İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

31 Aralık 2014 Çarşamba

Geldik mi?


Greetings weirdos. 2015 bana güzel gelecek.

#backtothefuture

30 Aralık 2014 Salı

Belki 2015'te bunları yapmayı denersin?




Mesela erken kalkarsın, haberleri okursun, gündemi takip edersin.
Yeni beceriler kazanırsın? Hah? Olamaz mı?
Başkalarına yardım edersin?
Bağlanmazsın körü körüne.
Sorgularsın?
Küçük hedefler koyarsın her gün seni mutlu edebilecek, ulaşması kolay?
İleriye bakarsın?
Unvana takılmaz, an'ın keyfini çıkarırsın?

Belki de mutlu olursun, who knows?

Yazının fon müziği: Barış Manço-Ben Bilirim

27 Aralık 2014 Cumartesi

Kutsal Çemberler/ Sacred Hoops











Benim için ilham verici kitaplardan, uzun süredir bu derece mutlu olmamıştım. Bu kendime yıl sonu hediyem olsun dedim, idefix'ten 1 koli kitap daha aldım, hazır yıllık indirim günleri gelmişken kitap okurlarının sabırsızlıkla beklediği bir dönem bu.




PJ, NBA  tarihinin en karizmatik sakal ve bıyığına sahip koçu, kabul edin. 

Tamam bıyıklı haliyle İbrahim Tatlıses(haksızlık oldu bu) Magnumlar PI ve Las Vegas'tan hatta Chuck'tan  hatırlarsınız Tom Selleck, 

bıyıksız hali ile Burak Sergen'i anımsatıyor :p okeay gamzeli erkek candır. Hadi ama bu saydığım isimleri bilmiyor olamazınız.





ZEN MASTER!!!!



Yakın zamanda beni bu derece mutlu eden bir kitap olmamıştı, yanımdan ayırmak istemediğim, belki çocukluğuma götürdüğü için(ilk gençlik yılları Chicagu Bulls-Doğu Konferansı falan), içinde Zen olduğu için, yönetim, felsefe, takım, diğergam, başarı, yenilgi, biyografi olduğu için olabilir. Belki de Steve Jobs tandansı yaşattığı için who knows, 24 saat içinde bitmesinin nedeni. Karşındakini kendinin önüne koyabilmek, empatinin ötesinde diğer kişiyi önemsemek, Sencillik olayı, yani diyor ki yeni yeni kavramlar öğrenelim mi bebek.




Kitabı 2013'te Türker tavsiye etmişti, neredeyse 2 yıl sonra aldım, belki de bu yıl almam gerekiyordu, belki de zamanı değildi. 




Yolun Ruhu Var mı?


Dinle



İşte şimdi tam zamanıymış, okudum ve çok mutlu oldum. Baymadan Zen'i anlatıyor, şov gibi şov, ego gibi ego var, hatalar, toslamalar, yetenek tarafında bol bol MJ, sonlara doğru Dennis Rodman. Hatta Michael Jordan'ın gezegenin en efsane atleti olması, bunu takım arkadaşlarına zarar vermemesi için kendi egosunu geride tutmaya çalışmasını okumak falan bilgelik vs...






Pastör bir baba evanjelist bir annenin en küçük oğulları Phil Jackson, üniversite yıllarında ağabeyiğinin yönlendirmesi ile meditasyon, zen budizmi vs.'ye bulaşıyor. Hırslı tarafını annesinden almış, sıkı bir dini eğitimden geçmiş, sonrasında sorgulamaya başlamış, inançlı ve anlattığına göre kendi ile barışık. 
Kitabın dili yumuşak, akıcı, beni sıkmadı, belki de hayatımın bu döneminde oldukça sıkıldığım  ve iyi bir hikaye aradığım için olabilir. Belki bu kafa ile okumam gerekiyordu.

Yolculuğun önemi, hayata bakış açısı, kodlar, büyük resmi görme ve tüm bunların yanında geriye çekilerek yapılan görünmez liderliği okumak ve keşfetmek benim için hoş bir deneyimdi. 

Phil Jackson & Hugh Delehanty tarafından yazılmış, Maviağaç basmış. Kitaba puanım 9 kanka. 
Kitabı bitirdikten sonra eski maçları, basın açıklamalarını, hall of fame enshirenement speech videolarını izledim, içimden geldi 4 saate yakın oyalandım.


Liseliler bilmez Pat Ewing, postacı Karl Malone, Detlef Schrempf, Kukoc vb. İşte bu yüzden sevgilim aslında basketball futboldan çok daha rafine bir zevkin ürünüdür. Ortaokul falan bahsettiğim dönem gece 3'e kuruyorum alarmı Doğu konferansı maçlarını bekliyorum, öyle şeyler, 90'lar güzeldi, teknoloji sınırlı, haha.

Yöneticilere hediye olarak bile okutulabilir, rebound falan nedir biliyorlardır herhalde, yok artık.

Ruh hali: Ben yürüyorum da sen o yolun üzerinde değilsin.
Yazının Fon Müziği: nature sounds ağırlıklı su sesi, orman sesi olanlar.

Yılı güzel kapattım, çok da iyi oldu, muhteşem oldu tamam mı?





22 Aralık 2014 Pazartesi

İş Arayan Bir Adayı Üzmenin 16 Yolu

Dönüp arkaya bakmayanlar, günü değerlendirmeyenler, şapkasını önüne koyup düşünmeyenler için bu yazı. Yeni bir iş bulup hayatına devam etmek isteyen, motivasyonu değişen, sosyal çevresini değiştirmek isteyen, kariyer denen bu engebeli yolda radikal bir değişiklik yapma cesaretini bulanların coşkusunu söndüren, egosu yüksek, farkındalığı düşük, küçük dağları sanki o yaratmış gibi olanlar için, sadece İK'cılar için değil, okeay biraz da ikacılar için ama yönetici, fonksiyon sorumlusu, müdür, vırt zırt için aynı zamanda. Kahve?




Bunları adaylara yaparsanız üzülürler, üzülen adayın motivasyonu düşer, evdekilere püskürür, sevgilisine püskürür, iş arkadaşlarına püskürür sonra yonetici ona çemkirir, stres seviyesi artar. Oradan mobbinge doğru bir yol açılır, stres yaşayan bünye bu kötü deneyimi atlamazsa hooop bakın yine sağlık sektörüne iş sağladık. Adayları üzmeyin, siz de potansiyel aday değil misiniz! Lütfen adayları daha yaratıcı şekillerde üzmeyin. Ama önce şuna bir bakın lütfen *gb(gülücük burada)








Başlıyorum:

1-İş görüşmesine davet edip, unutma, o anda başka yerde olma. Sevgili İK'cılar dünyalı adaylarımız hala paralel evren olayına alışkın değil, lütfen ama.
2-Mülakata vaktinde gelen adayı önce lobide, sonra da görüşme odasında bir süre marine etme.
3-İş ile ilgili soru yerine iş dışında ne varsa sorma.
4-Pozisyona hizmet etmeyecek yetkinlikleri arama.
5-Cv'ye bakıp bir prototip yaratma, adayın ona uygun cevap vermesini beklemek, önyargılı olma, halo tipi değerlerme, snop judgement.
6-Peki neden biz? sorusu, ivana sert, klişenin dibisin bro.
7-Ücret pazarlığı yapma, mesai pazarlığı yapma, 3 yıl çocuk doğurmamasını isteme(aşağılık değil çukursunuz bayım).
8-Tokalaşmama, adayın yüzüne bakmama, benim başıma gelmişti bu, adam yayıncıydı bir de, mutsuz olmuştum.
9-Adaya hesap sorma, iş görüşmesi formatının dışına çıkıp kariyer danışmanlığı şapkasını takma, fakin anbılivıbıl.
10-Düşük ücret paketi teklifi.
11-Aday ile yapılan ego savaşı, gereksiz, saçma, uzak durulmalı.
12-Farklı bir pozisyon, deneyiminin altında bir pozisyon teklifi.
13-Sen bir başla da maaşı sonra konuşuruzculuk, dostum bu ik değil, bu bu resmen davarlık. IK dediğimiz şey sinapsları uyarır hep bilimsel bir olay.
14-Biz size dönüyor olacağız, tatlım sen semazen misin? Tabii ki ciddi değilim, tanrı aşkına adaylara görüşme süreci ve kaç adet daha mülakata gireceği bilgisini ver.
15-Aynı gün içersinde görüşme için zorlama, sktr git!!!! Buyrun sohbete, ben bunu söylediğimde Levent bana "sen çok tehlikelisin, çooook" diyor. Hadi ama herhangi bir danışman beni aradığında asla ilk verdiği saati kabul etmem, sabah 08:00 benim için uygun, size uymuyorsa en erken tarih 2 gün sonra saat 16:00, programım oldukça yoğun şehir dışında olacağım falan derim. İK'cılar zor olabilir ama ben de kolay sayılmam, erken kalksın bana ne.
16-Adaydan izin almadan referans kontrolü yapmak, bu da üzüyor adayları, be professional bitches.

Öğle arasındayım, kahvemi bitirip 32.kata çıkmam lazım guys.

See you.





Yazının fon müziği: Matmazel-Günaydın Küçük Bayan

Always yours,

Leyla(evet canım bugün ki ruh halim oldukça Leyla Coco, bence Leyla harika bir isim, öpsenize)

P.S. Hayır İK'cılar mükemmel varlıklar değil, sormuşsunuz cevapladım.

17 Aralık 2014 Çarşamba

The Hobbit: The Battle of the Five Armies




Şıpoylır var.

Aslında serinin son filmi olması ve bizi yıllar öncesi götürmesi, veda etmek zorunda olmak koyan. 
Bir çocuk kitabından 3 film çıkarmış, Bilbo olarak Sherlock'tan doctor Watson'u getirmiş ve bizi o harika Shire diyarına geri götürmüştü yönetmen. Daha önce de anlattım ben ilk filmi hayallerim yıkılır diye 2yıl sonra izlemiştim. Şimdi dönüp bakıyorum ve 6 DVD ile 18 saat Orta Dünya serüveni izleyebileceğimiz gerçeği var elimizde.




İzin aldım Çarşamba bana ait No more iş, csabah ilk seansta izlediğim filmler vardır benim o da bunlardan biri, kahvaltı yaptım, en yakın seans 11:30, biletimi aldım d&r'da gezindim, NumNum personeli yangın eğitimi alıyordu, yürüyen merdivenden çıkarken onuda izledim biraz yangın mangın anlatıyorlardı, çok korkarım ben ateşten bunu zaten biliyorsunuz.





25 dakika reklam izledikten sonra nihayet film akmaya başladı ve resmen koltuğa daldım kendimi. Salonda 7 kişiyiz, 40 yaşlarında bir adam komple beyaz ve ipeksi saçlı annesini getirmiş en arka sağ köşe film boyunca kadına bir şeyler anlattı...bu küçük kulaklarım benim lanetim.





Galadriel bildiğin ring'teki Samara oldu Gandalf'ı kurtarırken, Elrond'u görmek, vali Mutlu'ya benzeyen(tam tersi aslında) Ak Saruman'ı savaşırken izlemek keyifli idi. Hatta şöyle de bir olay var güç yüzüklerine dair satırlar akınca ekranda ve yüzük tayfları canlanınca tüylerim diken diken oldu, 9lar lan! ver coşkuyu, çok dokunaklı. #anlayamazsınız filmden önce Ahmet Bey ile karşılaştık o da "Coco sen bu konuyu biliyorsun" deyince istemeden gülmeye başladım, sonra lisans zamanında yaptıklarımı okuduğum kitapları anlattım, beyefendinin tespitleri doğru yani.

Filmin en güzel yeri; cücelerin kuzenleri geliyor sağ yukarıdan, dağın girişinde elf ordusu böyle jilet gibi, derken başka bir tepe orklar tarafından yenilip solucan deliklerinden fırlayan orklar derken meydan bombok, cüceler koşuyorlar, kalkanları çıkarıyorlar, mızrakları dikiyorlar aradan, sonra elfler aralarından şiir gibi süzülüyor ya, hah işte sözlükte bir başlık vardır, orgazmdan daha zevkli anlar diye işte bu sahne o başlıklara girer caniko. Filmin en muhteşem sahnesi.

Öncesinde Bard Efendi'nin uluslararası ilişkiler mezunu gibi bak savaşmayalım sevişelim çabalarını görün.

Elf'lerin şiirselliği, görsel olarak tüm ırklara olan üstünlüğü, güzellikleri savaş sahnelerinde hatta ordularının nizamında bile mest etti beni. Lotr serisinde'de 3. filmde gelirler hani, Aragorn şaşırır... Bak orada da yine böyle yumuşak hisler uyandırırdı.

Tabii ki en leş kısım Kili'nin ölümünün Elf kızının kurtarılması içinmiş gibi olmasıydı, fikir olarak bile bir cüce ile Elf'in ewwww. Ölüyü öpen kadın, ağlayan kadın, hayır dostum hayır ya neden bu kadar canım acıyor, çünkü gerçekti falan, bildiğin yüzüm ekşidi, İsmail yk kılıklı kili ve toriyöl'ün aşkına sokayım.

Cücelerin taş dizmesine laf edenler olabilir, hacı hatırlatırım adamların yer altında hatrı sayılır falan değil bildiğin yeteneklerini konuşturdukları dünyaları var, anlattırmayın bana bir hobbit hediyesever, en uzunları 1.20 cm uzunlarıdır, en şanslıları ata binebilir, cüceler altın sever, huysuzdur, cücedir, dwarfdur, yeraltının kralları, elfler oohhh i just love my elves... Adamlara inşaatçı modunda bakmayın ama madenler onlardan sorulur. Then Aragorn'dan bahsediliyor filmde okeay insanlar uzun yaşar, elfler ölümsüzdür de filmin sonunda Aragorn ile tanışacağını ima ediyor Thranduil Legolas'a olum tarihçeye bakmalı, Aragorn o tarihlerde 10-15 yaşında ya var ya yok lol.




Legolas'ın babası Thranduil'in "annen seni çok severdi evlat" demesi ve sonra "eyvallah gözümsün" hareketi aklımda kalan, tabii ki aşırı teatral ve snob hali, egosunu saçından tırnağına, çadırda kadehi doldurup Bart'a sunuşuna kadar gözlemledim, bu gözler kaçıramazdı o sahneleri, özümsedim resmen. Adam epic, görsel bir tatmin sağlıyor, evet makyajlar, efektler bıdı bıdı ama n'apalım İstanbul'da elf var da ben mi sevmiyorum???? Ayrıca bu karizmatik Elf beyinin Elrond ve Galadriel ile kadim dil kelamı etmesini beklemek çok romantik bir istek mi, alay etmeyiniz, adam 3'lemelerin en karizmatik olanı, rica ediyorum, lotr'da dahil.




Filmde elf kızı dışında sırıtan, alfrid, dizi falan izlesek ok ama bu kadar uzun replikler Alfrid için fazla, gereksiz, fazla nota var. Güldüm, o ayrı.

Filmin sonunda Bilbo shire'a döner, yeşil çayırlarda Gandalf ile ile yaptığı son konuşma epik, sümüklü sümüklü ağladım. Eve girerken sözleşmeyi mezatçı amcaya uzatırken, neden sözleşme maddelerini iyi okumalıyı bir kez daha hatırlıyorum bir ikacı olarak.





PJ bildiğin PJ işte.


Aslında kitaplara baktığınızda tek yönlü kötülükler, sığ karakterler yok, çok zengin, çok boyutlu hatta sembolik, fantastik bir dünya, kendi harfleri ve dillerinin bulunduğu zengin bir içerik. Dolayısıyla beyin kıvrımlarını mıncıklayan bu eser olabilecek en iyi görsel şölen ile sunulmuş, tamamen işin keyfini çıkarmaya odaklı gittim, evet mantık hataları, evet savaşta bıdı bıdı ve evet thorin, kili ve fili'yi kaybedecektik zaten, onörleri ile öldüler. Ve o bilindik melodi çalmaya başlayınca gözyaşlarımı tutamadım. Hani Yüzük Kardeşliği'nde Frodo Çıkın Çıkmazı'nda Gandalf'ı görür ya orada çalıyordur aynı melodi, Türkçe versiyonda İstemi Betil'in dublajı yapması sanıyordum önce ama orijinal hali ile izlediğimde de aynısı oluyor guys, ben duygulanıyorum...

Şimdili bitti.


Elf gözlerin neler görüyor Coco? 
Ruh hali: bir hobbit filmini daha beraber izleyememe keyfi
Yazının fon müziği: The Last Good Bye






15 Aralık 2014 Pazartesi

2014 Güle Güle



Yazının fon müziği: efem yukarıda çünkü Serhat Haznedar Bey rica etti, yazıyı açınca Youtube'dan şarkıyı da açıyormuş. Arctic Monkeys-Do i wanna know, açınız sesi.






2014'ü uğurladığımız şu pis Aralık ayında haydi gelin muhteşem bir yılsonu değerlendirmesi yapalım. Nasıl geçti bu yıl? Her yeriniz yerinde mi?

Aralık ayı organizasyon ayı, biten yılı kutlama, değerlendirme, hedefleri değerlendirme, engagement toplantıları, mobil toplantılar, account toplantıları, performans bıdı bıdısı... Geçen hafta başka bir şehirde toplandık, ayh döküldük gm'den hep onlar geliyor biraz da biz gidelim dediler. Karşılama, kokteyl, mini konser, derken Ceo çıktı sahneye, alkışlar, kayıplarımız, kalbimizdekiler, sevgiyle andıklarımız, şutladıklarımız, stratejik zımbırtılarımız konuştu, konuştu...derken bir çocuk zırlaması, o da ne? Efem yan şehirdeki ekip arkadaşlarımızdan biri bebeği ile gelmiş izinde olduğu halde Ceo'ya fon müziği yapıyor.

Neyse bende olay bitmez, o kadar insanın içine çocuğu sokmasına ayrıca uyuz oldum, herkes sümüklü, öksürüyor, sümük mevsimindeyiz şekerim, ayrıca ne alaka, o gün çocuğunu getir günü değil ki, ki, ki...

2014 trendleri ne idi sevgili çocuk?

1-Daha fazla koçluk, işgören bağlılığı falan, oldu mu? Ya olmaz mı şaşkın mısın herkes koçluk aldı, koçluk verdi, aynı kaptan yemek yedi, hatta bana Mentorluk yaptığını falan iddia eden oldu.
2-Finansal rahatlığa odaklanma, oldu mu? Hepimiz finansal rahatladık, odağımız kaymadı, ekonomi büyüdü, herkese benden %25 zam, bir de şirket hissesi.
3-Teknoloji ile barışık İK, social recruiting yükseliyor lakin büyük şirketlerin gündeminde, money talks U know. Öyle deme digital hr'a katıldık.
4-Engagement anketleri, bağlılık konusunda toplanmalar ve size anket sonucunu söyleyemem ama biz sonuca her organımızla güldük.
5-Sağlık paketinde iyileştirme, evet dünyanın bu muhteşem trendi kutlu ülkemizde ve çeşitli şirketlerde irdelendi, yavru vatanda kutlandı.

Acaba 2015 trendi ne olacak, artık İK'cılara ihtiyaç kalmayacak mı, işe alımları robotlar mı yapacak, şirkette sizi bot msg mı karşılayacak mmmhhh, size futurist taklidi yaptım, yıl 2000, trt2 de bir belgesel, bisiklete binen bir hippi, fütüristim diyor, anlatıyor ben kuramsal olarak geliştiriyorum, sonra bisiklete biniyorum, sonra bizimkilere bakıyorum, çok futuristler. Kendimle ve futuristlerle barışmalıyım benim genetik mühendisi dostlarım da var. Hah seneye ne olur? Kaça olur hacı bey?

A-İşveren Markası ajansları çoğalır hacı, bütçesi olmayan denyo şirketler bunu içeridekilere kakalar, bir dönemde pr olayını ik'ya kitledilerdi hatırlasana, sonrasında onlar kurumsal iletişime evrildi, mutluk departmanı falan kuranlar oldu, ben chief of chocolate olmak isterdim lakin çikolata yasak bana hem de hayatım boyunca :( üzünç.
B-Outsourcing, outsourcing daha çok outsourcing, yasa da gelecek ki oooohooooooo, bordro süreci ile başlayan ik'da yeni hizmet alma işe alım'da neredeyse core business gibi hafız, eğitim ve performansta pek karşılaşılmıyor lakin orada da danışmanlık şirketlerinden destek alınıyor. Gönül isterdi ki size işkembeden bir kaç sayı da vereyim, hatta küsüratlı olsun da salladığım anlaşılmasın ama bugün hiç sayısal araştırma yapacak enerjim kalmadı, U know uçaktayım. Hadi öperler.

Ya git, çoğunuz daha SAP implementation ile uğraşan şirketlerde çalışıyorsunuz ibişler yok size öngörü.


Best Storytellerınız,

Bir varmış bir yokmuş Coco Hazretleri

10 Aralık 2014 Çarşamba

İşte Hala Bu Yüzden İş Arıyorsunuz



Aslında hala iş arıyor olmanızın nedeni online dünyada görünmez olmanız, digital footprintlerinizde sıkıntı var. Sosyal alemde yoksunuz a dostlar, bazı işlerde cv'nize gerek yoktur mesela yaratıcılık ile ilgili işler mesela televizyonculuk, reklam yazarlığı falan yetkili abi sizi google yardımıyla bulur, yaptığınız işlere ulaşır. Öyle linkedin'de adımı düzgün yazayım, profil fotoğrafım da şöyle olsun dertleri yoktur. Bazı işler içinse bu tip sosyal medya hesapları işinizi kolaylaştırır, hatırlarsınız Ülker proje başvurularını sadece facebook üzerinden aldığını söylemişti Digital HR'da(Ülker değil tabii Ülker'in İK'dan sorumlu teyzesi(İdil Şeker) söyledi bunu.


Yaygın bir kanıya göre;

Ne iş yaptığınız değil, kimi tanıdığınız önemli.

Referanslı ve cumbullu aday olmanızdan bahsediyorum tabiisi. Yani diyor ki aslında ortalama bir çalışansınız, evden işe, işten eve, evden bara, oradan sevgilinize oradan yüksek lisansa gidiyor ve geliyorsunuz. Derken bir gün işinizi değiştirmek istiyorsunuz, kariyer portallarını(kariyer.net, secretcv, yenibiriş hatta linkedin falan) kullanıyorsunuz ama nanay. Networkünüz size yardımcı olabilir bu noktada, amcalar, teyzeler, Ruşen Amcanın oğlu Sedat, olmadı annenizin çocukluk sevgilisi Mehmet Amca, komşunuz David Bey gibi gibi.

Kişisel Marka/Bireysel Marka, evet diyelim ki kişisel markanız yerlerde, sesinizi aileniz ve yakın arkadaşlarınızdan başka duyan yok ne yazık ki, tam bir loser'sınız, bir t-shirtünüz var üzerinde BORN LOSER yazıyor, soğuktur, kar yağıyordur yok aslında şöyle: Karda sonmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor. Aslında ölüyorsun farkında değilsin, evet. ADA ben ayrılmak istiyorum!!!





Bir İK profesyoneli ya da bir İşe Alımcı kapınızı çalmayacak, yani genelde öyle olmuyor bizim işler. Sosyal ağlardaki arkadaş sayınız, endorselar, işleriniz hakkında referans yazıları, aldığınız ödüller sizi benzerlerinizin bir adım önüne çıkartacaktır.

Bildiğiniz gibi Linkedin İşe Alımcı'ları top adayların peşinde, linkedin profillerinize bir bakım 700 bağlantınız arasında bu hafta kaçıncı sırada idi reytinginiz?

Günaydın Bay Mızmız, bugün acaba kaç grupta "o öyle olmaz, bu böyle olmaz" diye ahkam kestin bakayım? Kaç kişiye laf soktun ve kaç kez twitter'da dünyayı kurtardın?





Unutmayın bu ülkede halen CDO'lara ihtiyaç duyan şirket yok.

İş hayatında dark-side denen bir yer var ve iş hayatı profesyonellik gerektirir, iş insanları sürekli şikayet edenleri sevmez, bir garip her yer toz pembe oyunu oynanır, şanslı ise soğanın ve sorunun cücüğüne inen yöneticiler ve ekipler ile çalışırsın.
Sosyal Medya, işgücü pazarında etkili, yurtiçi-yurtdışı karşılaştırması yapmıyorum, onlarda ve bizde videoları çeksek eğlenceli olurdu.
Onlarda: cv'de renk, dil, din, ırk gibi konuların yer almasına önem vermiyoruz, fotoğraflı başvuru olmasın, ayrımcılık bıdı bıdı.
Bizde: fotoğrafsız başvurular değerlendirmeye alınmadan silinecektir! Ayrıca 1000 kişilik şirketimizde tam 2 tane bayan(bakın kadın demiyorum bağyan) çalışanımız var pozitif ayrımcıyız biz.
Neyse bu başka bir yazının konusu.

Sosyal Medya'da verdiğiniz mesaja dikkat edin, kullandığınız dil önemli. Şimdi orada, her şeyimize de karışmasın şirket diyen arkadaşlar görüyorum, sen de haklısın güzel kardeşim ama o zaman sanki profilinde kedi kesme videosunu herkese açık yayınlamasan daha şık olurdu. Çalıştığımız şirketlerin kurum kültürlerine göre aynı doğrultuda hareket edecek adayları çalışan yapmak istiyoruz. Tabii ki her yer A ya da B ile dolmasın, ekiplerde farklı yetenekteki kişiler olsun ama işte sonra çalıştığın şirket dünya görüşüne uymayınca hem motivasyon kaybı yaşıyor mutsuz oluyorsun hem de turnover'da data oluyorsun. Hadi ama diyelim ki muhafazakar bir şirkete başvuru yaptın ve işe alındın, adamlar 2 saat Cuma tatili yapıyor ve tüm çalışanlarının da katılmasını bekliyor bu duruma, şimdi ne olacak, ya benim böyle bir şirkete girip instagram hesabındaki profil adını değiştiren zavallı dostlarım var, rakı kadehlerini görmesinlermiş iş arkadaşları...Hayat.

Ne diyordum, umuma açtığınız her ileti ne yazık ki sizin olmaktan çıkıyor ve ortak bir zihnin sahipliğindeeeee. Ne dedim ben tanrı aşkına? Olm, iletilerinizi public yayınlarsanız, sonuçlarına katlanmak zorundasınız, hem de seve seve sorry.

Arkadaşlar Social Recruiting diye bir hadise var, hadi ama.

Ruh Hali: Akordu bozulmuş keman yayı
Can Bonomo: Bana bir saz verin




9 Aralık 2014 Salı

Mülakat Sorusu: En Zayıf Yönünüz Nedir?

-Zayıf bir yönümün olduğunu sanmıyorum.

Peki, şahane insan senin beyanın bizim için doğru, olduğu gibi kabul ediyoruz. Merhaba dünyalı, ben dostum ve ik'cıyım bugün sizlere bir iş görüşmesi, mülakat klişesinden bahsedeceğim, zayıf yönler, zayıf yönünüz var mı, hayır ben obezim.

Acaba niyle beslenir ikacılar ya da işe alımcılar? Bu insanlar iş görüşmesine gittiğinizde önce hoşgeldiniz, nasılsınız, yolculuk nasıldı, trafik, uçuş, baban nabıyo diye sorup arada buzları kırmaya çalışır da sonrasında ilerledikçe niye böyle bir uyuz soru sorar?
Sahi kuzum, neden soruyorsunuz, reca ederim bu bahsi kapatalım. Küçükken gözünüze sabun mu kaçtı, kızamık mı oldunuz, zatürre mi geçirdiniz, babanız sizi yukarı attı da tutmadı mı, sevgilinizden boynuz mu yediniz, merdivenden mi düştünüz, uykudan mı uyandırıldınız olayınız nedir? 
Senin kara kaşına ya da kara gözüne bayıldığından değil aday kardeş(aslında bayılıyor da olabilir, daha önce anlattım burada benim adayı ile ilişki yaşayan, Bebek'te tur atan, utanmadan evlenen yuva kuran bir de üzerine çocuk yapan ik'cı arkadaşlarım da var/davar/benim dedem de ikacı). 
Zayıf yön dediğimiz şey aslında şirket ya da toplum normallerinde doğal karşılanan ama sivri tarafların yumuşak köşelere dönmesi beklenen tutum, davranış falan filan... Dikkat edersen felan yazmadım zira Türkçe'de felan diye bir sözcük yok, adamı hasta etmeyin.

Bu noktada bir gruba ait olacaksınız, bir ekip ile çalışıp aynı hedefe koşacaksınız dolayısıyla uyumu bozmamanız bekleniyor, bozarsanız bu sorunun kökenine içilebilir ya da insan odağı düşük olan yöneticiniz kriz çıkana kadar bu konuda konuşmaz, alır bir gün karşınıza sizi önce pozitif bir şey söyler sonra çatırt diye negatifi yapıştırır suratınızın ortasına çizgi filmlerdeki kremalı pay gibi.

Bu soruyu sorarlar çünkü yetkinlik bazlı mülakat bu tip denyo soruları sormayı gerektirir/hayır gerektirmez, soruları denyo sormak zorunda değiliz, aslında iş görüşmesi dediğimiz hadise tenis maçı gibi olabilir seribaşı efsane iki tenisçinin ardı ardına gelen harika vuruşları ya da sahnede 2 kişinin sergilediği muhteşem oyun tek kişi olmaz ama, o monolog olur, işe alımcı soru sorabilmeli aday da uğraştırmadan konuşsun işte, dünya barışı gelsin, sonra komşu galaksilerle ilişki geliştirelim olmaz mı? 







Olay aslında senin bu durumun ne kadar farkında olduğun, bunu ne kadar yönetebildiğin. hadi zamanda geri gidelim, ekran dalgalanmaya başladı mı, başlaması lazım lazım. Yıldız tarihi 6792038402934...Çalıştığım eski yöneticilerden biri direktör seviyesindeki Kay ve ekibi ile ilgili bilgi istedi bir gün. Gittik Bebek'te bir Cafe'de oturduk, efem işte neler yapıldı, alınan aksiyonlar, ilan/başvuru sayısı, açılan cv sayısı, açılan sandık sayısı, geçersiz cv, teklif redler, ıvır zıvır bir sürü operasyonel maymunluk, Amelasyon bir başka deyişle. "Kay zekidir, Kay'ın beklentileri yüksek, Kay zorlanmayı sever"... Biliyorum dedim, ben de zeki, çevik ve ahlaksızım, benim de beklentilerim yüksek, söyle Kay'a ücret onaylarını çıksın, adaylar onda bekliyor, sonra Q2'de gerideyiz diye ağlamasın, Kay zor ama ben de kolay biri sayılmam...

Kay ile çalışmak gerçekten çok keyifliydi, arada assoliste bağlıyordu ama olsundu, yönetilmeyecek bir konu değil, geribildirim alan yönetici candır. O ekipten ayrılırken so long/farewell diye bir mail atmıştım, olum ekibin hepsi güzel dileklerini yolladı. Kay, seninle çalışmak çok keyifliydi, yüksek enerjin, yapmış olduğun çalışmalar ve güleryüzün ile bizlere değer kattın diye cevap yazmıştı, bu da böyle bir anımdı. Kay kendi ekibindekilerin zayıf yönlerinin titizlikle üzerinden geçer, onları kuvvetlendirmeleri için fırsatlar yaratırdı, 13 yıldır aynı şirketteydi ve aslında tüm süreçleri tek tek tasarlamış, içerisinde bulunmuş, aktif görev almıştı. Ekipten birine bir görev verir, bazen bir takım çalıştırması, bazen iyileştirme, bazen yeni bir proje, bir bak bakalım olay neymiş derdi, bilip de bilmezden gelmenin dikalası idi adam saçlarıma kar mı yağmış falan diyordu.


  • Mükemmelliyetçilik, ya bırak, kimi kandırıyorsun, ne mükemmeli, yok öyle bir şey, valla yok, sen takıntılısın.
  • Detaycıyım, evet detaycısın güzel kardeşim her türlü imla hatasını fark ediyorsun, excel tablosundaki verinin anlamsızlığını şak diye buluyorsun.
  • Zayıf yönüm, çok zayıf olmam.

Kişisel olarak olayın nedir? Neyi geliştirmelisin sence, ya saçmalama yabancı dil eğitiminin bununla bir ilgisi yok.


Şimdi nohut beyinli, geliştirecek hiçbir yönü kalmayan, harika adam kadmon adaylarımız için bir dakikalık saygı duruşu.

Soru tabii ki en zayıf yönünüz nedir diye sorulmaz, gelişim alanlarınızdan bahseder misiniz, geliştirelecek yönünüz var mı, varsa 1 fincan alabilir miyiz diye sorulur.

Yazının fon müziği Karisa Eden'dan geliyor tabiisi pozitif ayrımcılık rocks, Coco rulez bebek.

Hadi Öperler

P.S. Unutmadan, var mı böyle salak sorular, benim ikacı arkadaşlarım da var, aslında iyi çocuklar, güzel sorular sorarlar, varsa yazın da biraz eğlenelim.

Instagram'da varım

Her yerdeyim, bakkallarda, marketlerde, sosyal medyada.

Neyse canıms, görsel ve işitsel bir süper kahramanım, beklerim, birlikte şehri gezeriz, ülkeyi gezeriz, iş hayatı, humor falan paylaşırım.



#lovemeimdieting


Öperler,
Coco

6 Aralık 2014 Cumartesi

Peki Söylesene Neden Danışmanlık?

Merhaba Paçozlar, bugün size patlıcan yatağında füme somon ve ışıltılar ve altın tozları ile süslenmiş tütsülenmiş Consultant Humor yapacağım.

Niyle beslenir memeliler, niyle beslenir İK Danışmanı?

Okeay öyle danışmanım, böyle danışmanım, şöyle geziyorum, böyle proje bitirdim, şurada sunum yaptım falan diyorum da cidden benim çok minnoş danışman arkadaşlarım da var.






Şanslı olanlarımız insan taklidi yapabilen şube yöneticileri, bölge müdürleri ile çalıştı, geri kalan çoğunluk ise neredeyse sırtlarında kırbaçları  ile deli gibi çalıştılar. 

Kanyon'dayım, Esther ile buluştuk eğitim sonrası, eski ekip arkadaşlarımdan biri, teknoloji ve  banka tarafında bol deneyimi olan, şimdilerde yeni bir projeye başlayacak, uzun süredir evde pilates yapıp dizi izliyordu, birkaç görüşmeye gitti, terelelli vaziyette. Gittiği danışmanlık şirketindeki danışman ayağında Converse üzerinde t-shirt ve kot ile karşılamış kendisini, bizimki kurum kültürü görmüş geçirmiş olduğundan böyle şeylere hiç tahammülü yok. "Yani en azından telefonda serbest kıyafet deselerdi" diyecek oldum, bakışlarının keskinliği söylediklerimi yutmama yetti, sadece onu sakinleştirmeye çalışıyordum. Esther enerjisi çok yüksek, çok canlı, işine çok önem veren, titiz çalışan bir İK'cı, bir yönetici onun yanında İK'cılık oynadığında duygularını kontrol etmez ve yapıştırır sonuçta mülakatta ücret pazarlığı yapmak köylülüktür ve ücret konusu İK'dan Ücret Bölümü'nün sorumluluğundadır.  En son kim kimden haber aldı, son durumlar neydi konuştuktan sonra peki "bizim bu mesleğimizin en zorlu olayı nedir" dedim. Blog'da okuyacaksın diye de ekledim, hello Esther hello Africa. 

Ve tabii ki bu yazı İK alanında Danışmanlık yapan sevgili dostalarıma adanmıştır, hello Aslı, hello Fatoş(yok benim göbek adım Fatoş ama bu başka), hello Stu, ve şimdilik bu kadar. Bu yazıyı benim sevgili dostlarımın mesaj olarak gönderdikleri haliyle sizlerle paylaşıyorum. Aşağıda yaşanan olaylar anladığım kadarı ile danışmanları motive ediyor, yoksa bu deliliğin başka bir anlamı olamaz!

Yönetici ile yaşanan fikir uyuşmazlığı, yöneticinin kendi kurumunu temsil ettiğini unutması ve sonrasında yaşanan mülakat faciaları,
Adayı £ olarak görme,
Kurum kimliği ve iş odaklılık nedeni ile süreçten ve yolculuktan keyif almayan çalışanlar,
Onsite(müşterinin mekanında) projede çalışan danışmanın orada unutulması, plazanın üzerine kilitlenmesi, 
Hedefler ve fatura baskısı nedeni ile insani/beşeriyet boyutunun göz ardı edilmesi,
Adayı sadece maliyet olarak görme, işe alımın hafife alınması ve kimlik, prezantasyon, diksiyon ıdık bıdık gözüken minik detayların sonradan büyük sorunlara dönüşmesi,
Turnover,
Firma çalışanlarına sağlanan yan hakların  gerektıği gibi danışmana/outsource personele sağlanmaması(bak hala onsite olayındayız),
Yöneticilerin  zaman zaman  mobbinge  yansıyan tavırları  ve  bu tavırların kişisel  zorlukları(çocuklar bunlar mail yolu ile paylaşıldı, ik'da pis işler dönüyor),
Çalışma planları dahilinde  üvey evlat  formatında çalıştırıldıkları için  zor  ve  yapılabilitesi zor işlere  yönlendirilmesi, iş kitleme,
Fazla mesai,







Bak burada da çılgınlar gibi iş görüşmesi yapan minnoş bir arkadaşımız ağlıyor, Aida o bir danışmanlık çalışanı, arkadaşları ona sen süpersin diyor;

Adaylar lütfen planlanan mülakata katılsın, katılmıyorlarsa haber versin, özellikle İK adayları bu kazığı atmasın, Allah aşkına firmaya mülakat gittiklerinde doğru düzgün katılsın, vaktinde katılsın, gidip oradaki mülakatta saçmalamasın.

Adaylar biraz kibar olsun, işe yerleştirdikten sonra süreçte onların her türlü kahrını çeken kahramanlarını unutmasın.

Linkedin, abicim, lütfen şu linkedin'i lütfen edebiyle kullanılsın yoksa harbiden Terked-in yani! linkedinden bizlere iltifat dolu mjslar atmasınlar, bu şekilde kimseyi işe yerleştirmek için etkilemiş olmuyorlar.

Bir de son günlerde çok üst üste isyan ettiğim konu!!!: Mesai sonrası mesai talepleri!! Mesaiden sona mülakat yapalım, tamam eyvallah yapalım alıştık ama herkes buna döndü, akşam arayın 6 dan sona 7 den sona 8 den sona yok 12 den sona!! Gece aramayın evdeyiz ailemizle ev hayatındayız, sen gün içinde konuşamıyorsan bende akşam konuşamıyorum abi'cim yoruldum yaa 7/24 ulaşılabilir olmaktan!  Günün her saati beni arayamazsınız, ben kimsenin kariyer koçu, yaşam koçu değilim, psikolog hiç değilim! Off be valla içimi döktüm.

Müşteriyi yönetmek daha kolay! Onlar deneyimin arttıkça ve birlikte çalıştıkça güveniyor ve sorgulamıyorlar, o zaman çok tıkırında(tabii burada yeni müşteriden bahsetmiyoruz, yeni müşteri yeni macera, bazen eksik bilgi-bu en sıkıcısı)

Bir de şunu yaz nolur, cv'si güncel olan adayı aradığımızda, “ben çalışıyorum yannısss şuandaaaaaağğğ” gibi triplere girmesinler! Onu ben de biliyorum.
Ben sana diyor muyum o zaman ne işi var bu cv nin burada diye!

Özsel, hem danışmanlık şirketinde çalıştı hem onsite çalıştı, şu anda akademik tarafta devam ediyor;

Danışmanken sorunum çalıştığım firmalar insan üstü bir hız bekliyorlardı yani 1-2 günde uygun aday bulmamı istiyorlardı, ayrıca bunun bir üst sınırı yoktu, hep daha fazla aday...

Outsource iken haftanın 7 günü çalıştığım oluyordu, bu ücret olarak yansımıyordu.

Aylin, kendisi 2 büyük danışmanlık şirketinde çalıştı, kendisi bu işi çok biliyor ve iyi biliyor, kendisi beni transfer etmek istedi, kendisini severim;

En sık, satış vb. giriş pozisyonlarda, firma yönetici görüşmeleri sonrası gelen teklif retler... Firma her zaman, "neden böyle oluyor?" diye danışmanlardan hesap soruyor maalesef *swh
Firma ik'sının yeterli bilgi vermeyip, iş kolu ile bizi görüştürmeyip sonra da pozisyon ve beklentileri çok iyi anladık gibi süreci yürütmesi, burada firma ik'larının daha işin pozisyon ve beklentilere daha fazla hakim olmaları ve danışman firmaları bölümlerle bir araya getirmeleri gerekiyor. Özellikle IT ve teknik pozisyonlarda oluyor bu sorun da. Belli bir zaman geçtikten sonra bir araya gelindiğindeyse zaman kaybı...
Firmalar, bir yandan kendileri pozisyonu çalışıp bir yandan da danışman firmaya veriyorlar, hatta bir kaç danışman firmaya, aynı adaylara ulaşıldığında (genelde listeler paylaşılmıyor) adaylardan da doğal olarak "ben geçen hafta aranmıştım" cevabı paylaşıyor, no comment.

Eeee yavaştan kapatayım bu konuyu, türlü türlü tip cins cins ikacı var sevgili dostlar. Mesela telefonda yaptığı teklif ile sözleşmedeki rakam aynı olmayan durumlar mı dersin, senin ücreti elden verelim sgk primleri ile ilgili sorun yaşıyoruz diyen mi,  1 aylık hazırlanması gereken sözleşmeyi 1 yıllık hazırlayan mı, performans primi ödenmesi yapılacakken hedefler beklenen düzeyde olmadı diyen vampir bölge müdürü mü(ama şekerim biz bütün pozisyonları doldurduk bu söylediğin matematiksel olarak mümkün değil, projesi biten danışmana ibraname imzalatmayı unutan danışmanı ayrı bir köşeye yerleştiriyorum kendisine ödül vereceğiz.



Yalnız burada belirtmeden geçemeyeceğim hayvan gibi çalışıyorum, öküz gibi, eşek hatta köpek gibi çalışıyorum diyenler görüyorum aranızda, arkadaşlar yapmayın, insan gibi çalışmayı deneyin, bak çok güzel olacak. 


İnsanların size olan bakışı, verdiği değeri siz belirlersiniz, kurban rolünü kendinize uygun görüyorsanız sosyal çevreniz ve profesyonel çevreniz size seve seve kurban gibi davranacaktır, müsterih olun, bunun garantisini size ben veriyorum.





So, i'm the Princess one, ucuz taklitlerimden kaçının.

Yazının Fon Müziği: Queen-Show Must Go On


1 Aralık 2014 Pazartesi

Cv'nizde Yer Almaması Gereken Tek Şey?

Hellö blög, nasılsın? Bir adaya düşsen yanına alacağın 6 şey ne olurdu, duyamadım, cv'mi dedin. Işte böyle sevgili dostlar geçtiğimiz yıl XXXX sayıda cv incelemiştim, her yerde cv, herkeste cv görür olmuştum, yeni insanlar ile tanıştırıldığımda onları cv olarak görüyordum. Hıııı, çok, olmadı öyle bir şey. 

Cv'nize asla yazmamanız gereken 14 şey!! yapacaktım başlığı sonra boşver yea dedim, nereden bulacaksın 14 madde Çiko? Zaten oteldeyim, tek başımayım, canım sıkılıyor, yerel bir müzik kanalı açtım halim içler acısı, beslenme düzenim değişti, pıffff.

Neyse siz değerli izleklerim, iş arayan minnoşlar, boş vakti çok olup blog yazısı okumak isteyen yalnız kalpler için bugün çok şahane bir yazı yazmayı planlıyorum. Aklınız yerinden uçacak, evet 04:32'de uyandım, evet İstanbul'da değilim, evet yanımda oturan sigortacı yavşadı, evet harika bir sabah uçuşu yaşadık. As usual alanda şöför karşıladı, ofise geçerken hayatının muhteşem detaylarını dinledim, adaylardan birinin babası vefat etmiş geçen ay, ağlama krizine girdi, kendine gelmesi için ara verdik, işlerim erken bitti önce gidip bir Cafe'de kahve içtim, sonra bir arkadaşımla sinemaya gittik, şimdi de oteldeyim, sabah bir toplantı var sonrasında İstanbul, şükürler olsun. 

İnsanlık ne güzel değil mi, keşke şartlar farklı olsaydı da ne siz cv göndermek zorunda kalsaydınız ne de ik'cılar elemek zorunda kalsaydı, işte size boş konuşmanın alası, this is monkey business. If you pay peanuts, you get monkeys.


Uzmanlara sorduk ve bir çok cevap aldık/hayır uzmanlara sormadım(k) tamamen benim hayal ürünüm olan konular bunlar, aslında böyle bir blog yok, aslında ben de yokum, bu aslında bir hayal, kendi halinde bir reklam yazarının rüyası...

Okeay diyelim ki bir cv'niz var, bir potansiyel iş var, başvurmak istiyorsunuz ama cv'nizi de güncellemeniz gerek, haydi başlayalım.



  • Alakasız fotoğraflar, sizin olmayan profil picturelar, selfieler, bikinili fotoğraflarınız, arabanızın fotoğrafı, aile fotoğrafı, ayağınızın fotoğrafı, eliniz, göbeğiniz, teknenize bir bakış...
  • İmla hatası, No!!!! Böyle bir lüksünüz yok.
  • Tarihlerin yanlış olması, boşluklar, iki ayrı şirkette çalışıyor olmanız hala çalışıyor olmanız ama aslında o işlerde 6 yıldır çalışmıyor olmanız.
  • Medeni hal, ehliyet seri numarası, vergi numarası, TC kimlik numarası, hobiler(tons of, millions of hobbies)... Aslında hobiler o kadar şart değil, ne yapacağız beraber puzzle mı yapacağız yoksa senin nü tablonu mu yapacağım, bu ülkede çok önemli gözüküyor, yetkinlik bazlı mülakat yapacağız cv'de hobi olsa ne olur ki?
  • Kedilerinizin adı, ailenizin ve akrabalarınızın bilgileri, çiftlik eviniz ve kaç tane hayvan beslediğiniz. Yani 3 kediniz, 4 köpeğiniz, 1 Tavus kuşunuzun olduğunu bilmese de olur işe alımcı. İşe Alımcı diyorum artık meslek olarak kabul edilmiş, istesem ikcı da derim, İKECİ hatta ikacı.
  • İşe alımcı siyasi görüşünüzü bilmek zorunda değil, okuduğunuz ilkokul, anaokulunuz ya da cv'yi doldurmak adına lisansta almış olduğunuz dersler ve transkriptinizin düz yazı hali. 



Cv'niz 17.000 sayfa olmasın, yazık, kaynakları doğru kullanın, optimum diye bir olay var Allahsızlar!!!!!
49 yaşındayım, Mehmet  Can, SuSelin, Afakat'ın babası, Sevil'in eşi, Murat koyum da turatın abisi... Yazma, kiminle vakit geçirmeyi sevdiğini merak etmiyoruz, bu bilgi pratik hayatımızda bir işe yaramayacak, ben de at biniyorum mesela peki sen bunu bilmeli misin? Evet ponny ne olmuş? Komik bir şey mi var, varsa söyle biz de gülelim çoğcoğom.
PP'ye dönelim, 8000 kez yazdım belli ki okumuyorsunuz, profil fotosu profilden çekilir, uygun kıyafet giy, düz çektir gitsin, bu kadar kasmaya gerek yok, arkadaşım degüstasyon işinde değilsin, ikacısın sen şarap kadehli gündüz yemeği fotonun ne işi var tanrı aşkına? Sepya, dans ederken, Cumartesi gecesi yıkılıyooğğğ fotosu da ne, e  zaman iş aramıyorsun sen, kuzenin koltuğunda kuzeninle yapış yapış fotoğrafından bize ne acaba. Ben komple pp'nin kaldırılması taraftarıyım, monster güzeldi bak foto moto yoktu, No ayrımcılık No nothing.

Hepimiz olgun uzaylılarız, belirli dereceye kadar eğitim görmüş, okumuş insanlarız, ortalama düzeyde kendini ifade yeteneği biraz da yazarlık bekleniyor aslında. Lakin kompozisyon dersi işkence gibi gelen, özgüven sorunu yaşayan, annesi-teyzesi-babası kendisi için iş arayan, biraz tembel, biraz rahat birkaç nesil olduğundan arada arızalar çıkabiliyor.
Profesyonel hayatınız ile ilgili bilgi paylaşırken net olun, yaratıcı yazarlık dersini burada sergilemenize gerek yok, less is more honey, hikaye anlatmayın, sayılarla destekleyin, uçmayın, uçun, agresif bir anlatım dilinden kaçının, 7500 eğitime katılmanız orada bir sorun olduğunu gösterir, 300 görüşmeye katılmanız da unless bir headhunt değilseniz. Get to the point yani. Bu, zavallı işe alımcı insanının hayatını kolaylaştırır, zaman kazandırır, her iki tarafı da gereksiz yükten kurtarır. Gerçi kahramanınız hızlı okuma dersi de almış olabilir, yaw he he 6 sn. kuralı, sayfanın ortasına bakma olayı falan.

Sonuç: 1 A4 kağıt alın, deneyimlerinizi yazın, onu da düzgün yazın, sonra uçak yapın ikacılara yollayın.

Sevgilim olunca cv'sini okuyup koca bir çarpı yapacağım üzerine, otur sıfır!
Yazının fon müziği: Someone Like You üzerine Rolling in the Deep




Olağanüstü cv'niz ile karşılaşan İK'cılar temsili




27 Kasım 2014 Perşembe

Digital HR Konferansı: İşveren Markası/Employer Brand

Yıl 2014.
Bu yıl 3.sü düzenlenen organizasyon, Haziran ayında toplantılar ile başlamış, bildiğiniz gibi Kasım ayında gerçekleşiyor, sahnede Fatoş Karahasan, erken gelen konuklara tek tek hoşgeldiniz diyor, hangi firmadansınız ve ekliyor erken gelenleri çok seviyorum.

Bu yılın konusu İşveren Markası/Employer Brand, geçen yıl Çeşitliliği Yönetmek demişlerdi. Etkinlik ajandamı girişte alıp, pıtı pıtı indim aşağıya.






Olay şu, tek salon, çok insan(200-300 falandır herhalde şimdi koltuk sayısı hesaplatmayın), 1 organizasyon, 1 Fatoş Karahasan.






Konuşma akıcı, takılma yok, eee-ıııııı-ohmmmmm yok, zaman yönetimi harika, bölüm sonlarında özet geçiliyor.

Ve açılış konuşması ile başladı Fatoş Hanım;

"Kişisel markanız siz olmadığınızda ekibinizin, müşterilerinizin sizin hakkınızda söyledikleridir"

TEB- Nilsen Altıntaş sunumu öncesi ruhu besleyen bir tango gösterisi izledik, sonrasında Nilsen Hanım sağolsun ingilizce kavramları türkçeleri ile sunarak bize öğretici bir sunum yaptı, Y Kuşağı...

Sonra Vodafone Ekibi sahnede yerini aldı, hr dergi'de eğitim tarafında yaptıklarını ilgi izlediğim ik ekibinin bir bölümü bu kez İşveren Markasından Güç Alan Kurumsal İtibar başlığı ile sunumlarını gerçekleştirdi. Efendim, şirketlerin %19'u itibar yönetimi üzerine çalışıyormuş. Bu sunumu ayrı yazacağım bir de kitaplarını almayı unuttum -_- stand vardı lakin şu kanatlı fotoğraftan çektirdim, adeta bir melek oldum, kara kanatlı bir melek.

Sırasıyla Pepsico-Katey Howard/Organizasyonlarda Diyalog Yaratmak ve Tevitöl öğrencisi Y Kuşağı ne ister sunumunu izledim. Aslında şirketlerin gittiği nokta çalışanları birbiriyle nasıl buluştururuz sorusunun sorulduğu yer, kurumsal sosyal medya hesapları, içeride birbirlerinden bilgi alabilecekleri platformlar, kurum çalışanlarına özel platformlar... IBM, GE bu konular üzerine çalışıyor ama bu başka bir yazının konusu olsun mu?




Bu ve benzeri organizasyonlarda Y Kuşağı demeyenin ağzına terlikle vuruyorlarmış, bir gün sahneye atlayıp "Durun! Ben İK prensesiyim, ben de Y Kuşağıyım! Ve o olay aslında hiç de anlattığınız gibi değil!" diyeceğim, her Y Kuşağı dendiğinde shot yapalım teklifim hala geçerli bu arada. 

YOD, moderatörlüğünde Dijital Olarak Yeniden Biçimlenen Organizasyonlar'ı dinledik. Bu arada YOD danışmanlık şirketini kurmuş, tebrikler, bol bereketli ve yoğun günler diliyorum kendisine. YOD kim mi? Yiğit Oğuz Duman canım, hatırlarsınız Peryön Genel Başkanı idi.

DHL, sorumlu teyzesi "DHL'in doğarsak olarak dna'sında hız var" cümlesi ile aydınlandım. Cümleyi bir daha oku, fizik var, biyoloji var tanım gibi tanım. 




Tanım yapacağız diye değişik olunuyor bu organizasyonlarda, barometreleri açık diye bir laf duydum, yıllar yıllar önce çalıştığım ik müdürü "Coco ik şemsiyemiz" dediğinde gökkuşağının üzerinde bir yerlere gitmiştim anlık olarak işte öyle bir şey, algılarımız açık, barometrelerimiz açık, ya ben hazırırım 220 km hız ile gitmeye bayılırım hatta en sevdiğim şey uçağın pistte kalkış yaptığı o an'dır. Kalkanlar devrede mi? Devrede devrede keep goin'.

Accenture-Sure Köse'nin anlatımı ile yaş ortalaması 28, İK tarafında daha da genç imiş. Bu noktada acıklı bir hikaye ile karşılaştık, adayın birini yağmurlu bir günde 1 saat bekletip 13 dakika mülakat yapmasınlar mı? Bu aday bizim yanak çocuk Selin Yetimoğlu çıkmasın mı, a-aaaaaaa. Sorduk, cevap alamadık, yetmedi alumnileri ile yaptıklarını anlattı kurumun Twitter hesabı. Bununla birlikte online mülakat hizmeti veriyormuş bir de adayların görüşlerini de takip edebiliyormuşsunuz sağladıkları hizmette. Güzel, bu vesile ile adaylara nasıl davrandıklarının bir örneğini ilk ağızdan dinlemiş olduk, umuyorum ik ekibi gerekli aksiyonları alır ve bundan sonra yağmurlu günde adaylarını 26 dakika bekletir. Sonrasında danışmanlık şirketlerine adaylar sosyal medyadan geçirdiği zaman hepimiz arkamıza yaslanır izleriz, huh?

Hürriyet İK, Tuğba Köseoğlu Okçu, esnek yan haklar uygulamasına geçmeyi planladıklarını ve bunu online olarak takip edeceklerini anlattı bir de indirim kartı vb. uygulaması halihazırda varmış. Yabancı dil şart dedi bir ik prosyoneli için.

Türker Baş ve Alice BBDO'dan Haluk Sicimoğlu İşveren Markası duygusuzlaşıyor mu duygusuzlaşmıyor mu'yu konuştu, maymun olmak ve Robert Bosch müşteri kaybetme para çokomel eğrisi üzerine bir güzelleme idi. Komiklikler, şakalar yapıldı.
"İk'cıların görevi kültür bakanlığıdır'.

Markafoni-Seda Kayrak Kızıltan HERŞEY "AŞŞK"la BAŞLAR! Sunumu başlığı görmemle komple gitti bende konsantrasyon kalmadı, herhalde bilinçli olarak her şey'i bitişik yaptılar ilgi çekmek için. 
Şekerim beklenti yüksek diyorum bu tip sunumlarda hata göze batar, bakıyorsun İK grup direktörü bakıyorsun Herşey bitişik so, what can i do sometimes...




SOSYAL MEDYA MAYIN TARLASI MI?

Sosyal mecrada markanın duruşu şeffaflık ve dürüstlükten ibarettir dedi Muhittin Bey from kazlıçeşme. Ayrıca kendisi cv istemiyormuş, karbon ayak izlerinden adaylara ulaşmak daha makbulmüş kendi sektörlerinde, ilerleyen dönemlerde internet televizyonu yükselişe geçecekmiş.

Özlem Özen, IBM  Türkiye, kurumsal sosyal medya uygulaması bulunuyor şirketin ve 130.000 grup, 400.000 aktif kullanıcısı var bu uygulamanın. Çalışanlar, sosyal medya ve marka elçisi olarak görülüyormuş.

İdil Şeker, Yıldız Holding, işe alımda sosyal medyayı kullanıyormuş, hani geçenlerde İşveren Markası yazımda belirtmiştim ya(şeklimi yapayım, izin verin). #mutluetmutluol ile bunu da test etmiş olduk dedi! yani istediklerinde tt olabiliyorlar, globalde de.
Linkedin holdingler takipçi sıralamasında birinci sıradalarmış, yani raadlar çok raadlar pampa. Stand açmak yerine online olarak proje başvurularını alıyorlarmış, ilk yıl 500 başvuru ulaşmış, bu yıl 3. yıl başvuru sayısı 1600 civarı, bakın bir ik'cı için ne mükemmel rakamlar, kariyer portallarına sıkışıp kalınmamış.
Tabii ki hoşuma gidiyor böyle şeyler, sosyal medya kullanılsın, adaya cevap hızlı dönülsün, müşteri ile ilgili olan sorunlar some üzerinden çözülsün, proaktif işe alım yapılmak zorunda kalınmasın, database search olmak zorunda olmasın. Ben öyle işlerde çalışıyorum ve ikcı dostalarım da benzer deneyim yaşar umarım.

Sonrasında gazetecilerin gözünden işveren markası geldi. Sizde mi mevlidden sıkıldınız?




Bir de linkedin-Serden Eren sunumu, özetle iş dünyasının %80'i aktif olarak iş aramıyor, %60'ı iş fırsatlarına açık. Linkedin bir iş platformu değil profesyonellerin katıldığı bir ağ'dır diyerek konferans gözlemlerime bir son vereyim artık.

#digitalhr heştegi ile Twitter ve vine'daki yayınları takip edebilirsiniz, izleyebilirsiniz.

Galaksinin en iyi İşveren Marka'cısı,

Coco

Şaka şaka piremsesim olm ben, ama eski şirkette 2 yıl bu konuda çalıştık, sunumlarımız oldu Muhteşem ve Benim, kapı gibi Onur Basat varken bu konu ile çalışan feyz alabilirsiniz, ayrıca Türker Baş'ın konu ile ilgili kitabı var.



Yazının fon müziği: lakme flower duet, Salt Galata'nın atmosferinden ötürü.

Görüşmek üzere.

Teşekkürler: Müge Ateş, nazik davetleri ve konukseverlikleri için.