İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

27 Kasım 2014 Perşembe

Digital HR Konferansı: İşveren Markası/Employer Brand

Yıl 2014.
Bu yıl 3.sü düzenlenen organizasyon, Haziran ayında toplantılar ile başlamış, bildiğiniz gibi Kasım ayında gerçekleşiyor, sahnede Fatoş Karahasan, erken gelen konuklara tek tek hoşgeldiniz diyor, hangi firmadansınız ve ekliyor erken gelenleri çok seviyorum.

Bu yılın konusu İşveren Markası/Employer Brand, geçen yıl Çeşitliliği Yönetmek demişlerdi. Etkinlik ajandamı girişte alıp, pıtı pıtı indim aşağıya.






Olay şu, tek salon, çok insan(200-300 falandır herhalde şimdi koltuk sayısı hesaplatmayın), 1 organizasyon, 1 Fatoş Karahasan.






Konuşma akıcı, takılma yok, eee-ıııııı-ohmmmmm yok, zaman yönetimi harika, bölüm sonlarında özet geçiliyor.

Ve açılış konuşması ile başladı Fatoş Hanım;

"Kişisel markanız siz olmadığınızda ekibinizin, müşterilerinizin sizin hakkınızda söyledikleridir"

TEB- Nilsen Altıntaş sunumu öncesi ruhu besleyen bir tango gösterisi izledik, sonrasında Nilsen Hanım sağolsun ingilizce kavramları türkçeleri ile sunarak bize öğretici bir sunum yaptı, Y Kuşağı...

Sonra Vodafone Ekibi sahnede yerini aldı, hr dergi'de eğitim tarafında yaptıklarını ilgi izlediğim ik ekibinin bir bölümü bu kez İşveren Markasından Güç Alan Kurumsal İtibar başlığı ile sunumlarını gerçekleştirdi. Efendim, şirketlerin %19'u itibar yönetimi üzerine çalışıyormuş. Bu sunumu ayrı yazacağım bir de kitaplarını almayı unuttum -_- stand vardı lakin şu kanatlı fotoğraftan çektirdim, adeta bir melek oldum, kara kanatlı bir melek.

Sırasıyla Pepsico-Katey Howard/Organizasyonlarda Diyalog Yaratmak ve Tevitöl öğrencisi Y Kuşağı ne ister sunumunu izledim. Aslında şirketlerin gittiği nokta çalışanları birbiriyle nasıl buluştururuz sorusunun sorulduğu yer, kurumsal sosyal medya hesapları, içeride birbirlerinden bilgi alabilecekleri platformlar, kurum çalışanlarına özel platformlar... IBM, GE bu konular üzerine çalışıyor ama bu başka bir yazının konusu olsun mu?




Bu ve benzeri organizasyonlarda Y Kuşağı demeyenin ağzına terlikle vuruyorlarmış, bir gün sahneye atlayıp "Durun! Ben İK prensesiyim, ben de Y Kuşağıyım! Ve o olay aslında hiç de anlattığınız gibi değil!" diyeceğim, her Y Kuşağı dendiğinde shot yapalım teklifim hala geçerli bu arada. 

YOD, moderatörlüğünde Dijital Olarak Yeniden Biçimlenen Organizasyonlar'ı dinledik. Bu arada YOD danışmanlık şirketini kurmuş, tebrikler, bol bereketli ve yoğun günler diliyorum kendisine. YOD kim mi? Yiğit Oğuz Duman canım, hatırlarsınız Peryön Genel Başkanı idi.

DHL, sorumlu teyzesi "DHL'in doğarsak olarak dna'sında hız var" cümlesi ile aydınlandım. Cümleyi bir daha oku, fizik var, biyoloji var tanım gibi tanım. 




Tanım yapacağız diye değişik olunuyor bu organizasyonlarda, barometreleri açık diye bir laf duydum, yıllar yıllar önce çalıştığım ik müdürü "Coco ik şemsiyemiz" dediğinde gökkuşağının üzerinde bir yerlere gitmiştim anlık olarak işte öyle bir şey, algılarımız açık, barometrelerimiz açık, ya ben hazırırım 220 km hız ile gitmeye bayılırım hatta en sevdiğim şey uçağın pistte kalkış yaptığı o an'dır. Kalkanlar devrede mi? Devrede devrede keep goin'.

Accenture-Sure Köse'nin anlatımı ile yaş ortalaması 28, İK tarafında daha da genç imiş. Bu noktada acıklı bir hikaye ile karşılaştık, adayın birini yağmurlu bir günde 1 saat bekletip 13 dakika mülakat yapmasınlar mı? Bu aday bizim yanak çocuk Selin Yetimoğlu çıkmasın mı, a-aaaaaaa. Sorduk, cevap alamadık, yetmedi alumnileri ile yaptıklarını anlattı kurumun Twitter hesabı. Bununla birlikte online mülakat hizmeti veriyormuş bir de adayların görüşlerini de takip edebiliyormuşsunuz sağladıkları hizmette. Güzel, bu vesile ile adaylara nasıl davrandıklarının bir örneğini ilk ağızdan dinlemiş olduk, umuyorum ik ekibi gerekli aksiyonları alır ve bundan sonra yağmurlu günde adaylarını 26 dakika bekletir. Sonrasında danışmanlık şirketlerine adaylar sosyal medyadan geçirdiği zaman hepimiz arkamıza yaslanır izleriz, huh?

Hürriyet İK, Tuğba Köseoğlu Okçu, esnek yan haklar uygulamasına geçmeyi planladıklarını ve bunu online olarak takip edeceklerini anlattı bir de indirim kartı vb. uygulaması halihazırda varmış. Yabancı dil şart dedi bir ik prosyoneli için.

Türker Baş ve Alice BBDO'dan Haluk Sicimoğlu İşveren Markası duygusuzlaşıyor mu duygusuzlaşmıyor mu'yu konuştu, maymun olmak ve Robert Bosch müşteri kaybetme para çokomel eğrisi üzerine bir güzelleme idi. Komiklikler, şakalar yapıldı.
"İk'cıların görevi kültür bakanlığıdır'.

Markafoni-Seda Kayrak Kızıltan HERŞEY "AŞŞK"la BAŞLAR! Sunumu başlığı görmemle komple gitti bende konsantrasyon kalmadı, herhalde bilinçli olarak her şey'i bitişik yaptılar ilgi çekmek için. 
Şekerim beklenti yüksek diyorum bu tip sunumlarda hata göze batar, bakıyorsun İK grup direktörü bakıyorsun Herşey bitişik so, what can i do sometimes...




SOSYAL MEDYA MAYIN TARLASI MI?

Sosyal mecrada markanın duruşu şeffaflık ve dürüstlükten ibarettir dedi Muhittin Bey from kazlıçeşme. Ayrıca kendisi cv istemiyormuş, karbon ayak izlerinden adaylara ulaşmak daha makbulmüş kendi sektörlerinde, ilerleyen dönemlerde internet televizyonu yükselişe geçecekmiş.

Özlem Özen, IBM  Türkiye, kurumsal sosyal medya uygulaması bulunuyor şirketin ve 130.000 grup, 400.000 aktif kullanıcısı var bu uygulamanın. Çalışanlar, sosyal medya ve marka elçisi olarak görülüyormuş.

İdil Şeker, Yıldız Holding, işe alımda sosyal medyayı kullanıyormuş, hani geçenlerde İşveren Markası yazımda belirtmiştim ya(şeklimi yapayım, izin verin). #mutluetmutluol ile bunu da test etmiş olduk dedi! yani istediklerinde tt olabiliyorlar, globalde de.
Linkedin holdingler takipçi sıralamasında birinci sıradalarmış, yani raadlar çok raadlar pampa. Stand açmak yerine online olarak proje başvurularını alıyorlarmış, ilk yıl 500 başvuru ulaşmış, bu yıl 3. yıl başvuru sayısı 1600 civarı, bakın bir ik'cı için ne mükemmel rakamlar, kariyer portallarına sıkışıp kalınmamış.
Tabii ki hoşuma gidiyor böyle şeyler, sosyal medya kullanılsın, adaya cevap hızlı dönülsün, müşteri ile ilgili olan sorunlar some üzerinden çözülsün, proaktif işe alım yapılmak zorunda kalınmasın, database search olmak zorunda olmasın. Ben öyle işlerde çalışıyorum ve ikcı dostalarım da benzer deneyim yaşar umarım.

Sonrasında gazetecilerin gözünden işveren markası geldi. Sizde mi mevlidden sıkıldınız?




Bir de linkedin-Serden Eren sunumu, özetle iş dünyasının %80'i aktif olarak iş aramıyor, %60'ı iş fırsatlarına açık. Linkedin bir iş platformu değil profesyonellerin katıldığı bir ağ'dır diyerek konferans gözlemlerime bir son vereyim artık.

#digitalhr heştegi ile Twitter ve vine'daki yayınları takip edebilirsiniz, izleyebilirsiniz.

Galaksinin en iyi İşveren Marka'cısı,

Coco

Şaka şaka piremsesim olm ben, ama eski şirkette 2 yıl bu konuda çalıştık, sunumlarımız oldu Muhteşem ve Benim, kapı gibi Onur Basat varken bu konu ile çalışan feyz alabilirsiniz, ayrıca Türker Baş'ın konu ile ilgili kitabı var.



Yazının fon müziği: lakme flower duet, Salt Galata'nın atmosferinden ötürü.

Görüşmek üzere.

Teşekkürler: Müge Ateş, nazik davetleri ve konukseverlikleri için.

22 Kasım 2014 Cumartesi

Kariyer 2.0





Hello, bu kitabı uçakta okudum, yani diyor ki basınçlı bir şekilde, göklerde. Ne yapsaydım herkes gibi yeryüzünde mi okuyaydım?

Naber? Hala kitap okumadan cahil cühela gezmeye devam mı?

Geçtiğimiz günlerde sevgili meslektaşımız Cengiz Çatalkaya'nın kitabı yayınlandı, #optimistkitap yayınlarından çıkan kitap mavi kapağı ile beni benden aldı. Cengiz 4000 civarında mülakat yapmış, oww yeaaaaaa fena değil, şaka şaka çok fena, ben ilk 4000'i yaptığımda...

Hemen arka notu paylaşayım sizlerle;

Kariyer nazik bir konudur ve herkes mutlu olacağı bir çalışma hayatının peşindedir...

#içimizdenbirikitapyazdı hashtagi ile yürüyeceğim bundan sonra, herkesin kitabı çıksın hacıt bana ne, yazacaksınız.

Kitap 200 sayfa, yazı karakterleri yormuyor rahat okunuyor, oldukça akıcı bir dil kullanılmış. Kitabın tekrarlayan söz grubu "fayda var".

En beğendiğim bölüm Kariyer/kariyer başlangıcı ve dip.

Bu kitabı kariyer/sosyal medya kullanımı manueli gibi düşünmek doğru olur, okuyucu kitlesi 20lerin başı 30ların ortası 2. kariyere geçmeye çalışanlar ve de uzun süre kariyer hareketi yapmamış çalışanlar. 

Blogu ile kıyaslamak haksızlık olur, o nedenle kitabına titizlikle hazırlanmış, özenli bir çalışma diyelim. Bir testimonial aynı zamanda. Ben kendi adıma Cengiz'den bir kitap daha gelir ve bu da yetenek üzerine olur diyorum. Ah, bir de unutmadan kitabevi hoş bir jest ile kitabı bizlerle paylaştı.

Geniş zaman kullanılarak yazılmış bir kitap, bol bol dır,dir, ara ara genellemeler görüyoruz. Kapanışa yakın 4 profesyonelin röportajı var, başarısızlık başlığı dikkatimi çekti, İpek'in olduğu kısımda son cümlede nokta yok. Sana puanım 7,9 panpa.

Efem, alınız okuyunuz, ikanının yazılı yazısız kurallarının güzel bir derlemesi olmuş. Ben şahsen Profesör'e  aldım bir adet yollayacağım, mini mini birler açık dimağlar faydalansın, sevaptır. Hayır bendeki kitabı kimseye vermem.

Gri lensleri acıyan kahramanınız, kütüphane görevlisi kılıklı,

Coco





21 Kasım 2014 Cuma

22. PERYÖN İNSAN YÖNETİMİ KONGRESİ


Merhaba herkes, oturabilirsiniz.

Merhaba canım, merhaba Dostlarım, Romalılar, Yurttaşlar, İzlekler. Ben buraya Sezar'ı gömmeye geldim, övmeye değil. İnsanların yaptıkları fenalıklar arkalarında yaşar, iyilikler ise çoğu zaman kemikleri ile birlikte gömülür gider... Iyilikler ödüllendirilmeli, takdir edilmeli, eleştiriler gelişim için bir fırsat olarak görülmeli...Esniyorum blög, naber?







Kongre 

Ve Filistin İsveç  tarafından tanındı...

Peryön, Coco'yu tanıdı ve ona davet gönderdi, varlığını kabul etti, kimbilir belki de haberdar bile değildi, who knows tabiisi Kadir İnanır.  
Bu noktada Özlem Hanım ve ekibine teşekkür ediyorum. Hayır davetiyeyi kullanmadım evet eski sevgilimin konuğu olarak katıldım, şaka şaka.

Ilk #peryonkongredeyimçünkü hashtagi ve vinesi ile hazırdım aslında, çanta veriyorlar, kitap veriyorlar diye başladım.

Şehirdışı toplantıları ve iş görüşmeleri iptal olunca katılma fırsatı buldum, dolu dolu 2 gün geçti, salonun yarısını öptüm, şu andaki ekip arkadaşlarımı eski arkadaşlarımla, potansiyel adayları kelle avcıları ile tanıştırdım, uzun süredir göremediğim harikulade insanlar olan meslektaşlarım ile kısa kısa sohbetler ettim.





2014 yılı açılışı, diğer yıllara bakıldığında açık ara görkemli oldu, sahne çok hoş tasarlanmış, açık renkler ferah bir hava yaratmış, kürsü fazlalık, bar sandalyeleri ise rahatsızdı, oturan herkes tedirgin oldu, kısa boylu ve kilo problemleri olan bir ırkız kabul edin. Pazarlama Zirvesi '13 rahat koltuklar kullanmıştı, Peter Economides'i bir izleyin derim, ergonomi, konfor önemli, yanında doğallığı da getiriyor.




Negatif lensleri kuvvetli olan blog kahramanımız yine 35 dakika müzik eşliğinde öpüşen koklaşan, aşırı profesyonel ikacıları izlemekten sıkıldı. Taylan vardı yeni ekipten "profesyonel profesyonel burası" diyordu, benim en sevdiğim havada öpücükler bunu biliyorsunuz. 

Peryön organizasyonları zamanında başlamaz kuralı bu yıl da değişmedi, 1 oturum hariç( bkz: Fazıl Oral) o da vaktinden önce başladı salon dopdoluydu efendim.

Demirbaş sunucu sahnede yerini aldı, öncesinde hoş bir Show ve dans gösterisi izledik, eğlenceliydi, prova vinelerini görebilirsiniz, boş vaktim çoktu üşenmedim locadan çektim sizler için.  Sonra dönem başkanı açılış konuşması yaptı, kopuk, geçişlerde sıkıntılı, karışık...bende uyanan ilk izlenimler, duramadım "biz VUCA'yı hr dergi Eğitimciler Zirvesi'nde izlemiştik" dedim, aynı konuyu farklı kişilerden izleyince doğal olarak karşılaştırma/kıyaslama yoluna gidiyor beyin. Benim beynim Coconut dolu zaten, biliyorsunuz. Sonraki konuşmacı okudu, Brezilya'daki hayatını anlattı.

Konuşmacı seçimleri ile fark yaratmak zirve, kongre, konferans gibi toplaşmalarda çok önemli, izleyiciyi avucunun içine alan konuşmacıları görmenin faydası(utility olarak) oldukça yüksek. Geçen sene siyasi bir figür vardı sahnede ve Muhteşem ile dinlerken bileklerimizi dikine kesmek üzereydik, Vektör her zaman olduğu gibi pozitif olup anın tadını çıkarıyor, şirketten kaçışını kutluyordu. Sahnedeki siyasi figür ise konuşurken ve okurken acı çekiyordu. Bu yıl Şafak Pavey'i beklerken program değişti, önceki yıl Kemal Kılıçdaroğlu son anda katılmadığı için Aylin Nazlıaka yapmıştı konuşmayı, eski İk'cı yeni siyasi olan bu figür yine de iyiydi benzerlerine göre.

Geçmiş yazılara bakmak isterseniz önceki kongreler hakkında özel bir yazı paylaşılmadığını göreceksiniz, yani bu benim ilk Peryön değerlendirmem. Benim gözümden, benim lenslerim ve nefes alma şeklimle, hızlı hızlı, çabuk çabuk, tempolu.






Dedim ya zamanında başlamadığı için sarkmalar yaşandı, onun dışında yemek arasında ve kahve bağımlıları kahve arasında birtakım sorunlar yaşadı, ben üst katta oturup arkadaşlarımla sohbet ettim. Komün halinde gezildiğinde yeni insanlar ile tanışma fırsatı, networking kazaları ve salona son anda girme ve yer bulamama sorunları yaşayabiliyor katılımcılar, o nedenle "one simply does not: bu tip organizasyonlarda mümkün olduğunca tek katılın" oturumlara tek katılın, değerlendirin, dinleyin, yoksa geyiğin dibine gelirsiniz, eğlenmekten bir hal olursunuz, konsantrasyonunuz bozulur. 
Geçtiğimiz yıl Muhteşem uyudu mesela, gece bebek ağlamış biraz onun da etkisi vardı.

Yetenek avcıları ve ceo sohbetleri tercihim oldu, 
Pegasus-Civitas oturumuna katıldım,
Isg-kısmına katılamadım, bu yıl burnuma kadar isg dolmuş ve gündemde aşırı ölümlü kazaya maruz bırakılmışken sorry daha fazlası ruhumda derin yaralar açacaktı, gerçi Yeni Isg Yasasının... oturumuna girip sahnedekiler de çok yakışıklıymış trollüğü yapmayı düşünmedim değil hani, gülücük burada.
Fırtınayı Yönetmek oturumuna katıldım ama aklımda çok kalan şeyler yok, yani yeni bir şey duysaydım anlatırdım demek istiyorum. Btw Milyar Dolarlık Dersler'i okudunuz mu, bak tavsiye ederim, ben kitabı Ankara'daki bölge müdürüne tavsiye etmiştim de almıştı hani arabaya koymuştu şekil yapmıştı falan yıl 2011, Kodak, AOL batışını falan okursunuz hadi kolay gelsin.

II. GÜN

CEO'ların Gözünden İnsan Yönetimi seansı benim için ilgi çekiciydi, Neriman Ülsever rocks! showunu izledim, moderatör olarak çok başarılı, uyumak mümkün değil, eğlenceli, enerjisi yüksek bir İK'cı, GE CEO'su vardı, Jatomi bir de sigortacı bir teyze. Bakın CEO da olsa insan insandır ve konu İK olunca üzgünüm ama sahnedekilerin holding ik yöneticisinden daha enerjik olmasını bekliyor izleyici.

Ben genelde bu tür organizasyonlarda beslenme çantası bölümlerine katılamıyorum, onun yerine yemekte sosyalleşme seçeneği var. Öğleden sonra Yetenek Avcıları oturumuna süzüldüm, oldukça doyurucu bir oturumdu, iki yetenek avcısı 1 Acun aşığı ve medyaya göz kırpan Mete Türkyılmaz ve bir ik direktörü, açık seçik, net, sıkmadan anlattılar. Ne istiyoruz, bekliyoruz, ne buluyoruz... Berna Öztınaz'ın araba alırken opsiyonel ek istekleri sıralar gibi sonunda tum bunların üzerine sihirli bir küre istemesi gülümsetti.




Ya sigmoid curve falan işte, #anlayamazsınız

Benim için önemli oturumlardan biri de Fazıl Oral'ın sunumu idi, şükürler olsun izleyebildim. Daha önce dinlemiş miydim, evet, bu 5. idi yine izler miyim, saçmalama tabii ki izlerim. Beta'da yaşıyorum ve direktör olarak öleceğim. 

Bitmedi 15:00 oturumu ve Show Taym. Deloitte Akademi Fazıl Oral sunumu yukarıda  da yazdığım gibi önce başlayan tek oturum. Alkış kıyamet, daha sonra detaylı anlatırım. Öğrenmeyi Yok Sayan Çok Bilmiş Organizasyonların Geleceği üzerine bir güzelleme yaptı ve ben bu başlığı tabii ki broşüre bakarak yazdım, biraz daha devam etse ulysess olacakmış başlık. Titanic falan anlattı ya, olaylar olaylar.

Son oturum çalışan anneler: annelik cenneti.....aöööööğğğğğ esniyorum blög, anladınız sanırım, beyaz gömlek giyip gelen bir Gülben Ergen olur dedim ve çıkışa doğru yampiri yampiri yürüdüm. Yanılmamışım, beyaz gömlek giymiş, taymlayndan takip ettim yorumları.

Bitti.

Anlık paylaşımları görmek isterseniz #peryönkongre hashtagi ile Twitter araması yapabilirsiniz, sadece süperheronun yazdıklarını görmek isteyenler hashtagin yanına @coco...'yu ekleyebilir, konuşkan bir tweeter kullanıcısıyım, 140 karakterde anlattım.


Tabii bu noktada blogger katkısını anlatmak gerek, blogger dediğimiz insan yavrusu bir blog ve alan adı alarak kendi dikdörtgeninde kafasından geçenlere değil içinden geçenlere içerek günü, anı, sektörü, gördüklerini değerlendiren bir garip ördek türüdür. Bilinenin aksine her şeyi övmek zorunda değildir, reklam yapmak zorunda değildir, özgürdür, fikirlerini satabilir, reklam alabilir, basın mensubu olarak organizasyonlara katılabilir ve çok eğlenir. 
Bloggerlar hatrı sayılır tweet desteği sağlar, aynı anda hem organizasyonu takip edip, hem 140 karakterde olan biteni orada olmayanlar ile paylaşır, hashtag kasar renk getirirler işte. Rt'lerden ve fav'lardan beslenir, kilo alır. 

So işler değişir, şartlar değişir, e tabi Çelik bile değişmişken Peryön'ün değişmesi umut verici, güncellenme anlamında konuştum yoksa samimi duygularla yola çıkılmış, ikacıların noeli dediğim 2 organizasyondan birini düzenleyen bir dernek oluşumunu kıyaslamak haksızlık olur. Özlem Hanım ve ekibine teşekkür etmiş miydim?

HR Prensesiniz ve profesyoneliniz,

Coco

Şekerim burnunuz akıyorsa, öksürüyorsanız gelmeyin bu tip organizasyonlara, tüm profesyoneller hasta oluyor sonra, adaylara bulaştırıyoruz, sonra onlar ailelerine ohoooo bak koskoca sağlık sektörüne hizmet ettik iyi mi?

Yazının Fon Müziği: Why Don't You Do Right(ya tabiisi açılış şarkısına gönderme yaptım hıfffffffff)


20 Kasım 2014 Perşembe

İşveren Markası

Öyle uzun uzun yazamayacağım şimdi ama geçenlerde bir Ülker işe alım süreci dinledim, oldukça iyi, ik'cılar adına mutluluk verici. Bildiğin İK ekibini ve bölüm yöneticisini övdü bir aday(benim adayım değil, arkadaşım) hızlı, şeffaf oluşundan bahsetti, saçmalama tabii ki kim olduğunu söyleyemem*swh.



Sonra tabii sosyal medyadan paylaştım bu algıyı, hoop şirketin yönetim kurulu başkanına tweet attım, tabiisi beni sallamadı Murat Ülker.

Aslında ekipte bir arkadaşım da görev alıyor henüz kendisi ile bu konuyu konuşamadık, geri bildirim vereceğim. Gerçi bu yazıyı okur, haberi buradan alır...E biz de kahve içeriz o zaman.

Aday sizin markanızın gerçek bir ajanı olmuş, işe başladığında da motivasyonu çok yüksekti, ilk gün deneyimini sordum tabii, bende en çok o taraf merak uyandırıyor. Ülker'in/ya ben Ülker diyorum sen Yıldız Holding anlayın bir hoşgeldin kiti var, içinde ofis malzemeleri dışında çikiletalar, püskevitler olduğunu söyleyebilirim, sorry görseli yok bende olsa paylaşırdım u know.

Sonra bunların 70.yıllarının reklamları dönmeye başladı, hashtag'de yapmışlar benim burada anlatmak istediğim ise içeride nasıl olaylar yaşanmış. 1 broşür var,  bir de kart ve bir de hediye, burada görevimiz tehlike'nin müziği çalmaya başlıyor, dırınnnnnnn dırınnnnnnn dın dın dın....

Efendim, şunları okuyun bir;







Sabah geliyorsun masanda bunlar var, alıyorsun paketi, ismi olan kişiyi bulup iletiyorsun, selfie çekip hashtag ile mail atıyorsun belirtilen adrese, bence güzel, tanımadığın şirket çalışanını tanıyorsun, katılımcı bir olay, bulamazsan ik'dan yardım alıyorsun, kurumsal ilişkiler falan da işin içinde, sosyal medya kullanıyorsun, bakın bunlar hep #işverenmarkası #employerbranding falan! Engage olmuş bireyler bir yandan da eğleniyorlar falan. Iş vermek şey vermeye benzemez, bu uygulama hoşuma gitti paylaştım, eski çalıştığım ekiplerde de vardı böyle minnoş olaylar, severim böyle şeyleri. 

Güzel hikayelerle gelsenize ya, dert, tasa, korkunçlu hikaye anlatmaktan içim çıktı.

Haydi hepinize çok tatlı işveren markaları, si yu.

Employer Branding Kraliçeniz,

Coco


16 Kasım 2014 Pazar

Bir Şişkonun Diyetle İmtihanı

Hello, 

Yeni kitabımın ismi Bir Dombilinin Aşırı Acıklı Hikayesi olacak.




Uzun süredir sağlıklı besleniyorum ve bu inanılmaz sıkıcı/aslında değil sadece ilgiye ilgiye daha çok ilgiye ihtiyacım olan günlerden biri. Evdeyim, Captain America: The Winter Soldier izliyorum, yanımda limonlu suyum var. 



Yıllar içerisinde formumda meydana gelen değişiklikler, işimin yoğunluğu ve seyahatler nedeni ile spor salonu üyeliklerimin boşuna ödenen üyelik bedelleri(süper bahane bulurum), hayatımı toparlamaya karar vermem, yooo hayır senin bana şişkosun demenle ilgili değil bütün bunlar.

Geçen günlerden birinde Izy ile buluştum, konuştuk biraz, bildiğiniz gibi kendisinin biraz diyet takıntısı var, sağlıklı yaşam bağımlısı... Yıllardır diyetisyenler ve şahane listeler(oradan buradan bulduğu) ile periyodik olarak karşıma çıkmaktaydı. Neyse life stayllarımızı değiştirme zamanıııııı diye konuya devam ettik, hayatı harika gidiyor, performans dönemi, terfi alabilir. Izy, 30larının başında, o bir merch, sevgilisi manager olması halinde kendisine MAL MÜDÜRÜ diyeceğini ifade ediyor. Izy, mutsuz, Izy gıcık olmuş hissediyor, bense çok eğleniyorum. Olm, sevgilim bana mal müdürü dese, ayaklarını ellerini bağlar, ayaklarına tuz döker, keçiye yalatırım, keçiyi nereden bulurum sorusunu hiç sorma kendine, bulurum, bağlama konusuna gelince bu kadar okuyucusunuz biriniz yardımcı olursunuz herhalde. Ama en büyük sorunumuz önce bana mal müdürü diyecek şuursuz adamı bulmakta sanırım.





Bu arada Nick Furry'i kıstırdılar, arabalar paramparça oldu, hayır siz yine filmi izlemişsinizdir de, bilgi geçeyim, bakalım film bitene kadar 25 sayfa yazabilecek miyim?



U know hormonlarım aşırı kilo kaybı, mevsimsel bir döngü ve yaşanan büyük bir üzüntü ile takla atmıştı, o nedenle endokrinologa gitmiştim, öküz gibi kan testlerim sonucunda bi'şey bi'şey çıkmıştı ve kontrollerim olacaktı, bu nedenle o arada hem çocuk yapmayacak(bense eşeysiz üreme-bölünerek üremeyi hayal ediyordum) hem diyet yapacak hem de hayatıma devam edecektim. Kan değerlerime baktı, domuz gibiymişim, düzenli kan bağışına devam...




Sonra işte ya o zaman ben diyetisyen yollarına düşeyim günleri başladı. 


Asistana programı ayarlaması için bilgi verdim, takvimi açtım, seans için gün belirlendi, bıdı bıdı... gittim, ölçüm yapıldı, ciddi bir ifade ile suratıma höykürdü, küçük hanım hakiki bir dombilisiniz, afiyet olsun. Okeay dedim, tamam bu kez komple kurtuluyoruz hatta bir süre ekmeği bile kesebilirim. Kahramanımız Doktor hn, bir test yaptı besinlere karşı duyarlı olup olmadığım ölçülecek, listeyi aldım, taksiye bindim işe döndüm. tüm ekip bekliyor, listeyi aldılar, onayladılar! uhm, hımm, aslında zor değil falan dediler. çocuklar 20 kişilik bir ekibiz ve herkes minnoş, destekleyici, meraklı ve pozitif. Bu süre içerisinde koruyucu ve hatta kollayıcı, hayır sen bundan yiyemezsin çünkü küçükken kazana düştün falan diyorlar.


2 hafta sonraydı, güneşli bir cumartesi günü öğleden sonrasıydı, mail sesi ile irkildim(yek yea) bir de ne göreyim test sonuçları geldi, kırmızı sütunda hayatınızdan çıkması gereken besinler olmalı. Diyetisyenin ofisinden çıkarken "bak bu testi yapıyoruz inşallah makarna falan çıkmaz, bak inşallah buğday falan olmaz" derken yaradana el açmıştım, gülüyordu bir yandan. Sonuç geldiğinde ekrana denyo denyo bakıyordum, sonra duvarlara bakmaya başladım, yalnız olunca evde kedi, köpek, ayı beslemeyince kimse ile paylaşamadım bu durumu. 



Ofisine girdiğimde I hate you! dedim, bizimki yerlerde, ya gülmesene şu sonuçlara bak, Alman Viskisi, bira, fındık diyor, buğday diyor, çıldırmıştım bir kere, tanrım ekmek beyinli biri olarak ekmeksiz bir hayat, buğday salatasına tapan biri olarak no makarna no bulgur no nothing mantı :( ağğğhhhhhrr dramatik bir şekilde kendimi yere atıp tepinerek ağlamak istiyordum. Aslına bakarsanız onun da kaçacak noktası kalmamıştı, buğday ya, kepekli ekmek, makarna falan yırtacak bir nokta olmayınca. Yulaf aynı şekilde. 



Mısır, pirinç, glutensiz ekmek falan leş günler başlamıştı. Shirataki pirinci diye tutturdu, 100 gr 7 kalori, tanrım, ne kadar iğrenç bir şey olmalı ki bana şimdi bu sevimsiz şeyi övüyorsun dedim, sakin bir şekilde normale dönmemi bekliyordu. Yahu düşünsene twitter profilimde son çikolata ve pasta bükücü yazıyordu ama ben bunları yiyemeyecektim. İntolerans olayı biraz flu, gitmeden önce okudum, bilime saygılı bir insanım sonuçta ama ona da güveniyordum. yeni listelerle hayatıma devam ettim. Hayır niye kapuskaya intoleramsım yok ki, anlamıyorum, beni çürük yapmışlardı da bu kadar çürük olmak zorunda mıydım?



Günler geçiyor, listeye uyuyordum, kilo verdim tabii, dolapta bekleyen giyilmemiş elbiselerin içine girmek mi dersin, küçülmeye başlayınca gelen iltifatlar mı, günler hızlı geçti. Hala bitmiş değil devam ediyor, çavdar unu ile yapılan krepler, haşlanmış sebzeler ve yenilemeyen makarnalar... Hediye gelen çikolataları fakirlere verme.

Helvanı yiyelim mi tatlı qıs??



Ne oldu? İlham aldın mı? Kaldır kıçını da spor yap halkımız.

Yıl sonunda(2015) turtle duruşu yapmayı hedefleyen kahramanınız COCO, belki şişkoyduk ama çok iyi bir insandık karşim, cami falan yaptırmamıştık ama olsun iyi bir insandık, aykümüz de 156 falandı.

Her süper kahramının zayıf yönü vardır, superman'in kriptonite, batman'in sevdikleri falan kırılgandır bak onlar Tony Stark'da duygusaldır, hislidir. Ben de karbonhidrat seviyordum ne yani, küllerimden doğamayacağımı mı sandınız? Metabolizma yaşım düştüğünde görüşeceğiz sizinle bayım.

Ruh hali: tavukları pişirmiş hacıyı da çarşıya göndermiş superhero tontişliği

Yazının fon müziği: Mika- Big Girl





13 Kasım 2014 Perşembe

O İK'cıyı nasıl bilirdiniz?


Repütasyon / Kişisel Marka / Bireysel Marka farkındalık falan üzerine bir yazı, uzun yazdım, ince gördüm, merhaba canım.

Gün gelecek, bir yerden sonra sen değil namın yürüyecek beyaz yakalı. Herhangi bir çabaya girmeden göreceksin ki insanlar sana ayak üstü iş teklif ediyor. O gün geldiğinde iki elini başının arasına koy ve düşün ya da düşünme ve atla(hr kronikleri: kelle avı;-repütasyon bab: 5, K2).

Naber?

Acıktım ben, sabahın erken saatinde uyandım ve yola koyuldum, bugün şehirdışında olacağım. Klasik bir Coco sabahı, uyandım, üzerimi değiştirdim, şu erken uyanma merasimi yazısında yaptığım gibi güneş yoktu ama pencereyi açtım, soğuk hava ciğerlerime saplandı buz gibi. Dişlerimi fırçaladım, makyajımı yaptım, saçlar tamam, çanta ok, pasaport, uçak bileti, hımmmm, her yerim yerimde, nays.
Kongreyi atlattık, dolu dolu geçti, adım başı arkadaşlarımla, eski ekip arkadaşlarımla, yöneticilerimle karşılaştım, çoğu ile sosyal medya / mail yolu ile görüşsem de böyle kongre, zirve de karşılaşmak ayrı bir keyif, ah evet, şimdi ne yapıyorsunuz, hımmm, evet biz de şunu geliştirdik, turnover mı, uhm, a duydum ben onu efsane bir yöneticiymiş senin adına çok sevindim... Bir ara kahve içelim, tabi tabii.
Hayatınız film şeridi gibi geçiyor gözlerinizin önünden, sonra Daisy ile konuşmaya başlıyorum kongrede Daisy ile takıldım, o bana eski arkadaşlarını tanıştırıyor, işte şurada birlikte şunu yaptık, ben ona anlatıyorum kolonun dibindeki bana tuvalette iş teklif etti, merdivenden inen hani şu mesaiye kalırsan başının ağrısı geçer diyen, hah şu ikili gezenler satış efsaneleri hatırlarsın, sonra önümüzden bir blogger geçiyor onun hakkında yapılan bir yorumu paylaşıyor, Daisy'nin eski şirketindekiler onun hakkında enteresan düşünceleri varmış, hurraaaaaaa olaylar olaylar.




Ta-taaaaa, evet sevgili okuyucu geldik bu kısma, repütasyon.

Hadi gel en eski anılara yolculuk edelim, yine bir gün plazanın birinden Boğaz'ı seyreden ofisimizde ik yapıyoruz, kalabalık bir ekip, yöneticiyi kovmuşlardı, o arada sr olan bir danışmanı da ekip lideri yapmışlardı, kör topal ilerliyorduk, satış satış daha çok satış, daha çok işe yerleştirme hedefi olan o biraz önce gördüğüm gerçek Panter yöneticilerimiz bizi sinyır ile öyle bırakıp gitmiş, başımızda kazulet, doğum günü için geriye sayan "32 yaşındayım evde kaldım" diyen kızı bırakmışlardı. 

Danışmanlık şirketlerinin en büyük sorunundan bahsettim az önce, yarış atı sendromu, işe alımcıyı / ikacıyı bir enstrüman olarak kullanıp insani boyutu değerlendirme dışı bırakıp, sonuca odaklanma durumu(ben uydurdum). Bunun ile ilgili yazarım sonra, smart olmayan hedefler, ödül ayağına kitap dağıtmalar, konser biletleri falan ama öncesinde 15 dakikada bir mülakat yapma vs... Düşen kalite, iş çıktısı ile ilgili sorunlar, ikacının beynini yakması ve sonrasında gelen kötü yorumlar.

İşe Alım Faktöriy

Neyse deli gibi çalışıyorduk, hatta benim şirazem komple gitmişti, izin kullanmadan geçirdiğim 1 ay / hafta sonu ve geceleri de çalıştım-->olm! ben 20li yaşlarımda öküz gibi çalıştığım için şu anda iş görüşmesinde "Mesai sevmem, ikacıyı çirkinleştirir" diyebiliyorum, mesai çıkışı göz altlarının morarması nedir bilir misin, makyajın akmış, saçlar ev topuzu, spor salonuna gidemedin, oturarak çalıştın ayaklar uyuştu, kilo aldın onu da veremiyorsun falan. Bir yerde mesai varsa orada yolunda gitmeyen şeyler, sistemde bir hata, öküz gibi bir iş yükü vardır. 

Negatif lensleri devrede ve bu noktada çok yetenekli olan kahramanınız Coco hasar tespit çalışmaları ile sizlerle. 

Toplantı yapmaya karar verdiler, şu eksik, burada gerideyiz, şurada sarkma yaşadık, 8 ay oldu hala bunu yanlış yapıyoruz(sunuz) falan konuşuyoruz, danışmanlardan biri "Coco ismini hiç kurumsal bulmuyorum" dedi, kendisinin bir pozisyonu ile ilgili yöneticiye bilgi vermiştim, yarası vardı. Döndüm ve "Ben de cüceliği kurumsal bulmuyorum o nasıl olacak?" dedim, biliyorsunuz 1,59 boyum var türlü türlü huyum var. Bu minyon arkadaşımız benim şurama gelip omzumdan bir 10 cm aşağıyı hayal edilen 1.50'yim diye iddia eden bir minnak, tabii ben 20li yaşlardayım o zaman, enerjim yüksek, sabrım düşük, zaten çok zekiyim, işlerin sarkması çileden çıkarıyor beni, dış çevreye müdahale edememek falan. Coco da durur mu yapıştırmış cevabı.

Yeni bir müdür ile çalışacakmışız kimsenin haberi yok, ilk beni alıyorlar toplantı salonuna, karşımda 3 müdür, prosesi anlatmanı rica ediyoruz diyorlar 22 Nisan, gri bir gün, kafamda soru "N'oluyo yeaaa?". Anlatmaya başlıyorum, ama öncesinde şöyle bir cümle ile tanıştırılıyorum yeni müdür ile "Coco bizim canımız(aha Amelasyon kısmı geliyor), organizasyondaki en tough profil, operasyonun kalbi".. Lağğnnnn!!!! Taf, babandır, Zehra babandır!!!

Yıllar sonra karşılaştığımızda müdürlerim(bana müdürlerim deme bana canım de) beni yeni ofislerine kahveye davet ediyorlar, senin için bir pozisyon var uygun olabileceğini düşündüğümüz, uhm, olur şekersiz Türk kahvesi içeriz eski günlerin hatrına, bir önceki şirkette bir gün direktörü ziyarete gelmişlerdi, beni görünce "Cococuğum!!!! Seni görmek ne güzel!"diyerek öptüklerinde beni leopar kadın yöneticimin gözleri dönmüştü, "Herkes de seni tanıyor" demişti, ne sandın ibiş diye geçirmiştim içimden, hatırlarsınız bana durumsal olduğumu yüzünde küçümseyin bir ifade ile söylemişti, durumsallığın iyi bir şey olduğunu koçumdan öğrenmiştim... Kariyer koçumla da karşılaşıyoruz, "Şöyle bir şey var ne dersin?" diyor "Oooo, gözlerim döndü, heyecan verici bir iş, düşüneyim". diyorum, eski küp arkadaşım yeni projesini anlatıyor, görüyorsunuz ya çocuklar ilişkileri canlı ve hoş tutmak önemli, masanın karşısına ne zaman geçeceğimiz belli değil ve bütün bunları yaşamak büyük keyif. 
Neyse bücür olan yere yakın arkadaşımız çok güzel Plaza Türkçesi konuşur idi, repütasyon en sevdiği kelime, bir yerde haklı çünkü yarın bir gün sosyal medyada(hatırlatırım o zamanlar sadece ekşi vardı ve şirketin ik skandallarını oradan okuyorduk bir de 360 diye bir site vardı, ne işkolig'i olm onlar 5 yıl falan sonra geldi) şanının yürümemesi ya da kötü yürümesi hiç hoş değildi. Ekipten biri işi bıraktı güneyde bir bar açtı, biri evlendi çoluk çocuğa karıştı, biri Mutfak Sanatları Akademisi'ne gitti aşçı oldu hepimiz dağıldık yani, ben buradayım, diğerleri şurada, o orada falan. Ama yıllar sonra dönüp baktığımda bunların hepsinden çıkaracak bir ders, sorulacak sorular vardı ben kendime sordum ve de cevapladım.
2000 kişi orada toplanmış yeni bir şeyler öğrenmek, feyz almak, benchmarking, networking falan yapıyoruz. Güzel de oluyor. Bunun yanında etiketlerimiz ile tanıştırılıyoruz --->"Daisy, ekip arkadaşım C-Corp'ta #hrbp", bücür xcv'de #işealımcı, müdüre hanım #blogger vs... 

Ve sonra arkamızda yaptığımız iş, davranış şekillerimiz, taktığımız şapkalar, büründüğümüz roller ile anılıyoruz, bana soruyorlar(isim veremem U know hepiniz birbirinizi tanıyorsunuz, insanlar(ik insanları, meslaktaşlar vb.) neden olmadıkları gibi davranıyor? 

Çünkü olan şu, bir rol kalıbı çıkarıyor, oymuş gibi davranıyor, aslı ile uyuşmadığında sızıntı yapıyor, doğal olmadığı için de rahatsız ediyor.
Hani sen öyle artist artist işkembeden sallıyorsun ya, bana senin aday olarak girdiğin bir mülakat anlatıldı, senin için dua ediyorum,ve işin zor, ben adımın öyle anılmasını istemezdim, tövbe tanrıma.

İstanbul, İK'nın kalbinin attığı yer, çoğu birbirini tanır, ismini ya da projesini bilir, şanı yürür. Aslında piyasa denen şeyde gizli bilgi yoktur, her sektörde her şirkette olduğu gibi ikacılar da birbiri arkasından konuşur/durum değerlendirir/yorum yapar. İş yapış şeklinizi analiz edin, bir role girmek istiyorsanız önden buyrun, kendiniz olmak isterseniz başımla birlikte, unutmayın çalıştığınız firma sizi tanımladığı kadar kendi bakış açınız da insanların sizi algılayış biçimi etkileyecek(hah gördün mü uzun cümle kurunca biraz şey oluyor, basit iyidir, uzatma, bekleme yap geç).






Hayata aynı yerden bakmıyoruz, bakmak zorunda da değiliz, sen benim gördüğümü görmüyorsun.

U wanna wear crown? Get in the line.

Yazının fon müziği: Lorde-Royals

Kafası güzel, keyfi yerinde, K2'deki kahramanınız,

Coco

11 Kasım 2014 Salı

Plaza dili ve edebiyatı







HR: where the magic begins-eyçar diye yazılır, allahınbelasıgerizekalıburnuhavadahiçbirşeybilmeyenidiotöküzembesiller diye okunur, sizi kimse sevmiyoğğğrrr
Big Data: Herhangi bir konferans, zirve, toplantıda big data demeyeni taşlıyorlar, aynısı bakınız hangi kuşak için geçerli, bildiniz!!!
Çözüm Ortağı: Ay lav politikıliy correct ifadeler ve de pazarlama kalıpları, çözüm sunarlar, bundan para alırlar, başarıya ortak olurlar
Outsourcing: Amelasyon işlerin dışarıdan alınması
Outsource: Big amele
Mass recruitment: Beyin hücrelerinin ölmesi, pazardan aldım bir tane, eve geldim 1000 tane olayı
Kurgulamak: kafamda hayaller kuruyorum, biri bana çemkirdiğinde "biz bu olayı böyle kurgulamadık" diyorum. Biz deyince tüm ekip arkamda sanılıyor, dolayısıyla Türkçe kelime olmakla beraber avantaj Federer oluyor. Al bak, tenis göndermesi yaptım, tanrım yine kültür akıyor.
Comment: yorum diyemiyorum çünkü o zaman dudak üzerindeki kırışıklıklarım artıyor
Y Kuşağı: İpimle Kuşağım ben çok yetenekli bir  hr ninjayım başlığı altında incelenebilecek, çoluğu çocuğu, olmadı kuzeni, kuzeninin çocuğu olan 1980 ve sonrası doğumlu, Z'nin öncüsü, milenyallerin dalga geçtiği yitik gençlik. Vay efendim mesai sevmez, vay efendim çabuk yükselmek ister, yok efendim iletişim sever, ya amca evde çocuğunu sevdiğin gibi sev en favori askerin gibi davran, e işte senin için en zorlu savaşlarda savaşıp normal olarak daha iyi bir ücret paketine transfer olacak, bundan daha normal ne olsun? Sen yeteneği tutamıyorsan bu biçare Y Kuşağı ne yapsın. Bakın önümüzde digital HR var 3 konuşmacı minimum bak banko, kesin Y Kuşağı diyecek, her Y kuşağı diyene shot bardağımızla koşalım derim, Nasıl fikir?

Neyse çocuklar benim gidip kpiları check edip, Business caseleri hazırlamam, best practice diye itelenen sunumlarla dalga geçmem gerek çünkü bundan baya bir yıl(8) önce o best practice yapıldı hem de bizim tarafımızdan. 

For your infımeğşınınız,

Coco

10 Kasım 2014 Pazartesi

Uyku düzeni vs. İş hayatı





Erken uyanma sorunu yaşadım bir dönem. Bünyem, 6'da uyanıp yola çıkmayı kaldırmadı, ya tamam seyahat olayından bahsetmiyorum, bu bildiğin her sabah kıta değiştirme.
Aslında sabah insanıyım, zibilyon kez blogda dile getirdim, bu blogun kahramanı Coco sabah insanı, ruh hali ne olursa olsun günaydın der ve teşekkür eder, teşekkür ederim. Benim istediğim sabah ürettiğim enerjiyi komple işe yansıtmak öncesinde 45 dakika yol gidip 1 saatte 1 haşlanmış yumurta ya da yoğurtlu müsliyi yemek değil. Sonra saat 10:00'a doğru hamster gibi dolanıyorum ortalıkta, ofisteyim tipler Afyon patlaması falan diyor, ne patlaması ne afyonu bildiğin yanardağ gibiyim.
İstanbul, 3 imparatorluğa başkent olmuş, 2 kıta arasında salınan güzel şehir( bu noktada Çanakkale'nin kötü pazarlamaya kurban gittiğini söyleyeyim, sorry Çanakkale evropa işe yaramadı).
Burada yaşamanın cilvesi; trafik. Bu şehirde doğdum, büyüdüm ve hayatımın bu şehirde sonlanmasını istiyorum. Denyo gibi uzak Doğu fırsatını teptim, hatta bir kez korn ferry grubundan gelen bir görüşme talebini geri çevirdim, fak. Halbuki her şey iyi gitse belki de tanışamayacaktık, negzel olurdu değil mi okuyucu?




Evinize yakın işyerinde çalışıyorsanız çok şanslısınız. Bugüne kadar evimi işyeri yakınlarına taşımayı düşünmedim, o da bir seçenek tabii.
Mordor'a gideceğim sabah 04:00-05:00  gibi uyanıyorum, akşam gitmediysem, Atatürk Havalimanı'ndan gitmek gözümde büyüyor da bazen. İşte şöför falan alıyor, bu konu da ne battı... Geçen gün lisans sınıf arkadaşlarımız pate'ye gitmişler, vertigo olan kızı hatırlarsınız, hah işte o sormuş beni, pate'ye durur mu yapıştırmış cevabı high flyer oldu o. Olay aslında evlenip evlenmediğimi sormalarıyla başlıyor  çünkü o çiftlerden biri hala evli çoluk çombalaklar, geri kalanlarımız ayrıldık, ben dahil. Samuel boşanmış, bir de oğlu var...

Konuya geri döneyim, duş alırken uyudum mesela, ayakta, feci bir durum. Insan suyun içinde uyumak ister mi ya, noolur biraz daha diye duş başlığı ile konuşuyordum. Gece eve gel, türbülans falan, oradan bara geç, konser dinle, eve gel tekrar saat 2, yığıl yatağa, sabah 6'da uyan duş al, servise bin işe git veee mesaiye daha 1 saat 20 dakika var, sen bize Naap biliyor musun, haşlanmış yumurta yap bize...

Benim bile uykuyu özlediğim zamanlar oldu, 7'de uyansam kurban kesecektim. Yoo daha önce uykusuz kaldım, 5'te uyuyor 9'da uyanıyordum ve tüm günü pc başında geçiriyordum, yazıyor yazıyor yazıyordum, öyle de yazıyordum tabii uuu beybe. Gerçi o zaman 20lerimde idim, 30lar daha değişik dostlar. Bünyesel bir probleminiz yok ise eşek değilsiniz, tencere sesi, su kovası, alarm, çalar saat, uçan tekme falan bir şekilde uyanıyorsunuz. İşte size daha rahat uyumak ve kolay uyanmak için şahane bilgiler:
1- Yorun kendinizi, egzersiz, ev işi, oyun bir şekilde yorulun ve uyuklamaya başlayınca hoop yatağa geçin
2- Haftaiçi her gün aynı saatte yatın, aynı saatte kalkın, haftasonu mu? Ya manyak mısın tabiisi haftasonu da erken uyanacaksın burada bir yaşam şekli kurguluyorum çökelek kılıklı
3- Uyanmak için güzel yok yok yakışıklı bir sebep bulun.
4- Sabah yoga, pilates, spinning sınıfı falan bulun, gidin.
5- Perdeleri açın, bırakın güneş içeri girsin. İçimde yayın yapan bir radyo kanalı var ve let the sunshine çalıyor sürekli, keşke kafamın içinde olsanız.
6- Çalar saat kullanıyorsanız uzağa koyun, diğer odaya, kapı girişine, banyoya bak orada güzel eko yapar ekhooooooooo. Aynı şekilde telefonunuzdan kurtulun. Son birkaç aydır ne şahane bir hayatım var bilseniz, mesaj atan yok, kimseye iyi geceler demek zorunda değilim, naber, Nörüyon, seni özledim falan demeyince horul horul uyuyorsun. Avi denedi 1-2 kez sorry dedim, uğraşamayacağım, malumunuz şehirler arası ilişki bende alerji yapıyor.
7- Gözlerinizi açın uyanınca sonuna kada böyle kocaman, karşı koyun uykuya.
8- Yataktan çıkın ve bir bardak su için, limonlu, naneli, ballı ne bileyim salatalık falan olmadı ahududulu...
9- Birini sevin, aşık olun, o zaman huzur içinde uyuyor ve uyanıyorsunuz.

Bir yerden sonra vücut alışacak aynı saatte uyanmaya, biyolojik saat falan, pazar günü tavanı izleyen beyaz yakalıların dramı.
Evet, yine bir "çok biliyorsun sen" köşemizin daha sonuna geldik. Oysa ki ben de isterim sevgilim öperek uyandırsın, gıdıklasın, kulağını ısırsın, yüzüne hapşursun, sümükten baloncuk yapsın, burnuna tüy sürsün  ya da eskimo gibi şaapsın. Ama yok.

Avucunuzu yalayın, hatırlatın da bir ara arkadaşlarımın bana ayarladığı blind dateleri anlatayım, çok hareketli bir yıldı. Yazın boş durmadım herhalde otel dediğimiz şey bazen çok sıkıcı.


Hadi öperler.

Yazının fon müziği: Uyku Kardeşim/ Fikret Kızılok bu şarkıyı dinlemeyen kırsaldır, yatıcam ben uyumıycam ki

100 yıllık uyuyan prensesiniz,

Coco

9 Kasım 2014 Pazar

Zaman Yönetimi

SABAHLARINIZ DAHA PARLAK OLSUN, DALLARINIZA KIRAZ BASSIN, CAN özünüz bahar gelsin, hadi Allah versin, başka kapıya. Zamanım yok.






Naber??

Valla ben iyi, ıvır zıvır şeylerle uğraşmaya, detaylara takılmamaya devam, bol seyahat, burun tıkanıklığı, hava değişimi, performans görüşmeleri falan.
Tempo iyidir, tempo candır, yeni beslenme düzenine geçtim, kış geliyor, kontroller yapıldı falan filan.
Kış geliyor diye bahar temizliği yaptım,
Daha fazla yürüdüm, 
Daha fazla yüzdüm, 
Atölyeyi temizledim, arkadaşıma bir tablo verdim, 
Diyetisyene gittim,
4 kilo verdim, 
Bir tablo hediye ettim,
Lokasyon gezisi yaptık, İtalyanlarla takıldım, 
Eve döndüm, uçakta yanımdaki adam kustu, sakin kaldım,
Ofise gittim, yazı yazdım, tablo verdim,
Doktora gittim, kan verdim,
Salacak'tan gittim, Deniz'i seyrettim, sormuştu bir insan Salacak'tan niye tek başına oturur, düşünmedim, hatırlamadım, küçüklüğümden beri yaptığım gibi izledim, gemileri, martıları, karşı yakayı,
Mail attım, yazı yazdım, 
Tablo verdim,
Kitaplarımı ayıkladım,
Danışmanlık toplantısına girdim, 
Tablo verdim,
Eğitime gittim,
Yazı yazdım,
Duvarı boyadım sıkıntıdan, koridorun rengini beğenmedim, 
Tablo verdim,
Zirveye gittim,
Metroda giderken yürüyen bantta karşıdan gelen kadın kendini yere attı, yan tarafta başka bir kadın ona yardım edenlerin fotoğrafını çekti, yanlarından geçtim, bant yürüyordu, ben dikildim, sanatsal bir çalışmaydı belli burası İstanbul,
Kan verdim, 
Metroda sinyal gitti, mahsur kaldım, karanlıktı,
Doktora gittim, 
Adecco aradı, bir pozisyon için telefonda sınırlı bilgi paylaşıp görüşmek istedi ama önce ücret beklentisi sordu, söyledim, esnemek istedi, bir es verdim,
Yazı yazdım,
Kitap okudum,
Tablo verdim,
Konsere gittim,
Tiyatro'ya gittim,
Tablo verdim,
Yemeğe çıktım, 
Kongreye gittim,
Koçumu gördüm, sergiye gittim,
Yemeğe çıktım,
Arkadaşıma gittim,
Sevgilime gittim,
Bölgeye gittim, lansmana gittim,
Yazı yazdım,
Tablo verdim.






Kitap okudum, bir şeyler yazdım, dinlendim, zaman yetti, zaman benim hayatımda nadir yavaş akar, kaos besliyor söyledim.
Geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımla buluştum, konu saat takmaya geldi, son 1 yıldır saat takmadım dedim. Evet bir sürü saatim vardı ama takmıyorum, 2,5 kiloluk saat, ince saat, metal saat, deri kordon, plastik... 
-Nasıl olur?
-Beyle -_-
-E iş görüşmesi?? Profesyonellik göstergesidir, zamanını iyi yönettiğini gösterir, dedi biri.





Gülümsedim, var mıydı böyle bir şey? Böyle düşünen? 

Zamanınızı iyi yönetin canlarıms, bunun için minik detaylar paylaşıyorum tabii arada, saat takın tabiisi, saat güzel bir aksesuar ama biyolojik saatinden zamanı ölçen biri için elzem değil, bir profesyonel iş görüşmesini tasarladığında, ne zaman bitireceğini bilir. En kötü adayın kolundaki saatten kontrol edersiniz, telefonunuzu masanın üzerine koymuyorsanız, duvarda saat yok ise Turkcell mülakat odalarındaki gibi(en azından ben adayken öyle bir oda kullandılar) ya da bizim gibi tablet ile görüşmeye girmiyorsanız.

Saat ince bir zevkin ürünüdür, kör bir saatçi düşleyin, görmeyerek zamanı yönettiğini...






Hah bu da yeni bir saat, şafakmatik diyorlar adına, çok sıkılan askerler için geri saysın diye yapılmış sanırım.

Büyüyünce kafama duvar saati takacağım.

Dönem ödevi Salvador Dali olan, yımşak saatlerin reprödüksiyonunu yapan kahramanınız,

Coco

Ruh hali: tüm saatleri çekiç vasıtası ile kırın, durdurun zamanı

Toplantı


Saçmalama Louis tabiisi bu benim elim değil, benim ellerim tombikto.Ben kıçımı kaldırıp, taaa istanbullardan bu kıçı kırık yere geliyorsam sabahın köründe, kusura bakma my friend sen de bir zahmet vaktinde geleceksin. En uyuz olduğum konu, toplantıya geç kalan denyo.Ankara'da 12 araç arka arkaya dizilince trafikte kaldık falan diyorlar, biz de "s.kt.r lan g.t" diyoruz. Yani ülkenin batısı trafik yüzünden, doğusu sabah sexi yüzünden geç kalır demek isterdim lakin. Swh*

Toplantı türleri;

Pazartesi Toplantısı, Pazartesi'nden nefret eden bünye için yavaş yavaş öldüren bir zehir çeşidi, katılımcılar bir manyak'a dönüşebilir, katılımcıları açmak için haftasonu ne yaptınız, çocuğunuz rahat s.çabildi mi? Aeh evet hepimiz ondan bahsederken "biz dili" yaptık, ettik, uyuduk...kullanmanıza bayılıyoruz.
Cuma toplantısı, tam böyle çıkışa yakın yapılanı makbul, her an mesaiye kalacağız korkusu yaşatır.
Sabah toplantısı, çatır çatır iş kitlenen toplantıdır.
Öğleden sonra toplantısı, Çin işkencesi, yemek sonrası kan şekeri yükselmiş, uyku yüzünden esnemeye hazır, kahvelerin maşrapa ile aktığı toplantı. Tabiisi sıklıkla ilgi dağılır.
Uzayan toplantılar, iyi planlanmamış, canı sıkılan yöneticinin yalnız kalmamak için yaptığı toplantı türüdür.
Satışçıların acil, çok acil, hadi ama! toplantıları.
Nerd toplantıları, kısa öz, jargon çok, kelime sayısı düşük genelde kullanıcı hatası gündemli toplantıları.





Bunların dışında, çalıştay, değerlendirme merkezi, toplu çıkışlar, toplu girişler, doğum günü toplantıları hatta intervenşınları da sayabilirim lakin gerenk yok. Bir de müzakere teknikleri bilmek iyi olabilir bak onu atlamayalım, sonra gmy bizim çıkartmak istediğimiz personel var ama diye çemkiriyor, hemmen çıkarabiliriz sorun yok, turnover arzu ettiğimiz seviyede deyince tavşana dönüştürüyorsun bak o güzel,

Toplantının kısa-öz olanı makbuldür, hatta en iyi toplantı yapılmayan toplantıdır.

Benim en sevdiğim, bahçede yürüyerek yapılan, skolastik düşünce, Sokrates falan, eskiler öyle yaparlarmış işte, temiz hava, bol güneş.
Bazı şirketlerde her gün 15 dakika ayakta toplantı yapılıyor, bu da bir seçim, herkes güncel, herkesin keyfi yerinde, herkes birbirini her gün görüyor keşke insanlık tüm evrene yayılsa falan.

Koruda bir toplantı alır mıyız tatlı qıs?
Almaz mıyız mirim, ne demek, siz...


Harikulade İşyeri İsimleri


Cezmi Kalorifer'den gördüm, umut fasfakirlerin ekmeği.

8 Kasım 2014 Cumartesi

SABAHLARINIZ DAHA PARLAK OLSUN!



Olsun olsun, valla bak, böyle rise&shine hatta.

Vakti zamanında evime çok yakın bir şirkette çalışıyordum, balkondan görüküyordu, hatta Bulut beraber bakalım diyordu, Allah'ın sığırı ya, balkondan şirket izlemenin nesi romantik olabilir ki! sonra oradan ayrıldım. Caddenin karşısındaki şirkete geçtim. Haliyle o da balkondan görüküyordu. Sonra başka bir yer oldu, o da balkondan görüküyordu lakin, evropa yakasındaydı be kez fena sallamıştım. Dolayısıyla daha erken sabahlar başladı. Yolda geçen günler nedeni ile daha erken uyanmaya başladım.

10'da uyuyun tavuk desinler, erken uyuyan kadınları sevmeyiniz desinler, sarılın yorgana, rüya göre göre uyuyun, kabus göre göre uyuyun sonra uyanın sevgilinize mesaj atın, çık kırktım ışkım, rüyamda böyle topuğumu kesiyordu uzaylı ajanlar deyin. İlgilenir, pışpışlar, çiçek gönderir, gelir ofisten alır sizi o akşam iş çıkışı.



06:55 uyan
06:56 odayı havalandır
07:00 duş al
07:20'ye kadar yat-yatağı topla
07:21 dolaptan elbise seç
07:22 saçları kurut
07:26 makyaj yap
07:31 hava durumuna bak
07:32 müzik aç, völ völ völ/ekonomi haberlerine bak borsanın açılmasına daha var
07:35 kahvaltı
08:25 evden çık
08:30 işbaşı

Çocuklar eski hayatımın bir bölümü böyle idi, sallana sallana hazırlanırdım. Sonra Allah belamı verdi be aşkım.



Sabahın şarkısı/yazının fon müziği: sevil de sevme

Hadi öperler, yanağımdan öpebilirsiniz.

Coco



7 Kasım 2014 Cuma

Bana Biraz Kendinizden Bahsedebilir misiniz?




Masanın karşı tarafında olmak: Malı Arap Faik'ten alıyorduk...



Yetenekleriniz, hobileriniz, siz, ne yazık ki karşınızdaki insanın önyargıları ile değerlendiriliyor.

Karşıdakinin profesyonelliği ve değer yargıları kadar var oluyorsunuz.

Mesela yurtdışı gezileriniz fazla ise bunu anlatırken gittim, gezdim, gördüm hikayenizi sunum şekliniz, bunu pazarlama şekliniz önem kazanıyor birden. Maceraya atılma şekliniz bir de bakıyorsunuz terfi almanıza neden oluyor.

Hobileriniz kimliğinizin parçası oluyor.

Okuduğunuz kitaplar, katıldığınız eğitimler, konferanslar, zirveler kendinize yaptığınız yatırımlar oluyor. Boşa geçirilen zaman değil.

Tavsiyelerin, deneyimlerin aktarıldığı bir tablet, hap, meyve suyu formu ya da şurup yok.

Üzgünüm okuyucu, kendini tanımakla başlıyor hikayen, kendini tanıdığın kadar var oluyorsun. Kimsin sen?

"Kimim ben?" sorusunu sorarak başlayabilirsin. Cümleye nasıl başlıyorsun, baba, müdür, sevilen arkadaş, sevgili, sıkıcı bir abla, aktif geçirgen? 

Asansör cümleleri, toplantı cümleleri, mülakat cümleleri, hazırcevap bir yapınız yoksa  prova yapabilirsiniz. Tabii ki ayna karşısında.

Evet bir bana sorulan bir sorunun cevabının daha sonuna geldik.

Değerlendiriciler muhteşem insanlar olmayabilirler. 

6 Kasım 2014 Perşembe

Digital HR Konferansı: İşveren Markası/Employer Brand

Dijital İK Konferansı 26 Kasım’da Salt Galata’da!
 
Vodafone ana sponsorluğunda gerçekleşecek olan Dijital İK Konferansı’nın bu seneki teması “İşveren Markası”.  Dijitalleşme ile birlikte değişen İşveren Markası kavramından, Sosyal Medya üzerinden İşe Alım inceliklerine kadar bir çok önemli konunun vizyoner bir bakış açısı ile değerlendirileceği  konferans SALT Galata’da düzenlenecek.

Farklı sektörlerden insan kaynakları profesyonellerini bir araya getirerek iş dünyasına taze bakış açıları kazandıran Dijital İK Konferansı 26 Kasım Çarşamba günü İstanbul SALT Galata’da yapılacak. Bu yıl “İşveren Markası” teması altında gerçekleştirilecek olan konferans, İK dünyasından katılımcılarına vizyoner konu ve konuklarıyla farklı bakış açıları kazandıracak.
 
Ana sponsorluğunu Vodafone’un üstlendiği konferansın diğer sponsorları TEB, Pepsico, Yıldız Holding, GfK, Markafoni, yenibiris.com, Renault, Motto 23, Sunumo, İltek ve Marjinal Porter Novelli.
 
Moderatörlüğünü ve açılış konuşmasını Yrd. Doç. Dr. Fatoş Karahasan’ın üstleneceği Dijital İK Konferansı’na konuşmacı olarak katılacak diğer isimler şöyle: Vodafone Türkiye Yetenek Geliştirme Direktörü Bülent Bayram, Vodafone Türkiye Kurumsal İlişkiler ve İletişim Direktörü Gizem Keçeci, TEB İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Nilsen Altıntaş, PepsiCo Türkiye Kıdemli İnsan Kaynakları Direktörü Katey Howard, TEVİTÖL öğrencisi Halil Utku Ünlü, Markafoni İK Grup Direktörü Seda Kayrak Kızıltan, Google Türkiye Pazarlama Müdürü Özgür Kirazcı, Flow Uluslararası Koçluk Okulu Akademik Direktörü Talya Vardar, isteoyun.com Direktörü Niels Van Der Linden, Linkedin Türkiye Bölge Müdürü Serden Eren, Great Place to Work Institute Almanya, Avusturya, Türkiye Yönetici Ortağı Frank Hauser.
 
Etkinlikte konuşmacıların yanı sıra dört panel düzenlenecek. Moderatörlüğünü Peryön Uluslararası Delegesi Yiğit Oğuz Duman’ın yapacağı “Dijitalin Amiral Gemisi Kim?” panelinin katılımcıları Hürriyet İK Direktörü ve İcra Kurulu Üyesi Tuba Köseoğlu Okçu, Accenture İK Direktörü Sure Köse ve DHL Express Türkiye İnsan Kaynakları ve Kalite Direktörü Ayla Çetinbora olacak.
 
“İşveren Markası Duygusuzlaşıyor mu?” konulu panelin moderatörlüğünü ise GfK Türkiye İtibar ve Çalışan Araştırmaları Danışmanı Nuran Aksu üstleniyor. Konuşmacılar arasında Akademisyen ve Danışman Prof. Dr. Türker Baş ve Alice BBDO Strateji Lideri Haluk Sicimoğlu yer alıyor.
 
Konferanstaki bir diğer panelin konusu ise “Sosyal Medya Mayın Tarlası mı?” olacak. Fatoş Karahasan’ın modere edeceği panele Yıldız Holding İK Grup Direktörü İdil Şeker,
Havas İstanbul Yaratıcı Direktörü Ergin Binyıldız, IBM Türkiye Kenexa İş Geliştirme ve Satış Lideri Özlem Özen ve Disturbed People Kurucusu Muhiddin Aslanbay katılacak.
 
“İşveren Markasının Medya Üzerindeki Yansımaları” konulu konferanstaki son panelin katılımcıları ise Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Melis Alphan, Posta gazetesi köşe yazarı Yazgülü Aldoğan, Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Özlem Yüzak ve Türkiye gazetesi köşe yazarı Fikret Çengel olacak.  
 
Yrd. Doç. Dr. Fatoş Karahasan Dijital İK Konferansı ile ilgili olarak şunları söylüyor:  “Dijital dönüşüm, şirketlerin kültürlerini, iş süreçlerini ve performans değerlendirme yaklaşımlarını köklü bir biçimde değiştiriyor. Bu da şirketlerin toplumdaki yerlerini, mevcut ve potansiyel çalışanlarıyla kurdukları ilişkinin doğasını ve gelecek vizyonlarını etkiliyor. İnternet ve mobil teknolojiler bireylere mekan ve zamandan bağımsız çalışma gücü sunduğu için, sanayi döneminde yaratılan çalışma koşulları dramatik bir biçimde değişiyor. İletişim ağlarındaki milyarlarca insan aralıksız bir biçimde birbirleriyle haberleşiyor. İnternetin sonsuz veriler okyanusu, markaların algı çalışmalarını olduğu gibi, kurumsal itibar yönetiminin tüm kurallarınn da yeniden tanımlanması zorunlu kılıyor. Dijital İK konferansı, yeni dünya düzeninde, şirketlerin “İşveren Markasi” yönetimini güncel bir anlayışla ele alabilmesi ve başarıyla yönetebilmesi için yerli ve yabancı kuruluşların deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmayı hedefliyor.
 
Konferans programına ulaşmak ve katılımcı olmak için http://www.dijital-ik.com adresi ziyaret edilebilir.