İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

30 Haziran 2016 Perşembe

Okunmayacaklar Listesi-Kitap

Hello Blög,

İzleklerden isteklerle devam ediyorum yazılarıma. Projenin son fazı tamamlandı(böyle faz maz diyorum havalı olsun, uzay istasyonunda çalıştığım belli olsun istiyorum, çaktırmayın). Bu sabah itibariyle korkunç bir baş ağrısının geçmesini bekliyorum, 06:30'da yapılan görüşmemiz katılımcıların gecikmesi nedeniyle sarkma ile başlamış oldu. Bitirdikten sonra alttaki AVM'ye indim, hatırlatın da bir ara geri bildirim verirken dikkat edilmesi gereken 34 şey başlıklı bir yazı yazayım.






Sevgili okuyucu, sen n'aber yea?

3 yaşından beri kitap okuyan bir tip olarak, ayrıca gösterişi seven adi bir pislik, beyaz yakalı olarak en kolay yapabileceğim şeylerden biri, muhteşem kütüphanemi sizlere açmak olacak. Görsel +simge sezer 'den geldi, istek @kulaklarikupeli' den geldi. Şöyle;

Okurken sıkıntıdan öldüğüm, halıyı yediğim ama inadımdan da okumaya devam ettiğim yazarlar ve asla okumayacak şekilde uzak durduklarım, favori olmayanlarla başlıyorum.


  1. Orhan Pamuk kitapları, 2000'lerin başında bir kitap okumuş bir daha yaklaşmama kararı almıştım, yıllar içerisinde bu kararı unutup yanlışlıkla Masumiyet Müzesi'ni alıp tuğla kalınlığındaki bu güzide eseri okurken bir aydınlanma anı yaşamıştım. Damn it!
  2. Elif Şafak kitapları, Güneş'ten almıştım o kitabı, eğlenceli bir kitaplığı vardı Güneş kızın, Artemis tipi. İşte morukcuğum aradan bu kitabı seçtim, seçmez olaydım. Yıllar sonra İK Zirvesi'nin kapanış konuşmasında sahnede izledim ve içe doğru bir kara delik olup çöktüm-enerji temalı yılda yani hatırlayın Levent çok mutluydu. 
  3. Kişisel Gelişim serileri ruhlar, melekler ve bilimum öte dünya varlıkları ile kaplı zırvaları okumam. Meleklerle ölmek, meleklere takla attırmak, suyu öpenler, pozitif bilim ve meleklere günaydın diyen kadınlar ve daha niceleri. Sevgi içimizde gibiler. Oşyo moyşo, Ferrari'mi sattım gördün mü?
  4. Küçüklüğümde / 10 yaş itibari ile bu tip kitapları okuduğum için beni mutlu etmiyorlar, kişisel gelişemiyorum. Özellikle Türk kökenli yazarların yazdıkları öldürücü, beyin hücrelerim yanıyor. 
  5. Asla ve asla okunmayacaklar arasında; Metin Hara, Gülben Ergen, Aykut Oğut(bak bu adamı annemin yıllar önce bir kadın kuşağı programında görüp almam için ısrar etmesi ile okumuştum aman aman) falan var. Yemek kitabı okurum daha iyi, ezan okunurken ölü taklidi falan yaparım o derece.
  6. Kapak tasarımı kötü olan kitaplar, renk, kaligrafi falan beni çok kötü etkiliyor yea. Kapağında imla hatası olanlarla içinde imla hatası olanlar... Kapakta soru soranlardan çok haz ettiğim söylenemez ama n'apalım...
  7. Akademisyenlerin iş dünyası hakkında yazdığı kitaplar. Elbette ülkemizdekilerin çoğu, ben sana vizyonsuzsun demiyorum, sen çok biliyormuş gibi yapıyorsun ama pratikte bilmiyorsun diyorum.
  8. İlişki kurtarma kitapları.
  9. Yine yurttaşlarımızın yazdığı koçluk kitapları.
  10. Hımmmm Sıla kitap yazsa onu da okumam gibime geliyor. 

Mediacat'ın hemen her kitabı logoya vesaire bakmadan ilgimi çekiyor bu ilginç, Optimist'in de ilgimi çeken kitapları yok değil, ama sevdiklerim sonraki yazılarda gelecek.

Pencere açık yoldan geçen bir adam başa geçer geçmez hemen Irak'ı yok edecek diye bir şeyler anlatıyor, Trump'tan falan mı bahsediyor anlamadım ki. Ya elbette kitap okuyun minnoşlar, evlilik programı izlimleyip çekirdek yemenizden iyidir. Aklıma geldikçe bu yazıyı güncelleyebilirim, kim bilir?

e-book, nook, kindle falan sevemeyen kahramanınız,

Coco the Librarian

Neredeyse yazının fon müziğini unutuyordum çocuklar; Bonga

18 Haziran 2016 Cumartesi

Kariyer Sırları-2




Let the fire burn beyaz yakalı. Bu yazı her yıl performans görüşmesi, kariyer planı yapanlara, moral motivasyon çöküşü, Dunning-Kruger yaşayıp da farkında olmayanlarla İK’dan haz etmeyenlere, küçükken dişi kırılanlara, komşunun oğlu ile karşılaştırılanlar, koca bulamayan kızlara, hep hakkı yenilenlere, bir sümüklü mendil gibi bir kenara atılanlara, odyometri testini geçemeyenlere, resim yapamayanlara, terfi zamanı hayal kırıklığı yaşayanlara ve merdivenden düşenlere gelsin. Yazı uzun diyenin ağzına uçan tekme geliyor. Herhangi birinin yazısını okumuyorsunuz, kendinize gelin ve dik oturun. IQ seviyesini yükseltmeye, bal dudaktan öpmeye geldim. OOOOOOOOoooooooo Öküzbaş Alyon da buradaymış. 

Hazırsanız başlıyorum, yıllar önce, bayağı eski…





Yıldız Tarihi 23400*23049*84*203945jwerjfwejı

07:13 sesle uyandırıldım, acayip sinirliyim, mesaj uyarısı. Neyse ki yıllar sonra akıllı telefonlarda uyuma özelliği çıkacak ve belirlediğin saate kadar telefonun ötmeyecekti, ölü taklidi yapabilecektin. 

Uyanmaya çalışıyorum, gece iyi geçmedi, uykum birkaç kez bölündü, kaşımın biri döküldü çünkü birlikte çalıştığım üstün zekalı 2 haneli iq’ya sahip yönetici(kıdemli işe alımcıdan bozma) stres dolu günler yaşatıyor. Duştayken arayıp 10K cv içinden 2345 nolu cv nerede falan diye soruyor, evdeyim gece yani, iş güç bitmiş. Tabii o zamanlar alışkın değilim böyle şeylere, herhangi bir konuyu bir kez konuşulup sonuca gidilmesi gerektiğini düşünüyorum, minnoşum ama gencim. 07:30’da servis gelecek, 25 geçe yataktan çıkıp 30 geçe full kostüm kapıdayım, hızlı olmakla ilgili sorunum yok. 

1 yeni mesajınız var.

Laertes: Şunlara ne yazayım?
Yeni geçtiği şirket, henüz bir yılı tamamlamış, SAP üzerinden kariyer planı, kariyer hedefi, bireysel performans, 1. yönetici değerlendirmesi gibi şeylerin olduğu fotoğraflar atmış. 

İlaç firmasında çalışan arkadaşım Bahar nedeniyle alışkınım, her yıl performans dönemi bu formlara türlü türlü süslü cümleler yazarız(m). Aslında çok zor değil ama kasar, amaç dünyayı kurtarmak, şaka şaka amaç çalışanın kendisi ile ilgili farkındalığı, yöneticisi ile hedeflerin belirlenmesi ve hemfikir olunması, ileriye dönük kariyer haritasını belirleme falan.

Koymaz olm bu tip şeyler bize, bizim annemiz evde ayağına dumble düşüren, onu acile götürürken de kariyer haritamızı çizmemiz gerektiğini anlatan bir kadındı. Çocuklar ben ölürsem sigortadan size bu kadar kalacak ama siz yine de kariyerinize odaklanın falan diyordu. Acilde tekerlikli sandalyeyi sürerken ağız üstü yere yapışıyordu sayemizde hatırlayın…Neyse too much information. 


Well well well(şeytani smayli),


Tüm çocukluğumuzu gözden geçirip bana yaptığı bütün gıcıklıkların intikamını alma zamanı gelmişti. 
Bu noktada hainlik seviyenizi gözden geçirin, 0’dan 10’a kadar bir aralığımız var. Ben über adil bir insanım, hiç kıskanç değilim mesela, çocukluğumuz boyunca da, ki ergenliğin de 32 yaşında bittiğini düşünürsek 1 kez hainlik yaptım. 
Küçüğüz, evde kimse yok neredeyse birbirimize uçan tekme atacağız, feci bir tartışma yaşadık ayrıca anlamsız, küçüğüm yaşımız tek haneli aloo ve ancak törpüm var. Nasıl bir kafaysa bizimkini susturmak için törpüyü alıp televizyonu çizdim, ördek gibi yüzüme bakıyor. 

-Sence kime inanacaklar? 

diye sordum, hiç şansı yoktu, zaten hareketli bir çocuktu, vukuatı çoktu, bahçe kapısını açık bırakıp dedemin kedisinin kaçmasına yardımcı olması, teyzem uyurken tırnaklarını kesmek-hayır manikür amaçlı değil, sadece itlik-müzik setini açıp geri toparlama bunun yanında fazladan vida ya da parçayı dışarıda bırakma ama bunun yalınlaştırma ile hiç alakasının olmaması, bisikletini kaybetme, antika bir vazoyu kırma ve yıllar içerisinde daha niceleri olacaktı. Ama o an için gerçekten ona hiç inanmayacak olmalarının verdiği hayal kırıklığı. 
Yıllar sonra evime gelip doğum gününü bilmediği Slav kökenli kız arkadaşına duvardaki tablolardan birini götürmesi ve benim eve hırsız girdiğini falan sanmam, arabayı pert etmesi, iş dönüşünde eve gelirken motoru ile benim bulunduğum arabaya çarpması, daha sayayım mı?
Ah, hatırlarsınız bir de İK çok rerörerörerö ve tiskiniyorum demesi. Lan, sen git de önce iki cümleyi bir araya getir, kısa dönem hedeflerim arasında burnumla blok flüt çalmak, kömür yemek, yangın merdiveninden yuvarlanmak gibi hedefler yazan bir insansın sonuçta. Elbette şaka yapıyorum, o benim kardeşim değil biz onu çöplükte bulduk. Aslında bütün bu anlattıklarım gerçekleşmedi çünkü benim bir ikizim yok, ben evlatlıktım, foster child’dım o yüzden hepiniz benim bebeklerimsiniz, porselen. Şu anda rüya görüyorum aslında siz de yoksunuz. 
Gözümün birinde yastık izi ve bulanıklık, sağlam olanın ışığında 
-1 saat içinde sana dönsem olur mu?
diyorum.
-Gün içinde olur, acele etme.
Oldu paşam. 

Yataktan aşağı iniyorum, yüzümü yıkıyorum, makyajı yapıyorum, üzerimi giyiyorum servisteyim. İşyeri evime 6 dakika uzaklıkta o da trafik lambaları yüzünden. Hayır bu size benden nefret etme hakkını vermiyor, hepimizin öncelikleri farklı. Ben balkonumdan görünen binalarda çalışmayı seviyorum(yıllar sonra beni bir tatilde eşek tepecek ve balkondan görünen bir plazada işe başlayacaktım lakin yanlış kıtada olacaktı ama bu başka bir hikayenin konusu). 





Neyse işte laptopun başına geçtim başladım yazmaya. Firmanın kurumsal diline, kurum kültürüne, bizimkinin kompozisyon becerisine uygun olarak seviyeyi ayarladım. Kamon man direktör yazılarını yazan bir tiptim, bunu mu uyarlayamayacaktım. 


O iş bende -_-


Bir beyaz yakalının hayatını, kariyerini harcamak için gerekenler; 
  • en önemlisi nasıl, nerede, ne kadar mutlu olacağı bilgisi, 
  • pozisyon için istenen yetkinlikler, bir sonraki pozisyon için gereken yetkinlikler,
  • şirket sayfasından vizyon, misyon, hart hurt, 
  • yıl içinde verilen sayısal hedefler, kpi bıdı bıdı,
  • bir çimdik iç müşteri-dış müşteri profili, bir tutam iş tanımı, 
  • işe alınırken Laertes’e vaat edilenler, söylenen yalanlar especially pembe olup şirketi öven ve kariyerinde hızla yükseleceğine dair zaman aralığı verilenler,
  • Laertes’in arada iş ile ilgili anlattıkları dolayısıyla kendi bakış açısından kahramanlık hikayeleri, karşılaştığı zorluklar, yapıştırdığı cevaplar, çatışma yönetimi varsa müzakere, ileri derecede çemkirme eğitimi falan.

İK kökenli bir prenses, bir profiler, bir yalancı, zeki, çevik ve gereken yerde ahlaksız şaka şaka minnoş diyecektim, ne demek öyle profesyonel yalancı falan ayıp oluyor bir daha duymayayım.

İç seslerinizi susturun, aile onurumuz söz konusuydu şalskjdşalskjdlşskdşalsdj yok be olm kimsenin umurunda değildi, daha önce de anlattım ebeveynimiz bizi her seçiş bir vazgeçiş, bir alışveriş bir fiş, alternatif maliyet bu İbiş diyerek büyüttü. Her ne yaparsa yapsın onunla gurur duyduk. Hayvan gibi bir servet yaptı, evet evet insan biriktirdi alsdkfjşalskdjfşlsdkf. Kendimi durduramıyorum. 
Neyse Weirdos, bazı yetkinlik isimleri yazdım, dedim “Bro bunlardan birkaçını seçebilirsin, minimal davranma, sanmıyorum ama mütevazi olma, uygun yetkinlik bulursan yapıştır.” yöneticinle antant kalmaya bak(ne sandın, öyle yeni bir şey öğrenmeden bu yazışma bitmeyecekti, kesin googledı bu kalıbı, antant ne be diyerek. Antant babandır yavru). 
O kısımda sorun yaşayacağını hiç düşünmüyordum ama bizimki 22 yetkinlik ekleyerek seviyeyi Allahuekber Dağları olarak belirlemişti, yöneticisi de aynı fikirde olunca mutlu son olmuştu. 

EK-1
Coco Maya dM: Sevgili Leo, dışarıdan benim gördüğüm senin müzakere becerileri tarafında biraz daha güçlü olduğun yönünde, networking de yüksek gibi 8000 kişilik sosyal ağın yanılıyor olamaz, satış ve pazarlama tarafında motivasyonun yüksek, sonuca olan odağın, hedeflerle çalışma, hedef yönetim, smart(zorlayıcı ancak ulaşılabilen hedefler belirleme) gibi bunun yanında bütçe kaynağını etkin bir şekilde kullandığını hatırlıyorum bir önceki işinde verdiğin örnekler ve XYZ bütçelerinin ve insan kaynağının yönetimi(zaman, insan kaynağının etkin ve verimli bir şekilde yönetilmesi…) vb. bir sürü saçmalık yazdım.

Gelişim alanı kısmı kritikti dostlar, her fani gibi o da teknik eğitim tarafında gelişim alanı sıralamıştı, arkadaşlar, izlekler, yavru kurtlarım benim o pozisyon için kendinizi-davranışlarınızı, kilonuzu falan(tamam bu kısım zorlama oldu) geliştirip, farkındalığınızı arttırmanız, öküzlükten kurtulmanız beklenir. Mükemmeliyetçiyim yazmadı böyle bir şey yaptığında kafasına tuğla atacağımı biliyordu. Detaya bağlılık, iletişimde tek tip dil kullanıp verilmek istenen mesajı karşı tarafa geçirememe, değişim yönetimi, ekip çalışması bakın bunun gibi şeyleri yapıp yapmadığınızı bir düşünün derim. Yok canım elbette siz mükemmelsiniz ve hiç gelişim alanınız yok, o nedenle raporlarda kabak gibi işaretleme yapmıyorum.

EK-2 
Nerede olmalıyım?
1-2 yıllık kısa vadeli hedefler ve 3-5 yıllık orta ve uzun vadeli hedefleri sıraladım, elbette Director olacaktı. Peki sonra ne mi oldu? Hiçbir şey, bana Makedonya tatili dönüşü Makedon milli marşlarının olduğu bir cd getirdi ve doğum günümüzde beni kebapçıya götürdü, bunu dedem de yapardı, hımf. 

Eveeeeet bir yazının daha sonuna geldik, kah güldük kah ağladınız hırstan ama ne yapalım. Herkesin tuttuğu kendine, bu dönemde, her dönemde. Bu gibi konuları tek boyutta inceleyemezsiniz, iç adayın kaşına gözüne, kalçalarının yuvarlaklığına bakmaz yani, bilimsel yöntemlerle konuşuyorum. Ayrıca bu iş çalışanın sadece yöneticisinin fikrine, duygularına, yorumlarına bırakılamayacak derecede önemlidir, özen göstermezseniz felaket tabloları ile karşılaşmanız muhtemel ama kime söylüyorum tabii. 

Yazının fon müziği: Mary Mary’den geliyor benimle dans etmeyen kilo alsın Praise You

Antant kalanların tanrısı ,

Coco the Zeka Yükselten

Öperler



2 Haziran 2016 Perşembe

Kariyerinizdeki En Kötü Gün - Kuş Uçtu Beybi

Trafikteyiz.
Az önce bir ağaç bizi solladı.





Hayatının en kötü günü hangisi diye sorsalar ne cevap verirdin?
Hayır hayır, benim şu anda trafikte sıkışmış olmam değil, kemerim takılı, direksiyonda şoför var, türlü türlü saçma müzikler dinliyoruz, yağmur var. Nem olmadığı için mutluyum hatta yıllar sonra 2016'dan bahsederken muhteşem bir yıldı, süper yağmurlar yağıyordu diyecektim. Baharı bahar gibi, serin ve yağmurluydu, kışı da kış gibiydi, yıllar ve yılllar boyunca ıslanmamak için ultra süper ötesi yağmurluklar, gocuk, şemsiye kullanan ben boş zamanlarımda ve özellikle eve yürürken sırılsıklam olmaya dikkat ettim. Bol sümüklü bir yıldı ayrıca diye de eklemeyi planlıyorum.
The Autistic Gardener diye bir şey izledim dün şapşahane bir olay. Otistik insanlar(5 amatör otizmli bahçıvan) ağırlıklı genç, İngiltere'de tabi bahçe yapıyorlar, ekibin başındaki tasarımcı tip pembe saçlı ve Asperger Sendromu var, mükemmeli bulana kadar durmuyorlar. Konuya geri dönüyorum.

HAYATININ EN KÖTÜ GÜNÜ
Mmmh, profesyonel anlamda tabii. Yoksa aşkını kaybettiğin gün, ailenden birinin öldüğü gün, 4. seviye kanser olduğun günden bahsetmiyorum. Avustralyalı bir kadının yazdığı kitabı nihayet bitirdim, kitabı bir İK zirvesinde Fazıl Oral'ın tavsiyesiyle almıştım, basılı formatta bulamadığımdan 2 yıl sonra e-book olarak alacaktım.
Kitabın adı mı? Ölmeden Önce En Çok Pişman Olduğumuz 5 Şey. Terminal hastaları ve pişmanlıkları için bir güzelleme, ara ara sümüklerim akarak okudum. Dünyadaki yerini, anlamını, varlık amacını falan anlamaya çalışan faniler olarak salınıyoruz işte. Hazırsanız başlıyorum, siz zannediyor ben kendi kendimle röportaj yapıyorum, evet öyle;

-Kariyerinizdeki En Kötü Gün?
+ Bir danışmanlık firmasında çalışıyordum, müşteri tarafındaki kontak/ İK Müdürü hafta sonu mühendis görmek istediklerini söylediler, adayı Ankara'dan davet ettim, organizasyon bilgilerini hem adayla hem de müşteri firmadaki yönetici ile paylaştım. O güne kadar pürüzsüz işleyen süreç o gün saçma bir hal aldı. Taşınma nedeni ofiste eşya topluyorduk, ne kabus, bir daha asla taşınma arefesinde olan bir şirkette çalışmadım hatta bir adım ileriye taşıdım olayı cumartesi günü ofise gitmeyi gerektiren herhangi bir işte de çalışmadım. Çocuklar insanlar prensipleri için yaşar ya da gevşemek için kişisel gelişim eğitimine katılır.  Kazara ofiste olduğum için asistanın masa telefonuna aktardığı aramaya cevap vermek durumunda kaldım, lan bir de olmasam... Aday Ankara'dan gelmişti ve kapı duvardı, görüşeceği yönetici kıçında pireler uçuşurcasına yatağındaydı ve görüşmeye gitmeyi düşünmüyordu. Bina üzerime yıkılmış gibiydi cep telefonundan müşteri ile görüşürken masa telefonunda adayı bekletiyordum. Müşteri her zaman haklı mıdır? Ya lütfen git sıvı çimento iç ve öl. O güne kadar kusursuz işleyen süreçler ve iş çıktıları çıkaran ben, Coconut, adaya doğruyu söylemek ya da söylememek noktasında arafta kalmıştım. Kadındaki rahatlığı görmeniz gerekiyordu, mail gelmedi diyor, ulaşmadı. O_o Daha sonra bir sektörel dergide röportajını okuyacak lanetler yağdıracaktım kendisine, biliyorsunuz lanetlemek bizde bir devlet geleneğidir.

-En Gurur Duyduğunuz An?
+ Ödül aldığım an değil ya da direktörün röportajını yazdığım an da değil. Neredeyse mükemmele yakın bir işe alım süreci tasarlayıp 1,5 yıl boyunca üzerinde çalıştığım o efsane yıl. 0 turnover, yöneticilerin görüşmede burnunu ve bacak arasını karıştırdığı günlerden medeni bir şekilde işe alım görüşmesini tamamladıkları bir zaman aralığı, yöneticiler mühendisti.

-En Zorlayıcı Görev?
+ Birçoğu buna işten çıkarma görevi diyebilir, evet duygusal olarak da operasyonel anlamda da zorlayıcıydı. Bir de bunu toplu işten çıkarma olarak yaptığınızı düşünün, planlama yaparken etkili ve verimli olmasının yanında alternatif senaryolar çalışarak mevcut personelin size dalması halinde otel güvenliğinden en kısa sürede yardım alabileceğiniz oturma düzeni falan.

Hatırlarsınız benim Laertes isimli bir ikizim vardı, kendisi İK ve İK'ya dair hiçbir şeyden hoşlanmaz, inanmazdı bir de. Ezberlenmiş cümleleri vardır, anlayamazsınız falan der. Bir gün yine onunla otururken bu saçma sapan tiradı dinlemek zorunda kaldım. Yetenek yönetimi, değerlendirme merkezi falan konuşuyoruz çünkü kuzenime işe alım yaptığımı ve cv'sini bana göndermesini söylemiş, ben de minnoş headhunt yaptığım günler geride kaldı falan diye konuşurken; olay bambaşka bir yere kaydı. Kendisinin bu kadar sık terfi alması, dolayısıyla yetenek havuzunda olması yine de yönetici inisiyatifine bırakamayacağımız bir süreç olduğunu falan anlatmaya başladım. Yetenekli bir çalışanı o kutucuktan alırsanız ne olur isimli kitabımla tüm süt ve süt ürünleri mağazalarındayım bebeksiler. Full itiraz default yüklenmiş olan kardeşim bir noktadan sonra şirketin içerisinde yetenek olarak tanımlanan kişilerin tek haneli yüzdeleri geçemeyeceğini yavaştan idrak ederken hala o işi yaptığını anlayamazsınız diye son bir hamle ile çemkirmeye devam ediyordu(yalan söyleyebilirmiş, marketing olayında cilalarmış, çapraz sorgulama işe yaramazmış, kişilik envanteri bıdı bıdı bıdı).
Danışmanlığını yaptığım şirketlerin hikayelerini gizlilik sözleşmeleri nedeni ile anlatamıyordum, bu benim için zorlu bir dönemdi ama en azından bu tip kişilerin kariyer yolculuğu ile ilgili benzetmeler yapabiliyordum,  örnek veriyorum yeteneklerin %3-4 aralığında olduğunu falan bir ilkokul bebesine anlatır gibi anlatmaya çalıştım. Kendisinin de bende olduğu gibi ilgi kaybı yaşama durumu vardı.  Nasıl olduysa birden bir epifani anı yaşadı ve ben de o havuzdayım dedi. Tanrımmmmmmm, o beni bu kadar muhteşem yarattın ama onu niye böyle yarattın??
Bir önceki işinde terfiler almaktan sıkılmış, başka bir şeyler yapmak isterken tazminatını da alıp ayrılmayı istiyordu. Şirketi organizasyon değişikliğine gidiyordu. İşte size sihirli sözcükler çocuklar, reorganizasyon, yeniden yapılanma, gradelerin değişmesi, iş ailesinin ebesini tersten görmesi falan. Burada kim devreye giriyor acaba? Huh??? Löpçük diye kucağına düşmüştü, şükürler olsun ki merhamete dair kırıntıları annemizden almıştık ama soğukkanlılığımız tamamen babamdandı, biri öldüğünde, kaza yaptığında, vurulduğunda, takla attığında, kanser olduğunda, işten atıldığında, 32 yaşına girdiğinde olayı şoka girmeden değerlendirebiliyorduk. Hemen avukatını devreye soktu, İK sizi zorlar unutmayın, şirket için en karlı anlaşmayı yapmaya çalışır, performans puanlarınızla oynar, size dava açacağını ima eder, yapmanız gereken belki de şirkete giriş ve çıkış saatlerinizi notere onaylatmaktadır. Önünüze koyulan her kağıdı imzalamayın kek gibi, bir bilene danışın. Neyse bizimki şanlı bir şirketten ayrılış, öküz gibi bir tazminat yetmezmiş gibi hayvani bir işe iade davası ile o macerayı sonlandırdı. Elbette bir İK Zebanisi tanıyordu. Yine de İK'ya inanmıyordu, minnoş ya.
SO işten çıkarmalar kolay değildir, up in the air izleyin, rahatlarsınız.

Bazı iş görüşmelerinde ve değerlendirmelerde size başarı ve başarısızlık hikayesi sorabilirler o nedenle bunları anlatıyorum. Düşünün üzerine biraz derim. Sadece başarılara odaklı bir görüşme deneyimine bakıldığında hayat damarlarından biri kopmuş demektir, saçmalamayın. 

- En Saçma Gün?
+ Bir başkasının adayına geri bildirim verdiğim gün, organizasyonun muhteşemliği sizi aldatmasın, ekipte herkes hata yapabilir. O nedenle hazırlık süreniz olsun, böyle happy path gibi, dar zamanda öküz gibi iş yapmamaya odaklanın. Genel olarak görüştüğüm adayların yüzünü unutmam, dramatik bir hikaye benimki, teknolojik bir zirvede adayı gördüm 2 yıl sonra, memnuniyetsizdi ifadesi zira gelişim alanlarından memnun kalmamıştı, kendi düşüncesine göre olağanüstü bir varlıktı... Neyse 3. aday geldi, şirketin İK'cılarından biri de orada, erken bitirmek için itelediler, yüzüne bakıyorum hatırlamıyorum, çok normal değil. Raporlar o sabah paylaşıldığından görüşme öncesi kontrol etmek gerek, zaman kısıtlı bakın neler oldu, aday tepkili bir şekilde girdi içeri, küskün. Gerçekler yüzüne kürek gibi çarpmış, acme örsü gibi kafasına inmiş. Giriş kısmını atladıktan sonra ne mi oldu, rapora bakıyorum bakıyorum bakıyorum, oha bu raporu ben yazmadım, bu kalıplar benim değil. Benim yazdığım raporlarda nötrlük hakimdir. You fakin' idiot, asistanlar da hata yapar isimli bölümümüzün sonuna gelelim. Yapmadığınız bir görüşmenin geri bildirimini vermeye çalışmayın, efor kaybı, aday kanıtlarını sunuyor her şey havada kalıyor, sen belalı ben sevdalı.

- En Uygunsuz Çıkış?
+ Sigorta backroundlu bir danışmanlık şirketi kurucusunun fazla sallaması nedeni ile argümanlarını çökerttiğim gün. Böyle satış olmaz, 120 yeni mezunu işe alabileceğini söylüyordu ve yalan söylüyordu. Butik işlere ve minimalizme inanırım, yalancıları sevmem, zamanım değerli.

- En Fantastik İşe Alım Hikayeniz?
+ Finansal pozisyonlardan biri için adayı davet ettik(Bölge Asistanı etti) adayın ikizi görüşmeye geldi onun yerine, bölge müdürü ona aşık oldu ve işe alındı.

- En İllegal Durum?
+ Bölge yöneticisi SGK girişi yapılmayan adayı ofiste çalıştırmaya başlamıştı, bunu görünce genel müdürlüğü arayıp haber vermek istedim beni görüşme odasına tıktı, literally man, çıkmama izin vermedi ve 17:30'a kadar art arda aday gördük. ASdşslkdşaslkfidlfki kimse bana enteresan tiplerle çalışıyorum demesin.
+ Bir tane daha var, GM hıyarı İzmir'deki asistanın çok düzgün bir profil olması nedeni ile kovulmasını talep etti. Eyyorlamam bu kadar.

- En Keyifli Gün?
+ Blog yazılarından birinin yönetici tarafından tüm ekiple paylaşılması, evet evet yazıyı yazanın ben olduğumu bilmiyordu.

-En Şutlandığınız Gün?
+ Projenin sona erdirildiği gün, ilk işim, ibranameyi direktör imzalatıyor, imzamın çok güzel olduğunu söylüyor Cumhurbaşkanı gibi, ben de duramıyorum ve yabışdırıyorum onun için kırmızı dolma kalem vermeniz gerek bir de yaverim olmalı.


Cv'yi güncellemek için ideal bir gün. Kariyerinizdeki en kötü gün henüz yaşanmamış olandır diyorum, iş arkadaşınızın ölmesi ve onun ölüm duyurusunu atma görevi falan anlatmıyorum sonra ağlıyorsunuz.

Kıdemli Uzay Düşünürünüz,

Coco Comet

Yazının fon müziği: Alice Cooper- Hey Stoopid

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Ya bi' git

Çevrimdışı günlerden merhaba. 222 kilo oldum ya, tatile ihtiyacım var, dağ evindeyim. Yağmur yağıyor ve kurt uluyor ortam şahane lakin benim gotik elbiseler evde kalmış. Birlik ve beraberlik içerisinde olmamız gereken bu günlerde sizler için Olmak İstemiyorum Listesi hazırladım. Proje bitti de, size içinden bazı kavramları ayıkladım. Buyursunlar; 

Bir lider 
Bir yetenek
Bir izlek
Bir y kuşağı
Bir ik'cı 
Bir heartbraker
Bir yönetici
Bir joker
Bir sorun çözücü
Bir problem çıkarıcı
Bir vizyoner
Bir zeka küpü
Bir uzlaştırıcı
Bir tavus kuşu
Bir zeka çoğaltan
Bir durumsal
Bir her derde deva, hastalara şifa, borçlulara edâ, dertli gönüllere Zeki Müren
Bir pratik
Bir hızlı
Bir mentor
Bir danışman
Bir süper kahraman
Bir gezgin
Bir enerji bombası
Bir vefalı
Bir bilen
Bir çocuk
Bir yetişkin
Bir koç
Bir ağaç
Bir orman
Bir sinerji 
Bir uzman
Bir zeki
Bir dost
Bir sevgili
Bir halt



Bugün bir salyangoz olmak istiyorum. Guyz, ablanız star abiniz regl oldu, çikolata getirin. 

Yazının fon müziği şimşekler eşliğinde gelsin: Yavuz Çetin- Her şey biter

27 Mayıs 2016 Cuma

Kahraman Olun

Clare Boothe Luce ,"Harika bir insan tek cümledir." demiş.

Mmmmmmh yaşasın. Kısa, net, farklı ve mütevazı, hooop geldik mi yine minimalizme. Sizi minimal şekilde seviyorum çocuklar. 30'lar gelince duygusallaşıyorum, yaşlandım. Gece 4 ve MR odasının kapısında bekliyorum onun yüzünden de olabilir bu durum.

Sıradan hayatlarımızın kotasından her gün bir adet eksilirken var olma ve iz bırakma çabası gözle görülür bir hal alıyor. Elbette biz büyükler için pembe diziler, süper kahramanlı kitaplar var. Hazır, sunumlarda ve şirket lansmanlarında bu kadar bolca / hani yağı bol bulan Arap misali kahraman konsepti kullanılırken diyorum, siz de 3 dakika farkla kahraman olmak istemez misiniz?
Bu yazıya 3 dakikadan fazla ayırıyorsanız gözlerinize baktırın. Başlıyorum.

Hayvani bir şekilde gün içerisinde plazayı, işi, günü kurtarmanız bekleniyor, alttan alta bu mesaj pompalanıyor, şanslı olanlar için havuç olmadı kafeslerine fıstık bırakılıyor, hatta buna son zamanlarda işveren markası falan deniyor, yerseniz.

  • İşine bağlı ol,
  • Diğerlerine saygılı ol,
  • Çalışkan ol,
  • Yaratıcı ol(sümme haşa),
  • Pratik ol,
  • Problem çözücü ol,
  • Büyük resmi gör(camoooon),
  • Yenilikçi ol, bir inovasyon yapanın 40 yıl kölesi olurlar zira modern zamanlarda yaşamıyoruz. 




Şimdi sakince hunini yere bırak, düşün, gerekirse diyafram nefesi al. Yaptığın iş ile ilgili en az bir şeyi çok iyi yap, ne olduğunu sen biliyorsun, bana soramazsın.
Derler ki pek çok kahramanın ilk tepkisi özel olduklarını düşünmemek, inkar etmek, yeaaa kim olsa aynı şeyi yapardı demekmiş. İnan bana, 3 yaşında okumaya başlayıp, 5 yaşında okula kaydı alınan, kendinden 2 yaş büyüklerle aynı sınıfta okuyup "özel öğrenci" olarak fişlenen ben söylüyorum bunu sana. Sakin ol ve hızlı düşün, içinden düşün, çakaaaaaaal işte böyle;

Karşı karşıya kaldığın durumla ilgili kahramanca bir eylemde bulunman gerekli mi? 
Bu eylemi yaparsan sana nelere mal olur, organizasyona nelere mal olur?
Kötü yönetimi görmezden gelmesen de iyileştirilmesi için adım at(değişim diyorum akıllım).
Anlaşmazlık olabilir, çatışma olabilir so lütfen bunları yönetme yoluna git, emin ol kazanacaksın ya tabii manyak mısın bununla ilgili bilimsel çalışma var. 








Unutmamanız gereken 2 şey;
1- Sonunu düşünen kahraman olamaz,
2- Donunu düşüren kahraman olamaz.








"Kahramanlık yapmaya, cengaverlik yapmaya gerek yok." diyen helikopter kılıklı ebeveyn çocuklarısınız, çok görmüyorum. Ebebeyn diye bir şey yoktur dolayısıyla ebebeyn banyosu diye bir şey de yoktur sonradan görmeler, ebeveynler şeklinde de kullanılmaz çünkü kelime anne-baba'yı içine alır çoğuldur, darlamayın beni. Ayrıca yöneticileriniz de aman şöyle Y'siniz böyle X'siniz öyle Z'siniz diyorlar. Evde çocuğunu yönetirken işte seni yönetemiyorlar. Yazı taaşşuk-ı talat ve fitnat tarzına kaymadan, kı.ı-başı dağıtmadan duruyorum.

Bugün size düşük ısıda normal insanlar için kahraman olmayı anlattım. Hatırlayınız, ben yetenekleri ile çok geç barışan bir çocuktum. Bana göre herkes resim yapabilir, flüt çalabilir,  sahnede oyun sergileyebilir, dans edebilir, kitap yazabilir o kadar büyük bir olay değil, olur yani, ya motive değilsiniz ya da karnınız aç. Ama kendimizi kandırmayalım herkes CEO olamaz, herkes yönetici olamaz, herkes en iyi 2. adam olamaz. İkinci adamlar çok değerlidir ama bu başka bir hikayenin konusu.
Süper Kahraman olamazsınız demiyorum, imkansız diyorum. Oysa ki her insan takdir eder sevdiğini değil mi?

Alemlere Kriptonit olarak indirilmiş kahramanınız Coco

Yazının fon müziği: The Logical Song

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Harikulade İşyeri İsimleri

Bu sefer uhrevi ve batması imkansız olanlar var weirdos; 



Ve 


Mübarek 3-5-6 aylarda buluşmak dileğiyle. 

Esen kalınız.



28 Nisan 2016 Perşembe

Harikulade İşyeri İsimleri

Merhaba damdan düşenler, looserlar, girişimciler, girişemeyenler, angutlar, dunning-krugerler ve daha niceleri. Sizler için derledim, buyursunlar: 













16 Nisan 2016 Cumartesi

Yeni Başlayanlar İçin İDEAL İŞ GÖRÜŞMESİ

Merhaba Blög, Sevgili İzlekler, kuzeni yeni evlenenler, annesinin bir tanesi olanlar, damdan düşenler, Coco hayranları ve geri dönüşümün sihirli olduğuna inananlar.

Tamam blög, sadeleşme ayağına blogda az yazı yayınlanıyor olabilir ama biliyorsun yoğundum bu aralar, konferanslar, okazyonlar, lansmanlar, alışveriş, testler, toplantılar, alışveriş, doktor kontrolleri, alışveriş, partiler, 4 nikah 1 cenaze haller...


Çok isteyerek aldığım bir kitabı sonunda bitirdim, öyle günler yaşıyorum ki kitap bitirdiğimde seviniyorum sen düşün. Masaja giderken vaktim yok diye e-book okuyorum ipad'den, hani şu zen halleri içerisinde kafayı açmam gerekirken sırtımda volkanik taşlar bilmem ne... Masöz bir yandan homurdanırken bir yandan Uzak Doğu tınılı bi'şeyler kötü enerji kapı dışında kalsın falan, ay bayılazaaaaaaaam.

2 maile bak, kitaba geri dön, twitter'da gevezelik bıdı bıdı. Bu ay enteresan şekilde  evlenen yığılması yaşadığımdan haliyle alışveriş yaptım diyordum ki kredi kartı ekstrem geldi. Yutkundum desem abartmış olurum ama ilgi çekici bir rakamdı. Bir konferans çıkışı pampamla yürüyüşe çıktık, amaç 10K adım adıp laklak etmek, alışveriş çılgınlığım ile ilgili dokundurdu. Ama harika bir dolabım oldu farkında mısın? diye sorunca artık durmam gerektiği cevabını aldım, çok hoşuma gitmedi yine de peki dedim. Bunu dedikten 2 hafta sonra 6 tane ceket, 3 çift ayakkabı, 1 döpiyes, 2 tane düşes eteği almıştım. Debenhams'tan çıkarken dünyanın en mutlu insanı bendim. Sonra vay efendim, vertical wardrobe, capsule wardrobe vay efendim aynı ceketin 8 rengi, kalem eteklerin 50 tonu falan.

Bu bahar temizliği dediğim saçmalık bitmiyor, çantaları ayırıp yeni sahipleri için esenlik diledikten sonra yenilerini dolaba yerleştirdim arkada Queen'den We are the champions çalıyordu.
Eski ekip görüşmeleri vol 34562-34563'ü gerçekleştirdim, 2 arkadaşım yönetici oldu bunu kutladık, biri koç oldu onu da kutladık, bir tanesi 40'dan sonra beyaz yakalı olarak çalışmama hedefine 5 yıl kalmış onun geri sayımını yapıyor bakın bu hedefi 2010'dan beri takip ediyorum, harika bir şey, netliğe gelin. Biri harika bir girişimcilik fikri ile geldi, engelliler için yapılacak muhteşem bir iş, fikir aşaması bile beni çok heyecanlandırdı. TEDxReset'e yine katılamadım, bu biraz üzücü oldu(ama çok tatlı bir iltifat aldım, bir dostum o sahnede seni görmek istiyorum dedi, ya siz çok tatlısınız beahh). Ama gün 24 saat. 2 yeni proje geldi, onları değerlendiriyorum ve Mart ayı benim içn çok yıpratıcı geçti, önceki bölümde bununla ilgili sızlanmıştım, rapor rapor rapor ve amelasyon. Bir de sanatsal faaliyetler var, loto oynadım ve sonucuna hala bakmış değilim.

Bugün amele gibi Beylikdüzü'ne gittim arabayla, güneşe maruz kalınca mutant ellerim yine kabardı. Süper gücümün güneş etkisi ile alışveriş yapmak olduğuna inanmaya başlayacağım. Ekonomiye yaptığım katkı için bana madalya takmalısınız ve artık daha az evlenmelisiniz, bıktım, başta kuzenlerim olmak üzere, bırakın bu işleri hanımlar beyler. Haydi bahanem hazır, efenim nikah var, aynı kıyafeti giyemem, rakı gecesi için mutlaka siyah(bir arada kezban gibi rakı güzellemesi yapılıyordu teyallam), kına gecesi için başka bir ayakkabı olmalı, halay için başka... İşte bu nedenle benden ne bir göçebe olur ne bir şey, şu farklı ülkede arkadaş düğününe 8 valiz ile giden şapkalı gözlüklü tipler vardır ya klişe film karakteri işte o benim. Mesela bugün nikah sonrası arabanın bagajını açtım, kotumu çıkarttım, eteğin altından hop geçirdim, öküz gibi trafik var, üst tarafın minnoş olması yeter, kota uygun ayakkabıyı da giydim. 8,5 saatlik Beylikdüzü-Shire yolculuğuna başladım, TT Arena'da fotoğraf çektim, bağıra çağıra şarkı söyledim, limonata içtim, otostopçuları arabama almadım çünkü nikah çıkışı uyuzluğu. Gelin Hanım kuzenim oluyor, İzmir'e yerleşecek, işi hazır;

İzmir'de İK yapacak, akdsjhfaksjflksjdhflksjdhflaksjdfhlaksjdflakjfhlakjsdhflkasjhdflkajsdhflakjhdflaksjdhfsakld
alsdkjflaksjdhflaksjhdflkajshdflahfşofhşoabvşabjvoşwırbobv
lşskjdşasjkfşoıfjşaojfışoıfşoehfşle
aslkdjfşalksjfdşafjşaslkjfdşalskjfşlskjfd
iaşsdkjfailskjdfşlskdfjalş

KABUL EDİN KOMİKTİ.



Arada beni sıkıştırdı, İzmir'de arkadaşlarımın olup olmadığını sordu, İzmir, İK'cı, arkadaş -_- Herhalde var yani, oha. Sonra bir İK'cı olarak katıldığı absürt bir görüşmeyi anlattı, üzerinde gelinlik, benim üzerimde elbise, elimizde pilav tabakları dışarıda koşuşturan insanlar siz de mi mevlidden sıkıldınız dermişcesine, yarınlar yokmuşcasına işe alımdan bahsediyorduk, hem de İzmir'de.
Bu kadar gülmek yeter deyip, sizinle geçen hafta keşfettiğim şahane dizi karakteri Haluk Güney'den bahsetmek isterim, zira bu videoyu kuzenime de izlettim. Kuzenim, kına gecesi konsepti, nikah davetlilerine verilmek üzere şişelere doldurulmuş ev yapımı bir şey bir şey iksirini hazırlarken hafif uçmuş tabi, hatırlatın da bir ara bir evlilik hazırlığı için gerekenler ve organizatör Coco'nun maceralarını anlatayım...


Haluk'a gelince kendisi tam bir denyo, diziyi baştan takip etmediğim için fazla detay veremeyeceğim lakin inşaat şirketi veliaht prensi(müteahhit), sürekli yelekli takım elbiseler giyen(siz bilmezsiniz bununla ilgili şahane bir hikayem var ama o başka bir yazının konusu), dünyanın en hödük, en kafa içi sesi ile konuşan, sosyal ortamlarda patavatsız, özgüveni yüksek, ağırlılık lacivert tonları tercih eden(durun biraz şimdi bir yerlere varıyor gibiyiz), iyi kahveye düşkün, Fenerbahçeli ve über eğlenceli bir tip. Tanıdığınız birine benzemiyor mu sizce de? Whatever!



Hayatımda hiç bu kadar kötü bir kahve içmedim...

 


 Yazının fon müziği: Ben Kalender Meşrebim, güzel-çirkin aramam

Ona iyi kahveler ve Haluk alın, bir adet Big Mac menü, teşekkürler.

Düğünlerinizin halay başı, cenazelerinizin gözyaşı, İK'cıların İK'cısı işte benim Zeki Müren!

Coco the Duchess

Çocuklar son derece ortodoks bir okulda leydilik dersi aldım ben, o ağzınızı toplayın rica ediyorum, yemek bıçakları/çatalları dıştan içe doğru kullanılır, restoranda menü açık kaldığı müddetçe garson yanınıza gelmez, kaşık çorba içilmeye devam edildiği sürece kasenin içinde kalmalı, sağdaki içeceklerle soldaki yiyecekler bize aittir, haydi bakalım.

2 Nisan 2016 Cumartesi

Best Taxi Driver: İhsan Aknur


Belki de galaksinin en iyi taksi şoförüdür.
Hello blög, what's up?

Evdeyim, cnbc-e ve e2 kapandı ve TLC oldu hani şu şu şuuuuuu işsizken izlediğin kanal, hani kek yapan İtalyan Hobokenli Buddy, Kleinfeld moda evi ve say yes to the dress, uhmmmm aslında daha çok Anthony Bourdain ve No Reservations izlediğin kanal. Hatırladığım bir detay o zamanlarda izlediğim bir bölümü 2016'da görünce oha dedim kendime, bu kadın gelinlik için ağlayacaktı falan, diyorum ya; zihin değil çöplük, mind palace'da gezinmek için iyi bir gün değil.
Bilmeyenler için söyleyeyim en sevdiğim aşçı Anthony'dir, elimde mutfak sırları kitabının olması bir tesadüf değil, o kısmı daha detaylı anlatacağım hatta Kitchen Confidential ve Bradley Cooper'ı falan anlatacağım ama o başka bir yazının konusu. No Reservations ilk sezonu 2005'tir, bence şahane bir programdı. Ama önce size TED konuşması ile giriş yapayım da bilimsel görüksün.



zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyebilirsiniz, keyifli bir sunum :)


Eeeeeeeeeeeee, yani? Yanisi şu güzel arkadaşım, amcadaki tutkuyu görüyor musun? Gör istedim. Kendisi adına, işi adına, hayatı adına. İçten gelmeli bir neşesi var, güdümlü bir füze gibi. Ne istediğini biliyor, farkında ve bu nedenle de çok şanslı. Biraz izleyin sonra konuşalım. 






Bravo İhsan Bey, böyle güzel hikayelere ihtiyacımız var:)



Belki bir gün bıyıklı tenişçiyi de yazarım. Canım midye çekti, eve gelirken alsanıza, alır mısınız?

Taksicilerin ve taksi duraklarının koruyucusu, işini severek yapanların minnoşu,

Sefireniz,

Coco the passenger

1 Nisan 2016 Cuma

Neden Harikulade Bir Kariyeriniz Olmayacak?

Hellö blög, merhaba İzlek.

Çok yoğun bir haftaydı. Son çeyreğe hatta son yıla bakalım bu kadar çok çalıştığımı hatırladığım bir hafta daha yok.
Status bilgilendirme yapayım; kısa süreli hedeflerimde bir sapma yok, çok uzun cümleler yazıyorum onları kısaltmak lazım... İş-güç tıkır tıkır gidiyor, orta ve uzun vade hedeflerde sıkıntı var, oturup bunun üzerine çalışmam gerekecek. Sevdiğim işi yapıyorum, genelde seveceğim işleri yapmaya yöneliyorum/ bu durum ileride beni kısır döngünün içine doğru götürür mü?
Göreceğiz. Pratikte bu duruma kariyer kısıtı, limitli yükseliş, şakaklarıma kar mı yağmış sendromu gibi isimler de takabiliriz. Tabii ki tabbiiğkiii ben uydurdum.
Hemen her yıl mart ayında abidik gubidik şeyler olur hayatımda, supersonic kararlar alır, hayata geçirmem, bu bir klasik. Bu kez:

Hani dolapları, kitapları, kıyafetleri, takıları temizlemeye girişmiştim ya, ve bu neredeyse tüm yıla yayılıp bir son bulmuyordu, hikayemiz bununla başlıyor. Hediye gelen nevresim takımlarını kullanıma açtım, yıkandı, ütülendi, bahar temizliği adı altında tabloları ayıkladım. İşin komik tarafı biten ama buluşamadığımız için teslim edilemeyenler falan var. Bazen canım isteyince, kafama esince, bazen boş zamanımın çok olmasından dolayı, bazen de üniversitede kimi günler çok sıkıldığım için resim yapardım. Benim için bir tutku falan değil, üzerinde düzenli çalışmak zorunda değilim falan o yüzden. Bana göre herkes resim yapabilir, aslında istediği şeyi de yapabilir. Konservatuvar(müzik tarafı için) sınava gidip, beklemekten sıkılıp eve dönen biri olarak konuşuyorum. Yan flüt çalacaktım halbuki, sanatçı olacaktım. Aylarca okulda piyano eşliğinde ders alan ben sevgili annem Lou'ya sıkıldım gidelim dedim, emin misin diye sordu. Olm orta okul seviyesi bir bilinçten bahsediyoruz, validem ve pederimin en hoş yanlarından biri buydu, seçenekleri ortaya koyar, ne yapmak istersin diye sorarlardı.  So seçimlerimizden hep biz sorumlu oluyorduk, her şeye rağmen yanımızda olmaya devam ediyorlardı.
Alternatif maliyet dediğimiz olay bir vazgeçiş, geride bıraktılarımızdı, bunu da değerlendirmemizi isterlerdi. Ve son kez sorarlardı, bu kararı almaya ve diğerini geri dönüşüm kutusuna göndermeye emin misin? Hayatının geri kalanına hazır mısın?

Neyse. 
E tabii benim de sevdiğim ressamlar var, Ivan Aivazosvki, Jackson Pollock, Dali, gördüğünüz şahane seçimler, ben hep kültür sanat.

Tanıştırayım;




Fausto Zonaro, İtalyan bir ressam, sevgilisi Elisa ile oturup karar veriyorlar, kitap okumuşlar İstanbul çok çekici gelmiş kendilerine veeeeee öyle çok sayılmayacak bir para ile gelmişler bu şehre. İlk geldiklerinde  fazla kazanamamış, Elisa kendisine destek olmuş, daha önce gelip çevre edinmiş falan, finansör mü diyelim, aşkına sahip çıkma, uzun vadede başarılı yatırım planı mı diyelim yoksa büyük resmi görme yetkinliği mi, siz karar verin.
Buraya geldiğinde 37 yaşında, 3. sınıf bir biletle geliyor, öyle konsolosluk davetiyesi falan yok. Suluboya eserlerini satmış, günlük İstanbul hayatına karışmış, kahvehanelerde oturmuş, derdini anlatacak, sipariş verecek kadar Türkçe öğrenmiş. Sempatik bulmuşlar bu adamı, her gün 7-8 fincan kahve içmiş, esnaf ısmarlıyormuş ona. Zeliç Kitabevi tablolarını 1 liraya satmaya başlamış...
İşgüzar bir zaptiye "haram bir iş yapıyorsun." diyerek kendisini nezarethaneye atıyor, Yıldız Sarayı ve Eyüp'ten uzak durmak şartıyla salıyorlar. Gerçek bir Osmanlı / Türk gibi konuların içine girip, günlük hayata dair resimler yapıyor. So klasik oryantalist ressamların kalıplarının dışına çıkmış(şöyle düşünün expat olarak bir ülkeye giden liderin lokal kültüre uyum sağlaması ve fark yaratması). Ele aldığı konular bakımından İstanbul'un o zamanki yaşamına dair belge niteliği taşıyan resimler yapmış. Abdülhamit döneminin sert dünyasını zarif bir şekilde daha modern ve Avrupa'ya yakın göstermiş. Teşrifat Nazırı Münir Paşa'yı aracı olarak kullanıp Sultan'a resim gönderdikten sonra, çok beğenilmüş ve  4 mecidiye altını yollanmış kendisine. Bir çeşit ödüllendirme diyelim, belki de kendisine zorlayıcı ve ulaşılabilen- smart hedefler koymuştur kendisine, ne dersiniz?

Efenim gel zaman git zaman, Akaretler'e yerleşmiş, saray ressamı olmuş. İlişki kurmuş, ilişki ağını genişletmiş, günlük İstanbul yaşamına, orduya / Ertuğrul Süvari Alayı'nın Galata Köprüsü'nden Geçişi falan / saraya dair resimler yapmış. Saray ressamı ölünce Ertuğrul Alayı'nın tablosunu göndermiş,  Sultan 2. Abdülhamit çok beğenmiş, bunun üzerine yeni saray ressamı olnuş, bombelere gel adeta bir Blair Waldorf. Mmmmhhhhhh gördünüz mü, boş pozisyonlar o zaman da varmış, cv olarak yağlı boya tablo düşünün.

Meşrutiyet Dönemi: Bir gün yolda giderken dönemin padişahının bir afişini görmüş, zaman zaman padişah hazretlerine portresini yapmayı teklif edermiş  lakin bildiğiniz gibi Osmanlı'da o dönem resim yasak yani mmmmhhhhhh İslam ülkesi olmak hep zormuş. Kibarca isteği reddedilmiş, katı dini kurallar var.
Bir kez daha şansını denemek ister, mektup yazar, halkın Sultan'ın gerçek resmini görmesi gerek falan der, Abdülhamit kabul eder. 
İstanbul'daki devlet adamları, yabancı diplomatlarla yakın ilişkiler kurmuş, atölyesinde hem ders vermiş hem tablo satmış, kendi başına bir kurum gibi çalışmış, bakınız aynı zamanda bir girişimci. Nazım Hikmet'in annesine özel ders verirmiş, ay çocuklar sizinle dedikodu yapmak ne kadar güzel ya.
Derler ki Fatih'in İstanbul'a Girişi isimli tablo Hasan Rıza tarafından yapılmıştır, 7 yıl sonra da Fausto Zonaro reprodüksiyonunu(yani bir resmin birebir kopyası) yapmış, Fatih'in soluna da yeniçeri olarak kendini çizmiş. Bittabi şehit düşen Edirne Erkek Sanat Okulu Müdürü Hasan Rıza Bey... diye yazan mezartaşı bir başka hikayenin konusu.

Yerli halkın alışkanlıklarını benimsemiş, kişiliği de buna izin vermiş, günlüklerinde öyle yazıyor:

Dilerim bana gayretli bir sanatçı desinler...


Yetenek, şans, istikrarı sağlamak adına çok çalışmak, networking, gözlem, değişime uyum sağlama, araştırma, aşk, mobilite ve gizemli doğu yani İstanbul.

Canım hiç öpmiyim(öpmeyeyim), sergiye hazırlanıyorum.  Şaka şaka, bu yazıyı bir gün yolda yürürken sen sergiye mi katıldın deyip beni bir baştan ayağa süzen Levent'e armağan edeyim.






Kimse bana hayatım çok zor demesin, siz hiç 15. asır zırhı boyamak zorunda kaldınız mı?  At çizdiniz mi, o atın kaslarına gölgelendirme yaptınız mı? Yaptınız da bana mı yaptınız?
Uzayınız, sağdan uzayınız, belki para bulursunuz.

Hah! Unutmadım, tabii ki sizi deniyordum. Temizlik bitti, kıyafetlerimi gruplandırdım, eskileri ayırdım, kışlıkları kaldırdım,  Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un kapılarından girişi tablosunun yandan yemiş hali de bitmek üzere, raporlar da bitmek üzere, yeni proje başlamak üzere.
Hayat bana güzel, size de güzel olması için anlattım bunu. İstediğiniz işte çalışmıyor olabilirsiniz, istediğiniz şehirde ya da galakside yaşamıyor olabilirsiniz.
Hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiç bana anlatmayın.
Ne kadar çıktınız konfor alanınızdan?
Ne zaman hayal kurdunuz en son?
Ne kadar zorladınız kendinizi?
Yeni bir okazyona katılıp networking yapmayı denediniz mi?
Neleri değiştirdiniz hayatınızda?
Hangi davranışlarınıza odaklanıp, üzerine gittiniz, teknik eğitim tamam da davranışsal odağınız nasıl kuzum?
Ne kadar çalıştın? Çok mu? Uf mu oldu?

Kusura bakma, sen adım atmadığın sürece, Dünya ayaklarının altına serilmeyecek büyük bir ihtimalle.  Harikulade bir kariyer istiyorsanız, bunun için çaba gösterin. Sonra gelip mülakatta ağlıyorsunuz ben n'apim? Sonra İK çok rerörerö, e ama sen değilsin.

Fazla Lapis Lazuli'si olan var mı, boynuma takacağım. Yetenek sivilce olsa sizin cildiniz pürüzsüz olurdu. Kimse bu yazı kariyer ile ilgili değildir diyemez, haydi öperler.

Resim sınıfından atılan, şövalenin altında kalan kahramanınız,

Coco de Valentine.




15 Mart 2016 Salı

Göç

İleride bir gün o yıllardan bahsederken;

İnsanlar savaştan kaçıp ülkemize sığınmışlardı ve biz bir diğer yandan Taksim'de gezen Araplardan şikayet ediyorduk çünkü yanlarında 4 ya da 5 karısı ile komün halinde geziyorlardı ve saç ektiriyorlar, kafalarında iğrenç bantlarla geziyorlardı, bağıra çağıra konuşup, bizi ittirerek yürüyorlardı falan diyecektik. Aslında sorsan hiçbirimiz ırkçı değildik, hatta insan kaynaklarında çalışıyorduk, olur mu öyle şey... 
Bölge esnafına sorarsan bu gelen turistler nakit akışına fayda sağlıyor, piyasada para dönüyordu, bir alışverişte 5K minimum harcıyorlardı, o yüzden gelsindiler... Bunun yanında insan taklidi yapan İzmirli bir esnaf ise Suriyeli bir çocuğu kovalıyor, bir güvenlik kamerası kayıtlarını izlerken çocuğu kollarından yakalayıp yere fırlatmasını dehşet içeren duygularla izliyordum, sonrasında olayı gören birkaç adamın esnafın üzerine yürümesi ile en azından hala sağduyu var diye seviniyordum. 

İstanbul'da evden çıktığınız ve işe gittiğiniz o süre içerisinde kullandığınız toplu taşıma araç sayısı, bağlantı yolları, geçtiğiniz alt geçit, turnike sayısına bağlı olarak minimum karşılaşacağınız dilenci /dilenen insan sayısını belirlersiniz. Levent ışıklarında beklerken yanınızda ufak çocuklar müzik yapar, şirinlik yapar, bazılar kağıt taşır, bazıları kağıt toplar. Aslında insanlığından utanman, vicdanınla yüzleşmen için çok fırsat verir hayat sana. Her sabah mesela, yeni normaline alışmaya çalışırken "Empati yapıp öleyim mi, sığ bir insan olup yüzeysellik denizinde boğulayım mı?" diye düşünürsün. Kaçış eğilimi hep var, görmezden gelme, bilmiyor gibi yapma. 

Sınır ötesi yardım kuruluşuna katılsam bir kahraman olur muyum? Afrika'da suyu olmayan bir köye 8 km. uzaktan su taşıyan bir kadının ilgi çekmek adına bir yürüyüşe katılması bile fark yaratıyor diye düşünebilir ve sonra hızla bu bilgiyi beyninin arkasında bir yerlere atabilirsin aslında.

Sonra istatistikler akıyordu, bu yıl 55K çocuk dünyaya gözlerini açıyordu. Danışmanlığını yaptığım 3 ayrı firmada mülteciler için yapılan uygulamaları dinliyordum yaptığım görüşmelerde. Bir defasında çaylarını şekerle demlediklerini öğrendim, bu bilgi gerçek hayatta işime yaramayacaktı belki de... Bu insanlar ilk geldiklerinde neler yaşadılar, nasıl barındılar, ne yediler, nasıl şehirlere kaçtılar, nasıl dilenci oldular, kimisi Ege'de boğuldu, Mersin'de ve civarında olanlar vergi muafiyeti ile işyeri açtı mesela, sonra kadınlar tarafından dolandırılan evlenmek isteyen Türk erkeklerini haberlerde izledik. 

Sonra oy hakları oldu, sonra mesela benim komşum olmadıkları halde aynı apartmanda yaşıyor gözüktük, yetmez gibi benim evimde başka bir kadın oturuyor göründü, oy kullanamadım, sonra o seçim sonuçları yetmedi bir seçim daha yapıldı, belki Müşerref denen o zebani kadını bulamamıştım ama en azından benim evimde oturmadığını ispatlamıştım. Aynı zamanda bina içerisinde yabancı uyruklu komşu da yoktu. Sonra okullarda sınava girmeden okuyabilmeleri konusu çıktı, ona da itiraz vardı, istedikleri bölümlerde okuyabiliyorlardı, eğitimli olanları Avrupa'ya kaçmış, amelasyon takımı bize kalmıştı, bunun için de isyan ediliyordu. 

Birleşmiş Milletler raporuna göre, savaş öncesi 24,5 milyon kişiden 17,9 milyon kişinin Suriye'de kalmıştı.  

Komikti, yaratılanı yaratandan ötürü falan seviyorlardı sözde. Çocuklara tecavüz ediliyordu eğitim kurumlarında, şehirlere bombalar yağıyordu, biz sistematik olarak her ay bir bomba nedeniyle ölenler için yas tutup, zirvelerde saygı duruşunda bulunuyor, sosyal medyada içimizdekileri kusuyorduk. 

Lanetmatik diye bir şey olsa, en son rakamına kadar biz kullanacaktık, bürokratlarımız bu konuda çok yetkindi, olaydan hemen sonra bir lanet okumaya başlıyorlardı, bir sonraki patlamaya kadar devam ediyordu. Bir sonraki kötü haberde sırayla tekrar lanetler yapmaya başlıyordu ama görmelisin. Lanet bir para birimi ya da paraya çevrilebilen bir ürün olsa değil buradan Mars'a evrenin henüz keşfedemediğimiz galaksilerinden birine hem gider hem de orada yeni bir ülke kurardık. Adı da "Türkiye Değil Cumhuriyeti" olurdu, evet ada fikri ilham verdi bana. 
Yani zor günlerdi, sağlıklı bir insanın katlanmakta zorlandığı, tahammül edemediği, ilk gençlik yıllarını mutlu mesut, suya sabuna dokunmadan rahat geçirdiği olgunluğa doğru giderken akıl sağlığını korumakta zorlandığı günler. Arkadaşlarının teker teker güvendeyim butonlarını kullandığı, Ferhat Göçer'in konserinin dinlenmediği günler. Hayatın bir şekilde devam ettiği ve zorla da olsa bir anlamı olmalı diye umut ettiğin günler. 
Sonra kendime neden İspanya'ya gitmedin, haydi oraya gitmedin peki ya Canada'ya niye gitmedin diye sorduğum günler de olmadı değil. Bu kibarlıkla oralarda survive ederdim. 
Bugün ilk kez İstanbul trafiğini kilitlediler, şüpheli bir araç nedeniyle, ben daha önce görmemiştim çift taraflı trafik akışının durdurulduğunu. Yani küçükken hatırlıyorum, seçim günleri sokağa çıkma yasağı olurdu o zaman köprüde kuş uçmaz kervan geçmez...
Zirve'de erken ayrılıp biraz deniz havası soluduktan sonra, eve doğru giderken epey goygoy yaptım ama az önce Tarçın metrobüste yanındaki adamın bir paket taşıdığını ve acaba bomba olup olmadığını sordu. Halbuki akşam yemeği nerede yemeliyiz acaba falan bu gibi saçma şeyleri konuşmalıydık. 
Ülkesi yerle bir olmuş insanlar aramızda dolaşırken Beyrut'luğa giden yılların içinde yol almak hafif de olsa korkutuyor sanırım. 
Sonra işte inovasyon, marka algısı, duygu yaratmak, insanların kalbine dokunmak, çalışmak en iyi ibadettir, bilgi özgür kılar, ben çalışanlarımı hep geliştiririm, benim kadar inisiyatif alan yoktur, insanlara da değerli olduğunu hissettiririm, ESFJ'yim ben. Hah bir de hep empati hep empati. 


Yoruldum blog. 

Kabul et, insan iyi fikir değildi. 

9 Mart 2016 Çarşamba

ZARA bir mağaza olarak değil Sivas'ın bir ilçesi veyahut şarkıcı olarak kalmalıydı belki de

yaptım yaptım yine aynısını yaptım, Zara'dan aldığım ayakkabıların biri 38 diğeri 39 numara gelince 1 hafta sonra zaman bulup değiştirmeye, olmadı iade etmeye karar verdim. Aslında iade etmek falan da istemiyorum. Neyse sabah Eliot ile buluştum, okul arkadaşım, lisanstan arkadaşım, İstanbul'da yeni açılan bir otel, gayet bildiğimiz, GM pozisyonu için iş teklif etmiş, bizimki pas vermiyor. Kariyerine farklı bir alanda devam edecekmiş: DANIŞMANLIK
Geçen ay geldiğinde eğitimcinin eğitimi ile ilgili programları sordu, ben de twitter'da izleklere sordum, kimse sallamadı ya beni...
Yeni web sitesi hazırlamış, eğitim programları, sertifikalar, reçeteler... Yalıda şahane bir kahvaltı yaptık, öğlene doğru işimiz bitti, ben doğru Buyaka'ya yollandım beyaz yakalıların yemek arasında kasalar feci durumda. Gittim ve bu ayakkabı numaraları farklı dedim. 3 tane dongoz sırayla "Bu mağazadan mı alınmış" dedi, yok başka mağazadan aldım ama denyoluk olsun diye size getirdim dedim, sakin kal Coco, iyi davran bu insanlara, onlar aslında moron değil diye iç sesimle telkinde bulundum kendime ÇÜNKÜ BUNU İKİNCİ KEZ YAPAN ONLAR DEĞİLDİ!!!!!!!(onlardı)
Palladium mağazasına giderseniz göreceksiniz ki kasaya geldiğinizde ayakkabı tekleri kontrol edilir, aldığınız ürünün bedenini sizinle eşleştiremediyse göz kararı "hediye miydi?" kalıbıyla kibarlaştırıp, bu beden sana olmaz gibi şüşko demez algıya oynarlar. Yine de depodan gelen ayakkabıyı, önce depodaki çalışma arkadaşları, sonra sizinle ilgilenen satış danışmanı daha sonra da kasadaki çalışan kontrol eder ve ekstra kontrolünüz gerekmez. Bu konuyu neden mi uzatıyorum? Sence?????????

İş süreçlerinin iyileştirilmesi

İşim gereği dokümantasyon, kontrol listeleri, iyileştirme geliştirme, iş akışları, müşteri deneyimi iyileştirme gibi konuların üzerinden haftada 3 kez geçildiği içindir belki. Bu tip hikayeleri anlatan adaylar yüzünden ya da işimi iyi yapmaya çalıştığım için de olabilir. Tek istediğim o şapşal ayakkabılara sahip olmak olduğu için de olabilir. Getirdiği ayakkabı tekinin üzerinde çizik olduğu için zaten depodan yenisine bakılmıştı, aynı çizik ayakkabıyı getirdiler, iade istedim. Mağazada kuzenim Miro ile karşılaştım, hafta sonu yapılacak okazyon için hediye bakıyordu, beni de sürükledi, sonra bir pantolon 3 bluz aldım, renkleri farklı modelleri aynı 3 bluz. Sonra aklıma başarılı insanların hep aynı kıyafetleri giydiği geyik blog yazısı geldi, gülümsedim. Hayır dostum sadeleşmeye çalışan bendim, tüketim toplumunun en motive bireyi, renkler cümbüşünde kaybolmuş bir bahar tanrıçası olmadı polka desenlerle süslü kıyafetleri ile adeta dönem filminden çıkmış bir süper kahramandım. Lakin bir şey satın almazsa ölecek hastalığım devam ediyordu. Şu anda tek eksiğim kayak takımı, o da bu mevsimde alsam mı bilemiyorum, kararsızım yani. Başarılı sayılırım, aynı tişörtten bir dolap dolusu da alıyorum. Gök Tanrı çarşınıza pazar versin sevgili paçozlar. İstesem de tapınak hayatı yaşayamayacağım çok belli.






Kapsül Gardrop olayı bende de var, tek sorun ise kapsülün dışında bir gardrobumun daha olması, sadeleşmek bu deyil -_-
An'da kalamıyorum, gelecekte falan kalıyorum ben ya. Mesela 3 saat sonra gideceğim mağazada yarın yağacağım toplantıda, haftaya gideceğim filmde. Karar alma süreci, her gün yeni kıyafet kombini kararına düşmemek, kafayı daha iyi kullanmak için kapsül dolap diyorlar da o iş hiç öyle olmuyor. Amelasyondan kurtulup fütürist falan mı olsam, bizim gibi insanlar geçmişte saplanıp kalmaz Coco. 

Yeni kitabım: Tapınakta İK ile tüm havaalanı kahvecilerindeyim.

Yazının fon müziği: Kamuran Akkor-Falcı



7 Mart 2016 Pazartesi

Funofis

Hello Blög,

Sen n'aber ya? Son zamanlarda seninle ilgilenemiyor değilim, taslakları temizlemek, normal hayatıma devam etmek, görüşmeler, zirveler, eğitimler derken işte yine buradayım.

Şimdi seninle ve çok değerli İzlekler ile veeeee blog dışı dünyalılarla Funofis'i konuşacağım.
Meslektaşım sevgili Selin Yetimoğlu'nun yeni markası. Sizler tabii bilmiyorsunuz, oysa ben öyle miyim? Bundan yaklaşık 4 yıl önce bu fikrin hayata geçmesi için karma çalışıyordu. Selin o zamanlar yurt dışında, Türkiye'ye geri dönecek, sonra bir danışmanlık firmasında daha sonra kurumsal bir yapıda çalışmaya başlayacaktı. TEDx konuşmasında en ön sıradan izleyecektim, oooops biraz hızlı gittim... Gerekli ortam şartları olgunlaşınca çok leydi bir hanım bayan olarak girişimci kimliği ile beyaz yakalı dünyasının enerjisine enerji katmaya gelecekti. Süreci yakından takip ettiğim için şanslıyım.

Farklı bir şekilde geldiler. Mutluluk, eğlence, ofiste nefes alma, farkındalık yaratma, kariyer... Evet bildiğimiz kelimeleri kullanıyorlar. Çalışmaları butik, şaşırtıcı, tailor made, renkli, keyifli, ne çok uzun ne çok kısa, tam olması gerektiği gibi. Ne demek bilmiyoruz? Anlatıyorum, işte öğrendiniz. Ekip güzel, ilgili, enerjisi yüksek, hızlı, ulaşılabilir, zekiler bir de büyük resmi falan görüyorlar, müşteri odaklılık, analitik düşünme bunları biliyorlar. Ve daha niceleri. Ben tanıdım siz de tanıyın hatta #tanıyınsevin

Coconut beğeni endeksine göre puanları çok yüksek. Eğitim, mutluluk, eğlence anlayışına yeni bir soluk getiriyorlar, iyi ki geldiler, çok bekledim. Beklediğime değdi.




İş yerinde eğlence kültürünü değiştirmeye, bal yanaktan almaya geldin.


Büyükler Ligi'ne hoş geldin Funfofis! The great work begins!

Always yours,

Coco