programımda boşluk vardı neden olmasın dedim ve işte yarın yollarda olacağım. Genç dimağların beynini mıncıklamaya, bal yanaktan almaya gideceğim.

Merhaba, 2017'deyiz. Önümüzde bitirmemiz gereken 365 gün, batırmamız gereken güneşler, yine mi çiçek yine mi güzeliz diye saçmalayacağımız ve b.k gibi fotoğraflar çektireceğimiz okazyonlar var.

Alt komşum 8,6 şiddetinde hapşırdı az önce, dilerseniz hep birlikte kendisine çok yaşa diyelim, sağlıklı, huzurlu falan da yaşasın. Oooooo bakıyorum bugün çok bonkörsünüz, Gök Tanrı yine bütün güzelliğinizi iç organlarınıza vermiş.
Geçen hafta 3 yıllık kalite deneyimi olan bir mühendis geldi ziyarete, işe alımını ekiptekilerden biri yapmış, 1 yıldır şirketteymiş. İK'cıların kendinizi 3 yıl sonra nerede görüyorsunuz sorusuna takılmış, konuya dahil olmak istemiyorum. İK'cılar çok rerörerö, sorular çok saçma vb. konuları sıralıyor.
8500 yıldır İK 7600 yıldır işe alım 6900 yıldır da kariyer yönetimi yapıyorum ama mühendisleri ayrı bir yere koyuyorum bilin. Soruyu diğerlerine soruyor, sonra bana dönüp onay bekliyor mecburen cevap veriyorum çünkü boş vaktim çok. Anlatıyorum işte proje bazlı çalışmak ya da uzun dönem motivasyon mu aklınızda ne var onu anlamaya çalışıyordur belki bunu soran, sonuçta cv üzerinden bize vahiy inmeyecek... Cümlenin sonunun gelmesini beklemiyor, aman yaaaaa yine genellemelere kurban giden bir İK'cı.
-Yorumlarınız kendi deneyimlerinizle sınırlı,
diyorum. Başka bir boyuta geçiyoruz, 3 kez görüşmeye gitmiş, biri de benim eski şirket, oradan konu dağılıyor ve teknik direktörlerden birine laf sokuyor, bilirsiniz profesyonel hayat dedikodularını hiç sevmem. Onu da işten çıkartmışlar, şut ve gol, haklarını alarak tabi.
Oradan da başka bir işten çıkartma vakası için Darcan geliyor, toplantıya gidiyoruz. Yılmış, enerjisi magma seviyesinde, mavi yakalarla iletişimi berbat olan bir Darcan hayal edin şimdi, Levent'ten Mordor'a taşınmış, sorsan İK yapıyor ama ben bunun ardındaki motivasyonu göremiyordum. Darcan bir canlı cenaze.

Öğrenebileceklerini öğrenmişsindir, vücudundaki her hücre sinyal gönderiyordur artık "kurtar bizi, n'olur kurtar, bırak bu işi, adaya yerleşelim." gibi sinyaller, başkalamışsındır, aynılaşmış, hissizleşmiş, umursamayı bırakmış, iyileştirme falan dert değil... Farkındaysanız genel geçer şeyler yazıyorum, böyle hep ben biliyormuş gibi, genellemelere füze rampası girsin gibi, diğerleriyle aynı tadı yakalayın diye. İşte burada başlıyor hikaye, işler senin için iyi gitmiyor, belki farkında bile değilsin. Şirkete bir danışmanlık şirketinin black suitsleri geldi, belki küçülme belki reorganizasyon belki de örgüt üyeliği şüphesi belki de sırf itliğine kovulacaksın beyaz yakalı. Master plana kafam girsin diyebilirsin ya da öngörüsüz sığırlarla çalıştığından LIFO(last in first out) oldun haberin yok. İşte bir sabaaaaaaah, uyandığındaaaaaaaaaaaaaaaa çav Bella çav Bella Çav Çav Ciao. Sen gömmelisin ellerinle beni...

Şutladılar seni, tarih oldun, gömdüler, üzerine bir bardak su içildi, bir veda partisi bile vermediler, hediye bile almadılar, ekranını açamadın, mail gönderemedin, yedeğini almayı düşündüğün dosyaların falan vardı 3 gulfü bir elham iyi gider. Bu nedenle ayık ol, biraz şuur, akıl fikir, öyle seni göndermeye falan kalkarlar, tehdit, aba altından sopa gösterme durumu olur aç avukata sor, SGK'nın hattını ara, İK'nın çirkefleştiği zamanlar olur. Up in the Air falan izle, outplacement da yapmaz herkes. Bazen ikale yoluna giderler falan, olur öyle. Aldın kutunu gidiyorsun, bilmediğim uzaklara, bakarken ardından gitme kal diyemedim şarkısını yolluyorum sana. Olm, hepimiz kovulduk, ölümden sonra en travmatik ve depresyona girme nedenlerinde 2 numaralı seribaşı bir durum. Elbette seni anlıyoruz, keşke bu süreci daha profesyonel yönetselerdi ama mutlu aşk varsa da mutlu son yoktur. Hiçbir şirketin kovuyoruz ama arkadaşlarımıza harika bir deneyim yaşatıyoruz başlıklı röportajını okumadık kabul et.
Eve geldin, belki arabanla olmadı taksi, arkadaşın gelip aldı belki, servisi de beklemiş olabilirsin. Duvarlara, annene, babana, sevgiline durumu açıklamaya geldi sıra. Telefonunu kemirebilirsin stresten, ilk şoku atlatman sabahı bulur belki. Sana birkaç gün veriyoruz toparlanman için haklı nedenle yüz kızartıcı bir şekilde gitmediysen haklarını verecekler, dava sürecini düşünüp ekstra ödeme yapan da duydum, haklarını aldıktan sonra işe iade davası açan da oluyor, köprüleri yakan da. Bir süre işsizlik maaşı alacaksın. Izy'nin Polyanna bakış açısı ile bakalım olaya, derin bir nefes al, boşluğu düşün, evet;
  • Haydi ama o iş sana göre değildi zaten.
  • Rutinden ve durağandan kurtuldun, kafan açılır biraz.  
  • Gülümsemesi iş kazasına benzeyen, sinsi iş arkadaşlarından uzaklaştın fena mı?
  • Kim gerçek arkadaşınmış, dostunmuş görürsün şimdi, Hilmi Önal kimmiş görsünler. 
  • İlk birkaç hafta istediğin gibi uyursun, uzun kahvaltılar, hafta içi İstanbul'da(optional siz kendi şehrinizde) gezersin. 
  • Bu işe nasıl alındığını değerlendirirsin, işe girerken yaptığın hata var mıydı acaba, karar verirken neleri göz önünde bulundurdun, vaat edilen neydi, gerçekleşen ne oldu, beklenti??? Ne haldeyiz, neyiz ve nerelerdeyiz şimdi... 
  • Ne zamandır görüşme talep eden şirketle falan görüş, cv'ni güncelle, bak bakalım hala aynı kariyere mi devam etmek istiyorsun, düşün bakalım sen, sonra bana haber ver ama.
  • Rüyalarındaki iş mi yoksa laylaylom günü geçireceğin dertsiz tasasız günler mi, bir şeyleri başarma isteği mi, ait olma isteği mi, projeyi bitirip tiyatrocu selamı mı vermek mi?
  • Güçlü hissedersin yani bence hisset, geriye bakma artık, iş devri yapmayacaksın bir kere akıllım. Ne yapıyorlarsa yapsınlar, naftalin ağız kokulu Nevzat, sümüklü Betty hiçbirini görmeyeceksin. 


Hayat sizin, harcayın. Kariyer dik bir yokuş ama siz 4. seviyede akciğer sorunu olan bir hastasınız, sonrası terminal hastası olma u know. Bugünlük konsültasyonumuz bu kadar. Mor oje sürdürüp yola çıkmalıyım. 

Görüşelim mutlaka bana yazın ne zaman isterseniz. 
Kendinize elit bakın.
Coco





10 Aralık 2016 Cumartesi

Elveda 2016

Merhaba Sevgili İzlek,
Aralık ayı geldiğine göre elimi çabuk tutup bir klişe yazı yazmalıyım dedim. Sabırsızlıkla bu yılın özetini istediğini biliyorum.




İyiyim, iyiyim. 


Ayakta kalmanın, biraz yıkılmanın verdiği haklı gurur içerisindeyim. Bu yıl yaşlandım hem de fark edilir bir şekilde. Zirve'de Dicle ile karşılaştım, gel sana sarılayım ve enerjin bana geçsin dedi, enerjimden bir şey kaybetmedim ancak yaşlandım.
Bu yıl hayatta kaldım.
Bu yıl 2 arkadaşım öldü, biri intihar etti, tam kalbine nişan aldı, silahı nereden buldu hiçbir fikrim yok.
Bu yıl tümörünüz iyi huylu haberini aldım. Tümörünüz iyi huylu olunca da kötü huylu olunca da ona isim takma isteği duyuyorsunuz ve bu isim Marla olmuyor emin olunuz.
Bu yıl 132 terfi de söz sahibiydim, zorlu bir süreçti, içinde olmaktan çok mutlu oldum, adaylardan biri sonuçla baş edemedi, yöneticisi ve üst yöneticisi devreye girdi. Direktörüm beni onlarla bıraktı, olması gerektiği gibi. Bu benim için challenge bile değildi, ilkokul bitmeden Savaş Sanatı'nı bitiren biriyle tartışmayın.
Danışmanlığını yaptığım şirketlerden biri için işe alım tasarımı yaptım, plazanın dışına çıktım, konfor alanımdan uzaklaştım, hoşlanmadım ama sonuna kadar gittim. Şampanya patlattık, kutladık, sonuç iyiydi.
Bağlantılarım nedeniyle görev alanı dışında 27 kişinin işe yerleştirilmesinde rol oynadım, gelsin sevap points.
2 arkadaşımın düğününe katılmadım.
Güven sorunlarım açığa çıktı, gelecek kaygısı taşımıyorum bunun yanında anlam arayışım Allahuekber Dağları seviyesine çıktı.
Savaşmaya devam ettim, ekiptekilerin hayatını kolaylaştırdım. Aynı zamanda birlikte iş yaptığım yöneticilerin hayatlarını ise zorlaştırdım, kalın bir çizgi çekip kendi bahçelerinde oynamaları gerektiğini İK'cılık oynamaya kalktıklarında ise başlarına geleceklerden sorumlu olmadığımı net bir şekilde ifade ettim.
Görüşmeler sırasında adaylardan olumlu geri bildirimler aldım, enteresan şekilde teşekkür edip durdular. Mülakattan keyif alıyorlardı, assessmentlar konusunda bakış açıları falan değişmiş. Haliyle coşkuyu siz İzlekler ile anlık olarak twitter'da paylaştım.
Kilo aldım, kilo verdim.
Kitap okudum.
Evden çalıştım çoğu zaman.
2016 için koyduğum hedefleri gerçekleştirdim. Ok, tamam, ilk 3'ü dışındakileri gerçi kitabın 1. bölüm başlığını attım, bence bitti gibi düşünebiliriz.

Ocak ayında ölüm haberleri klişesi ile başlayıp, siyasi gerginlikler, bizans oyunları, çirkinlikler akıp durdu. 2016, 1897 yıldır devam ediyormuş gibi geldi ama bu onun suçu değildi. Rölativite.





2017'de 2018'in işlerinin bir kısmını bitirdiğim için, asal sayılı yıllarda çalışmama prensibine devam edebilirim gibi sanki. O tabloyu bitirdim 4 sene sonra, sergiye gittim, 1-2 kez yemek yaptım, evi daha minimal hale getirdim, 10 kitap hedefini tutturdum ve 17 kitap aldım, anlamsız şekilde alışveriş yaptım. 
Beni headhuntladılar, avladılar beni. 
Amele gibi araba kullanmaya devam ettim, gün ışığına hasret kaldım. 
Pazarlama ekibine ayar verdim. 
İş görüşmesine bir kez gittim, direktör bana iş kitlemeye çalışırken dünyanın en dandik anlaşmasını yaptık. Keriz danışmanlığı verdim bir şirkete. 
2 kez kan verdim, Mısır'a gidemedim.
Btw, sevgilimden ayrıldım. Hıııı, bilmiyorsunuz. 
Yolda sevdiğim bir şarkı duyduğumda gülümsedim. 
Şirkette her sabah günaydın diyerek insanları günaydın demeye ve medenileşmeye zorladım. İK'nın sevilen yüzü oldum. 

NE İSTİYORUM;
Bloga yazdığım şeyler gerçek olduğundan kendimi Bastian Balthasar Bux gibi hissediyorum. Guyz, yeter artık, denize bakan bir ofisim olsun istiyorum bunu temin edin artık lütfen. Bir süre Uzak Doğu seyahatine gidip benden haber alamamanızı da istiyorum, kiraz çiçeği festivali falan da olur. Hediye alınan çiçeklerin ölmemesini istiyorum, ben bir çiçek katiliyim, 2017'de bana çiçek alın ama ölmesinler. 
Arabam Gaye(evet adı bu) artık arıza uyarısı vermesin, Coco hava soğuk kayabilirsin demesin, şom ağızlılık yapmasın mesela. 
İK devam edebilir, sorun yok biraz zorlasalar başka alana kayacak gibi bir halim de yok değil. Nedense bir fluluk var iş ile ilgili hedefler koymakta zorlanıyorum, daha fazla işe alım yerine bu sene anlamlı 2 işe yerleştirme yapayım, 42 koçluk, hah belki şatoda atlarla liderlik eğitimi var beni ona göndersinler, evet. 
Hepiniz için huzur, sağlık, akıl fikir diliyorum, potansiyelinizi ortaya çıkaran, zeka yükselten yöneticiler, sizleri zorlayacak ekip arkadaşları, sevip sarmalayacak aşk böcükleri ve ölenler için anıtsal mezarlar çünkü sizler iz bırakmayı seversiniz. 
Mont Blanc ve Lamy aldığım için bu yıl kendime Sevan Bıçakçı yüzüğü sahip olma hedefi koydum, maddi olarak gayet tatlı bir hedef kanımca. 

Camon Santa, bu yıl çok uslu bir çocuk oldum, mutlu olmak benim de hakkım. 

Öperler,
K2'nin Coco'su

4 Aralık 2016 Pazar

Aday Süreçten Çekildi

Neeeeeeeey????
Evet doğru okudunuz Sevgili İzlek. Çatırt.
İK'cının kalbinin kırılmasıydı duyduğunuz bu ses. Bizim kalbimiz olmadığını düşünüyorsunuz, aslında haklısınız, bizde kalp yerine patates var.










Kariyer portalında ya da şirketin primitif excel kayıtlarının tutulduğu işe alımın takip edildiği dosyada ki genelde adı; İşe Alım Aday Takip, Açık Pozisyonlar, Databeyz... gibi aşırı cool isimlerden olur. Ben genelde Orta Dünya'dan isimler seçerdim, orkların yaşadığı yerler falan bittabi bu şehir dışında olmama göre şekil değiştirirdi.
Biliyorsunuz son dönemde bir şoförüm yok, amele gibi araba kullanarak departmana ulaşıyorum. Akşam dönerken bir arkadaşım önce mesaj attı, ardından beklemeye sabrı yokmuş ki aradı. Cococuuuuummmmm, n'aber? 1,5 günlüğüne bir proje yapacağız 5 hane dedi, sonrasını hatırlamıyorum, şaka şaka şehir dışında toplantım olduğu için kabul edemeyeceğimi söyledim, sonra yol boyunca ağladım, neden 6 hane değil neden, neden, neden...
İşte hikayemiz burada başlıyor, gözyaşları arasında yola bakarken  bir dalgalanma yaşıyor ve geçmişte yolculuğumuza süzülüyorduk.
Hayatımda işe alımla ilgili iki kırılma noktası var, biri bir ilaç firması ile yaptığım görüşme daha doğrusu yapamadığım. 24 kişilik yönetim kurulunun toplanacağı bir masanın bulunduğu odada 45 dakika boyunca görüşmecinin gelmesini bekledim. Bıyıklı bir amca geldi, adı Haydar, s.kt.r be Haydar isimli İK'cı mı olur lafı oradan kalma. Arkadaşlar Haydar isimli paşa olur, gar olur ama İK'cı olmaz. O lavuk 45 dakika bekletti, hiçbir açıklama yapmadı ve 10 dakika süren bir görüşme sonrasında beni serbest bıraktı. Hayatımın en saçma ve en b.ktan anlarından biriydi. Nasıl bir görüşme yapmayacağımı biliyordum artık.
İkinci kırılma noktası ise BJK plazada çok tatlı bir teyze ile(60 yaşında bir danışman adeta İK'nın Betül Mardin'i gibi bir şey düşünün) yaptığım görüşme. İlk yılın sonlarındayım ve headhunt numaraları ile bana ulaştılar. Bekleme salonunda bir görevli geldi, ne içmek istersiniz diye sordu, su istedim çünkü o zamanlarda da çaya tahammülüm yoktu. "Memnuniyetle" cevabı sonrasında beni başka bir odaya aldılar ve yıllar sonra hatırlayacağım nitelikte bir görüşme yaptık. Daha iyisini bundan önceki işimde yapacaktım ama o, başka bir hikayenin konusu:

En iyilerle çalışmak için en iyileri işe almanız gerekir. 

En büyük fucked up moment hikayemi biliyorsunuz bünyesinde işçi ölümlerinin yaşandığı bir inşaat firmasına şehir dışından bir aday yönlendirmiş, tüm detayları müşteri firmanın yöneticisi(danışmanlık şirketinin eski çalışanı olan o kazulet kadınla) paylaşmıştım. Görüşme cumartesi günü yapılacaktı ve yönetici o görüşmeye gitmedi, aday kapıda kaldı, kadın umursamadı. Aman Tanrım! Cumartesi ya da hafta sonu diyelim çalışılan işyerlerinde çalışma noktasında motivasyonumun yüksek olduğu söylenemez. Bir adaya bunu yaşattığım için iç organlarım büzüşmüş, bu durumun telafisinin olmadığı gerçeğiyle canlı canlı solucanlarla dolu bir toprağa gömülmüş gibiydim. Utanıyordum hem de başkasının adına, bu ne biçim ayna nöron, bu ne biçim etik anlayışıydı.
Aradan yıllar geçti, aday takip konusunda hassasiyetim devam etti, hatta o kadar ki benimle görüşecek adaylar asla beni bekleyemez, askeri disiplin, 00 geçe toplantı odasında olurum, yöneticiler beni lafa tutamaz, uçak kaçırılamaz, görüşmede adaya kötü davrananın aklını alırım. Bu yüzdendir ki herhangi bir yönetici görüşmeye katılacaksa bunun eğitimini almış mı sorarım, almadıysa direkt eğitim öneririm, sektöre katkı sağlarım ama asıl amaç o öküz, o kendini beğenmiş, o hırbo tipin adaya saçma sapan bir şey söyleyerek skandal yaratmasını önlemek evet bunu amaçlarım. Proaktif babandır. Marka elçisiyim ben, ben çok iyi direktörüm, çok güzel sorular sorarım... tarzında gerzek ifadeler emin olun bizi etkilemiyor, para-çokomel-yetkinlik bazlı mülakat eğitimi.

Şimdi size bir zamanlar birlikte çalıştığım direktör seviyesindeki Mümtaz'dan bahsedeceğim. Mümtaz talihin kötü bir oyunu sonrasında ölen dedesinin ismini ölene kadar taşıması için seçilmiş, hasbelkader bir yerlerde bir şeyler yapıp sonrasında kovularak falan o şirkete gelmiş, fiziksel olarak atanamayan Demir Demirkan gibi düşünebilirsiniz. Ben bundan sonra kendisine Demir diyeceğim izninizle, tarif edeyim, bir zamanlar saçları varmış ama artık yok, hafif bir göbek, kötü ceketler giyen, kafasının içerisinde çizgifilmden bir dünya olan bir adem. Kısa liste, uzun liste gibi listelerle uğraşmayayım diye kendisine bir çekmece oluşturup, cv'leri de oraya atmıştım, ilgiyi çok seven bu arkadaşa oyun alanı yaratmam gerekiyordu. Gerçi bu oyun her geçen gün daha saçma bir hal alacaktı ancak benim bundan haberim yoktu, henüz.
Önce portaldan kendisine şifre atadım, kullanıcı adı bilmem ne. Şifresi ile giremeyince beni aradı, mühendisti ve bu çok mantıklı gelmiyordu. Yanına gittim, "Demir123 yapmıştım ama şu anda giremiyorum" dedi. Shit. Bana ne söylüyorsun ya, ayarsız tospaha, sonra keşfettik ki yanlış linkten giriyormuş. Sorunu çözdüm, ertesi gün İK'ya izin formu vermek için gelmişmiş de bana uğramışmış, herkes bana aşık şakası yapardım ama yeri ve zamanı değil.
"Adaylar telefonda nasıl tepki veriyorlar, heyecanlılar mı?" sorusu ile hem beni hem ekibi paralize etmeyi başardı mesela. Bir sonraki gün "Nasıl? Güzel cv seçmiş miyim?" diye soruyordu, projenin bitmesine 56 gün vardı ve benim sabrımın o kadar dayanıp dayanamayacağını bilemiyordum. Güzel mi seçmek bakın bu noktada kafamda MFÖ-Peki Peki Anladık çalmaya başlıyordu.
Pozisyon renkli, yönetici seviyesi bir pozisyondu, ilk tur adaylarını görmeye başlamıştık, görüşmeye benimle birlikte girmeyi istedi, moderasyon bende olmalıymış, ona da peki. O yokken adayları ben görüyordum, 2. görüşme için geldiğinde "Sen katılmıyor musun :(" tribi ile karşılaşıyordum. Vay anasını sayın seyirciler. Asistan, "Komiksin Coco, sorular hazırlamıştı ve senin de onu görmeni ve takdir etmeni bekliyordu, yıkıldı." diyordu. Ben şok, ben vefad.
3. haftada görüşmeye ekibini de eklemek istedi, alışılmışın dışında bir uygulama. Sorduğum ilk soru ekibinizde mülakat teknikleri eğitimi alan var mı, bu arkadaşların kendi iş arkadaşlarını seçebileceklerine inanıyor musunuz son olarak direktörün onayını aldınız mı? Arkasından Ceza'nın maykrofon şov yapar gibi hızlı konuşma tarzı ile yanlış işe alım maliyeti nutku attım. Direktörden onay almadan ilerlemeyecektim, istediği kadar iyi niyetli ve kafası high olursa olsun, bu kadar köylülüğü kaldırmıyordu bünyem.
4. hafta adaylardan biri bir mail attı, süreçten çekiliyorum, görüşmede negatif enerji aldım tarzında bir açıklama ile. Acıttı. Demir idiotu adayı olumsuz değerlendirmiş, görüşmenin bitmesini beklemeden pozisyon için neden olmayacağınının sinyallerini vermiş adayı kazanmak için hamle yapmamıştı. Odada olmadığım için adaydan bilgi aldım, Demir'den bilgi aldım, direktörü bilgilendirdim.
Bitti sanıyorsun ama daha bitmedi, o şaşkoloz bir görüşmeye devam ederken ben, ekibini alıp görüşmeyi bastı. Ekip "Coco Hanım, sizi bastık eki eki" diye şaka yapmaya çalışırken adaya "Anladığım kadarı ile yöneticimiz ekiple sizi tanıştırmak istiyor." dedim(çok iyi salağa yatarım, iq'um 156 puan birden düşmüştü). Hınını ya altın gününe çevirdiler görüşmeyi, yok samimi havada geçecekmiş yok bilmem ne, biri telefonuyla oynar, biri bilgisayarına bakar, aday kime konuşacağını bilemez halde... Görüşme sonrası benim yüz ifademden hiçbir şey anlaşılmadığını söylediler, bravo en azından bu kadar zeka pırıltısı vardı.
Siz bizi sevmediniz gibi bir yorum yaptı biri, "Sevmek???" diye sordum. Ne sevmesi ya! Ne sevmesi embesil insan, adayın aklını aldınız strese girdi. "Ben insan sevmem dedim. Zorunda kalmadıkça."
5. hafta yine bir görüşmeye takımıyla girdi, ben başka bir toplantıdaydım, adayı harcamayın uyarısı yapıp diğer toplantıya katıldım. Dönüşte adayın "Nesini beğendin?" sorusu ile karşıladılar. Ben de kuruma - kültüre uyum sağlama durumu, yetkinlikleri, değişim falan, kariyer planı, güçlü yönleri falan filan anlattım. Yaptığı iş bizim işimizden biraz küçük, ık bık, mühendis ama keşke biraz da şöyle olsa falan... Baktım sayıyor da sayıyor paşam, sonuna kadar dinleyip;
Neler arzu ettiğinizi anlıyor ve atomlarıma ayrılıyorum dedim. İstediğiniz bu özellikleri taşıyan bir adayı rahatlıkla headhunt yapar ve bulurum ancak sizin şirketiniz adaya teklif yapabilecek kadar güçlü değil, havuçlarınız sınırlı, elde tutma konusunda ise haliniz... dedim. Yaşlı teyze yani en azında Boğaziçi mezunu olsaydı dediğinde kayış koptu, keşke olsaydı dedim ama HALAMIN DA BIYIKLARI OLSA AMCAM OLURDU, bu pek mümkün değil gibi dedim, nefesimi tutarak ölmeye çalıştım ama ölmedim. 
Aday küsmüştü, bu yetersizlerin verdiği tepkiler adayın ameliyatlı yerine gelmişti, firmanın imajı, işveren markası zımbırtıları, süslü formlar, hazırlanan videolar, memnuniyet anketleri, o havalı görseller, o minnoş lansmanlar at at at at at hepsini çöpe at. Çünkü senin o görgüsüz, o kendini beğenmiş, o delujınıl çalışanların benim A+ mülakatımı sabote etti. Aday süreçten çekilmesin de ne yapsın. Kendini tutmuş usturuplu usturuplu yazmış, ben olsam CEO'ya yazarım, twitter'da yazarım, mülakatta kusarım. Seda Sayan'ın Sen Kimsin! videosunun tiradını atarım. Herkes akıllı olacak.

Bir İK'cının demotive olduğu anlardan biridir aslına bakarsan, adayı aramış bulmuş ya da ilandan bulmuştur, pozisyon kapanmak üzeredir, aday telefon mülakatında süreçten çekilir, iğneli epilasyon gibi bir acı yaratır bu.
Görüşme yapılır, 2. veya 3. görüşmede ayrılmak ister, böyle kapsül gibi, uzaya doğru(atmosferden yani) gittikçe adaylar uzaklaşır, bunun acısı kabak çekirdeği yerken son çekirdeğin acı çıkması gibidir, kekremsi, leş.
En kötüsü teklif sonrasında teklifi reddeden, revize edildiğinde bile reddeden adaylar yüzünden yaşanır. Böyle kayak yaparken ayağını kırmış gibi acıtır.
Son nokta ise her şey yolunda giderken ekipten(İK dışında) birilerinin sabotajıdır. Bu acıyı tarif etmem gerekirse yaraya tuz basmak falan değil bildiğin MANKURT olayıdır. Bilinç falan komple gidiyor, öyle büyük bir acı çöllerde akılsız geziniyorsun. Camooonnn mankurtu bilmiyor olamazsın.





Hayat devam ediyor tabi, benzer hikayeleri yaşayan dostlarım da var. Demir'e ne olduğunu soruyorsun değil mi, bir Güney Afrika seyahatinde düştü, boynunu kırdı ve felç oldu, o pozisyon doldu hatta Demir'in yerine geçti yeni gelen, ekibindeki o iki kıt zekalıyı şutladık, komple değişim iyi geldi missss. Bana Karma yok diyemezsiniz.

Yöneticiler vardır, kafada beyin, kafada saç, göğüs kafesinde kalp.
Yöneticiler vardır, adaya hamile kalmayı düşünüyor musun diye soran nüfus memuru kılıklı.
Yöneticiler vardır, hayatında iz bırakır, sevgiyle anarsın, ölünce üzülürsün.
Yöneticiler vardır, yenge karşısında biraz kılıbıksın galiba diyen.
Yöneticiler vardır, şuursuz, denyo, oç, yöneticiler vardır git iş görüşmesi yap burada seni harcayacaklar diyen.
Yöneticiler vardır, insan taklidi yapan, adaya aday gibi davranan, iyi soru soran, şirketin marka elçisi olan, işini seven.
Yöneticiler vardır iyi halay çeken.
Bir de bu maymundan iki gün önce doğan tipler vardır, sinirlendim yine.

Adaylar süreçten çekilir,
Çalışanlar istifa eder,
En yakın arkadaşlar ölür,
Yetenekler kaçar,
Yetenek olmayanlar şutlanır,
Şişko olanlara her zaman güvenilir ve sırlar anlatılır.

Evet Sevgili İzlek,
Ben Coco, erken dönem ezilmişlerin ve kötü işe alımcılara maruz kalmışların Azizesi ve harikulade Prenses. Umuyorum ki en sevdiğin işi yaparsın.
Sevgiler,
Coco

9 Kasım 2016 Çarşamba

Bize de mi Rotasyon?

Yazının fon müziği: Radiohead Fade Out





Bu yazı yıllar içerisinde Selami Şahin'in peruğu kadar gelişim gösteremeyen beyaz yakalı çalışanlara gelsin. Keltoş, alınganlık yapma, cevher olan yerde ot bitmez, iq'un 7,6 ama seni böyle de seviyoruz.

Teyzem telefon etti, evladım siz niye öyle fotoğraflar çektiriyorsunuz konferansta diye serzenişte bulundu, ona göre konferans aşırı önemli bir olay.

Oturumdan çıktım, düşünüyorum, buradayım ve hala para kazanmaya devam ediyorum, son zamanların motivasyonu bu şekerim, beğenmeyen oğluna almasın. Ceyda bir yandan gülüyordu bir yandan da "Coco, senin şu iş görüşmelerinde işe başlarım ancak bilmeniz gereken bir konu var, yıl içerisinde 16 tane İK organizasyonuna önceden kayıt yaptırdım, yerseniz." demene hastayım diyordu.

Bence hayat güzel, ayrıca siz istemezseniz olmaz. Ben istedim, ben hala istiyorum, Kara Kule köşe ofis, 26. kat civarları, o pozisyon benim için marine ediliyor, bunu hissedebiliyorum. Son zamanlarda ModernEast binasını gözüme kestirdim.
Programım çok iyi hazırlanmış durumda, çok minnoş, canavar bir asistanım, ofisimde bir papağanım, şoförü olmayan bir arabam var. Buna da şükür. Bu aralar en büyük korkum bir sabah geldiğimde papağanı ölü bulmak, hatırlayın küçükken beslediğim tüm hayvanlar ölmüş ve bahçeyi hayvan mezarlığına çevirmiştik. Ben onlara zirveye gideceğim dediğimde onlar da bana "odanda papağan olacak" dediler, ne kadar zor olabilirdi ki? En fazla ölürdü. Köpek mezarlığına gömerdik.

İşim bitti, ofisten çıktım. Minimum 35 dakika süren bir yolculuk maksimum 1,5 saate çıkıyordu, ekiptekilerle her hafta yolculuk ettiğim biri oluyor, salı günleri Hector'un günü, genelde Buyaka'ya gidiyoruz. Bugün sevgilisinden ayrılacak. İşe odaklandığı bir dönem olduğu için kız arkadaşına zaman ayıramıyormuş, ah bu gençler, yok artık. Hector ile roadtrip koçluğu yapıyoruz, hiçbir şey yazılmıyor, yol boyunca kendi sorularına cevaplar bulmasını bekliyorum, araba koçluğu çok özel bir alan, niş, yerseniz, ben uydurdum. Kendisi über tatlı bir insan, ekipte olmasını arzu edeceğiniz, enerjisi ve motivasyonu yüksek, etrafa pozitif pıtırcıklar saçan hatta neşeli falan bir arkadaşımız. En olmadık zamanlarda "Coco size kabak tatlısı getirdim" falan diyor, Hector bizim kıymetlimiss guyz. İş ile ilgili stresi var, yeni direktör geldiğinde kendisi ve ekibin kalanı ile konuşmuş, sonra yeni organizasyon yapılanması diyerek depromote edilmiş, ücret aynı seviyede bırakılmış, sizin anlayacağınız rütbesi düşürülmüş. Moraller yerle bir tabii, buna rağmen iş odağının yanında hizmet odağını sürdürüyor, hayatımızın bir yerinde zor ve öküz yönetici ile çalışıyor ve tanışıyoruz sanırım. Onun hikayesi yeni direktör gelince başlamış. Ben ise daha sonra katılıyordum onlara ve katılmamla birlikte ofiste yine bir hicret başlıyor, İK yer değiştiriyordu. Mühendislerden biri gelip rotasyon mu yaptınız diye soruyordu. Rotasyon, rotasyon, rotasyon... Ben 3 kez rotasyon deyince ekranın dalgalanmaya başlamış olması gerekli, umarım olmuştur.

İzleklerden biri sordu, rotasyon nedir, neden atılır diye. Öncelikle benim ex de rotasyona maruz kalmıştı, bazen güle oynaya bazen de seve seve rotasyona gidilir. Bu yol ayrılık yoludur aslında, tek çaremiz ayrılmaktır ama çalışanı kaybetmemek adına gel seni bir rotasyona gönderelim kafan açılsın, nefes al denilir. Şut'dan önceki son duraktır kötü senaryoda. İyi senaryoda ise çalışanımız yetenek olarak tanımlanan ve şirketinin %95,7'lik kesiminden(küsüratlı salladım çok da şey yapmayın) daha etkili bir birey olarak konumlanır. Gelişim, değişim, liderlik, ıvır-zıvır nedeni ile diğer birimlerde görev alması sağlanır, ileride daha büyük katkılar sağlayacak, o olmadığı zaman yeri doldurulmakta zorlanılacaktır. Tabii siz bunu nereden bileceksiniz.




Kariyer Yönetimi tarafında süreç şöyle gider:
  1. Unvan tanımlama, güncelleme, hede hödö kontrolü.
  2. Kariyer yolunun oluşturulması ve kritik olarak tanımlanan görevlerin belirlenmesi.
  3. Atamaların belirlenmesi, yatay & dikey rotasyon(kımıl kımıl bir şeyler oldu hissettiniz mi)
  4. Terfi edecek kişilerin belirlenmesi.
  5. Yedekleme zımbırtısının belirlenmesi. 
  6. Gelişim Merkezi tanrılarının devreye girmesi. 
  7. Çalışanlara koçluk yapılması, mentorluk, danışmanlık falan yapılması. 
  8. Yetenek Konseyi toparlama. 
  9. Raporlar, İstiklal Marşı, kapanış. 
Olabildiğince primat bir sıra izledim. Ama diyelim ki idealden uzak bir tablo var, yönetici arıza ya da ast arıza, çatışma yönetimi kısmı felaket, ilişki yönetimi, ekip geliştirme falan zombi apokolipsi. 

O ZAMAN NE OLUR?

Çalışan ya da yönetici İK'ya koşar, olmuyor Azizim ben bu denyoyla yapamıyorum, KPI'lar tutmuyor, tutum ve davranışları değiştiremiyorum, ekibimde istemiyorum, farklılık yönetemeyen çapsız biriyim falan der. 
Önümüzde gidecek taşlı yollar, iki ucu b.klu değnekler vardır ve bu su hiç durmaz. Çalışanı kaybetmemek adına rotasyon seçeneği kutsal bir ışıkla belirir. Rotasyon Kitabı'nı açarız ve içinden rastgele bir departman seçeriz, askdlaşskjşlsdkjfşsldkf şaka yapıyorum elbette böyle bir kitap yok. Acaba? 

Gizli ajanda yönetmek bir yandan keyifli iken bir yandan da streslidir. Alfons ekibindeki Merve ile anlaşamıyor, neler beklediğini anlatmamış, Q3 projeleri çok yoğunken Merve gitmiş rinoplasti operasyonu geçirmiş. Alfons'un beklentisi ise ameliyat olmadan önce ona sormasıymış, detayları da kaçırıyormuş, artık kendisi ile çalışamazmış falan filan şampiyon Milan. Merve'ye şirket içerisinde alakasız ancak onu şutlamayacak uzman pozisyonları aradık. Merve Hector'un eski sevgilisi, gördüğünüz gibi şirket değil Dallas. Hector'a rotasyon yapılmadı tabii. Merve'nin süreci hassas yürütüldü. Önce kurban bir direktör bulduk, uzman seviyesinde açacağı pozisyonun iş tanımını istedik, yetkinlikler ne olmalı onu konuştuk, ilan çıkmadan önce Alfons ile Direktör X'i buluşturduk, aralarında anlaşana kadar bekledik. Moderasyon ne sıkıcı iş yeaaa. Neyse ikisi onay verdi, konuyu Merve ile bir araya geldiğimiz toplantıda Merve'ye açtık, ne pis bir iştir. Çalışanın kendisini yetersiz hissetmeden şirket içerisinde bir asset olarak... ABV cümleyi toparlayamaz haldeyim şu an. Neyse Merve kabul etti, motivasyonu ilk zamanlar durağandı, gerisi başka bir hikayenin konusu. 

Birlikte çalıştığımız yöneticilerden beklentilerimiz arasında stratejiyi etkin bir şekilde 
yürütsün, doğru kişiyi doğru yerde konumlandırsın, onu etkili bir şekilde yönetsin, mükemmel performansını ödüllendirsin, kötü performansını iyileştirsin, çalışanları geliştirsin vs. yer alıyor.

Potansiyeli ortaya çıkartsın, zeka çoğaltsın... Durup dururken rotasyon isteği gelmez, ya bir sabah kahvaltıda yöneticileriniz sizin ışığınızdan bahsediyordur ve gelecek vaadi olduğu için bu hamleyi yapıyordur ya da tazminat konusu vardır, içerideki imaj da bozulmasın diye bu tip bir şeye gidiyordur. So, pireye kızıp yorgan yakmanız tavsiye edilmez. Bu tip bir karar veriyorsanız bu departmandan ayrılmak istiyorum, beni köreltiyor, beni anlamıyor, iq'um gün bazında düşüyor dediğiniz noktada geçtiğiniz yerde bulunan stres noktalarını yönetmeniz gerekeceği gerçeğini unutmayın pls.
Yaptığınız her hamle, attığınız her adım size kariyer engeli olarak geri dönecek, yakın gelecekte arızalarla uğraşmanıza neden olacaktır. Şüphesiz ki inananlar için bunda dersler vardır.
(Kariyer Kitabı, bab 7 üzerine 11:2)
Mezmurlar 3:6 ne der?
Hatırlayalım: Korkum yok çevremi saran binlerce düşmandan.

Son olarak bu yazının konferans bilimselliği ile bitmesi için;

823 uluslararası yöneticiye sormuşlar, kariyerlerinde potansiyellerini ortaya çıkartmaya yardımcı olan faktörler için verilen cevaba gel;
%71 zorlayıcı görev demiş,
%49'u iş rotasyonu ve kişisel mentor demiş. Toplayınca %120 yapıyor farkındayım, sunumu başar baltaş yaptı, hatırlayın, annesi ve babası da sunumu izlemişlerdi veli olarak. Ve ben bu sunumu izlememe rağmen hala 152 iq ile sizlerle birlikteyim.

Gitmem gerek. Daha Marketing Director'un saçma branding fikirlerini çürüteceğim.

Rotasyondan sorumlu Senior Hr Head'iniz,
Coco

P.S. Elbette ben sizi tutuyorum.

5 Kasım 2016 Cumartesi

People Make The Brand

Employer Branding Conference, yani diyor ki BU, İŞİNİ PSİKOPATLIK DÜZEYİNDE SEVENLER için.






Kafam: Güzel
Hava: Ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde
Çanta: Bugüne kadar tasarlananların en sevimlisi
Yaka Kartı: Tam istediğim gibi
Ajanda: Kapağındaki insanların yüzlerine çizim yapmaya müsait bütün keltoşların artık saçı var sayemde
Kitle: Elit, very berry elit, çok gençler ile oldukça yaşlıları da bir araya getirmiş
Mekan: Shangri La, ben çok severim siz de sevin

Yılın en organizasyonu bol dönemine girdik, bütçeler onaylandı, yeni pozisyonlar için go dendi, buna rağmen kasada hala harcanmayan ancak eritilmesi gereken paracıklar olduğundan bazı şirketler çalışanlarını zirvelere göndermeye başladı. Ben mi? Tatlıııııııım, benim yüksek mevkilerde tanıdıklarım var ve kişisel davetli olarak gittim. Dolayısıyla çok mutluydum.
Uyandım, bugün işe gitmeyecektim, ekip zaten her şeyi hallediyor, küçük ik canavarları yetiştiriyorum, bilseniz ne keyifli. Her gün suluyorum onları, davranış değişikliği yapmak istiyoruz Coco diyorlar ay ben şok.
Neyse uyandım işte, haliyle kolumu sola uzatıp telefonu aldım, akışı inceleyeceğim, baktım bağlanmıyor, tekrar denedim, Türk Telekom cortlamış, bunu daha sonra fark edecektim çünkü wi-fi de TT, sonra ipad'i denedim zira nano hat diğer operatörün, oradan da giremiyorum, faturalar otomatik ödemede. Eeeeeeee, VPN açarken ekşiye girmeye çalıştım. Nihayet beklemekten ciğerim solmuşken gece bir sürü olay gördüm. Tv'de haberler de yumuşak bir şekilde gece operasyon yapıldığı falan anlatılıyor. Kafamda bir sürü soru işaretiyle giyinirken "Şimdi ne olacak?" dedim.
Daha ne gelebilir ki başıma dememeyi 22 yaşında öğrenmiştim, sevgilimden ayrılmıştım, en yakın arkadaşlarım yatay geçişle başka okullara transfer olmuştu ve ben 4 odalı bir evde yalnız başına oturuyordum. O gün öğleden sonra evime hırsız girmişti. Ne isyan edeceğim, nasıl olsa daha denyo bir şey çıkacaktı karşımıza.
Güzel bir motor yolculuğu yaptıktan sonra otele giriş yaptım, ne tatlı bir mekan, uzak doğu esintileri, şahane tablolar, harika bir kahvaltı sonrası danışmaya gittim ve "Merhaba, ben Coco" dedim, arkadan biri yaklaştı. Merhaba Coco Hanım sizi beğenerek takip ediyoruz... diyerek bir enerji yüklemesi yaptı, o yüzden Dinamo Ekibi'ne en kalbi duygularımı sunuyorum, güne puanımı 68'e çıkarttılar. Senyörlerle sohbet ettim, konu zaten sevdiğim konu da oraya gelmeden sabahki gelişmeler konusunda genelde benzer düşüncede olan konuklarla konuştum. Bir ara AmcaBey göründü, sektör ile ilgili durum tespiti yaptık çünkü benim bilmediğim birkaç şeyi o biliyor. Uğur Bey ile tanıştım, Ufuk Hanım var sonra, eski ekip arkadaşlarım... Bundan sonrasını biliyorsunuz, bir avuç elittik.

Evrim'e bol şans diledim, zor bir sabahla başlayacaktı. Evrim kendiyle zoru olan, iyi iş çıkarmaya odaklı bir kadın, hisli de, sahneye çıktı ve şunu söyleyebilirim ki; yerçekimine karşı sallanan biri olarak sahne performansı çok iyi. Anlatacak o kadar çok şey var, izlerken bunu düşünüyorum, sunumunu beğendim, umarım yöneticiler feyz alır da artık Y demeyi bırakır. Yetenek kıtlığı, 181 üniversite açılması ve gençlerin gereken kalitede eğitimi alamaması, 2020 beklentilerine bakıldığında ülkemizin korteks göçünü yaşamaya devam edeceği, son 2 yıldır düşüş trendinde olan departmanların satış, satın alma ve tedarik zinciri tarafı olduğu, merak etmeyin içiniz rahat etsin İK'nın hala popüler olduğunu anlattı. Genç profesyonellerin ideal şirketlerini seçerken %67'sinin o şirketin çalışanlardan etkilendiğini, öğrencilerin ise %54'ünün çalışanlardan etkilendiğini de dinledim. Mevcut şirketin arkadaşlara tavsiye edilme oranı ise 5,7.
Elbette yeni sözcük öğrendim, ikigai sabah seni uyandıran şeymiş, biliyorsunuz ben uykum bitince uyanıyorum onun dışında sevdiğim işi yapmak, net hedeflerin olması, İK'da bir süper kahraman olmak, dünyayı ve işsizleri kurtarmak benim ikigailerim arasında lakin en önemlisi bir zeka yükselten olarak anılmak sanırım. Meraki var bir de caciki gibi bir şey, yaptığın işe ruhunu, özünü ve sevgini katmak, çocuklar ben var size çikolatalı kek yapmak.
Tarihin en korkunç, en ruhsuz, en zorunda kalınmış sunumu Garanti'nin sunumu idi, 2 arkadaşım kendini whatsapp mesajlarına gömdü. Şubelere pasta nasıl gönderilir, çerçevelerle fotoğraf nasıl çektirilir falan onu dinledik.

Günün benim için en sabırsızlıkla beklenen diğer bir sunumu da Heineken idi, Kenan Doğulu'nun uzun boylusu(Alfonso Aunon Garcia) ve İspanyol aksanlısı sahnedeydi. Skandal go places denemesinde yaşandı, vpn mipien bir şekilde giriyorduk webe lakin sahnedeki adam yaptıkları harikulade işi bir denekle yapıyordu ki bağlantı yarıda kaldı, 2. deneme de başarılı olamadı dolayısıyla bir kreşendo ile tamamlayacağı şov diğer reklamlarla tarihte yerini aldı ki Jose Mourinho'lu reklamı izlemek ya da ayrımcılıkla ilgili reklamları izlemek de yetti. Pazarlamayı ve İK'yı bu derece ahenkli, yaratıcılığı ve humoru bu kadar şahane kullanıyor olmaları tatlı bir kıskançlık doğuruyor bünyede. So iyi işlere ve yetenekli insanlara aşık olduğumu biliyorsunuz. Anlamak ve İnanmak, yaratıcığın kimyası, ve bunları yeteneği Heineken'e çekmede kullanmak üzerine güzel bir sunum izledim. Evet ben izledim, ben, ben, ben! Önce manifesto filmini hazırlamışlar, daha sonra interaktif The Interview film, efenim takip eden bölüm ise The Go Places website'ı hazırlamak olmuş, The Master Key Visual ve Individual  Brand Key Visuals'ı yapıştırmışlar.

Cem Canikoğlu'nu geçen ay farklı bir zirvede aynı sunumla izlemiştim, tekrar anlatmayacağım lakin şunu söylememe izin verin, 1 sunum 2 farklı zirvede/konferansta farklı tonda icra edilebiliyormuş. Birinde yanlış yaptım'ı dinlerken diğerinde yaptım'ı dinledim.
Richard Mosley, bildiğiniz Richard Mosley işte.

Evet sevgili izlekler, bir organizasyonun kritiğini daha sizlerle paylaşmaktan onör duyuyorum.
Çilemse çekerim, kaderimse gülerim. Hepinize hayırlı uğurlu işveren markaları diliyorum.
İşveren Markası Elçiniz,
Coco

4 Kasım 2016 Cuma

Heineken

Bilen bilir ben futbol sevmem, birleştirirken geri zekalılaştırır. Bunun yanında ben Heineken severim, Zlatan severim, Jose Mourinho severim.
Buyursunlar, etkileyici bir reklam, Employer Branding'in konuşulduğu People Make The Brand'de de bahsi geçti. Heineken İK tarafında harika işler çıkarırken, reklamlarında da harikulade çalışmalara imza atıyor. Keyifle izlediğim bir şey olunca sizlerle paylaşmak için yerimde duramıyorum biliyorsunuz. Artista hareketler kalp ben.




Go places vardı bir de.