İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

26 Şubat 2014 Çarşamba

Bir kendim bir ben gidiyorum


Kelle avcısı mode on;


Kayseri, Erkilet havaalanı, evet Erkilet güzeli de bağlar bozuyor. İstanbul'un yumuşak havasına rağmen burada donduran düzeltiyorum iç organ büzüştüren bir soğuk var. Ve Tanrı'nın tüm güzelliğini iç organlarına vermiş olan kahramanınız yani ben Coco( ahah Sarıgül gibi kendimden bir başkaçıymışcasına bahsetmek çok hoşuma gidiyor) güzelliğime nazar değecek diye çok korkuyorum. Evet, en son Kapadokya gezim sırasında buradaydım, zaten araba ile yola çıkmıyor isen uçakla ulaşım en mantıklısı, hala gitmemiş olamazsınız, gitmediyseniz ben size mihmandarlık yaparım hem Konak da hazır...

Tek başına yolculuk ne mümkün, yanında birileri oturur, yanına yönetici oturur, tam bir şeyler okuyup hayal dünyasına dalacakken, kahve içelim der, açıklar kapanacak mı der, domates taban fiyatlarından bahseder.
Teşekkür ederim ben kahve içmiyorum deyip, elma suyu rica ediyoruz, tangır tungur bir yolculuk sonrasında otobüs terminalinden hallice olan ülkemizin nadide havalimanına iniyoruz. Bir diğeri için bakınız Adana Şakşirpaşa bir diğeri için Eskişehir'deki o minik olan...

Şöför alacak, ama biraz bekleyeceğiz çünkü Avrupa Yakası'dan gelecek olanlar diğer uçakla gelecek, dayanamıyor bizimki Şahin sucuklarının bir yeri var böyle şarküteri lokanta bozması hemen köşede bizi oraya bırakıyorlar.Bu arada ben hiç nakit taşımıyorum U know, şirket sağolsun charge etme konusunda adeta vaka çalısması olarak gösterilecek profesyonellikte.

Why kelle avcısı? Neden headhunt?

Ciddiyim geçen Ankara'ya gittim 20 YTL vardı, biraz da şerit altın(şaka) alanda atm'ye uğrarım dedim unuttum, 2 gün dolandım her şeyi birileri ödüyor, kapıları birileri açıyor ve her şey daha iyi olacak, göreceksiniz( şüpheniz olmasın danışmanlık şahane bir şey gelsenize, önceden 2000 YTL taksi masrafı vardı şimdi şöför var, iyi düşün iyi olsun, o karakule'de çalışacağım hacı, orman manzaralı, göreceksin).

A evet havaalanındayım yine, yanımda bir teyze sudoku çözüyor, onun yanında 150 kiloluk bir morbid obez Fransız o da sudoku çözüyor, Atatürk havalimanı ne sıkıcı, pıfffff, davar kere davar, niye oradan gidersin...(bak kendime laf attım)

Sağ tarafımda bir kız var, annesiyle konuşuyor ve 6 kelimede bir kez "heee" diyor, ona heeee çok deyin neye uğradığını şaşırsın(anladın sen). Neyse kitap okumak için uğraşırken kızın hikayesi beni boğuyor, kuzenine gelmiş heeeee, kuzeni eve tüp istemiş 6 tane, yanımda para yok demiş, tüpleri arabaya yüklemiş, tüpçüye arkamdan gel demiş, kendini kaybettirmiş yolda, tüpçü şikayetçi olmuş, polisler çocuğu bulup içeri almışlar heee heee heeex12
Sonra kalkıyor o yanımdan yeşil gözlü adam geliyor, pıffff, pofff diyor, tam konuşacak kitaba gömülüyorum No, bugün yeteri kadar hikaye dinledim, kendi kendine söyleniyor, asistanı istanbul ankara olan uçağı, izmir ankara almış en yakın saatli doğru uçuş 3 saat sonraymış da, şöförü kemal bey onu beklemesinmiş de... Asistan önemli hacı bizimki de adaylara adres maili göndermemiş patlamıştık, ankara da göreceğim aday Adana'ya gitmiş, bir keresinde oteli yanlış ayarlamışlardı, bir keresinde böff sıkıldım sıkıntı oluyor bazen işte... kötü olan havaalanında beklemek.
mesela adana'da tipler default belli, pgs uçuşlarında hep bir bagaj sorunu yaşanır, klavyeyi kabinde götürmek isteyen havalı müzisyen kitler herkesi, böyle ülke olmaz, böyle uçak olmaz, olmaz olsun böyle Adana falan...ve insanlar söylenmeye başlar o zaman gelmeseydin, evet sığır parçası low cost uçuşlar böyle, klavye için ya koltuk alacaksın ya da kargo bölümünde götürülecek... pigisis en sevdiğim o değil de pegasus'un başvuran adaydan başvuru ücreti talep ettiği günleri hatırlar mısınız? belki hala ediyordur, bilmiyorum, hangi boşluktan yararlandıklarını hatırlamıyorum, bilen hatırlayan varsa lütfen yorum yapmaktan çekinmeyin... danışmanlık firmaları bile bu şekilde bir uygulama yapamazken diye tartışmalar olmuştu bir ara..
yanımda bir japon var uçakta horluyor, thy'ciler çok bozdu yeaaa diyenler var, onur'un koltukları dar, sunexpress'in online check-in'i hep hata verir, thy şurup şişesi yüzünden el bagajını kabul etmez. drama queen'e bağlayıp tüm şurubu içeyim mi ya da parfüm limiti dolan kadının acı haykırışı gibi şişeyi yere atıp sirtaki mi yapayım, evet Atatürk havalimanından insan manzaraları. 
esenboğacılar mıncıklamaya bayılır, sallanmadan x-ray'den geçersen ötmezsin çok basit, yoksa ayakkabılarını çıkarttırırlar, şurup için rapor isterler, arama bahanesi ile mıncık mıncık makarna olursun... samsun küçük, yavaş, izmir kapalı halı sahadan bozma, çirkin, sakil, antalya enternasyonal, esenboğa koyu yeşil ve gri, ortaya su konmuş, ağaçlar böyle bir huzur hali ta ki insanlarını görene kadar bir de klasik müzik çalar, mis, btw unutmadan tezek kokusu karşılar protokol yolunu daha körükten itibaren. Doğuyu da sonra anlatırım olur mu?
kayseri'de sucuk yedik onu anlatacaktim aslinda, kokmaz mi dedim Cengizhan'a, yok digest ederiz o saate kadar dedi, avam miyiz neyiz?

sucuklu sabahlariniz olsun, pastirmali sofralar, menemenli kahvaltılar yok menemenli kahvaltı, No more, tip.

Otel macerası anlatacaktım ben yea, neyse uçağa biniyorum, sonra görüşürüz...




23 Şubat 2014 Pazar

ben özgürüm


Hiç düşündün mü? Ben özgürüm derken aslında hiç de özgür olmadığını, birileri tarafından takip edildiğini, birilerinin gözlerinin sürekli senin üzerinde olduğunu, izlendiğini, kınandığını, sırf onlar gibi düşünmediğin için öteki olduğunu.

Demokrasi nedir? Hadi gerizekalılar gibi kendim sorup kendim cevap vereyim, çoğunluğun isteklerinin gerçekleştiği faşizan bir düzen değil midir? Demokrasi Roma'da da yok muydu? Antik Yunan'da yok muydu? 3000 yıl önce insanlar ya da feylesoflar bunu tartışmıyor muydu? Biz modern zamanda yaşamıyor muyuz?

Yıl 2014, yer Istanbul, amaç konfor alanımızın daralmaması, hayatımızdaki her şeyin daha düzgün gitmesi için çabalarken, ileriye adım attığımızı düşünürken, her yeni güne yeni şeyler paylaşmanın/başarmanın gururu ile uyanırken, web alemine torunu yardımıyla giren adamların bizim yerimize kararlar aldığı bir yerde yaşamaya çalışıyoruz.

Ortalama zekanın üzerinde olduğumuzu düşünüyoruz, ortalama zekaya hitap eden işleri beğenmiyoruz, ki bu zaten bizim tasarrufumuzda çünkü özgürüz, beğenmeme hakkımız var.

Ama gel gör ki meme diyemiyoruz, kadın diyemiyoruz, bayan diyoruz, vajina demeye utanan ülkenin 3 numarası var mesela, tuhaf bir muhafakazarlaşma dur conservatif diyeyim de plaza dilime uygun olsun.

Kediler, köpekler için yürüyemiyorsun, gaz sıkıyorlar...
Park için yürüyemiyorsun, ölüyorsun çünkü, adına anıt taş dikiyorlar parka, ertesi gün gidip bakıyorsun taşlar yerinden oynamış.

Valideçeşme'ye gidiyorsun direniyorsun, giriş kata gaz sıkıyorlar, jopla geliyor üzerine, Taksim'e çıkıyorsun adeta Isengard birtakım dış güçlerin etkisi deniyor.

John Perkins vb adamları okuyorsun, daha öncesi de var, ekonomi mezunusun eşek değilsin manipülasyon biliyorsun, ama dur sen o küçük beyninle anlayamazsın.

Doğru, ben vucüt dili okuyamıyorum, hitabet anlamıyor ben, mikro mimik, uydurma falan.


Fotoğraf çekerken zafer işareti yapmayı unuttum, aynı anda iki işi yapabilen multitask bir tip değilsem demek ki, farklı düşünmemi, farklı hissetmemi, dünyaya rengimi göstermemi, renk katmamı istemiyorsa birileri.


İş, ekmek, özgürlük? Özgürlük karbonhidrat demek galiba, 20 yıl bir şeyler ekilip biçilmese temizlenecek topraklarda(gübre, kimyasal zart zurt işte) Kanada'ya mercimek tohumu satıp ertesi yıl almak kesinlikle bizim yüksek zekamızı göstermez mi? İş ok, ekmek tam buğday, özgürlük, hepimize ince bir dilim...

Ben konfor alanımın parmak uçlarım olmasını istemiyorum, beynimin, düşüncelerimin konfor alanım olmasını istemiyorum, beynimi mıncıklamanı fikirlerime şekil vermeni istemiyorum. Çocukluğumdaki gibi mutlu olmak istiyorum, pervasız, rahat, huzurlu, dünyanın en güzel ülkesinde yaşarken belki de her sabah ve her akşam sürekli bağıra çağıra konuşan kötü film karakteri gibi tipler izlemek istemiyorum, stv/flash tv oyunculukları kadar kötü oyunculuk yapan siyasetçiler görmek istemiyorum.
Bulut bilişiminden bahseden bir bakanın "herkes elindeki oraya koyuyor ihtiyacı olan alıyor" diye açıklama yapmasını istemiyorum, belli ki bulut bilişimi yerli malı haftası sanıyorlar.

Ben sorgulamak, gerekirse karşı çıkmak ve düzeltmek istiyorum.

Düşünmek istiyorum, çünkü henüz yasaklanmadı.

Sevgi gerçekten içimizde mi?

O heyecanla biz ikcı beyaz yakalar fikrimizi söyleyelim dedik, bir adım attık, küçük bir adım.

Özgürlüğümü almak istiyorsun, ruhumu da satın almak ister misin??

#karşıyız 


Beyaz Yalaka

Her insan ayrı bir modeldir ve kendine özgü parametreleri vardır.



Ben bu kitabı öğle arasında okudum,


Yatakta okudum,



Serviste okudum,



Ben bu kitabı salonda çok sevdim :) (çaktın değil mi süper gönderme yaptım yine owww yeaaaa)


Galakside okudum bu kitabı,

Evet görselli anlatımına burada son vereyim. Sarp Mogan, yazarı ya da bu isimi kullanıyor, adı sarp olduğuna göre 1970 ve sonrasında doğmuştur dedim, yine akıllıca bir çıkarım yapmıştım, 1970 öncesi sarp tanıdığı olan varsa beri gelsin. Bir yandan acaba 80lere mi daha yakın dedim, sonra yok ya anne baba cümleleri falan kuruyor yaşlıdır benden dedim, fb'daki fotoğrafa baktım V maskesi var bu o mu dedim, belki de aslında keldir, göbeklidir kesin göbeklidir bu Sarp dedim, hııı çok.


Twitterda takip ediyordum kendisini, kitapta çıktı lakin alamadım uzun bir süre, hayır fakirlikten değil tabii ki, 3000 YTL üzeri maaşı olan ve mail altı imzası isimlerinin baş harfi olan orta üst sınıf insanlarız, imzam da şöyle CMdM mmmhhh. Kapağında takım elbiseli bir adam kafası alev almış, benim bir ateş korkum var anlattım daha önce, latincesine falan girmeyeceğim sonra her şeyi biliyorum diye dalga geçiyorsunuz. Küçükken fazla malmöth ten korkmak mı dersin, emziğimi ateşe atmak falan mı travma nedeni bilinmez, bildiğin kitap kapağı yüzünden anca geçtiğimiz hafta aldım. Hatta gittim post-it yapıştırdım üzerine kapağına bakmıyorum.


Akıcı bir üslup, net ifadeler, sade bir anlatım şekli, aksansız :) maskülen bir kitap, bir erkek yazmış, evet, ilk izlenimler bunlar. 
Lafı dolandırmıyor, beyaz yalaka olma üzerine bir güzelleme, bak dostum diye giriyor, az öz uzatmadan çıkıyor, kitabın çok şahane bölümleri var. Türk tipi davar yöneticiyi oldukça güzel betimlemiş, hoş tespitleri bulunuyor, plaza dili ve edebiyatı ile ilgili yazdıkları şahane. Hatta diyebilirim ki yazdığı bir çok şey tanıdık, sadece kitabı benden önce çıkmış(benim de plaza dili ve edebiyatı bölümlerim var yea tease edelim, sıkeycıl falan yazmadım mı hacı? Ben size dimedim mih?böyle bir video vardı ilkokul öğrencilerinin o tonda okuyun rica ederim).

Benim beklentim, her nedendir bilinmez 2. bir kitap olacaksa Sarp'ın Uzak Doğu'ya falan gidip buradaki maceralarını da özet geçmesi. Beyaz Yalaka Paris'te, Madrid'te, Monte Carlo'da, evet bunlar hep Uzak ve Doğu. Zen öğretilerine bulaşsın, uzaylılar tarafından kaçırılsın, daha fazla kirli çamaşır, daha fazla örnek olay, aşk, entrika... Şaka şaka yazmasın öyle şeyler.

Bir rehber niteliğinde hazırlanmış bu kitabı, kısa sürede bitirmek mümkün, ben keyfini yavaş yavaş çıkardım,şuraya da bir kaç alıntı ekleyeyim;


Bir adamın aşkı veya cesareti büyükse, bunu "yürek" ile ifade eder. Bizim gibi 3. dünya ülkelerine uygun, ciğeri beş para etmez insanlar ve davalar için kendini feda etme duygusu içeren anlatırlar bir tabir.

Meslek hayatının ilk yıllarında olan bir Beyaz Yalaka'nın kol saati, orta boy bir duvar saati büyüklüğündedir... Bu kısımdaki tespitler nays, very nays very good.

48. sayfadaki pazarlama müdürü? plaza kaşarı mı? Valla merak ettim...

Beyin fırtınası: tek başına saçmalamayayım siz de katılın, sesli düşünüoooroommm ile yardı, Beylikdüzü falan dedi aman tanrım.

Kitap, sert agresif başlayıp yumuşak bir landing yapıyor, kolay okunur, hemen biter ama ben keyfini çıkarttım her zaman olduğu gibi, seyahatte mini bir kuple, serviste küçük bir kaçamak şeklinde.

Ez cümle, 10 üzerinden 6,5 bence gayet iyi(malum fantazya 10 numara oluyor) okumak isteyenler şöyle buyursun(sen hariç sevgilim) tüm bakkallarda ve marketlerde bulabilirsiniz.

230. sayfa sanatının doruk noktası, 235'te yer alan Shakespear alıntısı doğru bir alıntı.

Eyyorlamam bu kadar.

Bitti.

19 Şubat 2014 Çarşamba

PROVOKATİK İNSAN KAYNAKLARI ZİRVESİ 2014

YER: İstanbul-Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı
GÖREV: İK'yı provoke etmek(Mümkün mü? Bittabi)
Tarih: 12-13 Şubat 2014(sevgililer gününü karşılıyoruz)


Daha önce de yazdım(böyle gireyim de bu işleri bildiğim, buralara gidip geldiğim, gediklisi olduğum akıllara kazınsın)...

İKcıların noelidir zirveler, çalıştığımız alan çok özel, oldukça hijyen, herkes minnoştur. Bir ikcı olarak hepimizin, kendimizi teknik bakımdan falan da geliştirmesi gerekiyor U know, ruhumuzu besleyecek   
 1-2 şey var; bunlardan biri en büyük organizasyon olan İK Zirvesi, hello MCT i love u so much.


MCTperver bir bünye olan Hazreti Coco, yani ben hazırdım, mental olarak da hazırdım fiziki olarak da, işim gücüm yoktu, toplantım, görüşmem, sunumum, eğitimin misssssss, yöneticim de "git ve keyfini çıkar" deyince, see you deyip çıktım salı günü ofisten cuma sabaha kadar kimse benden haber alamadı.

Haftaiçi İstanbul'da gezinmek harikadır, Boğaz'dan motor ile geçmek, tıngır mıngır  Lütfi Kırdar'a yol almak. Tam vaktinde oradaydım, kırmızı halıdan geçtim, vestiyere fazlalıkları bıraktım, salona girdim, evet provalarda içerideydim. Alper Utku bana göre neo kılığı ile diğerleri setre diyorlar kostümüne sahnedeydi, yanında Didem Gürcüoğlu Tekay, hemen hemen her şey hazır. Tek eksikleri bendim. :)



Vinelar çektim, Iyeoka sabaha güzel bir giriş yaptı, o arada MCT C-level yöneticisi Tanyer Bey geldi, en son Pazarlama Zirvesi'nde tam zamanında başlayan açılışta görmüştüm kendisini. Çok zarif bir hareketle 2 ekip arkadaşına sunum öncesi nazar boncuğu hediye etti, arkadaşlar bunlar çok ince hareketler, mikrofonlarda görebilirsiniz...



John Perkins ile tanıştım, e biliyorsunuz kitabı okumuştum zaten, o da bizim gibi insanmış. John Mattone'ın John Perkins ile tanışma anına şahit oldum, oooo ben de John'um falan Amerikan şakaları işte(i'm john too deyince daha komik oluyor).

Evet beyaz yakalar bekliyordu sabırsızlıkla, iş dünyası bekliyordu, bayram gibi festival gibi Disneyland'a gitmiş gibi hatta son günlerde Boat Show'a gitmiş de annesi ile babası ona küçük motorcuklar almış gibiydi atmosfer. #anlayamazsınız

Ona küçük zirveler düzenleyin.

Ezber Bozan Bakış Açıları
Anı yaşadım, orada olmanın keyfini çıkardım, tüm hücrelerim bu durumdan memnundu. Bazılarımızın bildiği, yakından takip ettiği olayları farklı bakış açısı ile farklı bir lens ile gördük. Değişik anlatım biçimleri, ifadeler, konuşma stilleri, mimikler, jestler, kültürler, duygular ve coşku... Orada bulunan her ikacıya bir şekilde dokundu konuşmacılar, bilen bilir super hero'lar ilgi alanım, 10 puan superman T-shirtü ve daha da önemlisi ruhu ile Mehmet Kızıltaş'a gitti.

Yabancı konuşmacıların rahat bir tarzı vardır en çok onu seviyorum, zaten özüt şeklinde veriyorlar bilgiyi, çoğunlukla dataya boğmadan/sıkmadan anlatıyorlar ilgi çekici görseller, derli toplu bir sunum, sohbet eder gibi konuşmalar, özet geçiyorlar, ilgimin dağılmasına fırsat tanımıyorlar, hollaley. Yani diyorum ki, sarkmayınca ne şahane oluyor zirveler, zirvelerimiz.

Sürprizlerden biri Karatay Hoca idi, komikmiş, bildiğin komik, tv'deki imajının dışında birini gördüm, ama yüksek sesle konuşuyor bu bir gerçek, gayet hakim, muhteşem tespitlerle konuşmaya başladı.




John Perkins /Aktivist, Yazar

Kadın lider vurgusu aklımda kalan, daha çok kadın lidere ihtiyacımız var ve devrime hoşgeldiniz. Özet geçiyorum. Zaten kitabını okumuştum, anlatmıştım...



Charles Eisenstein /Konuşmacı, Yazar

What do i care about? İK'da çalışan profesyoneller olarak insanı nasıl tanımlıyoruz? İnsanı nasıl görüyoruz? Occupy falan oradan gezi'ye atıf, sakin yımşak bir konuşma.
Beyaz yakalıların isyanı bir başka olur dedi, aslında konuşmacılar iyi hazırlanmışlar, güncel konulara değindiler.
Human being basically selfish maximizer dedi, adam haklı beyler.

Adam Kahane, sevgi ile sorunları çözme-daha çok birleştirici etkisi ile çözmeden bahsetti, ayrıca kitabım da var artık imzalı. Eril ve dişil kavramları zirvenin anahtar kelimelerindendi, sevgi ve gücün dengede tutulur ise tamamlanacağını anlattı. Zayıf dürtülere odaklanıp bu zayıf yanları güçlendirmenin gerekliliğinden bahsetti.

Alex Hastam /Profesör, University of Queensland

Ben değil biz kavramı üzerine bir güzelleme, "biz” kavramından bahsederken aslında olayın psikolojisini tanımlama üzerinde duruldu, günlük iliski ağlarının önemi, ben dilinden biz diline geçiş, grup kimliği kazanmak vb. Hepimiz birimiz için, bizim için yap, liderlik kimliği Nelson Mandela falan...

Nigel Nicholson /Profesör, London Business School

Adam London Business School’dan  hanımlar beyler. "Liderlik bazen paylaşılmak zorundadır. İyi bir lider olmak içün doğru zamanda doğru işi yapan, doğru bir kişi olmak zorundasınız" dedi, evet duydum kulaklarımla duydum.
Hiç birilerini değiştirmeye çalıştınız mı diye sordu? Sürekli bir şeyler yapma isteği, insanları bir lider yapmaz diyerek devam etti. Farklı bakış açısının önemini vurguladı, kitabı da var, hem de imzalı, good job Daver Bey diyorum kendime.


Haridimos Tsoukas / Profesör, Warwick Business School

Ceza mama ma mamamamama maykrofon show ile karşımızdaydı, bence ismini yazabilmek bile yeter. Gordon Ramsey'e gelene kadar hiçbir şey anlamadım, çok hızlı konuştu.


Türkiye’de İş Yaşamında Kadınların Varlığı
Didem Gürcüoğlu Tekay, Hande Yaşargil, Muzaffer Akpınar, Lale Saral Develioğlu, Melsa Ararat ve Deniz Uzunçarşılıoğlu
Çoklu oturduk, 5i bir yerde ve 1 Muzaffer isimli oturumda

Mesela; 270 kadın yöneticinin 130'unun akraba dışı olduğunu öğrendim, acı ama gerçek.
Hala kadının toplumdaki yerini konuşuyor olmak, kadınlar yönetime detaycılık getirir, masanın tozunu alır, dantelli örtüler serer kafasından kurtulmak gerek. Pozitif ayrımcılık bitse de gitsek diyoruz, ama öyle bir şey yakın zamanda olmayacak gibi. Tepeye süzülerek  rafine zeytinyağı gibi gelmek neden? Kadın yöneticileri paydaşları daha çok düşünüyor, daha fazla soru soruyorlar, zaman yönetimleri daha iyi, daha detaycılar. Yönetim kuruluna bir kadının girmesi, bir erkeğin çıkması demek.

Ve benzeri, yanında da yeni uygulamalar anlatıldı.


John Mattone / Liderlik ve Yetenek Yönetimi Uzmanı
My name is John too, isimli bölümde kendisinden bahsetmiştim, böyle Amerikan filmlerinde sahne adamları vardır ya, konuşmacılar, politikacılar, sahne guruları...evet kendisi o prototipin aynısı. Konu yetenekti ve hep öyle kalacaktı, gayet sahneye hakim, ilgi çekici bir konuşma yaptı. Sunum sonunda paylaştığı yetenek yönetimini en iyi uygulayan dünyaca ünlü markalar ile ilgili görselle sona erdirdi. Oturduktan sonra gözgöze geldik, göz kırptı amca,ben de thumbs up yaptım, gözümsün dedim, bu da böyle bir anımdı.



Tanyer Sönmezer / CEO, MCT Danışmanlık
Sahneye boncuk atan adam, geçen yıl motor ile dalmıştı, orkestrası ile salonu coşturup baloncuklar üfletmişti katılımcılara, bu yıl provokatif olma adına müzik kullanmadı ama gelecek yıl kullanabilir. Eğlence Mühendisleri’nin skeçleri ile sahneye dolaptan İlker Ayrık çıkarttı, Gebze neresi değildir’i anlattılar, Beylikdüzü olsaydı çok fazla eğlenirdim, en nihayetinde Yunanistan’a giderken solda kalan bir yer. Afrika hikayeleri ile dikkatimizi çekti, elele tutuşan çocukların hep birlikte kazanmaları hakkındaki hikayesi tüyleri diken diken etti. Evet bu tip hikayeler dinliyoruz, eğitimlerde, zirvelerde minik farkındalıklar yaratıyor kişisel bazda. Bunları gidip şirketinde uygulamaya geçirebilen ikcılar var ise ne mutlu onlara.

Tanyer Sönmezer "The Hobbit'i seyretmeyen varsa mutlaka seyredin dedi, Bildiğiniz liderlik gelişim programı!!!" sanırım ölmüştüm ve cennetteydim, Pazarlama Zirvesi sonrası yine Orta Dünya konuşuluyordu. Hatta Ice Age’de şu palamutun peşinden koşan sivri dişlinin nirvana’ya ya da cennete ulaştığı gibi bir haldeydim denilebilir.
Bul bakalım şarkısı, Liderleri Bul bakalım evet onu da önceden dinledim, salonu daha da birleştirdi, coşturdu, liderler içimizde!!!



Laurie Ruettimann / Konuşmacı, Yazar, Sosyal Medya Stratejisti
Ay çocuklar, Ben hep blog okuyorum, blogger  olayını seviyorum, 2007’den bu yana buralardayım SM benim arka bahçem diye anlatıyorum biliyorsunuz, bu kadar sosyal kelebek olan bir özel insan yavrusu olan bünyem tabiisi sabırsızlıkla O’nu dinlemeyi bekliyordu, Jenyy Lawson da  olsa harika olurdu salonu falan yakar, içeri rakun atar sonra patlamasını beklerdi.
Hafif bir sunum yaptı, gayet ipeksi bir dokunuş, neden ik? neden sevelim işimizi? blog yazmak...
Sonra kendi çetesini tanıttı, Türk web kitlesi malum, elemanlardan birini linkedinden ve sosyla medya hesaplarından ekleme bombardımanına tuttu hatta, şaşkınlık yarattılar...
O bir kedi aşığı ve HR insanı. Ben kendi adıma alacağımı aldım.
Kısa ve Öz: İŞİNİZİ SEVMİYORSANIZ BAŞKA BİR KARİYERE YOL ALIN.
Yani diyor ki bekleme yapma, felsefe yapma.


Raj Sisodia /Profesör, Babson College
Tam bir Raj Tam bir Professor, aktivistlerin occupy çıkışlarının ardından Kapitalizm aslında minnoştur tarzında bir şeyler anlattı, insan gerçekten hayret ediyor. Ha bir de insanların IQ’ları artmış, aşk, sevgi, esneklik falan önemli şeyler bunlar dedi tüm ilişkiler için.


Freddy Ehlers Zurita / Ekvador Cumhuriyeti Mutluluk Ekonomisinden Sorumlu Devlet Bakanı
Dağların, nehirlerin ve okyanusların da hakları vardır dedi..
Dur ya öncesinde, sahneye geldi, daha öncesinde yan tarafımda oturuyordu, ve 2 gün boyunca notlar aldı, dinledi... Şapkası göz alıcı(şapkalara özel ilgim olduğunu da siz iyi bilirsiniz) ekvador şapkasıymış ama tüm dünya Panama şapkası olarak bilirmiş, o bunu anlatırken ben sağımdaki koltukta oturan John Perkins’e bakıyordum, Panama hikayesi geldi de aklıma. Sahneye çıktı ve önce bir silence anı yaşattı, çok ilginç, tüm salon sessiz bir şekilde huşu ile oturdu gözlerini kapadı ve bekledi. Birazdan rahmetli Compay Segundo sahnede belirecek yağmur efekti eşliğinde chan chan şarkısını dinleyeceğiz ve Freddy şiir okuyacak gibiydi. Evet kafamın içi komple böyle. Kendi ekibi ile gelmişti, tv ekibi hatta yanındaki asistanıydı sanırım çok yakışıklıydı, fesatlaşmayın, güzele bakmak sevaptır.

‘’En zengin olanın değil en mutlu olanın kazanması önemlidir.’’
Adamların ülkesinde Mutluluk Bakanlığı kurulmuş, siz ise dünyanın en büyük intranetinde yaşamanın verdiği hüzünle takılın buralarda.

Sahip olduklarımıza şükretmeliyiz dedi, buen vivir falan.



 *sağdaki Papyon mr. Linkedin
Perry Timms / PTHR Kurucusu
Network Network Network, sahneye dik saçları ile giriş yaptı, elinde telefonu ile önce seyircilerin fotoğrafını çekti, enerjik bir sunum izledim. Sanayi Devrimi’nden bu tarafa doğru geldi, çok önemli bir noktaya değindi, İK profesyonelleri psikolojiye yönelsin, olay insan ile ilgili olunca tabii. Ben sevdim, ayrıca kendisi çok etkili bir twitter kullanıcısı.


Genco Orkun Genç / Linkedin
Papyonlu sakallı adam sahnede, evet önümüzdeki 3 yıl içerisinde global yetenek haritasının çıkarılacağından bahsetti,kullanıcı sayısına bakıldığında üniversiteler sıralamasında en yüksek sayı Anadolu Üniversitesi’ne aitmiş bunu öğrendik muhtemelen AÖF’nin etkisi diye düşündüm.
10 yıllık geçmişi olan bir şirket, ben de eski direktörümü ararken googleda rastlamıştım, sonra üye olmuştum, o zamanlar xing falan da vardı, üye olmuştum btw. 277 milyon kullanıcısı bulunuyor, üye olanların %21’i  iş aramak için kullanıyormuş, bu arada düğün fotoğrafı ekleyenler, çıplak fotoğraf ekleyenler ve kandil kutlayanlardan bahsetmedik. Bir iş arama platformundan daha çok profesyonel bir ağ platformudur dendi. Türkiye’de 3 milyon üyesi bulunuyor.
Biliyorsunuz ik’nın en büyük dertlerinden biri iş konusunda desire oluşturmak yani ikna çabası, kaynak yaratma bu konuya da değindi, çok mutlu ben, evet evet. Mobil girişlerin artacağından dem vurdu.




Mehmet Y. Özel / Danışman, MCT Danışmanlık

Kendisi ile tanışıklığım geçen yıl düzenlenen zirveden, Fazıl Oral sunumu ile ard arda idi, bir Fazıl Oral değil zaten olma çabası da yok, Fazıl Oral ile ilgili daha sonra konuşacağım, bu zirvede Fazıl Oral yoktu acım çok büyük, bence her ikacı Fazıl Oral'ı dinlemeli, tüm evrene yayılmalı, evet.
Sunumdaki mottolara baktığımda geçen yıldan benzerlikler, hikayeyi hatırladım, Nazlı kız ve Sedef ile izlemiştik, oyuncu desteği iyi kullanılmış, sanki 1-2 kilo almış gibi gözüktü bana.
Liderlikte 3P- Provokasyon, Performans, Potansiyel kavramlarından bahsedildi.


Mehmet Kızıltaş / engelsizkariyer.com süpermen U know
Çok güzel bir konuşmaydı, hepimizi duygulandırdı buna şüphe yok, sunumun sonunda bir enerji topuna dönüşüp podyumun ortasında neredeyse uçuyordu, tüm salon ayakta onu alkışlıyorduk. Engelli olmak, engelli istihdamı vb. Konularda dönem dönem yazılar yazıyoruz arkadaşlarım ve ben, yeterli değil, kendimizi suçlu hissediyoruz o nedenle. Bu adam daha çok izlenmeli, daha çok konuşulmalı.
Adam Superman Beyler dedim, fotoğrafı yapıştırdım twitter’a o arada alkışlamam gerekiyor, telefonum yere düştü, ay ne rezillik görmeliydiniz.

Sahneden indi, hepimiz kendimize gelmeye çalışıyoruz, bu sefer ben sessizce thumbs up yaptım, çok güzeldi dedim, belli belirsiz bir baş selamı aldım.

Engel sizin beyninizde!


Canan Efendigil Karatay / Profesör Doktor HANİ GEÇENLERDE DOLANDIRILDI DA HABERLERDE GÖRDÜK

'sen mi bu mesleği istedin yoksa ailen mi?' diye öğrencilerine soran tıp insanı. İşini severek yapmanın önemi üzerinde durdu, kilolar milolar girmiyorum bu konulara daha yeni kilo verdim biliyorsunuz çok hassasım.
Sonra paralel oturumlara dağıldık, X-Y klişesi üzerine bir oturumdaydım. BBler ve Xlerin yükseleni Y evet bunu anladık artık, seneye çıkıp bir Y olan benim gözümden annem babam yaşımdaki yöneticileri anlatacağım o olacak.
Daha sonra fuayede gezintiye çıktım, eski direktörümle sohbet ettik, bu noktada eski yöneticilerime selam olsun, bugün ki halimi biraz da onlara borçluyum demeyeyim de bu yolculukta bana ışık tuttukları için minnettarım onlara. Ne alemdesin dedi anlattım biraz, sen hep ışıldardın dedi utandım biraz.
Oradan Değerlendirme Merkezi-Herkes Değerlendirici Olabilir mi? Sunumuna doğru süzüldüm, Meltem Sözübür katılacaktı ama 3 saat önce orada olması gerekirken ortalarda yoktu, Levent Sevinç kendisi yerine sunumu yaptı, bir insan soyadı ile bu kadar mı... sonunu getiremeyeceğim, beklentimin çok altındaydı...

Sonra Kemal İslamoğlu’nun sunumuna katıldım, yok gülmekten katılmadım, hatırlarsınız geçen sene kendisi için "adam ninja beyler" demiştim, bu sene teşekkür etti, çok hoş bir sohbetti, kendisi beni dark side’da köyün delisi ilan etti. Bir de Serhan Kuseyrioğlu vardı eşlik eden, kafada yeni düşünceler belirdi, kımıl kımıl bir sunumdu, teşekkürler!!!

Direktörümle yine karşılaştıki nabiyon? dedi, kararsızım dedim baktım Rumeli’ye doğru yürüyoruz, Baby Boomer’ın peşine takılırsan olacağı bu, dönüp dolaşıp Levent Sevinç’in Kanıtlara Dayalı Yetenek Yönetimi sunumuna girmemiş miyim? Bol bol fotoğraf çekip Tarçın’a yolladım.
Bu şekilde bitirdim 2 günü konseri izledim, kapanış.
Sonuç olarak yeşili sev doğayı koru, MCT zirvelerini kaçırma, stay foolish be provokatif!!

P.S. Fazıl Oral yoktu, şu kadarcık bile yoktu, iyi ki Pazarlama Zirvesine gittim de Kralı gördüm minnoşlar, adam legendary cynefin’den bahsetmişti.

Görüşürüz,

Coco

İNTERNET ÖZGÜRDÜR MANİFESTOSU



İnternet, birbirimize akıllarımızla dokunduğumuz ortak alanımız. 

 

21. yüzyılın işbirlikçi, yenilikçi, hızla gelişen dünyasında Türkiye’nin insan temel hak ve özgürlüklerinin kullanımında adım adım geriye gitmekte olduğunu görmek biz İnsan Kaynakları Bloggerları'nı şiddetle endişelendirmektedir.

 

Gerek Anayasamız, gerekse uluslararası normlara aykırı içeriğe sahip olan İnternet Yasası’na karşı tek nefes olup “Hayır” diyoruz. Ortak alanımıza devlet eliyle yapılacak insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı her türlü müdahaleye karşıyız.

 

İnterneti kullanma konusunda yeni nesillerin vizyonuna sahip olmak, birbirimize güvenmek, geleceğe dijital dünyanın faydalarına sarılarak özgür şekilde ilerlemek arzumuzun sonuna kadar arkasında duracağız.

 

İnsan Kaynakları Bloggerları


#karşıyız

 

 

e-mail yazma ve dm'den yürüme sanatı

Reply to all

Dur şu maile reply to all yapayım da, herkesin beyni yansın.

İş hayatının klasiği paylaşım için teşekkürler, mih mih mih( burada ağzımızı büzüyoruz, çemçük ağızlı bir hal alıyoruz çünkü gına geldi).
 Linkedin'de olmadı fb'da olmadı orada burada bir şey paylaşalım şuraya da kibarlıktan, minnoşluktan, paylaşım için teşekkürler demez ise ölecek/yıkılacak/kırılacak birilerini yapalım. 



Şimdi iş hayatında şöyle bir durum var; to'ya ilgili kişiyi korsun, cc'ye konu ile ilgili bilgisi olması gerek sorumlu ya da yöneticiyi korsun, bcc'ye özel durumlarda ihtiyacın olabilir... 
Mesela bizans oyunu, türlü .bnelikler falan dönüyordur, işte o zaman herkesi her yere korsun ki ortalık şenlensin, koşun lan koşun pıçak çekti, anamıza bacımıza sövdü, Show yaptı bu kısımda. 
Yöneticiye ispiyonlarsan bcc'de, arkadan taht kavgası yapıyorsan sizleri şo tarafa alıyoruz.

Ne bu şimdi?

İşte bunlar hep ilgisizlik, sevgisizlik, gitti o kadar aldırdığımız eğitim, eğitim bütçesi, ziyan oldu ziyan. Aslında bir yerde şirket kültürünüzle de ilgili biraz "hepimiz birimiz için" diyen Alexander Dumas karakterlerle çalışınca hayat gerçekten yaşamaya değer diyorsun.

Gereksiz mail gereksiz zaman kaybı, enerji kaybı, sinerji kaybı, oksijen israfı, ağaçlara kıymayalım.

Özetle zaman kaybı yaratmayın, kendi kendinizi yemeyin, etrafınıza negatif enerji saçın sistemi kitlemeyin, sonra ülser oluyorsunuz-gastrit oluyorsunuz midenizdeki bakteri yüzünden ağzınız kokuyor, olmuyor yani, naftalin ağız kokulu çalışma arkadaşlarına hayır, kokarca ve ter kokusu temalı yazımı 2012'de yayınlamıştım bugün ona değinmiyorum.

Ez cümle, minimalist takılın, zaman değerli, ayrıca yavşak bir şekilde dm'den yürümeye çalışmayın sakil duruyor, kız salağa yatar, parmağında oynatır ruhunuz duymaz.


Cahillerin Azizi,

Coco

Bugün öpücük yok.


14 Şubat 2014 Cuma

Coco; gözleri aşka gülen taze bir söğüt dalı





Ya benim arkadaşlarım da valentine's day kutlamıyor hele yeni arkadaşlarım hiç kutlamıyor. Prensipte karşılar, evet evet hediye endüstrisi falan, emperyalizm, çiçek lobisi fıtı fıtı U know. İşte çok saçma buluyorlar, yılın bir günü mü olurmuş, 364 gün ne oluyormuş, 15 şubat sevgililer dünü diye bahsedilen gündür, hadi sevgililer günü klişe, sevgililer gününe karşı olanlar ayrı klişe, yok siz şimdi sevgililer gününü kutluyorsunuz ya yetimhanedeki çocukların sevgilisi yok falan, hoffffff çok sıkıcısınız.

Sıkı durun şimdi size sevgililer gününü anlatacağım..

Roma imparatoru II.Cladius toprağa bol olsun zalim bir imparatormuş, şimdi eski Roma'da bir Bayram var o zaman genç kızlar genç oğlanlar eş değiştirme demeyelim ama çekiliş vasıtası ile afacanlıklar yaparlarmış, gel zaman git zaman Cladius bakmış orduda asker yok bu sevgililerde habire sevgili olup evleniyor, yasaklamış evliliği. O zamanlar papaz olan Valentine( papaz olduğuna göre sadece paganlık falan var demiyoruzç, İsa'dan sonra oluyor bunlar) gizliden gençleri evlendirmeye devam ediyor, bu duyan zalim imparator sopa vasıtasıyla dövdürerek öldürdürtüyor Valentine efendiyi,  14 şubatlar Juno'ya saygı günü olarak kutlanırken  bir sonraki günde 15 Şubat lupercalius bayramı, oluyor sana Aziz Valentine günü. 15 şubat ise biz looserlara kalıyor, elimize verdiler şeklinde. 





Yani all about love,

Adam aşk uğruna şehit oldu olm! Üzerinden geçmiş 1744 yıl! Kaldır kıçını da saygını göster ha diyorsan ki ben Romalı değilim, tamam, yıkılabilirsin, ben Romalıyım çünkü, hatta mitolojik zamandan kalma bir kahramanım.



Ben kutlar mıydım? 

E herhalde, yok artık, önemli günler sıralamasında 1-doğum günü 2-23 nisan 3-sevgilinin doğum günü(genelde Temmuz ayına denk geldiğini biliyorsunuz 4- Sevgililer Günü 5-Kabotaj bayramı 




Romantik değilim, bir öküzüm bunu biliyorsunuz, seni seviyorum dendiğinde teşekkür ederim ya da biliyorum ya da yoo bilmiyorum gibi cevaplar verdim, veriyorum da hala, evet dedim bir keresinde, seni seviyoruma evet cevabı verdim, sonra bir de hayır dedim hayır sevmiyorsun, sevdiğini sanıyorsun, aradığın sadece şefkat ve dinlenme ihtiyacı...

Neyse ben hep böyle öküzdüm, yani hediye falan alırım böyle gider değişik şeyler bulurum, bulamazsam şaka mağazasından bir şeyler alırım, en kötü yemek yaparım falan ama bir sürpriz mutlaka olur. Olay aslında hediye almak değil sanırım, saat, kalem, don olay tamamen seni önemsiyorum hissini karşı tarafa geçirebilmek. Eve girince gül yaprakları bulmak her kadının en az 1 kez başına gelmiştir, eski defterleri açtırmayın bana.




Yani ben seni seviyorum, sen marilyn monroe'ya bayılıyorsun diye sırf onun posterini alabilirim ne bileyim biyografisini hediye edebilirim, Andy Warhol baskılı bir şeyini bulabilirim ya da arkadaşlarıma getirtebilirim falan... Ya da ayrton senna hayranısındır onla ilgili bir şey yaparım, semboliktir bunlar, komple kırmızıdır her yer her şey, bık bık sevgililer geçer önünden, tekme atmak istersin onlara, otelde oda ayırtmıştır, Kız Kulesi'nde masa falan ya da kokoreççiye gidersin sırf o seviyor diye, okeay?

Sevgililer günü bir elin olduğu için şükrettiğin gündür, elini tutar çünkü. Sımsıkı, bırakmayacak gibi tutar, öper, sen uyurken üzerini örter, sen seviyorsun diye 386 kez izlediğin bir filmi gider alır, sen seviyorsun diye macaron getirir, hasta olduğunda sana çay yapar, çorba içirir, başın ağrıdığında masaj yapar ya da ayaklarını öper, sana günaydın der hiç de sabah insanı olmamasına rağmen, bunu senin için yapar...




Eski sevgilinle geçirdiğin sevgililer gününü mü özlüyorsun?



Yoksa sevgililer gününde mi ayrıldınız, ooooooo poor kitty, gel omzumda ağla.

Deliye her gün bayram olması gibi bana da her gün sevgililer günü o nedenle pijamamı giydim panduflarımı taktım tv açıkken bir yandan diğer yandan pink floyd dinliyorum sarafin'imi yudumluyor bir yandan macaron yiyorum Narlı mmmhhhh.

Hııııı bana da çiçek geldi bugün, su çiçeği.

I'm always your Valentine,

Coco

Sevgililer Günü

Hepiniz shrek'inizi bulun, soğanın cücüğüne inin, evet.

Sabah 4 itibariyle sevgililer günümü kutlamaya başlayıp, seni seviyorum diyen tüm dostlarıma, arkadaşlarıma, romalılara selamlar, sevgiler.


9 Şubat 2014 Pazar

İş arama döngüsü





Hello! bugün size yine çok şahane bir konu ile sesleneceğim, yurttaşlarım, Romalılar, dostlarım ve de sevgili adaylar, it's all about the money.

İş arama, iş değiştirme, iş bağlama, iş yakalama, iş avı olmadı kelle avı, headhunt yahu onu işte aday tarafında görelim mi?

Her son yeni bir başlangıçtır klişesinden yola çıkalım olur mu? Diyelim ki işinden ayrıldın/ayrılmak istiyorsun/ayrılacaksın/ayakların geri geri gidiyor, aslında istediğin başka bir şey.

Annen sana iş bulmuyorsa ya da vahiy inmediyse olay belli, cv hazırla, iş ara, başvur, görüşmeye git, go and take it tiger.

Bu fikri danışacağın bir Mentor bulabilirsin, lütfen arkadaşlarında hatta iş arkadaşlarınla ya da yöneticinle konuşma bu süreci, herkes her şeyi bilmek zorunda değil, defakez anlattım ketum olmakta fayda var. 

Networking dönüp dolaşıp aynı konuya geliyorum, lütfen çevrende faydalı kişiler olsun, sektörden birileri, işini iyi yapan birileri, farklı pozisyonlardan birileri ama her konuda konuşabileceğin, fikir alabileceğin birileri, günün sonunda ne kadar çalıştığın değil kimleri tanıdığının önemli olduğu elinde kalacak. 

Hepsi aşkla ve işle ilgili, işini severek yapıyorsan ne ala, sen aşıksın arkadaş.

Cv'ni güncelle, hedeflerini realize et, odaklan ve başvuru yap.

Kapak yazısı, teşekkür mektubu, iş görüşmesi hatta yemeğine hazırlıklı ol, muhtemel senaryoları çalış.

Cv'de yer alan bilgiler hem güncel hem doğru hem de zahmet olacak ama imla kurallarına uygun olsun, doğum tarihini ya da referanslarını gözüne sokmak durumunda değilsin daha aşağıda yer alabilirler(milletvekilinin komşusunun dayısının oğluyum), deneyimli bir aday isen iş tecrübesi kısmıyla başlayabilirsin ve bir de unutmadan rica ediyorum kendi fotoğrafını kullan.
Muasır medeniyetler seviyesine daha gelemediğimizden halen başvurularda fotoğraf istenmektedir ülkemizde, cinsiyet ayrımcılığı yoktur diyemeyiz hatta türban konusunda da o kadar rahat değiliz bu arada parantez açalım Avea bu konuyu aşmış, hr'da başı kapalı bir ikcı çalışıyor, alkışlar.

İlana başvur, görüşmeye katıl, kendini anlat, yaptıklarını anlat, testleri doldur, sabırlı ol, süreç hakkında bilgi iste! Pozisyon hakkında bilgi iste! Bu senin en doğal hakkın, unutma. İlana başvurmasının durumda diyelim ki açık pozisyon yok gözüküyor belki de pasifte bir arayış vardır, ik'ya ulaştır cv'ni, olmadı telefon aç. 1 kez başvurman yeterli aynı şirketin 102 ilanına başvurma, emin ol senin niteliklerine sahip 102 kişi almayacaklardır(No No banka ya da perakende alımlarından bahsetmiyorum).

Araştırma yapmalısın, şirketi-pozisyonu hatta yöneticileri, o yüzden network önemli yeni başladığın işinde sıkıntı yaşamak istemezsin ya da sayko bir yönetici.

YA DA BÜYÜ YAPTIRIRIZ OLMAZ MI? KURŞUN DÖKTÜRÜRÜZ? OKUTUR ÜFLETİRİZ NEFESI KUVVETLİ BİR HOCAYA?

Kendini değerlemelisin, gelişmelisin, yeni şeyler öğrenmelisin, katkıda bulunmalısın...

Bir iş bulmuş olman yolculuğun sonuna geldiğin anlamını taşımaz, maceran devam edecek unutma ve bu bir döngü kendini devam ettirecek. İş hayatı iniş ve çıkışlarda dolu, sürprizlerle, kimseye muhtaç hissetmemelisin kendini beyaz yakalı-y kuşağı arkadaşım, her çalıştığın şirket sana yeni bir şey katmalı paralel evrende güneş batıyor uyuyacağım ben, sonra devam ederiz.

Circleların Efendisi,

Coco

7 Şubat 2014 Cuma

Blog Yazacaklara Tavsiyeler


1. Yazmayın
2. Yazın ama boktan şeyler yazmayın, sosyo-ekonomik ve kültürel şeyler yazın



Blogger özgürdür, kendi alanını kullanır, sosyal bir amaç güdebilir, faydalı olmak isteyebilir, saçmalayabilir, goygoy yapabilir, istediğini yazabilir, ışık saçabilir, peerlarına hava atabilir, yeni nesle fener tutabilir, tahminlerde bulunabilir, tespit sıçabilir, bak araklayabilir mesela kaynak göstermez -mış gibi yapabilir, kopyalayabilir hem konunu hem dilini, mesaj verebilir alttan alttan, spesifik bir alanda faaliyet gösterebilir, minnoşluk yapabilir, çeşitliliği arttırır, sm'de farkındalık falan yaratabilir,  aşık değil ama olabilir, %50 sevebilir, sana inat yapabilir, her an aşık olabilir, geçebilir geçebilir kendinden geçebilir ve de deliler gibi sevebilir.

Psikiyatrım bana yazarak unutmayı dene dedi, o nedenle burada hem ekonomik hem de bilimsel şeyler yazıyorum, arada sayı falan veriyorum küsüratlı salladığım falan da belli olmuyor, kamu yararı gözetmiyorum her şey benim mutluluğum üzerine kurgulanmış, amuse me olayı çok fazla. Ve belki bir gün böyle olacak, ben değiştim bebek diyeceğim :)

bakınız;


Önemli olan bana göre bir staylının olması, bu kadar, mutlu mutlu yazsın işte bir de ya da'ları ayrı yazsın, her şey'leri ayrı yazsın lüffen, n'olur, hadi bea




Yerim belli olsun diye işe geliyorum

Sevgili günlük,


Bugün yine masamda oturuyordum, hııı çok.
İşte böyle uzaklara dalmıştım, sonra Tarçın ile komiklikler şakalar derken, girişimci fikirleri yükseldi, ayrıca saçlarımı toplamalıymışım, çoğ yakışıyormuş falan... 

Bi' noktada fotosentez atıfım ile coştuk ve bana "sırf yerim belli olsun diye çalışıyorsun?" değil mi diye sordu, evet o klişe benim. 

Hobi olsun diye çalışıyorum, hatta iş olsun diye savaş müzeleri ve toplama kampları, gettolarda geziyorum, aslında melek bir yatırımcıyım.

Hayat gerçekten güzel. Maslow kendini gerçekleştirme falan diye konuşup, insanları rahatlatıyorum, dinliyorum, kendilerini önemli hissetmelerini falan sağlıyorum.



Hello ordinary heroes 

6 Şubat 2014 Perşembe

Sarcasm O Kadar Kolay Değil Hacı(30yılımıverdimben)

Hello weirdos!

Sorry but herkesin süper gücü ve de süper yeteneği kendine, alışmamış donda durmuyor, kabul edin.
İstihza diyeyim de yabancı dili ingilizce olmayanlar üzülmesin.



4 Şubat 2014 Salı

Küseceksen Oynamayalım


 Uzun süredir ruh hastası tiplerle çalışmıyorum.

Bu ağır mı geldi? Peki şöyle anlatayım çok sayıda organizasyonda çok fazla insanla çalışma fırsatım oldu, biliyorsunuz ben aslında PR kökenliyim, onun dışında ilk işimi falan da anlatmıştım bir ara...
Aynı şirkette sürekli çalışmayınca yani temporary olayları, uzun dönemli stajlar bilmem ne aman neyi açıklamaya çalışıyorum, 10.000 artı yapılarda çalıştım geçtiğimiz yıllarda, görüşülen aday sayısını da ekleyelim ooooo şehrin yarısını tanıyorum :p.

Örneklem geniş olunca dokunduğun kişi sayısı ve çeşitliliği artmaktadır, ay çok bilimsel oldu yine. 

Mesela burnunu karıştıran yönetici, kaşıngaç yönetici, toplantıda sapıtan kendini elleyen iç denetimci, sabah giydiği bluz için iltifat etmedin diye küsen kübik iş arkadaşı, teşhirci-memelerini sergileyen IT yöneticisi, mini etekle kurumsal koda aykırı gelen isyankar satışçı, çocuğunun salya hikayeleri ile ilgilenmediğin için proje uzatma zamanı iletişim kurmayı reddeden yönetici, alıngan iş arkadaşı, ölçüsüz şirket arkadaşı, eğitimde kanka olup dm'den yürüyen bölge satış müdürü, ayağını kaydırmaya çalışan motor ekip arkadaşı, ofis eşleri( hadi ama bu kavramı biliyorsun, aslında başkaları ile evlidirler ama çalışırken birbirlerinin yörüngelerinde olup ortak karar alırlar, No mokoko durumundan bahsetmiyorum o başka)...

Biz burada iş yapıyoruz sinyorita!!

Olayımız belli, iş, günün nerede ise 10 saatini birlikte geçirdiğin insanlar, servise biniyorsun günaydın ile başlıyorsun güne, güvenlik alanından geçerken ofis kimliklerimizi bürünüyoruz, biraz önce arkanda horlayan adam giriş kartını okutuyor ve 30. kata gidebilmek için asansör sırasına giriyor, sabah akşam maçtan bahseden adam var ya hani sarışın yürüyerek aşağı iniyor servis merdiveninden çünkü kahvaltı alanında görevli, evet başlıyor sınıfsal ayrımımız...

Küserek iş mi yaptırılır? Trip atarak iş mi yaptırılır, o kadar eğitim boşa mı gidiyor? Anlamıyorum, iş yapmak yerine küsen insanları anlayamıyorum, belli ki ilgiye muhtaçlar, bu kadar sıkıldım. No ben Business is just Business bir yerde çalışıyorum, tanrılara şükürler olsun.


Hadi Titicaca Gölü'ne gidelim sevgilim, endemik bitki örtüsüne falan bakalım...

GSM

Gelecekteki Sevgiliye Mektup



Bugün de aramadın aybolmuyor mu?

Hemen her sabah 6:30 gibi uyanıyorum, o gün seyahat falan yoksa ya da saçma bir şekilde uykusuzluk çekmiyorsam, U know, 3-4 kez uyanıyorum gereksiz bir şekilde.

Hız nedeni ile 45 dakika önce ofisteyim, kültür önemli, kapı açan erkekler, asansörde mutlaka günaydın, afiyet olsun, kolaylıklar diyen plaza insanları var etrafımda, her ne olursa olsun bu beni mutlu ediyor. Kahvaltıyı işyerinde yapıyorum, hep sağlıklı şeyler, Roka, peynir, ananas falan. Haftada 2 kez kahve, bir kaç kez yeşil çay, arada bir pasta yiyorum, şehirdışında gidince İskender ve kebap büküyorum, kadayıf ve baklava bonus, starbucks default, akmina'sı şahanetto, hatta havalı dostum Selin'in tabiriyle harikatto.

Şu sıralar yoğunluk başladı, kafam meşgul artık şükürler olsun, Tarçın'la programımız denk gelirse kpi üzerine kpi, ruhsal gelişim, farkındalık, güzel şeyler üzerine konuşuyoruz, default kahvaltı arkadaşım Daisy, minnoş bir Izmir insanı. Böyle konuşurken sakinlik veriyor. Değişik bir hikayesi var, aynı dönemde başladık sayılır hepimiz geziyoruz o nedenle denk geldiğimizde hikaye birikmiş oluyor. Daha az iş daha çok hayat üzerine.

Bu sabahın konusu özveri idi, hayatında biri için ne kadar özveride bulunursun? Onun hayatı boyunca çekeceği bir hastalığı olduğunu bile bile onunla evlenir misin? Nelere göz yumarsın? Kıskançlık hakkında ne düşünüyorsunuz? Beraber olduğunuz insanlar sizi yukarı mı çekiyor, aşağı mı çekiyor?? What about you? 

Tarçın: "var ya senin karşına öyle birisi çıkacak ki, çarpılacaksın!" dedi.
Öyle mi dedim, peki, öyle olsun ama bir yandan tırsıyorum da, aklımı başımdan alacakmış, Muhteşem de böyle öngörülerde bulunurdu. Tarihler yazar, alternatif izinler üretirdi, peryön'de verdiği izni hatırlayın no name süper Kahraman izni. O yüzden Tarçın da benzer öngörülerde bulunduğunda hem geçmişe gidiyorum, hem de böyle mistik şeyler oluyor. Hadi ama burç yorumlarını sırf renk getirsin diye okumuyor muyuz? Kafamızı meşgul etsin, eğlenelim biraz diye, benim dedem astrolog bunu biliyorsun.
Marion ile ilgili bir konu geçti, ho ho hoooo çok tehlikelisin dedi bana, ben de değilim dedim, tehlikeli değilim sadece algılarım çok açık. Ben de shut it down yapmak istiyorum, turn it of diyorum kendime lakin insan odağım düşük değil benim, büyüyünce "insan odağım düşük benim çocuklar" diyerek bundan iyi bir şeymişcesine bahsetmek istiyorum. Yani bir düşünsene bu kadar insana maruz kalmak, bu kadar hikayeye, tabiisi anlatacak konu birikti, ne zamandır içinde tutmuşum, ayrıca bu hikayeler daha önce anlatılmadı farkında mısın?  ben birinin hikayesini anlatmaya değer buluyorsam or benim hikayemde yer alacak kadar bana yakınsa :)

"Senin gibi birini daha önce tanımadım" diyor, bunu iltifat olarak alıyorum diyorum, hayır bu bir gerçek diyor, tamam o zaman.
Hayatımda bir şeyin değişme vakti geldi hatta bir şeylerin, kabuk değiştirmek için çabalıyorum lakin kolay değil, bazen anlatıyorum eskiye dair bir şeyler Tarçın "oooooff, ona ne be, salaq mı?" diyor, keyfim yerine geliyor.

Neyse 8:30 kahvaltıyı bitirdik, konu kına gecesinin nerede yapılacağı, partiler, Venedik maskeleri, doğum günü hediyeleri, sonra işte asansöre biniyoruz 26. kata yolculuğumuz başlıyor, tedarikçi görüşmeleri, uçak biletleri, testler, mülakatlar, işimiz sarktığında karşı tarafa "bu konudaki hassasiyetimi kendilerine iletirseniz çok sevinirim" diyerek telefon minnoşlukları yapmalar, adayın mezun olduğu bölüm endüstri meslek lisesi heavy metal bölümü şakası, pasta ve kapanış, öncesi tabiisi İstiklal Marşı.

Her akşam köprüden geçerken check-in yapmak yerine manzarayı seyrediyorum bilseniz Boğaz o kadar güzel ki, hem gün daha yeni batıyor falan, kendimi bazen şanslı hissediyorum gelecekteki sevgili. Ama yoksun bi'şey diyeceğim seni kim kullanıyorsa şimdi yıpratmasa bari, kullanmıyorsa ne bekliyon hacı?

Şubat sonu için mini bir kaçamak planladım 4 günlük, olursa şahane. Olmazsa çocuk doğum günü partilerine katılacağım...

İlişki durumu: sazlıklardan havalanan, bir ördek gibi sesim

Ruh hali: teknedeyim böyle sağa sola sallanıyorum

Beloved Moron,

Coco

3 Şubat 2014 Pazartesi

confessions of an economic hit man


Türkçeye çevrilmiş adı ile bir ekonomik tetikçinin itirafları, John Perkins tarafından yazılmış New York Times best sellerı.



Kitap hakkında söyleyeceğim ilk şey kolay okunması dışında, april yayınlarından çıkmış bir baskısına sahip olduğum ve kapaktaki dandik giriş yazısı.

ABD'DE TAM 24 YAYINEVİNİN YAYINLAMAYA KORKTUĞU, YAZARIN 5 KEZ YAZMAYA KARAR VERİP, HER SEFERİNDE RÜŞVET VE TEHDİTLERLE VAZGEÇİRİLDİĞİ, YAYINLANDIĞI ÜLKELERDE GÜNDEMİ SARSAN, TÜYLER ÜRPERTEN GERÇEKLER.

Tabiisi hediye gelen kitaplardan biri, hatta gezi olayları öncesinde okudum or o sırada okuyordum falan, o dönem yiğit bulut telekinezi falan derken bir yandan diğer yandan da bu kitaptan bahsediyordu, oww yea. 

Hediye gelen KAYIP GÜL isimli bir diğer kitabı hatırlattı( valla kardeş o kadar dandik bir kitaptır ki aman uzak durun, kişisel gelişim, mistik falan diye zaman kaybı). Ama olsun yine de sevdiklerinize kitap alın, kışın soğuk dağ evinde ısınmak için yakarlar en kötü bu şekilde kullanılır(hıııı kitap okuyan sığ bir insanım, okuyan bir yazarım).

Evet çok kolay okunuyor, anılar şeklinde giden bir kitap, amca eşinin dayısı sayesinde bu işe alınıyor, önce bir okulda derslere falan giriyor, sonra kütüphanelerde gideceği ülkeler konusunda bilgi alıyor mesela endonezyaca falan öğreniyor, çok alengirli bir hayatı var, hatta bir dönem prensin birine kız arkadaş falan ayarlıyor, kız arkadaşın kocası pilot, pilotu da başka işlerde kullanayım mı diye düşünüyor bak bunlar hep ekonomik işler iktisadi işler. Karısı ile boşanıyorlar, mentoru seksi bir hatun onu eğitiyor falan her yönde mmmhhh.

90larda çocuk olan, gazetecilerin patlatılarak öldürüldüğünü, koalisyon denen şeylerin varlığını gören bilen, imf, dış borç, enflasyon canavarı diye dinozor illüstrasyonlarına maruz kalan bünyelerin ilgisini çeken noktalar var tabiisi, hatırlar mısın özelleştirme diye bir şey vardı, sonra dışarıdan bir Kemal Derviş falan getirmişlerdi. 


3. dünya ülkelerine gidip sizi geliştireceğiz hacı diyollar, sonra işte enerji, duble yol, sokakta keçi yerine çöp kamyonu gezsin çöpü onlar toplasın falan diye medeniyeti Arap yarımadasına nasıl getirdiklerini anlatıyor, polisiye macera biyografi adına zayıf ama yine de okunabilir, bunu okuyup bilmiş bilmiş bak aslında olay aslında şöyle demek Türk insanı için paha biçilemez, üzerine echelon falan patlat ohh mis, birkaç Aytunç Altındal kitabı ekle(Nur içinde yatsın falan). Evet evet bence de yeni dünya düzeni çok değişik kardeş.

Şirketokrasi kavramı var, şirketler yönetiyor dünyayı falan, petroller, Panama Kanalı falan, ayaklanmalar, isyean, occupy olayları nasıl olur, nasıl borçlandırılır ve ödenmez, bağımlılık üzerine güzelleme olarak düşünebiliriz. İran devrimi mesela, Şah'ın kanser olup Mısır yaban ellerinde ölmesi, hızlı bir şekilde anlatılıyor. 

Benim merak ettiğim madem o kadar ajanlıklar falan yaptı, vicdan muhasebesi var ilk sayfalardan itibaren, ara ara ben aslında yaptığım işi sorguluyordum ama diyor amca iyi hayatta kalabilmiş, ya ben hep ajanlı majanlı dizi izledim biliyorum bu işleri minnoş mesela CHUCK falan, zordur bu işler :)

Hazır zirve yaklaşırken, şeklimi yapayım dedim, yazarı dinleme fırsatı bulacağız. Bu sene de bu kitabı mı imzalatsam?


Ignorance is strength



2 Şubat 2014 Pazar

İş İlanları

Ehe:)
Siz ne derseniz deyin,
Bence güzel olmuş,
Ilk değil son da olmayacak o belli




Bu da iş tanımı breve #manpower işsizlik, beklenti vb. Q1 yayınlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz