İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

31 Aralık 2015 Perşembe

Geldik mi?

2015'e veda ederken ben.





Çok güzel kar yağıyor. Burnum üşüdü...

22 Aralık 2015 Salı

Yoksa Siz Hala Anneninizin Hayali Olan Mesleği mi İcra Ediyorsunuz?

Ayh, başlığı toparlayamadım. Yoksa siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz, babanız yaptığınız iş ile gurur duyuyor mu? Dedeniz ne iş yaptığınızı başkalarına anlatabiliyor mu? Cococuğumuz, gözümüzün bebeğidir, ressamdır, evet anlaşılamıyor torunum sanırım öldükten sonra efsane olacak. Veya Anneanneniz blogunuzu okuyabiliyor mu, eleştiriyor mu? Kariyeriniz diyorum ne alemde acaba? Hani yeteneklerinizi kiralayıp karşılığında unvan alıyorsunuz, prestij falan geliyor, bir gruba ait oluyorsunuz?

Aaah, canımmmmmm merak etme dünyanın en eski mesleği üzerinden girmeyeceğim konuya ama bir ara hatırlatın size tarihin ilk proje bazlı çalışan insanlarını anlatayım. Haşhaşiler ve Alamut Kalesi ve Taşeron Başı Hasan Sabbah, yöntemleri sorgulanabilir ama motivasyon konusunda kendisi önemli bir figürdür.  Hayaller ünlü bir arkeolog olmak gerçekler toplu işten çıkartma zebanisi consultant. Nevra ile görüştüm geçen gün, bir outplacement projesinde görev alıyormuş. Bence güzel iş. Dostum duygusal olmayalım zaten diyet yüzünden kendimi disipline sokmaya çalışıyorum ve bu yeterince zor.

"İşini ne kadar iyi yapıyorsun ve bu işi iyi yapmaya ne kadar ihtiyaç var?" önce bunu konuşarak başlamalıyız. Bu işin yapılması şart mı, bu işi yapacak kişinin yetenekleri neler, bu işi herhangi biri yapsa hangi krizi yönetmek zorunda kalırsınız, bu iş İK içerisinde bir stres noktası mıdır... Yani işe alırken sorun yok da işten çıkarırken mi sorun var, peki işletmenin yararına yorum ne olacak, ortada çalışabilecek bir işletme olması için iş'in özü ve gerekiyorsa küçülme, daralmanın uygulanması gerekiyor ki uzun vadede başarısız yatırım projeleri nedeni ile ekonomiye halel gelmesin. He annem ROI, SAAS, İK stratejik ortak falan...

Hangi bölümü okudun, hangi okuldan mezun oldun bilmiyorum, günün sonunda ortalama 100 IQ ile 140 IQ'lu tipleri yöneten insaların senin Ivy League okuluna tapıyor olduğunu görebiliriz. Bunun yanında kendini sosyal, kültürel açıdan falan da geliştirmeli, kendini gerçekleştireceğin işi bulmalısın. Kendine bir kariyer danışmanı mı bulursun, uzmanları mı dinlersin bilmiyorum, işte sana ödev otur ve düşün, seni mutlu edecek iş hangisi, meslek ne, kalbinin ait olduğu bir şirket var mı? Ne istediğini bilmek önemli, bu sana zaman kazandırır, hayat kaliten değişir, inan bana.

Süper meslekler var mesela;


  • Bir kitap kahramanı ol benim gibi,
  • Chief Listening Officer(Bence Chief Dissent Officer yerine bu da olabilirim, iyi bir dinleyiciyim sonuçta, çotonk diye de söyleyebiliyorum tarafsızlıkta bir dünya markasıyım acaba facilitator mü olsam ayh bayılazaaam)
  • Gizli Müşteri
  • Yalan Avcısı,
  • Mobilya Deneyicisi, Yatak Test Edicisi
  • İşyeri Psikoloğu
  • Video Game Oyuncusu
  • Ethical Hacker(Beyaz Şapkalılar)
  • Bulmaca Yazarlığı
  • Konsept Danışmanı
  • Kahve Falı Aplikasyonu Yorumcusu
  • Futurist(aman bizdekilerden bahsetmiyorum)
  • Sommelier / Parfümör - Kurumsal Koku Tasarımcısı... Hangisi olmak istersen onu ol, okullar hayallerimizi büzüştürüyor hayallerini serbest bırak ve kovala. 

Dostum okullar mezun olunmak için vardır. Daha önce anlattım, ben atlaya zıplaya okudum, kendimden 2 yaş büyüklerle aynı sınıftaydım, liseyi 2,5 dönemde bitirdim. 16. yaşıma girdiğim 2. hafta okul bitmişti, ocak ayından bahsediyorum.  Fen-Matematik falan okuyup lisenin son yılında yapılan bir envanterde %98 sözel eğilimli bir birey çıkmıştım lakin dönem ödevini Düzgün Olmayan Geometrik Cisimlerin Ağırlık Merkezleri üzerine hazırlamıştım gerçi diğer dönem Dali hakkında bir çalışma yapmıştım acayip bir okuldu. 

So öyle ya da böyle bir yerden mezun oluyorsunuz, bu sizin bir bölümden mezun olabilecek kapasiteye sahip olduğunuzu gösteriyor. 

Eğitim sistemi falan demiyorum, potansiyelinizi doğru yönlendirecek birileri varsa hayatınızda bazı şeylere daha rahat ulaşıyorsunuz. Değilse geç karşılaşıyorsunuz, ama ben "yapamıyorum, olmuyor" bıdı bıdısına inanmıyorum. Yeterince üzerinde çalışmamış olma ihtimalin var, okumuyorsun büyük ihtimal, moron gibi hayatını geçirirsen başına geleceklerden sorumlusun. HR trendlerinde staj uygulamaları yükselmeye devam edecek, şirketler bu uygulamalara daha fazla eğilecek falan diyorlar. En basiti 200 küsür blog var aç oku, İK ile karşılaştığında başına gelebilecekleri anlatıyorlar, okul sana cv hazırlama, mülakat simülasyonu falan sağlamasa da en azından bu 200 kişi iş görüşmesine gitmiş hepsi bir tane başarısızlık hikayesi anlatsa uzayda oksijen sorunu kalmaz o derece. Meslekler, kuşaklar, terfi, kişisel gelişim falan... 

Sevgili Ceren Bandırma'nın listesinden bakabilirsiniz. 


Dream Job yani imkansız değil. Çalışma şekillerine bakmanı öneririm, sürekli çalışmak isteyebilirsin, dönemsel ya da freelance, bir gezgin olmak isteyebilirsin, bir adada bekçi olabilirsin, bir gözlem evinde şoför olabilirsin. Sabah uyandığında ayakların geri geri gidiyorsa anatomik bir problemin var ya da şeytanlı bir filmde 3'lere 5'lere karıştın Sevgili İzlek, ayaklar geri geri gitmez aklını mı yedin, ecinli misin? Sabah uyanıp kendini işe gitmek için motive etmeye çalışıyorsan otur düşün, sevdiğin işi yap ya da başladıktan sonra sevebileceğin işler bul. 

Üst tondan konuşmuyorum ya K2'ye çıkınca ses davudileşip yükseliyor, yüksekteyim aloooooooooooov. Hepinize iyi meslekler dilerim.



Yazının fon müziği: Led Zeppelin'den geliyor, cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşelidir bebeğim diyorlar.



Yeni Mezunların ve Anlaşılamayanların Azizi,

Coco



21 Aralık 2015 Pazartesi

Harikulade İşyeri İsimleri

Gündem için gelsin



Aw yis 


Evet, yeni dükkan açacaklara bol & bereketli günler dilerim.

Marka ve patent dayiresi başganınız,

Coco

20 Aralık 2015 Pazar

Platin İK Şapkası Ödülleri

Günaydın. Beni tanıyan tanır, tanımayan randevu alır modunda bir sabahtan sizlere MÖRHÖBÖ.

Bir doğum günü kutlamasının ardından yakın arkadaşlarımla bana geçtik. Eğlenmek iyidir. İK'cı tayfa çık bi' hava al.
Sektörel havadisler, iş ilanları, yeni nesil saçmalıklara girdik. Kim şutlandı, hangi GMY'nin planları elinde patladı, skandallar, olması gereken yerde olmayanlar...





Arkadaşlarım da en az benim kadar neşeliydi dün. Geyiğin dozu o kadar arttı ki sonrasında altın ahududu kime gider tartışması başladı. Evet evet, niş alanda kötü işler ödülleri verilsin. Hatta bir adım ileriye taşıyalım. Malumu aliniz, filhakika, binaenaleyhaskdjlaksjdşl all of us İK Şapkası denen bir şey takıyoruz, profil fotosu şapka(hatta double şapka) olan biri ile tartışma istersen. Bu şapka görünmez sadece akıllılar görebiliyor. Günlük konuşmalarımız sırasında "Bak İK şapkamı takıyorum, taktım, önüme koydum, bak takacağım şimdi, takmayacağım, taktım bile" gibi ifadelerle İK'cılardan duyarsınız. En kötü bir toplantıda, olmadı çalıştayda, ayaküstü asansör konuşmasında, GMY yanında hava atarken, belki bir şarkının her sesinde belki bir sahil meyhanesinde falan kullanırız. Elimizde değil, jargon kasmamız gerek, bir şapka olacaksa bu bizim olmalı, bir tavşan çıkarsa o tavşanı biz çıkarmalı hatta o tavşanı gerekirse 62'den biz çizmeliyiz.

İK where the magic begins -_-

Sonra işte haliyle kafamda şapka(çünkü benim şapka koleksiyonum var), sırtımda robdöşambr(çünkü eski türk filmlerine bayılırım) elimde karaoke mikrofonu ile karşılarına geçip başladım anlatmaya. İK çok rerörerö, insan kaynak değildir, asla bu kadar materyalist olamayız, İK stratejik ortaktır, hepimiz aslında HRBP'yiz, şutlanmayan İK'cı tam bir İK'cı olamaz never ever, salt İK disiplini yanında pazarlama geçmişi de iyi olur sanki, 2. kariyer şart aslında, İK her şey değildir abi saçmalamayın... vb. sıraladım. Olm benim saçmalayabilme hakkımı kimse elimden alamaz bir de uygun ortam(1 İKcı+1 herhangi beyaz yakalı birey) olunca fındık yemiş gibi oluyorum. Bence herkese bu fırsat verilmeli, ben de ev stand uplarıma devam ediyorum.

Neyse işte gözlerinden yaş gelene kadar sürdü bu geyik, sonra işte ödülleri sıralamaya başladım, siz de katkıda bulunmak isterseniz yorum yazın diyeceğim ama yorum yazan yerlerinizin ağrıdığını biliyorum çocuklar. Öperler. Platin değil Uranyum İK Şapkası mı yapsaydım bilemiyorum. And the Oscar goes to; 


Yılın en iyi şutu
Yılın en iyi transferi
Yılın en inovatif İK uygulaması diye fiyasko kitleyeni
Yılın en ROI'si
Yılın en haber vermeden gideni
Yılın en kötü iş görüşmesi
Yılın en kötü "Biz size dönüyor olacağız" diyeni
Yılın en kötü İdari İşler Macerası
Yılın en efsane iş bırakma / iş yavaşlatma çalışması
Yılın en arkadan iş çevireni
Yılın en kötü İşveren Markası uygulaması
Yılın en kötü doğum günü kutlaması
Yılın en yanlış ücret hesaplayanı
Yılın en berbat istifası
Yılın en kötü organizasyonu
Yılın en İK'yı bırakanı
Yılın en yıllar sonrası sektöre görkemli bir giriş yapanı
Yılın en kötü fon müziği seçimi
Yılın en berbat bestesi, şarkının telif hakkını alamayınca kendileri beste yapmışlar sdalsjdalhsdla
Yılın en kötü İK temalı kitabı
Yılın en insan odaklı olmayan İK'cısı(bununla ilgili adayların "şekerim, en zayıf yönüm insan odaklı olmamak" açıklamasını yapmış olmaları gerek şart)
Yılın en ekibinin sosyal medya hesaplarına müdahale edeni
Yılın en X'i ve bir de Babyboomer'ı
Yılın en gizli ajandası olanı
Yılın en klişe uygulamasını dergide röp olarak vereni
Yılın en ben gideyim ama giderken yerime birini bulayım böylece siz benim tazminatımı verin diyip "El Sıkışarak" ayrılanı
Yılın en toplu işten çıkarması
Yılın en kötü yönetilen İK basın açıklaması
Yılın en sansasyonel tazminat davası
Yılın en Prensesi ömür boyu başarı ödülü 

Bu ödüle layık olmaya çalışacağım xoxo



O kadar okuyoruz(ne kadar hacı vahiy gelmeyecekse iş dünyası ile ilgili okuyun biraz), çalışıyoruz, yeni fikir üretmeye, en iyi örnekleri adapte etmeye çalışıyoruz, zirvelere, kongrelere, konferanslara katılıyoruz sonra öküzün biri gelip İK çok saçma yeaaaa diyor. Evet, saçmayız sen daha saçmasın ama bunu öyle tatlı bir dille söylüyoruz ki anlamak için atp harcamak zorunda kalıyorusun. Sahnede trendsetter dinliyorsun eve gidiyorsun patates soyarken kuzeninin nişan bohçasında ne olacak geyiğini dinliyorsun miniğim, iş hayatı başka özel hayatın bambaşka, günün sonunda NASIL BİR İK PROFESYONELİ OLMAYACAĞIM'ı buluyorsan aferin sana. Yoksa profesyonel profesyonel takılıp, havadan yanakları öptüğümüz organizasyonların sabahları ofisten kaçış adına okazyona katılmak şeklinde uzay boşluğunda yerini alacak(bir daha oku). Btw dünyanın en önemli konusu İK değil, açlıkla susuzlukla savaşan bir İK, bir organizasyon yapıp ses getiren İK falan bekliyoruz. Beklentilerimiz Allahuekber Dağları seviyesinde.

Ne olacak dersen maneviyat, yaratıcılıktan beslenen maneviyat, insanların kalbine dokunma, insan odağındağız açıklamaları ve agile süreçlerin İK'ya entegre edilmesi yükselir, üst olur. Müşteri olarak iç müşteri memnuniyeti daha da önem kazanır, iç müşteri tanrı değildir kraldır lakin kral da kafa keser yaklaşımı ile ısınan hava genleşir. Belki mevsim değişir Akdeniz olur belki kişiye özel eğitim çözümleri sunulur, butik İK hikayelerini daha fazla dinleriz, kişiselleştirme diyorum yahu, çalışan kendini özel hissetmek isteyecek evet İşveren Markası diye personelin 3D plastik kendi minyatürünü masasına koy, narsistlikten ölsün, yapsanıza bunu ya hahahahahah hatta kobiler için müdürünün 3D'sini yaptırın. 2016 bomba gibi gelsin, silkinip üzerimizden 100 yıllık ölü toprağını atalım, Taylor sana da selam olsun vida adam. Guyz size trend kastım, yetenek havuzlarına işemişler. 


Önce lafı söyleyene bakarım kim diye sonra yanındakine bakarım kiminle çalışıyor diye, çal qeqe çal. İşte sonra da "ha o mu? Ben onu tanıyorum ya 4 yıl önce bir iş yapmışlardı hala best practise diye onu anlatıyorlar." derim. Marketing önemli hacı.


Yazının fon müziği: Sabahın köründe uyandığımda beynimin içinde dönen acıklı bir arabesk çalışma.  Tam olarak sözlerin müziğe oturmadığı melodik bir saçmalık olan; "Kimler bırakıp da beni terketmedi ki sen de bir kenara aaaaağğğt gitsin beni". Kimse balkon yıkamıyor taklidi yapmasın rica ediyorum. Alfred izinli.


Kırmızı Halı sunucunuz,

Coco de la Renta 

18 Aralık 2015 Cuma

Performans Görüşmesi



Bu kadar.


Performans görüşmesi iyidir ya, yılda 1 kez, ayda 1 kez falan yapılır, mevsimde bir kez yapılan da gördüm, olay anından sonra yapıldığını sıcağı sıcağına konuşayım da içimde kalmasın deyip sonra büyük bir krizi yönetmeye çalışan yöneticiyi de gördüm. Bu gözler çok şey gördü okuyucu, yüz üstü gömün beni. Mezarımın başında hip hop çalınacak unutma. I'll be missing you falan uygundur.

Geri bildirim almak, geri bildirim vermek, hedeflerin üzerinden geçmek, beklentileri sıralamak.
Amaç: Dünyayı kurtarmak.
Yan Etki: Hafif gaz alma, gaza gelme, ters tepip sinirin zıplaması, şut.




Neleri söylemesen iyi olur?  ya da Söylenmemesi gereken 13 şey!!!

  1. Bu benim görev tanımımda yok. Eğer sürekli bir pozisyonda çalışıyorsan yanlış, yöneticiler ne ister Sevgili İzlek? Bakınız, eğer bir şirketin parçası iseniz birlikte yükselmek adına ortak hedeflere koşmanız, bireysel olarak katkı sağlamada motivasyonunuzun yüksek olması beklenir. Beklerler, evet, yıl sonu toplantısında sahnede ben coşmayacağım, başarılarını sen anlatıp az ünlü şarkıcı eşliğinde sen dans edeceksin. 
  2. Bu pozisyonda iyi olmadığımı düşünüyorsanız... Yanlış, neden böyle bir başlangıç, neden savunmaya geçme? Neden, derler iyiler çok yaşamaz, neden geceler bu kadar sessiz, neden rüyalar neden bu kadar uzak, huh?
  3. Ben maaş artışı hak ediyorum. Tatlım, canım, bi'tanesi söyleme böyle şeyler, hak etmek falan ne bu ya, 2. sınıf maraba dizisi mi çekiyoruz. Ücret paketinde bir iyileştirmenin sana iyi geleceğini söyle, motivasyonunda bir değişim yaratacağından gir, psikolojik alt sınır de, beklentilerini karşılamadığını, ihtiyaçlarını anlat kibar bir şekilde. Bak bu işin sonu hep şekil şüqül, doğru zamanda, doğru yerde doğru şeyi söylemen gerek. Ben senin tarafındayım.
  4. Şu, şu ve şu isteklerim yerine getirilmezse yeni bir iş arayamaya başlayacağım. OLDU. Yöneticiye verdiğiniz ultimatomlar her zaman işe yaramayabilir. En son bunu yapan arkadaşımı gözden öyle hızlı çıkarttılar ki, cümleyi kurduktan 55 dakika sonra plazanın giriş kapısındaydı. Ben sana demiyorum ki şantaj yapma, hobi olarak yine yapabilirsin. Bunun yerine karşılaştığın zorlukları örneklendirsen daha uygun olur gibi, problemi tespit et, aktar ne bileyim oynatmaya az kaldı doktorum nerede diye sor. 
  5. İşimden sıkılıyorum, yaptığım iş çok sıkıcı. Hımmmm, pek iyi pek hoj ama benenah demiyoruz burada, işinizi zenginleştirecek bir yol bulunabilir, rotasyon falan yaptırılır, bir hava al gel denir, adettendir. 
  6. Bunu size kim söyledi? / Bunu kimden duydunuz? Öncelikle o eli bir indir, tuvalette konuşurken duydular, yemekhanede sızlanırken duydular, koridorda dedikodu yaparken duydular, öğle yemeğinde restoranda yan masadayken duydular ama sen görmedin, masanda söylenirken duydular fark etmedin, bir de uydurmuş zarf atmış, yem atmış(bunlar hep sizin yorumlarınız ben böyle konuşmam) olabilirler oradan duymuştur. Sakin ol ve o huniyi hemen yere bırak. Spesifik bir örnek isteyin, ileride bu stres noktasını yönetebilmek adına soruyorum deyin, ne kadar çok jargon kasarsanız o kadar etkilidir, beyaz yakalı mest olur ve haykırır "oh! say that again! aloud!!". 
  7. Yanılıyorsun, dostum saçmalıyorsun... vb ifadelerle tartışmaya girme, yapma bunu, lütfen, medeni iki insan olmaya çalışın. Uzun vadede bu davranışınla sen kazanırsın. Bak mesela bugün benim future şirketimde yönetici olarak çalışan arkadaşımla mevcut şirkette çalıştığım arkadaşım yemek yemiş, enteresan bir şekilde birbirlerine beni övmüşler. Repütasyon bebek eski hikayelerin peşinden gelir, berduş olursun, üzerler seni( bu tonda okuyun-Yalaaaağn)
  8. Sarkastik olma, çok ince bir çizgi. Zekanın pırıltısı ile lanetlenmiş bir beyin kıvrımı bu, ölçülü ol, lisedeyken leydilik dersi falan aldın sen, büyük düşün. Bihter Ziyagil'i hatırla, mentoru annesiydi ama haklı olduğu yerler de vardı kadının. 
  9. Ben yapmadım, Miki yaptı!! Yo, yoooo, yooooo my friend, hatalarınla barış, liderlik falan yapacaksın ileride insanları suçlama, parmakla gösterme, daha toparlayıcı bir rol üstlen, yapıcı ol, savaş alanı mı lan burası, kreş mi?
  10. "Bana bilmediğim bir şey söyle."O pop sözcükleri ekonomik kullanma isteğini anlayabiliyoruz miniğim lakin performans görüşmesinin de bir adabı var, bırak karşındaki taşlarını döksün sen de dök sonra belki birlikte toplarsınız ya da onun kafasına atarsın, senin seçimin. Dinleme becerilerini geliştir ve sabırlı ol, lütfen, beni kırma, bırak cümlesini tamamlasın. O popiş o gökten inecek, iner, indirirler, aklını alırlar. 
  11. Sessiz kalma. Morg sessizliği dediğimiz hadise, boş kafalar mezara yakışır elbette onun farkındayız. İletişim çift taraflı olmalı, katatonik bir şekilde oturmanı istemiyor kimse. Gerekirse salağa yat ve karşı tarafın söylediğini tekrarla. Örnek veriyorum, "Yani doğru mu anladım? Ricardo Montalban benim babam mı?" gibi soruya soruyla cevap verin. Şaka şaka ama özet geçin, altını çizin, haylayt edin. 
  12. Hazırlanın. Gol yemeyin. Her iki taraf hazırlansın. En güzeli bu, ciddiyim.
  13. Yönetici olmayan taraftaysanız kariyer beklentinizi net bir şekilde belirtin, iletin, paylaşın, deyin!


Hadi beeeeee, ne demek "Performans görüşmesini Kasım ayında gerçekleştirdik! Geç kaldın!!" ne demek! Ben hep vaktinde gelirim. slakdjladjfşlsdkfşlsdkfldfkngvlşdszkfgşzs
Sonrasında hedef oluştur işte Smart olsun bu hedefler, smart olması çok önemli Nonoşum.


Evet, kah güldük kah ağladınız, bir geri bildirim seansının daha sonuna geldik. Belki bir gün keyfim yerinde olursa isim vererek anlatırım böyle vaka gibi. Who knows? Stres yapmamaya çalışın, sonuç olarak keyfimizden yapmıyoruz bunları, bilimsel yani en az rüya yorumları kadar. 12 ve 13'ü bulamadım sanıyorsunuz ama öyle değil, onları sadece akıllılar görebiliyor. 


Feedback session analyzer,

Coco Montgomery


Yazının fon müziği: Düşmedim daha- Umay Tekrarı

17 Aralık 2015 Perşembe

Hazine Avı - Pazarlama Zirvesi 2015






Inside the Actors Studio gibi, Özdemir Asaf kafiyeleri gibi, Nazım’ın memleket sevgisi gibi, Cemal Süreya’nın Zuhal’e mektupları gibi, “Canım Lütfi Kırdar’ıma Saygımla Geldim” kafası kafamda(hatırlayın Zeki Müren’in omuzlar üzerinde İzmir’e girişi gibi. 





Temple, Mabed, Yuvarlak Masa Şövalyeleri ve Arthur-kısaca Camelot diyelim, Olympos, K2 ne dersen de. Her zirve sabahı tam zamanında uyanan kahramanınız  ben, Coco Maya de Medina boğazımda hafif bir sızı ile tatlı uykumdan uyandım. Hafta sonu yapılan güney gezisi ve hava değişimi yaramamış, mini bir boğaz ağrısı şölenine dönüşmüş ve Umca ile olan harika ilişkim devam ediyordu.

Ben hazırdım tabiisiii, birkaç hafta öncesi bir mesaj gelmişti: 

“Sevgili Coco, sen de kabul edersen eğer…” diyerek bu zirvede dinleyici olmamın dışında zirve deneyimini blogda paylaşmak isteyip istemediğim sorulmuştu. Kendi blogumdan bahsetmiyorum akıllım, MCT’nin blogundan bahsediyorum. 2015 KPI’da bulunmuyordu ama bu bomba bir gelişmeydi. Uzun süredir bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum. Ben, Coconut Ziyagil elbette zirve insanıydım sadece bu kez farklı şeyler olacaktı, ay em @K2.

“Siz, ne demek, elbette!!!” diyerek LCV yaptım, o gece Bursa’dan dönüyorum, haberi Eskihisar’da aldım, neşeli bir şekilde eve geçtim, araba kullanırken telefon ile ilgilenemediğimden feribottan inmeden önce tweet attım: “Bağırın lan en büyük Coco diye!!!!”. Sağolsun İzlekler bağırdı, tezahürat yaptı, onör duydum. Ece mesaj attı, nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun anlamıyorum diyordu, “bikoz kafam raad pampa, olmaktan memnun olduğum yerdeyim, orada kendimi bulduğumu biliyorlar”. 

Tatlı İstanbul trafiği başlamadan evden çıktım, motorla karşıya geçtim, kahvaltı yaptım ve Lütfi Kırdar’a doğru süzüldüm. Kartımı ve katılımcılara özel hazırlanan çantamı aldım, fazlalıkları vestiyerde bırakıp salona doğru geçtim. Salon önceki sene olduğu gibi masa düzeninde kurulmuştu, bu oldukça rahat not almayı, mobil cihaz kullanmayı sağlıyor.  Bu yılın sunucusu Peter Fisk, enerjik bir giriş, heyecanlı bir moderasyon yaptı 2 gün boyunca. 80 ayrı noktadan hikayeyi ise Anouk ve Maarten anlattı. 4 farklı kostüm kullandılar, Anouk giysilerinde çarpıcı bir kırmızı tonu tercih ederken, Marteen koyu mavi tonları ve uygun şapkaları tercih etti. Sahnede gördüğünüz sandıkların her birinin içinde fark yaratan, ilham veren örnekler paylaştılar, videolar, ürünler, kitaplar ile coştular. Ara ara sürelerini aştıkları oldu, 360 derece yaptıkları çekim ise hayli ilginçti. Anouk Jules Verne okumuş küçükken, sonra antropoloji okumaya karar vermiş, tüm dünyayı geziyor, kıskanmamak mümkün değil. Tüm farklı hikayeleri dinliyorum, yazıyorum, paylaşıyorum diyor. Merhaba, ben Coco bu ara İstanbul dışına çıkmayışımla ünlüyüm, teşekkürler. Açık fikirli olun ve kim olduğunuzu ve işinizi unutun diyerek #coolbrands hikayelerine giriş yaptı. Bir otelin CMO’su olmayı, Lübnan’da yolsuzlukla mücadele için hazırlanan reklamı,P&G’yi, Guinness’in imajını daha Afrikalı hale getirme çabasını, hedef kitleyi motive etmeyi, meme kanserinin telaffuz edilmediği-kötü hastalık dendiği- yerlerde küçük bütçeler kullanarak konuya ilgi çekmeye çalışan şirketin hikayesini anlattı.


Tanyer Sönmezer 



Hazine Avında Avlanma! Tanınan markaların tüketici tarafından kabul görmüş ürünleri dışında yeni ürün kategorileriyle piyasaya çıkınca karşılaştıkları zorlukları, başarısızlığı dinledik. 20 marka hikayesi, 20 berbat fikir, sonuç hüsran. Unutmadan zirve teması Hazine Avı idi ve bu sahnede bir korsan olacaksa bu Tanyer Sparrow’dan başkası olamazdı.



HRH Bahmah Bint Saud

Sahnede bir Prenses, seyirciler arasında bir Prenses ile devam etti gün. Yeni pazarlar, yeni uygumalar, internet üzerinde satış, güvenlik sorunları üzerinde durdu Bahmah Bint Saud. İstanbul’un tarihi, İpekyolu, Asya-Avrupa-Orta Doğu ekseninde profesyonel hayata daldık. Türkiye’nin ticari ilişkilerine bakarak önemli etki alanına sahip olduğunu düşünüyor. Tarih kendini tekerrür eder, kendini yineler diyerek pazarlamanın İ.Ö. 557 yılında başladığını paylaştı. Araştırma yapmış gelmeden, ilk tescil edilen şirketin bir Japon inşaat şirketi olduğunu bulmuş. 

Arap Dünyası’nın en büyük sorunlarından birinin ithal ürünler, bürokrasi ve dolayısıyla maliyetler olduğunu paylaştı. Geleceğin ve yeni fırsatların siber dünyada olduğunu düşünüyor. Öngörülerini sıralarken “Oyunu biz keşfettik ve kurallar yazılmadı” dedi, güvenlik odaklı hareket etmeyi tercih ettiğini de paylaştı. So, yine iş alanları yaratmaya çalışırken fırsatlar evreninde siber dünyanın nimetlerinden faydalanalım dedi.

“Geleceğin İpek Yolu’na götürecek içeriği nasıl üreteceğiz?” sorusunu soruyor ve kendi cevabını arıyor. Toplumun bir parçası olmak istediğini anlattı ve bir takım fırsatlar sunmalıyım demiş sonra bir gün. Toplumun size sunduğu imtiyazları siz de onlara sunmalısınız dedi, gördüğünüz gibi Prenses olmak kolay değil. Siz bana ne sundunuz acaba bu güne kadar?
Potansiyel müşterilerin tespit edilmesi kritik konulardan biri. Gereksinim, keşfin babasıdır!!! Sonra yine siber dünyaya dönüyoruz. Ürünün efektif bir şekilde el değiştirmesi için siber dünyada bunu kolaylaştıracak çözümlerin sunulmasını istiyor. Rota çizilip kayıpların bertaraf edilmesi gerektiğini ekliyor. 
Diğer bir sorun ise piyasaların müşterinin hakkını savunması ve koruması. 
Türklerin sosyal medya davranışlarını da incelemiş gelmeden, alibaba.com gibi bir marka oluşturmamızın gerekli olduğunu düşünüyor. 
Daha sonra yine dünyadan başka bir marka hikayesi, Zara örneğini paylaştı, reklamı çok görmediğimizi, Mr. Ortega’nın işini iyi anlayıp, içselleştirdiğini, ekibin bir üyesi haline geldiğini, çalışmalarını derinden ve saygın bir şekilde yaptığını aktardı. 
Basmah Bint Saud’a göre olayın özü kalbimizin ve beynimizi bir araya getirmekte. 
Dijital dünyada 2013 yılında yaşanan veri kaybı rakamları dünya çapında 800 milyon iken Türkiye’de 54 milyon, gençlere daha iyi bir gelecek bırakabilmek adına iyi bir piyasa kurgulamak zorundayız diyerek sözlerini bitirdi. Efenim Türk internet kullanıcı 9.2 saatini sosyal medyada geçiriyormuş, gerisini siz düşünün. Gelmediniz, orada değildiniz diye uzun uzun anlatıyorum bak, sonra vay efendim duymadım, Prenses’ten mi bahsediyor bıdı bıdı istemiyorum. Gamechangers Turkey ödül törenini de Gözde Berber sundu, Peter Fisk onu MCT’nin prensesi siye sundu, gördüğünüz gibi 3 prenses ile dopdolu bir zirve oldu işte. 
Barış tüm iş dünyasının ortak hedefi olmalı, siyasi güçlerin üstüne çıkabilecek bir ülke olduğunuzu düşünüyorum. Sürekli kafamda “Nasıl katkıda bulunurum?” sorusu vardı, hızlı-sağlıklı yemek ile iş hayatına başladım dedi ve sonra peynir, hurma, deniz böcüğü hikayelerini dinledim. Gelecek hurmadaymış, oturun ve düşünün belki hurmalı cupcake falan satarsınız. Guyz adını doğru yazmak için yanımda broşür taşıyorum, Arabik isimleri yazma noktasında tam bir disleksik olduğumu borsaya bildirin, bittabi kadının(your highness) prenses olması ile ilgisi yok. 




Hazineyi Bulmanın Tüyoları - Arzu Ünal & Ayşe Aydın Farklı zirvelerde daha önce dinleme şansı bulduğum içeriği korkunç ama yapılış amacı ile takdiri hak eden bir çalışma. Vodafone Kırmızı Işık, bu kez işin yaratıcıları sahnedeydi, bu çalışma ile Cannes’da Grand Prix Ödülü’nü almışlardı. Ürün kendilerine geldiğinde hali hazırda aylık minimum 5 reklam filmi, 70 kampanya, yılda 140 brief gibi sayıları varmış. Vodafone yeni app ile kendilerine geliyor, ürünün bağırmaması, gürültü çıkarmadan yaygınlaştırılması sağlanmalı. Fener görünümlü olarak tasarlanmış, sallama yönüne göre aktif hale geliyor, şiddet gören kadının belirlemiş olduğu 3 güvenilir kişi ve güvenlik güçlerine mesaj gidiyor. Kadınları konuşacağız, akıllı telefonu olan kadınlara ulaşılacak ve gizlilik içerisinde yürütülecek bir çalışma olacak, bunu ses getirmeyi seven bir iş tanımı olan meslek insanlarının yaptığını düşünün. Bir sırrınız var ama ülkenin erkeklerinden saklamaya çalışıyorsunuz. Eğitim videolarına, farklı sitelerin içine gömüyorlar linkleri, indirim bannerlarının içerisinde mesajlar yerleştiriliyor ve 103K kadın bu uygulamadan faydalanıyor. 

Daha sonra %10 değil, 10 kat daha iyi olmanın peşinde olan firmaların yer aldığı Gamechangers Turkey ödüllerine geçildi. 










Oy ve Ötesi’nden Sercan Çelebi’yi izledim, ilk kez canlı denk geldim. Kurumsal hayatın Dark Side’ından gönüllülüğe geçiş serüvenini dinledim. Tam böyle TED tipi konuşmalara uygun bir konuşmacı olduğunu düşünüyorum. Başarılarının temelinde birbirlerinin hatalarını tamamlayan bir ekip olduğunu paylaştı. Sorumluluk ve aidiyet hissedip birbirine karşı mahcubiyet hissetmesi, insanların sabahın altısında sandık başına gitmelerine neden oldu diyor. Şapka çıkartalım. 


İnsanlarda Dijital Sadakati Yaratmak - Alex Hunter

Konuşmacı ismi bu kadar mı zirveye uygun seçilir, eski bir Virgin’li. Bir duygu yaratarak müşterinin kalbine hitap etmeyi, yaratım sürecine dahil ederek kalabalıktan ayrılmayı ve öne geçmeyi anlattı. Duygunun mantıktan daha büyük ve kıymetli olduğunu savunuyor. “Seni neden sevsinler Hacı?” diye de ekliyor. Tüm bunların yanında  “Bireysellik” hissini yaratmak kritikmiş. İnsanlar için keyif yaratmaya odaklanmışlar, UK Burrito vs. Chipotle savaşını anlattı, CEO notu iliştirilmiş Rushmore fm stickerlerı kalbimize dokundu, Fedex’in Venedik’te tekne kullandığını gördük, özetle glokalizasyon bebeğim.  

Trenler, Uçaklar ve Tuvalet Temizleyicileri- Avrupa Bakış Açışıyla Pazarlama Liderlerinin Sorunları- Hamish Taylor Sevgili dostlar, şaka yapabilen ve uyutmayan CEO bulduğunuzda dinleyin. Her CEO salonu uyandıracak diye bir kaide yok ama uyutmasa daha iyi bir dünya olmaz mıydı? CEO olduğunun 2. günü yangın çıkmış, İskoçya’lı, hayır etek ile sunum yapmadı, gerçi MCT’de daha önce etekli adamlar izledik. İnovasyon yapılmak isteniyorsa sektör dışına çevirin gözlerinizi diyor, bakışlarınızı yani. Küçük alanda konfor yaratma istemişler British Airlines’da, lüks tekne üreten bir şirkete gidip tasarım tarafında destek almışlar. Konuşurken yaratıcılık eğitimi geliyor aklıma, ürün tasarlamamız istenmişti, bankamatiğe wi-fi eklemiştik, tansiyon da ölçüyordu, aslında para vermek dışında bir sürü soruna çare bulan bir bankamatikti. Heathrow için kuyruk sorunu varmış, Disney Park’ta gördükleri bir çözümü check-in masalarına uygulamışlar. Müşteriyi merkeze alarak işi yönetmekten ve ürünü yönetmekten bahsetti. Bankada çalışırken market ürünlerinin yanına banka ürünü koymuşlar, basit ürünler yaratıp, yazar kasadan kredi satılması sağlanmış, iş modelini değiştirmişler. “İnsanların ruh halini anlamaya çalıştık, bunun için işletme okumamıştım ben!!!” diye de ekliyor.
Tüm yolların Roma’ya çıkışı gibi pazarlama ile ilgili tüm çalışmaların başlangıcı ve sonucu müşteriye çıkıyor.
Sayın İzlek, bu tespitimin çıktısını al ve duvarına as.
Disney’de her şey ürün ve sürpriz üzerine kurulu. Sizin bir odak noktanız var, basit söz ve fikirleri yerine getirmeniz gerekiyor dedi. İK fonksiyonuna da selam gönderdi, doğru insanları seçsin ki başarılı olsunlar… Hımm, anlamlı. 
İnsanların dikkatini çekmenin dışında iç müşteri dediğimiz şirket çalışanlarının pazarlamanın yeni ürünü, bebeği hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayın ve gelecek dönemde size yardımcı olmalarını sağlayın diyor, askerlerini en değerli evlatların gibi sev senin için en derin vadilerde savaşacaklardır diyor. 

Emin Çapa ve çok iyi film seçimi / Amadeus
Fikir Avı - Emin Çapa

20 küsür yıllık eşinden sevgilim diye bahseden konuşmacı, zaman, tarih, yaratıcılık ve evren üzerine konuştu, biraz daha konuşsaydı diye geçirdim içimden. Hoş alıntılar kullandı, basit ol, şaşırt, hayal gücünü serbest bırak dedi işin özü. 

Evangelos Matthaiopoulos- ve kendisi kadar uzun sunum ismi…

Angolopuloslu bi’şey bi’şey diye not aldım, haftada 6 kez markete gidiyormuşuz Sevgili Okuyucu, BİM, A101, Carrefour…saydı da saydı ama buna rağmen halen grafiklerde bir bakkal gerçeği var. Uygunluk konusunun altını çizdi, marka aracılığı ile bir deneyim yaşatıyorsunuz ve müşteri markanızın bir parçası olmak istiyor diyerek Star Wars karakterleri içinde kaybolduk. 

Beril Barbut- Teknoloji, inovasyon falan içerikli bir sunumu aktarmaya çalıştı. Kendisini medeni cesaretinden dolayı kutluyor, ortada bir yerlerde oturduğumdan salondan çıkamadığımı belirtmek istiyorum. Oyunlaştırılmış sadakat programı ve inovatif teknolojiler yolu ile müşteri kazanımı gibi bir şeyler işte...

Paralel oturumlara geçtik, teknik bir arıza ve konuşmacının geç gelmesi nedeni 17 dakika kadar gecikmeli başladık. Krea sunumundaydım.

Son olarak sırma saçlı Kaiser Kuo’yu dinledik, o da Prenses gibi “ya hacı sizin Alibaba gibi bir markanız olsa iyi olurdu” dedi aslında, yemeksepeti’ni falan biliyor işte, big data, internet, Çin pazarı, online to offline(O2O) anlattı. Ve İstanbul’a tekrar gelmek istediğini söyledi. More than welcome canımsı. 


Nasıl bir zirve deneyimiydi?
  • Kullanılan iletişim dilini çok beğeniyorum önce bununla başlayayım. 
  • Tanyer Sönmezer’i sahnede çok rahat buldum bu kez, yaptığı işin keyfini çıkarıyor gibiydi, sahne hakimiyeti dışında bir şeyden bahsediyorum. Sonra kendisine de söyledim bu düşüncemi. 
  • Etkili bir giriş, aksaklıkların minimum yansıtıldığı bir organizasyon, sıcak ve profesyonel bir ekip. Organizasyon ekibiyle sohbet etme şansım da oldu bu arada. Bundan sonra yapacakları ne / davet edecekleri kim beni şaşırtır demiyorum, her seferinde bir öncekinin gerisinde olmayan organizasyonlara katıldım. 
  • Yeni ekip üyesini zirveye davet edip işe alındığını sahneden açıklayabilirler mesela, hemen küçük bir Heineken göndermesi yaptım, ok şaka ama gayet cool bir hareket olurdu kabul edin, İK Zirvesi >_<.
  • Pazarlama Zirvesi’nde marka, marka hikayeleri, reklamlar, somut örnekler üzerinden gidildiğinden yaratıcı tarafı daha çok besleyen bir okazyon diyebilirim. Enerji daha ortada, daha akışkan bir zirve ortamı, yabancı ülkelerden örnekler olduğu için biraz daha rahat hareket edilen…2013’ü hatırlayın, 2014’ü hatırlayın, so kratifler mutlu. 
  • Tüm bunların dışında normalde provalar sırasında içeri alınırdım, bu kez reji odasından izleme fırsatım oldu, operasyon tarafını gördüm, adeta bir News Room tandansı yaşanıyordu, akış, sıralama, müzik, ışık, enerji, enerji, enerji. Buradan ekibe de ayrıca teşekkür etmek istiyorum, salona kahve geldi benim için. Siz bana, ben MCT’ye hasta, onlar da bana karşı boş değil yalnız. MCT bana aşık. Size de selamları var. Her şeyi anlatamam canımsılar. 

bitme



2016 teması




Evet, bitirirken gözlerinize sağlık, üzerinize afiyet, yedim içtim, gezdim gördüm, ilham aldım, etkilendim. Benim için muhteşem bir yolculuktu. 

İK’nın Yaramaz ve Üstün Zekalı Çocuğu, Princess of HR Galaxy,

Your Highness(burada yerlere kadar eğildiğiniz kısım var),

Coco Maya de Medina


P.S. Uzun zamandır kendimi övmemiştim, iyi geldi.

P.S. II: Zirve için 2 yazı yazıldı, diğeri için MCT Blog'a buyrunuz.

14 Aralık 2015 Pazartesi

İşe Alımda Minimalizm

Mümkün mü? En azından bir rüya değil.  O kadar uzak değil. İmkansız değil.
Aslında arzu edilen.
Aaa pardon, önce minimalizm hakkında bildiklerimizi ortaya koymalıydık.

a style that uses pared-down design elements



Bu yazıyı neden yazıyorum diye sorma bikoz canım öyle istiyor. 2016 hedeflerini sıralamaya başlamadım henüz, istediğim ve değiştirmeye çalıştığım şeylerden biri kalabalığımdan kurtulmak, mümkün değil biliyorum. Bu kadar kitap, ayakkabı, çılgınca alınan kıyafet, maskeler, süper kahraman kostümleri, şapkalar ile nereye minimalizm. Dolap düzenlemeye kalktım 2 çöp torbası kıyafet eledim halen sığmıyorum, evde 3 ayrı dolap kullanıyorum. Kitap desen yatak odası, oturduğum oda, ütü odası ve hatta mutfaktaki raflardan sarkıyor artık, evim bir kütüphane ya(üzgün surat).
En minimal yapabildiğim şey sembolik yemekler ve twitter'da 140 karakterli tweet atabilmek. İşimle ilgili minimalist olabiliyorum, o konuda rahatım, minimum katmanlı süreçler ve üzerinde 2 nesne bulunan çalışma masam ile ofisin efsanesiyim. Kendimi oraya ait hissetmek istersem bir kaplumbağa biblosu veya bir çakıl taşı koyuyorum masaya. Bağlanma korkusuna karşı masada minimum eşya barındırdığım zamanlar da olmuştu.

Less is more bebek lafta kalmasın diyerek harekete geçmek istiyorum. Ben de istiyorum tek rengin tonlarından oluşan bir gardrop. Aynı tshirtten 3 tane almayı bırakmalıyım. Neyse sanki bu da bir başlangıç gibi.

İşe gelince, bu ara sadece yazı yazdığım, kitap okuduğum ve benden istenen kritikleri yaptığım bir dönemdeyim. Raporlar bitti, zirveler bitti sayılır, aralık ayı zirve manyağı olup ik raporlarının havalarda uçuştuğu bir dönem aynı zamanda.  Marka Konferansı'na katılamayacağım işlerim var. Kutlu'nun otel işlerine yardım ediyorum, süper kapı kolları seçtim, über oda dizaynı için çalışıyoruz bir de basın bültenleri var. Bugün mesaj attı en son doğum gününde iyi dileklerde bulunmuşum ve yıl o kadar da iyi geçmemiş. Bu sitemle yırttığıma seviniyorum. Mardin'e gitme planım vardı, her şeyi askıya aldık, gelme dediler.

İşe Alım neydi? 8500 kere aynı şakayı yaptım, emekti ıvırdı zıvırdı, sen de Selvi boylum Al yazmalım, ben diyeyim Cengiz Aytmatov romanı, orta seviyede bir entelektüelim(aç tdk'ya bak tek L ile yazılır- bugünlük Coco ile Türkçe dersimiz bitti).
İşe alım harika bir şeydi, yıl boyunca sırtında duran bir kambur, pozisyon kapama süresi alt limitine yaklaştıkça suratında büyüyen bir sivilce, rezillik ayakkabısına yapışmış bir sakız, mutfağında çıkan yangın, annenin ön dişine yaptırdığı altın implant, doğum günü pastasına atılan parmak, kendini zorlamana neden olan stres noktası, K2'de en sevdiğin tırmanış rotası, en özel duygunun tezahürü, mis gibi hedef ve güzel bir yerleştirme değil miydi?

En iyi cv henüz yazılmamış, en iyi işe alım henüz yapılmamış olandı. CV şöyle olmalı, fotoğraf böyle olmalı, adres italik olsun, başlıkları kırmızı yapmayın. Milyonlarca örneğine web üzerinden ulaşabilirdiniz. 2000'li yıllarda lisans eğitimime devam ediyordum, aradan 15 yıl geçmiş bir konu hala bu kadar popüler olmamalı.




Cv Nasıl olsun?


  • 6 saniye kuralı var 3 saniye koridoru gibi ama değil, bunu aklında tut.
  • İş tanımı olsun ama bıt bıt her şeyi her ayrıntıya kadar anlatmasın.
  • A4 formatına sığsın, word'de yazılsın ama pdf kaydedilsin.
  • Annesinin bir tanesini kimse hor görmesin. 
  • İletişim bilgileri olsun ama snapchat hesabı olmasın. 
  • Fotoğrafı olsun ama boydan olmasın, vesikalık olsun ama çok gülmesin, pasaport fotosu eklemesin soluk gözükmesin çünkü biz fotoğraf eklememiş gibi yapacağız, ayrımcılık yapmıyor gibi yapacağız(yersen).
  • Çalıştığı aralıkları yazsın ama çok iş değiştirmesin(ben demiyorum, onlar diyor).
  • İlgisiz, alakasız detaylardan kurtul, kime ne senin dini inancından, mezhebinden...
  • Cv'de fazlalık olmasın gereken her şeyi anlatsın. 
  • Dili sade olsun, hikaye anlatmasın. Tek cümlede anlatabileceği ifadeyi türlü sözlerle süsleyip paragraf haline getirmesin. 
  • Temiz bir dil ve akıcılık olsun. Sen var düşük cümle, sen var bozuk Türkçe konuşan işe alımcı ile muhatap olma, ben var çok uyku. 
  • Sen var tek renk kullanma, tek yazı fontu kullanma, bullet falan kullanırsan da olur. 

Siz değerli okuyucu bunu yapın, işe alımcı da minimum-maximum 2 görüşmeli süreci tasarlasın, en ekonomik şekilde şunu tatlıya bağlayalım. MİNİMALİZM HERKESİN HAKKI. Turnover olmasın, herkes cennete gitsin. 



30 gun minimalizm çelıncı yapalım mı? 29 numarayı yapamam gibi geliyor... Hay bin kunduz.





Minimalistlerden Richard Serra, Hemingway, Kazuyo Sejima falan biliyorum ben işte. 



Part time Minimalist,

Coco

13 Aralık 2015 Pazar

Kilolar Lens mi?

O şimdi diyette demeyeceksin! Yeni Beslenme Alışkanlığı Edinmiş Sağlıklı Birey diyeceksin.

depresyondayım ve/veya pms mode on görseli


Merhaba blög, merhaba okuyucu, merhaba 3'ler 5'ler 7'lere ve de 9'lara karışmış özel insan yavruları, 3 harfliler, yüzük kardeşliğindeki açgözlü krallar, faniler ve sıradan insanlar.

Sesim düzeliyor gibi, ciğerlerimde başlayan sinsi soğuk algınlığı burnuma kadar çıktı, iyileşiyorum demek bu. Acı çektim, öksürmekten ciğerlerim halıya yapıştı, gözlerimden yaş geldi, Süt Oğlan benimle ilgilenmedi, başımın çaresine baktım.

Eylül'den bu yana düzenli beslenme olayını rafa kaldırmış hunharca ve obur bir rakun gibi yemek yiyordum, kutlamalar, partiler, festivaller ne varsa katıldım.  Nasıl olsa hafta sonu koruda yürüyüşe çıktığımdan sorun olmayacak diye kendimi kandırıyordum. Guyz, üvey benlik diye bir şey buldum, kendine üvey evlat gibi davranıp makineyi hor kullanıyorsun, ciddiyim. Ocak ayında koyduğum o hedeflerin yerinde yeller esiyordu. Diyetisyenim Aylin evlenmiş, 2 ay süren bir balayı tatiline çıkmış, ben de nasıl olsa o dönmeden normale dönerim diye salmıştım. Normale falan dönemedim ama başlangıç noktasına döndüm, adeta  Hani o yerde eğilerek yapacağım dediğim turtle hareketi vardı ya, hah işte onu göbekten dolayı yapamıyorum gerisini sen hayal et. Ülke çikolata tüketimi ortalamasını geçmiş ve sanırım 3 katına çıkmıştım, en az bir İsviçreli kadar çikolata yedim, haliyle sivilceler şelale. Bir de unutmadan yeni aldığım elbisenin fermuarı kapanmıyor!!!!!! Bu kadar ileri gitmemeliydim...


İşler güçler yerinde, projeler canlı, çoğu zaman heyecanlı, bir iki ağır kayıplı ama çok güzel çalışmalara imza attığım bir yıl oldu. 2015 iyiydi, 2016 ise çok daha iyi olacaktı, çok eskiden rastlaşacaktık. Kariyerim için fena olmayan bir iki adım attım, ben-hayırların yıkılmaz kalesi, sedanterlerin onursal başkanı, İK'nın yaramaz çocuğu ben Coconut neredeyse yeni bir işe daha imza atıyordum ki durdum, bu konu üzerinde park ettim, ara verdim, sabbatical oldum, biraz daha olgunlaşsın dedim, beklemedeyiz.

Birbirimiz çok özlemişiz, sesimi duyunca sana neler oldu diyerek beni sevgi ile sarmaladı, sanırım şefkata ihtiyacım vardı, hayır demedim. Fotoğraflarına baktım iyi görünüyorsun, kilo almamışsın derken tartıya çıkayım da beni öldür dedim, celladıma aşık bir şekilde gözlerinin içine bakıyordum. Ekranda değerlere bakarken neler olduğunu sordu, kaçış yok pampalar anlattım, "bir predator gibi yedim" dedim. Yalan söylemeye gerek yok, ayrıca niye söyleyeyim? Hak ettim dedim, bana müstehak, ne istiyorsan yapabilirsin, o abidik gubidik sıvı karışımlarından içmeye, karbonhidratsız kalmaya razıyım çünkü doğum günüme az kaldı. Karşımda Çinli gibi gülümsüyordu, hatırlayın göbek titremeden gülme hadisesi. Listeyi yazmaya başladı, sabah blenderdan geçirilmiş ananas ve kırmızı biber karışımı yazdı, bu sakinliğinin hastasıyım Arnavut Biberi falan verebilirdi, sabahları fezaya gidebilirdim. Bence gayet adil davrandı. Protein, kalsiyum, bakliyat günleri olarak yeni listeler hazırlayıp çabuk sıkılan bünyemi kandırmaya odaklandı.


Evet evet, ot yiyince gelen hayatım düzene giriyor hissi bende de oluştu birden. 3 hafta bol salata, yeşillik, ananas suyu, fırınlanmış somon, greçka ve kinoalı salatalar, no ekmek, no patates, no pilav IQ skorumun yükselmesine neden olacaktı(kimi kandırıyorum, sizi kandırıyorum, sümük yüzünden ayküm 23 puan düştü ve bunu borsaya bildirdim).

Harikulade bir sohbetin ardından kapıya doğru yönelirken yeni hedeflerime getirdi konuyu, tamam dedim artık hedef istemiyorum bu konuyu kökünden halletmeliyiz. Kaçışı yok, sıkıldım. Hayır 2016 hedefin dedi, mecburen yılı kapatıp 2016 hedefleri yazacağım yeni bir yazı gelecek guyz. KPI'lar için hazırda bekleyin. Ne yapayım domates taban fiyatı ve pekin ördeklerine olan etkisini mi anlatayım?


Yazının fon müziği: Dolana ay dolana çünkü çok güzel bir şarkı.

6 Aralık 2015 Pazar

2000 TL ile Hayatta Kalma Sanatı

Kusurları örtmede gece gibi ol, kiloları örtmede lacivert gibi. Amatörlükte nba draftların 1.yıl rookie'leri gibi ol, dinlerken empati yapar gibi ol, liderlikte zeka çoğaltan ol, evde insan gibi, yatakta aşçı gibi ol mutfakta jokey, sokakta poodle ya da Kral Lear!!!!!


N'aber? Kendinize yetmeyen aklınızla başkalarının hayatını karartmaya devam mı?

Oturuyorum, 

Odanın ortasında 6 kutu ayakkabı, 8 kitap var, sanki hiç kitabım yoktu, sanki rafta okunmayı bekleyen 76 kitabım yoktu, hatta yeni bir kitap satın almazsa ölecek hastalığından muzdariptim. Yeni yıl KPI, bu sene maksimum 10 kitap alacağım, çok iyi seçim yapmalıyım.




Hayır ben bir alışverişkolik değildim, ben çok mantıklı kararlar veren, aklı başında, hayatı süper, işi şahane, bütçesini yöneten, zamanını yöneten, evde ev-işte iş, sevdikleri ile seven, eğlenmekten başka şeye vakit ayıramayan birisiyim, şahane birisiydim değerimi bilen yoktu ya…

Bugün siz değerli izleklere ev ekonomisi, bütçe, aniden işten atılma durumunda survive etmeyi anlatacağım. Ne demek ben hiç işten atılmadım? Her canlı bir gün şutlanacak, işyerinden değilse bile bu dünyadan. Unutma okuyucu, tekmenin tadını yiyen bilir. 


Eski bir hikaye üzerinden mi anlatmalı, yoksa üst perdeden şöyle yapmalı, böyle olmalı diye mi anlatmalı şu an karar veremiyorum. Bugün maniküre gittim, telefonuma kılıf aldım, ihtiyacım olmadığı halde sebze dilimleyici aldım belli mi olur, belki bakarsınız aniden misafir gelir benim de limon dilimleme aletine ihtiyacım olabilir ya da bir yuva kurarım acil sarımsak ezici, kıyıcı gerekir who knows?
Yılbaşı indirimleri başladığından birkaç mağaza gezmeyi de ihmal etmedim, kuaföre uğradım zira ellerimin hali içler acısıydı, 20 dakika sonra uygun olacaktı. Markete gideyim kuru meyve, peynir, ütü suyu, içmek için çamaşır yumuşatıcı falan alırım dedim. Modern zamanların ve self servislerin en güzel örneklerinden birine denk geldim, konuşan kasa kendini 2150 yılında hissettiriyor. Merhaba Coco, Sektör 7'ye hoş geldin... 
Kendi işini kendin yapıyorsun, poşetliyorsun, kredi kartınla ödeme yapıyorsun, rakamı giriyorsun, ay okuyucu bak gördün mü istesek hepimiz kasiyer olabiliyoruz. Neyse efendim, kredi kartını taktım, rakamı girdim, yetersiz bakiye dedi, bana dedi, bana bana, Bihter Coconut Ziyagil’e. Görevli kadın yaklaştı “Başka kartınız var mıydı?” diye sordu. Başka kartım yoktu, olamazdı da yıllar yıllar önce çoklu kredi kartı kullanmayı bırakmıştım. Aha ekran dalgalanmaya başladı, hazır olun geçmişe doğru yolculuk yapıyoruz. 

Üniversitedeyim, başka bir şehirde yaşıyorum, paraya dokunmayı sevmem, sürekli kredi kartı kullanıyorum, gerçi 16 yaşından beri kredi kartım vardı, nasıl kullanıldığını biliyorum yani. O zamanki erkek arkadaşım Sonny, hatırlarsınız kendisi ünlü bir yengeçti, enteresan bir durumu var, ailecek sapıtmışlar, kredi kartı borcu için bir diğer bankadan kredi çekiyor, onu ödüyor, sonra diğerinin ekstresi geldiğinde 2. bankadan kredi çekiyor bu saçma döngü sürekli devam ediyordu. Annesi, babası, kardeşi de aynı şeyi yapıyordu. İlk kez bu tip bir şey görüyordum, hem harcamaya devam ediyor hem de ödemeye devam ediyor tanrım bir türlü bitmeyen bir ekstre döngüsünde kaybolmuşlardı. 1-2 ay onu idare etmem gerekti, normal olarak benim hesap kabardı, ben ödüyorum hatta bugüne kadar kredi kartı gecikmesi yaşamadım o nedenle banka bu çok iyi müşteri durumluğum nedeni ile sürekli limit artışına gitmek istiyor. Peder Bey’in gözünden kaçmıyor bu durum ve “ya sen hayırdır?” diyor bana, "biraz uçtuğunun farkındayım" diyorum ama sinirli gününe mi ne denk geldiysem, haşırt iptal ediyor benim kartımı. Ana! O da nesi, bebeye bak kredi kartımı iptal etti. Mantıklı bir açıklama yapmadığımdan, Sonny’den de bahsetmediğimden sağlam bir ceza yiyorum lakin bu benim için sorun değil, o inat olabilirdi ben de oğlak burcuydum. Bankada param var, buna rağmen gidip part time bir iş buluyorum, gencim, zeki, çevik ve ahlaksızım, şaka şaka çok ahlaklı bir tipim. Peder bundan etkilendiyse de çaktırmıyor, aramızda soğuk rüzgarlar esiyor, bir galeri ile anlaşıyorum, 4 tane tablo yapıyorum sanatımdan etkilenen kişiler var, onlarla buluşturuyor. Hayat benim için zor değil, zor olmaması için hızlı davranıyorum. SO, HER ZAMAN BİR B PLANIN OLSUN. 
Sen sen ol babana bile güvenme lafına bakma sen, küçüklüğümüzde Fenerbahçe yerine 1 hafta Galatasaray'ı tutar dolayısıyla bunun karşılığında para alırdım babamdan, okuyucuya not: ailecek futboldan tiksinirdik, kimsenin maç izlediği falan da yoktu. Tırnaklarımı kesersem para vereceğini söylerdi, şirketin faturalarını KDV bilmem nelerini yazardım, yani para kazanmak ne kadar zor olabilirdi ki? Üretim tarafında da tecrübem olmuştu, plastik, ambalaj, esanjör, fıtı fıtı… Daha sonra kartı geri vermek istiyor, yenisini yani, lüzum yok diyorum, bundan sonra katırlarla devam edelim, farklı devam edelim ve bu bir kırılım oluyor hayatımda. Peder’in en büyük korkusu birine borcunun olması idi ben küçükken, genetik mi, yetiştirme tarzı mı ne dersen de kredi kartı borcu için asla minimum bedel ödemedim. Bir defasında kirada oturuyordum, 12 ay boyunca ödeme gününden önce hesabına para yatırdım mülk sahibinin, bu tip tuhaf hassasiyetlerim vardı. 10 küsür yıl sonra pos makinesine bakarken, yanımdaki kadına dönüp “Bu imkansız” dedim. Çünkü bir limit sorunum yoktu, en azından market kasasında kalacak kadar. Ancak bu ihtiyacım olmayan şeyleri de neden satın aldığımın cevabı olmuyordu. 

2000 yetale ile Hayatta Kalmak

Bu bir rüya değil, Afşin’i hatırlarsınız belki de hatırlamazsınız sonuçta hayali kahramanları yazıyorum bu blogda. Afşin bir gün işe gitti, öğle yemeği sonrasında şutlandı, olaylar olaylar… Afşin’in kredi ödemeleri vardı, ev taksidi, beyaz eşya taksidi, armut koltuk taksidi, sevgilisine 7 taksitle aldığı pırlanta yüzüğün taksidi, mmmmmh şahanelikler… 

Survive etmek için dikkat edilmesi gerekenler;

  • Başkasının hayatını yaşamayın, bütçeniz belli, aile servetiniz yok, yabancı bir şehirde yaşıyorsunuz, abartmayın. 
  • Tüm internet, elektrik, telefon zımbırtı paketlerini elden geçirin, kullanmadığınız hizmetler için para ödemeyin. Kabuğunuza çekilme vaktiniz geldi. 
  • İhtiyacınız olmayan hiçbir şeyi almayın. Yeni bir valiz, yeni bir ayakkabı, yeni bir dvd seti, 4K televizyon gibi. Olm, şutlandınız şirket küçülmüş olabilir, olmaya da bilir, sizin bütçenizdeki deliği büyütme lüksünüz yok. 
  • Gerekirse safra atın, economic melt, savaş, resesyon, resepsiyon, enfeksiyon gibi durumlarınız olabilir. Arabayı ya da motorunu sat, büyüyünce yine alırsın. Şehir hatlarını kullan, metro kullan, metrobüs kullan yapabiliyorsan astral seyahat yap, bana uyar. 
  • Boşandıysan mesela nafaka falan girdiyse işin içine bunlara da dikkat et, ilişkileri medeni seviyede tut, algı yönetimi+ilişki yönetimi önemli.
  • Sabit giderlerini minimuma çek, kış geldiyse kombi falan kullanıyorsan geceleri 18’e indir, gündüzleri 20 civarında tut, işsizken şortla gezmek zorunda değilsin evde. Kimse bana Oscar Wilde bana lükslerimi verin geyiği yapmasın, kıçınızda donunuz yok, işten atıldınız. 
  • Bonkörlük kalkanlarınızı indirin, bir süre her yöne para saçmasanız, herkese hediye almasanız, yemeklerini ısmarlamasanız da olur.
  • İstifa etmediğiniz sürece devletten İşsizlik Maaşı alacağınızı unutmayın, gerçi onun da yeterlilik şartları var, 600 gün sigortalı çalışmış olmanız gerek bu arada işsizlik sigorta priminiz ödenmiş olmalı haliyle, çalıştığınız son 4 ayın ortalama brüt ücretinin %40’ı gibi bir rakam işte. Sayısal olmayı çok sevmemiştim ben zaten.
  • Enerji tasarrufu yapmalısın sevgili dostum, bana ne git bir cafede otur, laptopu, telefonu şarj et, gönderileceğini biliyorsan ihbar süresi kullanıyorsan işyerinde şarj et, evde tüm lambaları yakma, tv açıkken radyo da açık olmasın, stand by bile enerji tüketir. 
  • Yemeklerini evde hazırla, bir süre pratik sandviç ve salatalara dön. Dolu bir buzdolabı, konserveler seni bir süre götürür, biraz zorlasan ayda 400 yetale ile bile yaşayabilirsin. Gülme ciddiyim. Daha az dışarı çık, locada eğlen, konsere git, Martini ısmarla...






Sonrası için,

  • Borçlanma konusunda bilgi edinin, krediler, tefeciler falan…
  • Birikim yapın+Yatırım yapın(ikisinin farkı var kafa atmak zorunda bırakmayın öğrenin bir zahmet).
  • Sır saklamayın yani eşinizden, sevgilinizden, ok anlıyorum şutlanma psikojisi zor, evet tamam lakin sonra pembe dizi kahramanına dönmeyin. Fazla gurur kötü vurur. 
  • İndirimleri takip edin, Balmain’de neler yaşandı gördünüz. 
  • Mümkünse kefil falan olurken 8733 kez düşünün.
  • Bireysel emekliliğe kafam girsin, teşekkürler. 
  • Bankadan kredi çekip yatırım yapamazsınız yani yapmasanız daha iyi, güzel bir laf vardı hatırlarsınız "Sivas sazıyla Deep Purple" çalınmaz. Bu hafta Pazarlama Zirvesi var. *swh
  • Acil durumlar için para biriktirin, mazallah ya kanser olursanız, Akbank çağrı merkezi yetkililerinin sigorta ürünü satmak için kullandığı cümleden bizzat alıntı yaptım.




Ve hala hayattaysan, bu yazıyı okurken ölmediysen sevgili İzlek, tüm bunları seni sevdiğim için anlattığımı unutma. Banka olsam ilk sana kayardım. 



Yazının fon müziği: Aslında iki tane, biri Devlerin Aşkı filminden diğeri de Rüçhan Çamay'dan. Dans etmeyenin ebesi ölsün. 

Ekonomi Profesörü'nüz,

Coco de Engels(Frederick olan, hani kaplumbağamın adı da Frederick idi ya)

1 Aralık 2015 Salı

Nasıl Blogger Oldum?

"Boş vaktim çoktu." yazıp bitirebilirim bu yazıyı ve yine Sevgili Serhat'ın kendini koltuktan attığı bir yazıya imza atmış olurum. Aşırı ötesi minimalist tavrım, elitistliğim ve de sofistike bakış açımın bir yansıması olarak tarihin tozlu sayfalarında, siber dünyanın ise bir yerlerinde yerini alır.

Bu aslında bir sonraki yıl yapacağım konuşmanın taslağı da olabilir.






Kompozisyon dersinden hoşlanmazdım, kalıplar beni hep zorlardı sanırım pek değişiklik olmadı hayatımda. Zavallı Validem bu konuya çok üzülür, ikizimle benim bu kazulet hallerimize dertlenirdi. Gerçi Laertes ayrı bir denyo idi, mağarada büyütülmüş gibi bir hali vardı ben daha medeni bir çocuktum, "Buzdolabından meyve alabilir miyim?" diye sorardım. Her çocuk kadar renkli bir hayal dünyam vardı, kompozisyon yazarken sıkılıyordum lakin liseye geldiğimizde fantastik uzay maceraları, hikayeler, komikli kısa yazılar falan yazıyordum. Yıllar içerisinde bu alışkanlıklar günlüklerle devam etti. Hatta bir gün yazdığım tek sayfalık yazılardan birini Sonny bir kitabın arasında bulup aklını yitiriyordu...Mecburen ona o sayfada yazanların derste sıkıntıdan yazılmış şeyler olduğunu falan söylediğim oldu.
Sonra işte sözlük yazarlıkları, metin yazarlıkları, ıvır zıvır şeyler. 2006'da ilk blog, sonra 2007'de bir pastacının maceralarının anlattıldığı ikinci blog, sonra iş hayatının anlatıldığı başka bir blog... Yani olayın sadece sizinle alakası olmuyor, bir şey anlatmak istiyorsun ve anlatıyorsun.


Yazmasanız da olur da kaça olur? Ne katkısı olur?


  • Konulara başka kafa ile bakarsın.
  • İmla hatası yaptığında izleklerin uyarır.
  • Klout Score için profiline eklersin VIP davetiyelerden yararlanırsın.
  • Daha sorgulayan bir tavırla değerlendirebilirsin.
  • Yeni gelişmeleri takip eder, ettirirsin.
  • Türlü okazyon daveti, hediye kitap gelir, okuyup eleştirmen istenir, konserlere, maçlara gidersin, en azından ben gittim, hatırlayın Amerikan Güreşi falan izliyordum bir ara. 
  • Açalım, kongre, konferans, zirve, sempozyum daveti alırsın, mihmandar karşılar seni, benim kadar şanslı isen CEO alır kapıdan. 
  • İçerik kraldır tabi, içerik ürettiğin, trendsetter falan olduğundan kitleleri peşinden sürüklersin. Be a Voice not an Echo, papağan gibi aynı şeyleri tekrarlama. 
  • Konuşmacı olarak katıldığın organizasyonlar olur.
  • Kurumsal blog yazman istenir, seve seve kabul edersin.
  • Başka bir şehire davet edilirsin, bu konuyu iyi düşün her organizasyona katılma, her şeyin bir bedeli var unutma, kişisel imaj, bireysel imaj. Senin için bir deyiş var her salatalığa...diye giden.
  • Eğitimlere davet edilirsin, katılırsın, sertifika alırsın. 
  • Uçak biletin yollanır, first class uçarsın, çikolata+viski kombosu mesela bunlar güzel şeyler.
  • Otel yazısı, yemek yazısı yazarsın. Kral dairesinde, gül yaprakları falan karşılanırsın. *swh
  • Masajlar, personal trainerlar, kişisel aşçılar falan.
  • Ortamı koklarsın, bir şeyler olacak hacı falan dersin, orada aldığın bilgiyi başka yerde satarsın, network yaparsın.
  • İşine katkısı olur, hem finansal açıdan getirisi hem de repütasyon açısından getirisi olabilir, mümkün. Mesela son 3 yılda yaklaşık değeri 20K olan organizasyon giriş ücretini ödemedim çünkü blogger candır gerisi amcandır. Twitter'da hashtag ile trendtopic kasarsın.
  • Taklit edilirsin, çok önemli değil, nasıl olsa senin stilin başka, giriş, tanım, gelişme, sı.ış olmadığından seni sarsmaz. Zaman içerisinde tarzın oturur. 
  • Fark yaratırsın, yeni bir soluk getirirsin.
  • İşe alırlarken ilgi gösterirler, hatta üst yöneticiye tanıtırken X'in bir de blogu var, sosyal medyada takipçi sayısı XK falan derler. Sonrasını düşünmelisin, burası Türkiye, çalıştığın tipler limitli yeteneklere sahip, sonradan blogun ile ilgili sorun çıkarabilir. Daha önce de söyledim, yaptılar, yapıyorlar. Benim öyle sorunlarım yok, iş görüşmesinde baştan söylüyorum: "Bu yıl 4 organizasyona katılacağım, kabul ediyorsanız süreçte ilerleyelim, tşk.".
  • Popülarite getirir.
  • Belli bir topluluğa ait olursun, ait olma ihtiyacın varsa giderirsin. Bir title'ın daha olur. Team Coco'cular çıkar mesela, mutlu olursun, takipçilerinle etkileşir, buluşur, kahve falan içersin. 
  • Yazılarını beklerler, yazmadığında sorarlar; "Sen hayırdır?".
  • Yemekler, davetler, partileri de bir grupta toplayalım, üniversite aktiviteleri var bir de. 
  • Kitap teklifi gelir, üşenme yaz, güzel olabilir.
  • Yazıların oyunlaştırılabilir, ben teklifi reddettim, sorma neden.
  • Farklı bir platformda üyelik verebilirler, bir filmi ilk izleyenler arasında olabilirsin, ünlü yazarlar, artistler vs. ile tanışma, formula 1 davetleri...
  • Blogunda reklam yayınlarsan hesabına para yatar.  
  • Gelişirsin, değişirsin, büyürsün, eğlenirsin. Ben çok eğlendim mesela. Ayrıca motivasyonum arttı, teknik eğitim gibi bir de katıldığım organizasyonlar, workshoplar.
İkinci bir kariyerin olur yani diyorum...

Tabi bütün bunlar oldu. Sen istiyorsan senin de olsun. Yazıyı yazarken bir müzik kanalı açık ve Cem Özkan unplugged var, denk gelen şarkı manidar. O nedenle;

Yazının fon müziği:


Çok da şey yapmamak lazım, hayat güzel, her şey bir siber fırtınaya bakar sonra yine günlüklere kalırsın.


Eğitim sistemine tepki olarak doğmuş Kahramanınız,

Coco dame de sion

18 Kasım 2015 Çarşamba

Peryön 23. İnsan Yönetimi Kongresi



Merhaba blög, merhaba siz değerli İzlerim, Sayın Vali'm, saygıdeğer büyükler, benden küçükler, haset içerisinde stalklayanlar ve en önemlisi Romalılar!


Yılın beklenen organizasyonlarından  birini daha geride bıraktık, bıraktık derken ben ve diğer ikacılar. Dünya dışı ve gelecekten gelen uzaylı dostlarımıza not:

Yıl: 2015(hala kongre yapıyoruz)
Yer: İstanbul
Mekan: Lütfi Kırdar yerine Haliç Kongre Merkezi(asdjalskdjalskjdalskdjal birkaç arkadaşımız Lütfi Kırdar'a gitmiş hunharca gülün)

Ülkenin dört bir yanından geldiler efendim, durduramadılar, insan seli şeklinde geldi İK profesyonelleri. Alan ferah ferah kullanılmış, aydınlık, görevliler ilgili. Bir Peryön klasiği olarak planlanandan 29 dakika geç başladı. Salonda kullanılan renkleri çok sevdim, favori rengi koyu mavi olanlar memnun kaldı. Açılış konuşması için başkan Sevilay Pezek Yangın sahnedeydi, Değişen Dünyada İnsan Yönetimi ile giriş yaptı, aklında ne kaldı derseniz hiçbir şey. Geçen sene Vuca anlatmıştı, sahnedeyken işe duyduğu heyecanı algılayabiliyorsunuz. Söyleyeceklerim bu kadar Sayın Hakim. 



İlber Ortaylı bittabi büyük bir hevesle beklenen konuktu, konsantrasyon seviyesinin tavan yapıp salonda ses çıkmadığı yerinde şakalarında ise rahat rahat kahkanın koyverildiği mükemmel bir konuşma. 4 saat daha konuşmasını istedim ama olmadı, 1814 yılında Avusturya'da yapılan bir kongreden girdi konuya, edep, erkan, yeme içme, mayonez hatta, enderun, görgü, siyaset ve yönetim anlayışı üzerine konuştu. En son Kuzguncuk'taki kafede görmüştüm, en son Arkeoloji Müzesi'nde Osman Hamdi'nin doğum günü münasebeti ile yaptığı konuşmayı dinlemiştim so mutluluktan mest olmuştum. 



Başarının Sırrı için Erdal Karamercan (Eczacıbaşı CEO) çıktı sahneye, uyutmadı, yaşıtları ve mini mini birler içinse ilham veren bir konuşma olabilir, sonuçta Keynote speaker, IQ'dan falan bahsetti, 140 iq'lu çalışanların 100 ve civarı IQ'lu yöneticiler tarafından yönetildiğini söyledi, oturdum ağladım, araştırma sonuçları doğru idi, acı ama gerçek . Hocam çıkabilir miyiz, üstün zekalılar ağlıyor da. Neyse sonra duygusal zeka tarafına giriş yaptı, soru cevap şeklinde ilerleyip tamamladı. 



#peryonkongre yazıp Twitter'da okuyabilirsiniz...





Veeeeee kongrenin divası diyelim mi bebek? Neriman Ülsever, herhangi bir kongrede adını konuşmacı olarak görürseniz dalın salona, hiç düşünmeyin, konsantre yönetici, hükümet kadın, adeta bir Kezban Hatemi, iyi hatip, keskin bir mizah anlayışı birleşiyor ve sizi zaman yolculuğuna çıkarıyor. Genelde entourage ile gezer, kahvaltısını asla yalnız yapmaz, makam aracında ön koltuğa oturduğu görülmüştür. Bir selam da onunla çalışmaya devam edenlere gelsin. Fırsatını bulursanız dinleyin, size Coco tavsiyesi, siz onu bir de sizi döner kapıda sıkıştırıp ikimiz buraya sığarız ben biraz kilo verdim bu ara dediğinde görün. 
Sahnede devleşen Minnak Kadın, bilen bilir. Neriman rulez!!! She is a Rock Star.


Paralel oturumlar için start verildi, Akın Öngör'ün yanında takıldım, ne keyif(okuyucuya not: biyografisini tavsiye ederim, Benden Sonra Devam). Turkcell oturumu en plaza türkçesi kullanılan oturumdu katıldıklarım arasında.

Hizmet ve Eğlence Sektöründe İnsan Yönetimi benim için en fiyasko oturumdu, aynı dili konuşmadığımız insanlar sahnedeydi ve yönetime dair doğru bildikleri oldukça sorgulanabilir haldeydi. 



Alexander Kjerulf, İşyerinde Mutluluk sunumu ile ilk gün kapanışını yaptı ama o enerji ile sabah açılışı yapsa şahane olurdu gibime geliyor, kitabı var, okunabilir akıcı bir dili var, sıkmıyor, sunumu da oldukça kafa açıcı idi. 

Her seçim bir vazgeçiş olduğundan her paralel oturum alternatif maliyet olarak geri döndü, Devrim'i ve Erdem Hoca'yı izleyemedim mesela...



Merakla beklediğim bir diğer oturum Çeşitlilik Yönetimi: Çalışma Hayatında LGBTİ'ler oldu, ekrana yansıtacakları bir grafik görseli daha akılda kalıcı olmalarını sağlayabilir, çok vurucu örnekler paylaşıldı, dinlediğim için memnun oldum. Peryön, bunun için size ayrıca teşekkür etmek isterim, nihayet ters köşe bir konu ile karşılaştık. 



Kevin Cook yakışıklıydı even though ama kurtarmadı. Sunum, ilgi alanına girenler için bile tekdüzeydi. Acar Baltaş'ın hatrı sayılır bir kitlesi var, çok kalabalık bir salonda zar zor yer bulabildim, enteresan bir şov anlayışı var hocanın, kitleyi büyülüyor diyebiliriz, komik esprili bir de anlatım dili kullanıyor. 

Evrim Kuran çok etkili, çok güçlü, aurası diğer salondan fark ediliyor, yine sırf onun için salonda yerlerde oturanları gördüm, moderasyonu süper, bir kelime ile neleri değiştiriyor görmeliydiniz. Oturuma gelince yuvarlak cevapların verildiği, yeteneğe dair çok vurucu bir cevap alınamayan 2 farklı bakış açısını dinledik. Genelde böyle olur şirketler(yetkilileri/yöneticileri) bilmenizi istedikleri kadar bilgi paylaşır, siz sorunuza aldığınız yuvarlak cevapla kalırsınız. 

Daha sonra Ali Baba ve 7 Cüceler filminde Metro ofisinde kendini canlandırdığı filmden tanıdığım Kubilay Özerkan konuştu.

Nevzat Aydın bombaydı, çok cool, keyifli bir oturumdu, YOD zaten bizim YOD anlatmaya gerek yok, Murat Yeşildere ile BOYS BOYS BOYS oturumu izledik. Lütfen sahneye daha çok kadın...



Neler seslendirildi, neleri duydum, şöyle böyle öyle dediler;

Sanırım 2016 provası oldu bu organizasyon diyenler ile başlayayım,
Sansür hala mevcut, ana ekrana yansıtılan tweetlerde sınırlı sayıda kullanıcı vardı, 2.gün daha fazla sayıda kullanıcı ekrana yansıdı(Peryön ekibi ile konuşmuşlar),
Haliç Salonu'ndaki oturumları çoğu(bayağı bayağı çoğu geç başladı),
Kahve bağımlıları servis edilmeyen kahveler ve uzun kuyruklardan şikayet etti,
Su sebilleri değiştirilmediği için mobilleşen ikacılar, dolu su sebili bulmak için bir köşeden diğerine hicret ettiler,
Yemekler çok beğenildi, arada kurabiye falan bulamayan diyabetli ikacılar yiyecek bir şeyler aramaya koyuldu(bu izlemeye değerdi adeta açlık oyunları),
Daha çok öğrenci davet edilmeli dendi, edilmiyor olsa bile canlı yayın belki iyi gelebilir, genç arkadaşların fikirleri olması açısından,
Amiral Battı oyunu kadar gürültülü bir oyunu neden getirmişler bu çok sorgulandı, gürültü kirliliği yarattı,
bütün bu olanlara rağmen Peryön'ün kendini aştığını söylemek mümkün, en azından benim için KİM BU sorusunu sormayı bıraktılar(küçük bir latife yaptım). Kişisel tarihime baktığımda sabah erkenden uyanıp kongreye, zirveye, konferansa gitmek bizde bir aile geleneği. Orada olmaktan mutluydum, bloggerların heyecanını gördüm, eski ekip arkadaşlarımla oturumlara katıldım, yemekte buluştuklarım falan oldu, yeni bağlantılar, eski yöneticilerin ne kadar güzelleşmişsin bu ne tatlılık iltifatları falan, bir dönem iş yaptıklarımı sahnede izledim bunlar güzel şeyler. Konuklara verilen peluş hayvanlar gülümsetti, güzel işler de yapılıyor. 
(Xoxo gossip girl)

Bitirirken, teşekkür edelim hep birlikte, zarif davetleri için ve de ağırladıkları için.

Reverans+baş selamı Sn. Özlem Helvacı ve ekibine. 


Yazının fon müziği: Pharrel Williams-Happy

Your Highness,

Coco Maya de Medina