İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

30 Temmuz 2017 Pazar

Ücreti Brüt mü Alırsınız Net mi Verelim?



Anket yapmıştım, onun yazısı bu, pazarlık sünnetir hafızyo




I love-->Bir ücret aralığı olarak B.k gibi para kazanıyor olmak.
"Coco yalnız bu benim bütçemin çok üzerinde."dedi Aslan. 'Ben de anlıyorum ama bu zaten en son çalıştığım yerde aldığım ücret, 5 digitin altına düşmemi bekliyor olamazsınız.' dedim.
Netlik iyidir, altını doldurduğunuz beklentiler sunun. Evim var, arabam var, hafta sonları çiftliğe gidiyorum çalışamam, hayali arkadaşlarımın konaklama masrafları nedeni ile bu ücret rakamı benim psikolojik alt sınırım diyebilmelisiniz. Ya da kira ödüyorum, çocuğun okul taksidi, biliyorsunuz İstanbul ve hayat edebiyatına girebilirsiniz. Ama kendinizden emin olun, siz ne kadar solid durursanız karşı taraf ajandanıza uymak zorunda kalacak. Gerçi bölümün embesil yöneticileri deneyimli adayın 2 hafta sonra işe başlamasını isteyebilir ama bu başka bir hikayenin konusu, ihbar, kıdem tazminatı falan.


Bir pozisyon için görüşme yapıyoruz yıllar önce, aday;
-Ücret beklentim 4000 tl net.
 dedi, uzun saçlı direktör:
-Benim kayın biraderim 20 yıllık doktor bu rakamı almıyor...
Müdahale taym, no more bitki modu, yöneticiler sözüm size, adayla ücret pazarlığı yapmayın. Ciddiyim, sizin kayın zontanız ve şirketinizin önerdiği ücret arasında bir korelasyon bulunmamaktadır.

Sektörün dinamikleri önemli!

Şirket net çalışıyor olabilir, *16, *20, *14 ya da sadece 12 maaş veriyor olabilir.
Start up primi alacaktır proje tamamlanınca, onu da çalışanlarına dağıtacaktır mesela o da makul ama bu yanında şu sorunu getirir(getirebilir); yönetici denen denyo adayları start up primi ile kandırmaya çalışır, kısa dönemi ve günü kurtarır, adaya yapılandırılmamış havada bir kariyer yolunu satar. Sattılar da. Bu berbat bir şey evlerine ateşler salsın.

Öğrenme, gelişim, adaptasyon, transfer maliyeti - bonservis vb. meseleler de gündeme gelir. So iş değiştirirken lütfen geniş bir açıdan değerlendirin, İK kötü çocuk, geri kalan beyaz yakalı işçiler masum değil, patron hiç değil. 30K'lık şirketi yönetirken de sorry İK çok rerörerö gereksiz bir birim diyenin ağzına ekskavatör sokarlar bence çok doğru bir hareket.

Senin için ne yapabiliriz? sorusu ile karşılaşınca şaşırma, kendinden emin ol, senin potansiyelini, yeteneklerini, enerjini satın alacaklar ya da kiralayacaklar. Odan olmasın masan olsun, bilgisayarın olmasın abaküsle çalış falan derlerse de şakayla karışık cevap ver. Yıl 2012, bir görüşmedeyim kendim için, karşımdaki o kadar rezil bir profildi ve benim tahammülüm yoktu ki, İK'cı abiye:
-Her zaman bu kadar kötü şakalar mı yaparsınız?
diye sordum.

Bir defasında beni 2 ay denemek istediklerini söylediler, tüm yasal zart zurtlar ödenecek ama 2 ay deneyeceklerdi, olm 2 ay zaten yasal süreç aday(müstakbel çalışan) ve şirket karşılıklı birbirini tartar, o görüşmedeki toz pembe bulutlar dağılmış, laps diye fırtınanın ortasına dalmış olursunuz. 60. günün şafağında köprüden önceki son çıkışta, ya ben sizinle çalışmak istemiyorum diyebilirsiniz. Ayrıca sana telefon, bilgisayar, araç ve uçak bileti de vereceğiz dediklerinde:
-Kölelik kalkalı çok olmadı mı ya? Tüm uçuşlar 3A olacak şekilde alınsın yalnız, güneşi izlemeyi severim...
demiştim.

Bazı yapılarda işe alımcı aynı zamanda ücretçi, kimi zaman performansçı, hatta eğitimci falan olur, bazı yapılarda bunların her biri için başka biri görevlidir. Kazasız belasız referans sorgusu tamamlanmış, o müthiş ücret çalışması yapılmış ve sıra adayla son telefon ya da skype görüşmesini yapmaya gelmiştir. Belki de o kadar şanslısınızdır ki aday teklifi yüz yüze almak için ofisinizi şereflendirir varlığı ile.
Efem nasılsınız, öhöm öhöm sürecimizin sonuna geldik, bu noktada sizinle teklifimizi paylaşmak isterim. Direk konuya geçebilir ya da size magmanın soğumasından başlayarak bir şeyler anlatır. Ses kes! Başlıyorum:

  • Eğer işe alımcı ya da ücret sorumlusu arşidük sizi arayıp biliyorsunuz sizinle şahane bir işe alım süreci geçirdik diye konuya giriyorsa... Evet evet evet olm size sağlam geçiriyorlar, beklentinizin altında ücret teklifi ile gelmesine yaklaşık 1,5 dakika var. 
  • Biliyorsunuz birçok şirket brüt üzerinden çalışıyor, bizim şirketimiz size her ay net olarak bu rakamı ödeyecek. Hımmmmm. 12 maaş ise 12 ile çarpın, 14 ise 16 ise falan onunla çarpıp 12'ye bölün. Hala beklentinize yakın değil, değil mi? Ama hala yaklaşmaya çalıştıklarını skalanın bu olduğunu söyleyebilirler. Gerçi bazen öyledir, bir bant vardır, eski çalışanların(kıdemli) üzerine sizi çıkartmak yemeyeceği için bu yolu tercih edebilirler. 
  • Ücret konusunda 4 büyüklerden biri olan X danışmanlık şirketiyle çalışıyoruz, o yüzden size 3500 TL aylık ücreti uygun gördük çünkü skala böyle. Kiminle çalıştığından bana ne Japon askeri diyebilirsiniz. 
  • Yeni yapılanan bir departman(ölüm yolu), belirsizlik hat safhada henüz direktörü yok, GMY ya da GM'ye bağlı, ateşten gömlek, mental olarak hazırlanın. 
  • Yemek kartımızda sizin için günlük tam 30 TL yükleniyor, holdingin aldığı ani bir kararla siz başladıktan sonra 16 yetaleye düşecek ama şu anda bu durumu sizinle paylaşamam...
  • Şehirin her yerine servisimiz var, oturduğunuz bölgeye kadar güzergâhı uzatabiliriz, idari işlerle konuşuyor olurum, herkesi evinin önünden almıyoruz ama yürüme mesafesinde indirebilirler.  Mesela 8 km. 
  • Sayın Dr. Tarhan Tarhanoğlu'nun ekibinde çalışacaksınız bir kere. Hımmmmm. Bakın bu çok ciddi bir konu, kendisinin akademik unvanı ile mülakat daveti yaptıran yöneticilerden kaçın. Bürokrasinin ve akademinin sert çarkları arasında barınamamış ve her fırsatta akademisyenlere b.k atan, ruhunu oldukça ucuza satmış biriyle karşılaşma olasılığınız çok yüksek, mesela %98,4. Şimdi uydurdum. 
Neyse bunun gibi bir sürü zırva, işe alımcı adayı kaçırmak istemez, potansiyeline inanır, güvenir, yanlış bir işe alım yapmak istemez, ekstra efor sarf etmek istemez, ikinci en iyi adaya dönmek istemez çünkü keko gibi ilk adayın teklifi kabul edeceğine inanmış, ikinci en iyiye olumsuz dönüş yapmıştır. Ahahahahahhahahha geri zekalı.
Bu nedenle süreçleri iyi tasarlamalı ve adayları düzenli bilgilendirmeliyiz, herkesin işi gücü var. Siemens'in güzel bir ekranı vardı aday işe alım sürecini online takip ederdi.
  • Eğer ücret minimum beklentinizin altında ise, bu yapılan şaka gibi ön teklife bir revize isteyin, bu şartlar altında sizinle çalışamam falan aslında istiyorum ama olmaz. Sizi tanıdığıma çok sevindim gibi cümleler iyi. Esnemiyorlarsa hayırlısı buymuş, karma, önümüze bakalım. Esniyorlar ama hala istediğiniz yere gelmiyorlarsa, biz adım attık haydi sen de at diyor olabilirler. Sie. O minimum beklentiyi başta almışlardı görüşme sırasında, dalga mı geçiyorlar olm, çok istiyorlarsa size bir havuç verirler. Lisanslı bir eğitim, yurt dışı seyahati, özel bir alanda bir proje garantisi bir havuç olmalı. Bazı şirketlerin bunu özellikle yaptığını biliyorum. Sektörün iyi olan şirketlerinden geliyorsan senden bir çok şeyi iyileştirmeni isteyecek zaten. 
Ayrıca bir nokta daha var, kadınlar erkeklerden daha düşük ücret beklentisi paylaşıyorlar. Yo! Kızlar, hayır, bunu kabul etmiyoruz. Heads up!

Bir önceki şirketinize girdiğinizde iyi değerlendirememiş olabilirsiniz, %25-30 artış iyidir, şirketin yükselişte olması iyidir, ama lütfen geriye gitmeyin, kaçayım derken çukura batmayın. Sonra her pazartesi cv güncelliyorsunuz.
Ya manyak mısınız tabii ki her şey para değil, altın var, platin var.
Zarafet parmak uçlarınızdan aksın. Hayır demekle kabalık etmeyeceksiniz ve gereksiz yere politik olmanın, istemediği halde evet demenin alemi yok. Elbette bu benim kişisel düşüncem. Ama unutmayın Hayırların Yıkılmaz Kalesi olan kazanır.

Hepinizi sevgi ile selamlıyorum, özet geçen bir parça ile veda edeyim:

 

Ve ben bunları sizle ücretsiz olarak paylaşıyorum.
Aşırı filantropist Prensesiniz
Coconut Head of HR

27 Haziran 2017 Salı

Hunharca İş Arayan Genç

Yıldız Tarihi 234356217
Hava çok sıcak Sevgili Günlük.

Son birkaç yıla bakalım, iş başvurusu yapmadan işe girdiğim şirketler oldu, neden mi? E bunu benim yerime eski iş arkadaşlarım yaptı, beni övdüler abi dediğimde ne yaptınız?

Mailde benden bahsederken üstün İK yetenekleri olan bir birey olduğumun altı çizildi ya da bir yemek esnasında kulaklarım çınlatıldı. Kimse bana kişisel markadan bahsetmesin.

Çok tatlı işlerim oldu, bir sürü yönetici tanıdım, birçok renkli iş arkadaşı so kalabalık kitlelerle çalıştıkça daha farklı davranışa sahip insanlara maruz kaldım. Zenginlik bu şeklinde aktarıyorum, doğrudan iş akadaşlarım psikopattı derseniz okları üzerinize çekersiniz iş görüşmesinde.

Unutmayın bu sitede bana sen iletişim gurususun da dediler. Durumsal olan bir kişi politik zarafete sahiptir, dili etkili kullanır, tatlı tatlı konuşur ağzınızdan laf alır, yetmez ama nabıza göre şerbet enseye şaplak.

Evet başlangıç aşaması zor, bir keresinde can sıkıcı bir işe alım süreci ile karşı karşıya kalmıştım, Valide Hanım, bunu yapacağından eminim, bu senin için sorun olmayacak ama sen şu anda olman gereken yerde bile değilsin bunun farkındasın değil mi diye tatlış tatlış dokundurmuştu. Hayaller vs. Hayatlar, haftanın 5 günü çalışmadan da hayatta kalınabilir tezimi kanıtlamaya çalışıyorum sene 2000'lerin ikinci yarısı.

Üzgünüm, bizler cv'nin fotoğraflı olmasının bir öneminin olmadığını, ayrımcılığı önlemek için çabalamamız gerektiğini savunmak zorundayız. Gidiyorsun diversity falan dinliyorsun geliyorsun yönetici kılıklı solucan bu cv fotoğrafsız diyor.

Savaşmanız gereken çok sayıda cephe var. İK'yı temsil et, şirketi temsil et, markayı gözet, iş süreçlerini anlamaya çabala, pozisyonu anla, kariyeri tasarla, doğru kişiye ulaş, adayı tarafsız şekilde değerlendir, yetmez onu öküz hammaddesi ile üretilen yöneticiden koru... İş İK'da bitmiyor, tüm İK'cıların ve insanlara kötü mülakat anıları yaşatan patronların yükü omuzlarımda. Yıllar geçiyor, para çokomel eğrisi aynı, işe alım süreçleri benzer, sistemsiz işler, Ağrı Dağı kadar egolar.
Yeteri kadar pozisyon yok, iş var aday yok diyene uçan tekme atmak isterken nedense youtube'da taymlaynıma bu video düşüyor, paylaşmasam olmazdı diyerek bayrağa sesleniyorum.
Yeni işe başlayacak kişilere gerektiği şekilde davranmayı unutmayın, iş arayan insanlara karşı da profesyonel yaklaşın, bazen küçük bir yönlendirme büyük bir fark yaratmaya yardımcı olabilir. Şimdi toplantıya girmem lazım. Öperler.





 

15 Haziran 2017 Perşembe

Çalışan Ne İster?






Saati 6'ya kurdum Çubuklu'da planktonları izleyerek yürüyüş yapmayı planlıyordum, bilin bakalım ne oldu, geri uyudum so mecburen pilates gününe döndük.
Hödük bir kitlenin işe alım facialarını önlemem için ısrar ediliyor, görüşmelere girip görüşmelerden çıkıyordum. Kendimi kısa vadeli işlere adamak istediğim günlerden geçiyorduk. Güvene ihanet etmeyen yöneticiler ve gelişim planına sadık kalmaları üzerine birtakım ciklemeler... İşine gelirse benimle çalışır tarzı bir öküzlüğe maruz kalan adaylar, kendini ifade etmekte zorlanan çalışanlara adansın bu yazı, geçecek, bu da geçer...
"Ofise gelmene gerek yok." demişti bir yöneticim istediğin yerden çalışabilirsin, evet çalışabilirsin, ister ev, ister cafe sen seç, esnek çalışma iyidir, suyunu çıkartmadıkları sürece. Bu demek değildir ki üzerinde bir baskı olmayacak, sen yine işini iyi yapma motivasyonu ile hareket edeceksin. Uzaktan, yakından, mobil fark etmez, o işi yaparken gerçekten huzur hissetmiyorsan orada sıkıntı başlıyor bence. İçine sinmeme durumu, mükemmeli aramak aşırı romantik bir tavır biliyorum ama vasata övgüye hayır, sıradan işlere ve sıradan insanlara hayır, durduğum yerde fark yaratacağım. Yani sanatsal kaygım bu yöndeydi benim. 2000'lerin ortalarında bu işler o kadar kolay değildi, kurumsal hayatta boy gösterenler yazılımcı falan değilse ya da yaratıcı kadroda değilse mutlaka ofiste olmak zorundaydı. So yeni yönetici olanlara sesleniyorum, çalışanlar aslında o kadar da zor olmayan şeyler ister, vizyonları bellidir, nadiren sizi şoka sokar ve şaşırtırlar;


  • Çalışan, belirlilik ister, belirsizliğe toleransı görece düşüktür. Aidiyet büyük ölçüde kendisi için önemlidir. 
  • "Bunun bana ne faydası olacak?" bilmek ister, faydacıdır en nihayetinde.
  • Süreklilik ister, bazı yerlerde riskten kaçınır elbette bunda yetki devrinin olmaması ve kontrol manyağı yöneticilerin de etkisi vardır diye düşünüyorum. 
  • Aylık 6 haneye ulaşan net gelirler ister, hepiniz hayalleriniz yüzünden büzüşeceksiniz. 
  • Güvenilecek bir yönetici ister, geri bildirim ister, ADALET ister ve bu onun en doğal hakkıdır. 
  • Duyulmak ve anlaşılmak ister, gelişim alanı varsa eğitimle desteklenmek ister. 
  • Kısa vadede uzun vadeli planların sonucuna ulaşmak ister. Tam bir hayalperesttir, sonuç odaklıdır ama yüksekten uçar(yeteneklileri ayrı tutuyorum ayrıca tüm genellemelere de kafam girsin). 
  • Karar almak ister, planlamalara dahil edilmek ister, bir kukla gibi olmak istemez. Unutmayın hiç hata yapmadıysanız hiç karar almamış olmalısınız ya da onun gibi bir şey. 
  • Performansı değerlendirilirken tartışmak ister, geri bildirim veren yöneticinin en azından insan taklidi yapmasını, asgari düzeyde dilimizi kullanabilmesini, neden gelişim alanı olduğunu düşündüğünü açık-seçik bir şekilde ifade etmesini ister. Amiyene tabir: Kıçı başı oynamasın. O ruhsuz denyoyu oraya koyarlarken en azından bunları yapabilmesini ve kararlarının arkasında durmasını bekler üst yönetim, her b.kun sorumlusu İK değil. Kızgın değilim, kırgın hiç değilim, sizin olurunuz bu, makine böyle, hammadde kalitesiz ben ne yapayım. 
  • Smart hedef koyulmasını ister, yüksek performans gösterdiyse en azından takdir edilmeyi bekler, dilinize yapışmaz, geldik yine adil olma konusuna. 
  • Ekibi dahil edin, işi zenginleştirin, teşvik edin, yetenekleri en etkin şekilde kullanın ister. 



Peki liderler ne anlar? O başka bir yazının konusu akıllım, GE, UniCredit, CDR anlatacağım daha size.
Yeni kitabım; Lider Hoşaftan ne Anlar ile tüm havaalanı kitapçılarındayım.
Talent Masterınız,
Coco

9 Haziran 2017 Cuma

Neden Sorunlu Bir Şirkete Gideriz?

Yazının fon müziği: Siyahlar içinde gelsin


göbek adım bisküvi


Bazen de bile isteye zorluklarla karşılaşacağımız, neresinden baksan paçoz, süreçlerin elinde patlayacağı şirketlerde güzelce bir pozisyonda işe başlarız. Öncesini biliyorsunuz, bu blogda 2.865.742 kez işe alımın nasıl yapıldığını anlattım. Bu arada üşenmeden blog yazılarını 2012'den günümüze okuyan Sevgili İzleklerime hörmetlerimi sunuyorum, sizler en asil duyguların insanısınız.

Bildiğiniz üzere kuzenlerimin hayatlarını kolaylaştırmak, düzene sokmak için çalışıyorum bu ara. Hal böyle olunca da neden çocuk yapmıyorsun diye soranlara, kuzenleri yetiştirmekten çocuk yapmaya zamanım mı var, "benim gülecek halim mi var?" diye cevap veriyorum.
Ufaklık iş görüşmesine geldi, zaten öncesinde kendisine şok bir iş görüşmesi yaptım, diğeri de iyi geçmiş, berbat bir sıcak sonrasında eve geldik. Üst kattayım telefon acı acı değil normal normal çaldı. Bir başka kuzenim arıyordu, hani benden borç alan sonrada o borcu ödemeyen(gerçi benim de bir ara unuttuğum, sonrasında deviasyon bahanesiyle yamuk burnunu düzelttiren ama hiç sallamayan, olm kuzenin estetik macerasını ben ödemişim ya lan). Uğursuz zaten ne zaman iyi bir haber verdi ki.
Çiftlikte kimseye ulaşamamışlar, ufaklığın yıllardır görüşmediği babası vefat etmiş. Görüşme sonrasında eve dönerken arabada konuşuyorduk, adam meğer o sırada ölüyormuş. Uyuyor, nasıl söyleyeceğimi düşünüyorum, bomb.k bir hal, bu çok fazla.
Kişisel eşyalarını almamız gerekiyormuş, anılar canlanıyor, bana Edmondo de Amicis'in Çocuk Kalbi kitabını hediye etmişti küçükken, yıllardır görmüyordum, teknoloji ile takıntılı olan bağı vardı, boşandıktan sonra ne çocuklar ne de ailenin geri kalanı ondan haber alamadı. Konuştuğumuz memur sabahtan beri bu iş için çok yorulduğunu söylüyordu, 2 telefon araması ile kendisine ulaşmış, ex bilgisini bir başka memurdan almıştım, evine gitmemiz gerekiyor, 1.8 km uzaklıkta ve adam bize arabanın benzini az diyordu. 3 araçla gittik, acil durum ekibi Şanel, Börg ve ben, hah! Pardon öncesinde kötü haberi ufaklığa vermek zorunda kaldım. Hiç kolay olmuyor bunu söyleyeyim. Bizimle gelin dedik memura, yok ben hemen geri döneceğim dedi, ya sabır. O sırada kalabalık yapmayalım diye emniyet müdürlüğü bahçesinde Şanel'in linkedin profilini güncelliyoruz.

1.8 Km Kuzeyde

Son izlerine baktık, birkaç anı eşyası aldı, ertesi gün  defin olacaktı, cumartesi günü evden çıkmadan önce işe alındığı bilgisi geldi, her şey supersonik hızda gerçekleşiyordu, cenazenin karanlık havasından bahsetmeyeceğim... Pazartesi sağlık raporu ve diğer belgeleri hazırladık ve salı günü işe başladı. Türkiye'deki ilk işi, aşırı zorlanmayacağı başlangıç seviyesi bir iş, amaç kendini daha rahat ifade etmesini sağlayacak, kurum kültürünü deneyimleyeceği 0'ın üzerinde bir iş bulması ve yazı boş geçirmemesi. Şu an sadece kafasını toplamasına ihtiyacı var, babaannemin öldüğü gün doğan bu ufaklık elimde büyümüş ve yazık ki kariyeri de benim ellerimde şekilleniyordu. Ama bu başka bir hikayenin konusu, daha bana Frank Lloyd Wright evi yapacaktı...

Soruya dönüyorum sizin kafa yine güllaç oldu, kalkanlar devrede mi, Bülent Ersoy tarzı konuşma mode on.

  • Acil bir durum söz konusudur ve sizin kahramanlığınıza benim süper kahramanlığıma ihtiyaç vardır. 
  • Bir işe imza atma isteği hasıl olmuştur, duhul eylemiştir. 
  • Başarı ile taçlandırılma, başarısızlıkla gömülme yani risk alma ihtiyacı belirivermiştir. 
  • Cv'de yer alan eksik alanların(kime göre neye göre deme, kariyerinin bir sonraki basamağında bunları bilmek seni yukarı çıkartacak, akıllı ol beni dinle) dolması, gelişim alanlarının yok olması için, kendini denemek için, dünya barışı için daha motive bir enerji seviyesindesindir(ok cümle uzadı başı sonu dağıldı kabul). 
  • Başarıya ulaşılacak bir planın olduğunu herkese gösterme isteği gelmiştir. Bi'alamet gelmiştir. 
Sana bir şeyi başarma fırsatını satıyorlar, kısa süreliğine lider olma şansından bahsediyorum. 
İşte! Sahne senin, çok büyük dertlerin yoksa, tırnağın kırılmadıysa falan denemek sana bağlı. 
Kurtar o şirketi, anlamlı bir şeyin parçası ol, liderlik dünyasına giriş yap, ne bileyim işte ortaya karışık yap. 

Cenaze levazımatçınız, Kariyer Mimarınız,
Coco the Fountainhead





20 Mayıs 2017 Cumartesi

Gluten Free Hayatlar





Bir tür manyağa döneceğiz diye çok korkuyorum.
O esnada plazada: Tanrım bunun içinde gluten var!
Şekerim ben gluten olmadan yaşamıyorum, her gün 2 kuple.
Yeni bir şey öğrenmeye açlığımın yanında gluten içeren şeylere olan açlığım da yadsınamaz.
Bir kere karbonhidrat aşığıyım, aşıkım, kimsesizlerin sesiyim, kimsesizim.
Karbonhidrat bağımlılığı, çok kötü bir şey. Biliyorsunuz yıllardır diyet yapıyorum, sanırım en büyük yanlışı yıllar yıllar önce masa başı iş nedeniyle yavaştan kilo almaya başladığımda yaptım.

Büyük Mucize: Zayıflama Bandı(Uzaktan bakınca da akıllı bir şeye benziyorum halbuki)

Spor yapmak zorunda değildin, bandı omzuna bir yere takıyorsun, ohhhh mis. Acıkmıyorsun, aşırı bomba. Çatır çutur kilo vermeye başladım. Şahane. Sonra bantlar bitti. Bir süre süper gitti, sonra ne olduysa tekrar kilo almaya başladım. E tam bir Lale Devri yaşıyorum, safahat, şaşaa, eğlence. Çöküş sonradan geldi. İlk kez yani üniversite sonrasında yeni bir bedene geçmek zorunda kaldım, kıyafetler olmuyor, bir memnuniyetsizlik var. Bir süre yeni bedenime alışıp hayatıma devam ettim.

Yaş ilerledikçe metabolizma hızı düşüyor bahanelerine tutundum.
Şok diyetler yaptım.
Bir projenin kalbinde pardon beyninde yer aldığımdan geceler, sabahlamalar başladı. Duş almak için eve gidip 7'de tekrar servise biniyordum. Fitness salonu üyeliğim vardı ama seyahatlerde çok yorulduğum için gitmiyordum.
Yani her şeye bir bahanem vardı.
Küçük bir buddhaya dönüştüm. Dışarıda yemek yemeye bayılıyordum, her şey için bir kutlama bahanemiz ekleniyor üzerine, çikolata şelaleri.
İrade dediğimiz şey kompile(koooompilleeeeeee) gitmişti.

Diyetisyene gittim. Bir noktaya kadar geliyordum, başarı, sonra yine dağıtıyordum. Hayatımla ilgili tüm kararlarda mantık abidesi olan ben bir konuda gelişme kaydedemedim.

İntolerans testleri, hormon testleri bilmem ne derken buğday intoleransı çıktı. Vücut buğday ile etkileşime girince yamuluyor demek. Alerji gibi değil ama daha saçma.
Bir süre yeme stilimde buğday olmadı, nasıl zor, nasıl ızdırap. Gözümün önünde makarnalar, otlu ekmekler, içinde buğday olan her şey uçuşuyordu. Bunun yanında buğday ve içeren ürün yemeyince de öküz gibi kilo veriyordum. A-a! Siz şok tabi.

Sonra glutensiz ekmekler, krepler, pikana bulanmış tapenadeli tavuk, shirataki pirinci, tövbe tanrıma buğdaysız pizza, karnabaharlı mücver, cup cakeler falan girdi hayatıma. Ketojenik beslenmeler mi dersin, unsuz kurabiye, şekersiz çikolatalar falan.

Yıllar içerisinde herkes birbirine bir şeyler öneriyordu. Tatlım bak bu yöntemi denersen şöyle olur, glutensiz hayat bambaşka, protein tozu denemek ister misin, o tozu deneyince yüzün bebek poposu gibi oluyor, kimse sana g.tsün demiyor ama.

Glutensiz beslenmezsem ölüyorum, cüzzamlı gibi davranan bir kitle. Avokado yatağında yumurta yemeler, sebze suları detoksları, su oruçları tekmili birden 3 perde.

Kendimi ikna etmek adına en son çareyi Buğday Göbeği diye bir kitap okumakta buluyorum, bu kez kendimi bilim ışığında eğiteceğim diyorum. Olay şu, savaş sonrasında kıtlığı ve genel olarak dünyada yeterince besine ulaşamayanları düşünüp laboratuvar ortamında cüce buğday üretiyorlar. Nobel ödülü falan getiriyor çalışan doktora. Cüce buğday adı üzerinde boyu kısa, daha fazla ürün veren, ek verim elde edilen bir tür. Yan etkisi konusunda 10 yıllar sonra tesadüfi şekilde çalışılmaya başlanıyor. 80'lerden sonra aynı şeyler yendiği halde beden ölçülerinin XXXL'lere falan çıktığı görülüyor, mutantlaşma başlamış, insanlar lömbür lömbür, kıllanmalar, tüylenmeler artmış, diyabet almış yürümüş, IR-insülin direnci, obezite falan Allahuekber Dağları'nda. Buğdayın içinde ne var? Bildiniz, gluten, ay çok zekisiniz hepinizi çok seviyorum. Çölyak hastaları glutensiz beslenmek zorunda, onlara da geçmiş olsun.

Gluten olmayınca, karbonhidrat olmayınca, şeker olmayınca;


  • Bir kafa açılma durumu yaşıyorsun, böyle zihin bir berraklaşıyor yani. Öyle olunca da normal hayata katlanmak daha zor oluyor, kafa ayıkken hiç çekilmiyorsunuz. 
  • Sürekli yeme isteği yaratıyormuş, bu durumdan kurtuluyorsunuz.
  • Eklemlerde falan şişlik yapıyor, ödemdir ödem durumundan kurtuluyorsunuz. 
  • Regl ağrılarını da buna bağlıyorlar, fyi. 
  • Duygusal değişimlerin çok hızlı oluşu, stres falan azalabiliyor. 
  • Organ yağlanması, zihinsel hastalıkların ataklarında da etkili olduğuna dair araştırmalar yapılmış, ABV buğday. 
  • Tahılların beslenme biçimine girişiyle insanlar osteoporoza yakalanmış, çocuk ölümleri artmış, arkeolojik bulgular varmış bununla ilgili. 
  • Tırnak kırılmaları, soyulmaları, mantarı da buna bağlıyorlar. 
  • Kolay kilo verirsiniz, bölgesel yağlanmadan uzaklaşırsınız, hormon dengeniz iyileşir, bağışıklık sistemi güçleniyormuş bunu unutmayalım. Diyabete ve sonrasında yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp-böbrek rahatsızlıklarına, osteoporoz, artrit, kansere yol açma ve yaşlanmanın hızlanışına kadeh kaldıralım dostlar. 


Ülke topraklarından yetişmeyen ürünlerin yenmesine karşı çıkan diyetisyenler de var, efenim kinoa, beyaz çay, gojiberry falan. Kafa bir güzel çorbaya dönüyor. Egzersizi sokuyoruz hayatımıza, kilometrelerce yürüyorum, enginar çorbaları dünyanın en güzel çorbalarında ilk 5'te. Sonuç paranızla rezil olmak istemiyorsanız insan gibi yiyin, 3 beyazdan uzak durun.
Disiplin, disiplin, disiplin. Ötesini "Bir İK'cının İnsülin Direnci ile İmtihanı" isimli kitabımda anlatmayı planlıyorum. Şimdi gidiyorum, hurma ve kuru kayısılı, kakaolu ve cevizli glutensiz kurabiye yapmaya gidiyorum, keçiboynuzu unu olacak içinde.

Unutmadan gerçekten glutenden, karbonhidrattan uzak yaşayan bir kitle var takipçilerimin arasında, onları tebrik ediyorum, göbekleri falan gitti gelmedi. Sizler kendinizi biliyorsunuz.
Glutensiz günler dilerim.

Coconut Glutenlerekarşı

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Profesyonel Hayatlar

İşimi şöyle iyi yapıyorum, böyle iyi yapıyorum, kendimi geliştiriyorum falan derken kaçıp ara verme hissi ile doluyor insan. Siz normal insanlardan bahsediyorum bittabi, zira ben melek gibi bir şeyim filhakika, zinhar. Kendini sıfırlama yöntemlerine bakalım. News: öyle hapı, tuşu falan yok içsel huzura ulaşmak için 3 takla atıyoruz, zihnimizi temizlemek için ekmek yemiyoruz bitti gitti.
Hector aradı sabah, müdürü kafayı yemiş bir şekilde hafta sonları da çalışmalarını istiyormuş, gece 11'den önce çıkmaları yasak, vaktimiz yok yetişmiyor, tempo tempo tempo diyerek olayı bir freak showa çevirmiş, olay hepimizin bildiği bir sigorta şirketinde geçiyor. Zaten 10 küsür tane şirket var, sektör genelinde konuşacak olursak afedersiniz(aslında affetmesiniz de olur) b.k gibi sektör.

-Görüşmede neyi değerlendirmedin, neyi gözden kaçırdın? 
diye sordum. Görüşme zamanlarındaki konuşmaları hatırlıyorum, elbette bana saçma gelen yönler var idi.
Bir kere her şey çok güzel çerçevelenmişti, söz konusu canavar İK yöneticisi teyze toz pembe bulutlardan, İK'nın ne kadar harika işlediğinden falan bahsediyordu. Adeta bir müzikal tribindeydi, Suzi'yi gördün mü Clara?? Olm İK'dan bahsediyoruz, cehennemin ön gösterimi olm. HAHAHAHAHHAHAHA(elimde bir çatal belirdi ve sadece akıllılar görebiliyor). Guyz, iş görüşmesi yalnızca görüşmecinin soru sorduğu değil adayın da kafasındaki karışıklığın giderildiği bir toplantı türüdür. Amaç işe girmek-amaç pozisyonu doldurmak amaç kişiyi üzmeyecek, çalışırken baymayacak mutlu mesut günler geçireceği bir şey işte.
Aday soru sormalı, bu pozisyon neden açık, yeni mi açıldı, başka biri vardı da gitti mi, neden gitti, ben bu pozisyonda çalışırken hangi zorlukları aşacağım, hangi yönetici ile çalışacağım, neyi başarmam gerek, sen kimsin, bu işi yaparken sen hayırdır falan? 
Rkadaşlar lütfen çekinmeyin, işe alımcı zat her kimse sorulara cevap vermek için orada, bölüm yöneticisi davar, ekibini geliştirmekle yükümlü, markayı temsil etmek zorunda, pazardan domates almıyoruz. Hayatımızın bir bölümünü paylaşıp, işe dair muhteşemlikler yapacağız. So, herkes kendine gelsin, ayağını denk alsın.

Mevcut işyerinizden ve yöneticinizden tiksiniyor ve iş değiştirmek istiyorsanız lütfen kafanızı iki elinizin arasına alın ve düşünün.

  • Zırt pırt iş değiştirmek benim için kolay ama sizin için o kadar kolay olacak mı? Pişman olacak mısınız?
  • Gittiğin yer geldiğiniz yeri aratacak mı?
  • Sonunda ağlayacak mısınız? İŞten ayrılan bana geliyor...



Sonra yardır, alternatif maliyet devrede, her seçiş bir vazgeçiş olacak. Hector gideceği için mutluydu çünkü mobbinge maruz kalmıştı, yöneticisi olan ik profesyoneli su katılmamış bir zebani idi. Özelleştirilen bir şirketin toplu işten çıkartma harekatından biliyordum onu, toplu işten çıkaran sana neler yapmaz isimli kitabım yakında tüm sürekli eğitim merkezlerinde olacak, ayık olun.

Soruya geri dönelim, "ya aslında ben de bazı şeylerin farkındaydım." dedi, hayır değildi. Büyülenmiş gibiydi, takıldığı tek konu ücretti, 16 maaş olunca istediği rakama çıkılıyordu, tenzili rütbe almıştı(uzmandı, uzman yardımcısı yapılmış ama maaşı aynı kalmıştı) yeni pozisyona yeni dönem uzman!! taytılı hrbp olarak gidecekti. Mülakatta kadın Hector'a çok iyi davranmıştı, aynı Nusret denen kasabın pornografik şekilde kuzuyu okşaması gibiydi.
Ölümcül hata, hızlı ve dikkatsizce karar almasıyla geldi. İlk gün ortam şokunu yaşadı, ilk hafta yemek ücretlerinin bit kadar olduğunu gördü, kendisi için yemek çok önemli; çorba, etli bir yemek, pilav, salata, yoğurt ve tatlıyı aynı anda yemediğinde aç kalıyordu, oryantasyon devam ederken ekibin haykırışlarını, sinir krizlerini gözlemledi, 2 haftanın sonunda mesaiye kalmaya başladı, çöküş hızlı geldi. Görüşme sayıları ölçülmeye başladı, pozisyon kapama süreleri, pozisyon baskısı, yöneticilerin beklentileri derken bizimki devamlı isyan halinde. E ne oldu, aradı "Coco yeni iş görüşmeleri için arıyorlar gideceğim ama ille de sabah 9'da görüşmek istiyorlar...", birlikte üzüldük.

Ödev: bu olaydaki kritik noktaları bulun, hataları değerlendirin, siz olsaydınız ne yapardınız 300 kelimelik bir yazı ile neticelendiriniz.

Evet beyaz yakalı, sen sanıyorsun ki tüm dünya sana karşı, talihsizlikler hep seni buluyor, ikacıların başına hiçbir şey gelmiyor. Burada dertleri yarıştırmayalım, size acı ama gerçek, sistem hakkında tokat gibi, tekme gibi yıllar öncesinden gelen bir video ile veda edeyim. Agah Aydın Bey anlatıyor. Eyvahlar olsun, buyursunlar;





Chief of Senior Digital Detox Director'unuz,

Coco

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Taşeron İşçi Marşı


Hello weirdos,

1 Mayıs için sosyal mesaj içerikli bir paylaşımla sizlerleyim. Bu parça kamu ve özel sektör taşeron, outsource, sözleşmeli şirinleri(işçi) için geliyor.





İşçinin ve emekçinin Azizi,
Coconut Sözleşmeyazan

Öperler.

13 Nisan 2017 Perşembe

Blogger İşe Alımı

Yazının fon müziği; Buddha-Triangle Sun

İşbu başlığı Şair Evlenmesi tonunda okumanızı rica edeceğim.
Saçma sapan işe alım şekillerinin anlatıldığı bu blogda bugün de blog yazan kişilerin, yani bloggerların yaşadığı zorluklardan bahsedeceğim. Evet ben tarih öncesinden kalma bir TRT sunucusuyum.

Tüm berbat görüşmecilerin yükü omuzlarımda, insan taklidi yapmanın aslında o kadar da zor olmadığını hatırlatmak istiyorum.

Yeni davetiyelerim geldi, ekim-kasım-aralık dönemi programları şimdiden ajandada işaretli. Muhteşem bir bahar oluyor, bahçedeki ağaçta kuşlar cıvıldıyor, balkonda çiçek kokularını duyuyorum, hava sıcak, dün güneşlendiğim için her yerim kabardı acayip şahane hallerdeyim, hah! Bir de çiçekler nedeni ile hapşırıyorum. Nefes almak güzel yine de.
Unutmadan arabanın beyni yandı her şey şahane 7000 tl'lik masrafı 1700 tl'ye indirmenin inceliklerini öğrendim o arada. Ne iş yaptığınızın yanında kimi tanıdığınız da önem arz ediyor.
Whatsapp grubunda klasik blogger konuları tartışılıyor. Liya'dan bir mesaj geldi, İstanbul dışında yaşıyor, iş başvurusu yapmış, şirketten bir soru listesi gelmiş. Lan bu ne diyerek sizlerle paylaşayım;

Öncelikle ilanımıza yapmış olduğunuz iş başvurusundan dolayı teşekkür ederiz.
Aramış olduğumuz İnsan Kaynakları Uzmanı personelinde aşağıdaki yetkinliklerin bulunması gerekmektedir.
Eğitim süreçlerinin yönetimi
Performans değerlendirme sürecinin yönetimi
İşe alım sürecinin yönetimi
Şirket içi organizasyonların yönetimi
Bu kapsamda; aşağıda belirtilen soruları yanıtlamanız gerekmektedir.
EĞİTİM SÜRECİ
Eğitim süreçleri nelerdir?
Eğitim süreçlerindeki tecrübe süreniz nedir?
Eğitim süreçlerindeki en önemli çalışma hangisidir?
Eğitim süreçlerinde yetkinlik ölçümü çalışmalarında bulundunuz mu? Bulundu iseniz bir örnekleme yapar mısınız?
PERFORMANS DEĞERLENDİRME SÜRECİ
Performans değerlendirme süreçleri nelerdir?
Performans değerlendirme süreçlerindeki tecrübe süreniz nedir?
Performans değerlendirme süreçlerindeki en önemli çalışma hangisidir?
İŞE ALIM SÜRECİ
İşe alım süreçleri nelerdir?
İşe alım süreçlerindeki tecrübe süreniz nedir?
İşe alım süreçlerindeki en önemli çalışma hangisidir?
ŞİRKET İÇİ ORGANİZASYON SÜRECİ
Şirket içi organizasyon süreçleri nelerdir?
Şirket içi organizasyon süreçlerindeki tecrübe süreniz nedir?
Şirket içi organizasyon süreçlerindeki en önemli çalışma hangisidir?
Çalıştığınız işyerlerinde en çok sizin motivasyonunuzu olumlu etkileyen faktör nelerdir?
Çalıştığınız işyerlerinde en çok sizin motivasyonunuzu olumsuz etkileyen faktör nelerdir?
Sizce insan kaynakları süreçleri şirketlere hangi katkıları sağlar?
İnsan Kaynaklarının tüm süreçlerini yazınız?

Aday olduğunuz görev için beklentiniz nedir? --> Nefes alabileyim yeter. 

Dostum, yalnız bu saydıklarınız yetkinlik değil, sertifika programı ders içerikleri falan bu. Nesiniz babacığım siz şaka mı?

Aynı hafta saçmalıklara başka bir boyut ekleniyordu.
Sektörün lideri olan bir şirketin İK direktörü ekibine kıdemli seviyede eklemeler yapmak istiyor. Uzman alacak, yerseniz. Özellikle kadın adaylarla görüşüyor haydi bu pozitif ayrımcılık, kadın çalışan oranını yükseltmesi gerekiyor, anlaşılır diyelim. Dostum görüşmeye gelen adaylara kompozisyon yazdırmış. Asistandan talebi oluyor, görüştüğümüz 6 adaydan 4'üne mail at, direktörümüzle yaptığınız görüşmeyi anlatan 300 kelimelik bir yazı yazmanızı rica ediyoruz... minvalinde bir içeriği olsun diyor. Hepimiz şok, hepimiz yerlerde. Olum ne yiyorsunuz ne içiyorsunuz, ne kadar da kendini seven bir direktör, ne kadar da kendine aşık ve kompleksli bir birey. Ben o adayların ne düşündüğünü bilmiyorum. Benden böyle bir şey istense ne olurdu kestirmek zor değil.
Blog yazan birine dava açılmış, referans gösterilemeyecek bir yazıyı kullanarak dava etmeye çalışıyorlar, bundan bir gömlek üstü saçmalık seviyesi bahçedeki ağaca selam durmak falan.

Bir bloggerın karşılaştığı problemler nelerdir? Dayak nedir, neden atılır?

Bahsettiğimiz blogger farklı bir iş alanında da çalışıyor olsun.
İçerik, trafik, zaman, konsantrasyon, yorumların yönetimi falan ha bir de host-most sorunları default yükleniyor. Peki ya işe alınırken?
Awwww yeah, işe alınırken her şey minnoştur.
Demek blog yazıyorsun, demek trafiği yüksek, bu çok hoş'tan--> Lütfen o yazıyı siler misin'e giden bir süreç var. Hele bir de iş hayatı-ik falan yazıyorsan olay komple değişiyor. Vektörle çalıştığım zamanlardı, koçluk alıyordum, o zamanki ik müdürü sıfatlı leopar kadın bunu duydu, Coco blog mu yazıyorsun, bizden bahsetmiyorsun umarım gibi bir şey zırvaladı. Yasal olarak bana dokunmanıza yol açacak şeyler yazmıyorum sakin ol leopar kadın dedim, en nihayetinde ben aslında yoğum ve bu da bir hayali blog. Bozuldu, sene bundan 9 sene önce. Bazı arkadaşlarımın başına korkunç şeyler geldi:


  • En favori yöneticisi önceleri desteklerken, işe alımda bu konuları duymuşken(aday, aynı zamanda o bir blogger diye pazarlanmışken) sonradan bir canavara dönüşüp, yazı silmesini istedi.
  • Şirketin kurumsal iletişim tarafının yapması gereken işler blogger olan arkadaşa kitlendi. 
  • Daha rezil bir başkası var mesela, yazıyı güncellemesini istedi.
  • Bir diğer çukur insan şirketi övmesini istedi. Hem de bir hiç karşılığında.
  • Bir diğeri mobbing yaptı, dava etmekle tehdit etti(en uygunsuz mobbing hikayelerini ik'cılardan dinliyoruz).
  • Bir diğeri küstü. Beni öv diyen de çıktı. Övmek mi? Bak bunun diğer bir modeli de şunlar, demek resim yapıyorsun beni çizsene. Olm blog dediğimiz dünyanın en dandik alanlarından biri bu kadar saçma bir istek duymadım. Trip atanlar, tehdit olarak görenler, popülariteyi kıskananlar.






Evet bir blog yazıyorum. Evet kitap teklifi aldım, hımm evet bu ikinci bir kariyer olarak da kullanılabilir. Hayır, adını sizinle paylaşmam ya da paylaşırım.
Sistemdeki muhteşem yöneticileriniz sizi bir bataklığa çeker, özgürlükçü olanları da var, benim çalıştıklarımdan bazıları beni bu konuda destekliyordu da. Bazen blogdan haberi olmayıp bana kendi yazılarımı gönderen yöneticilerim de oldu bu da güzel tarafı, ilginç bir motivasyon getiriyor. İş hayatında mızırdanan insanlar sevilmez, olumsuz durumları, zayıf yanları çat diye yüzünüze söyleyenler sevilmez. Gereksiz bir pembe gözlük, sorunsuz hayat, halının altına süpürülmüş problemler falan vardır, -dır, -dur... Moda, teknoloji gibi alanlarda yazarken daha esnek olunduğunu görebilirsiniz. Ben size blog yazmayın demiyorum, hobi olarak yine yazmayın. Anlamazlar, üzerler sizi berduş olursunuz.
Mesela. 

Gurulardan aldığımız dersler, ilhamlar dışında ekibin içinden gelen farklı sese tolerans gösterilen, etkin şekilde dinleme yapılan gün ve gecelerde buluşmak dileğiyle. Sözüm bu durumlarla başa çıkamayan profesyonel İK'cılara, denyo yöneticilere, oyuncağı kıranlara.

Ailenizin Küratörü,

Coconut Portakal

7 Nisan 2017 Cuma

Geri Bildirimi Çok Seven Yönetici








Bir varmış, bir yokmuş zamanın birinde bir İK departmanında geri bildirimi çok seven bir yönetici varmış. Girdiği iş görüşmelerinde birlikte çalışacağı potansiyel çalışma arkadaşlarına kendini tanıtırken de "Ben geri bildirim almayı çok severim, çok açığım bu konularda, en sevmediğim özelliğim mükemmeliyetçiliğim." dermiş.
Vay annesini sayın seyirciler, masal böyle başlamış, delikanlı genç kıza iskelede rastlamış.

Geri bildirim verirken suyunu çıkarmadan yapmaya, empati kurmaya, net-belirgin olmaya, değişim için cesaretlendirmeye, yargılamak yerine tarif etmeye falan dikkat edilir. Olay anında geri bildirim veren yöneticiler olduğu gibi, olay soğuduğunda verenler de vardır. Hayır dostlar geri bildirim intikam soğuk yenen bir yemektir falan değil. Performans görüşmelerinde yılda 1-2-4 kez verilebilir, her ay verildiğinde yüzünüz eskir diyen de var, bu işi doğru düzgün yapıp enerjiyi ve sinerjiyi arttıran da var, doğru zaman doğru yer.

Şimdi ve burada! Geri bildirimi seven yönetici;

  1. Gelişime açıktır, amacı öğrenmek ve performansı iyileştirmektir. 
  2. Gelişimi falan iplediği yok, gizli bir ajandası var ve organizasyon hakkında magazine ihtiyacı vardır. Geri bildirim ayağına sizi yiyor, küçük jurnalci. 



  • Çift taraflı bir iletişim gerektirir, geri bildirim duraktır binmeli, son durağa gelmeden inmesini bilmeli
  • Yargılayan bir dil kullanmaktan, parmakla göstermekten kaçınmak kazandırır
  • Zamanında yapılmalı, uygun ortam şartlarında, sema açıkken olmalı, övgüleri herkesin ortasında yapabilirsiniz, seslendirin başarılar diğerlerinin de kulaklarını şenlendirsin
  • Somut olmak lazım, genelleştirmeden ve bir hayale dalmadan
  • Samimi bir dil, tatlı gülüş pek yaraşır gözleri ömre bedeldir dostlar
  • Unutmayın hanımlar beyler, kişinin karakteri ile ilgili değil olay, davranışlara odaklanın, davranışlar üzerinden ve sonuçları üzerinden konuşup beklentileri dile getireceksiniz. Atla deve değil(ejderha bu dikkat etmelisiniz)
  • Öznel ve tanımlayıcı olun, kişilerin kendilerini geliştirebileceklerine olan inancınız mı var? Yapıştırın şukuyu.


Biraz daha büyüyüp terfi alacağınız zaman değerlendirme merkezi uygulamalarına alınabilirsiniz, bu noktada sizden simülasyonda ve dahi gerçek hayatta, çalışanlara hem olumlu hem olumsuz geri bildirim veren biri olmanızı bekleyecekler. Çalışanların uzun vadeli gelişimine odaklanma konusu girer devreye, mentorluk aldın mı, koçluk yaptın mı, eğitime gönderdin mi, bu insanların geçmiş dönemdeki performans değerlendirmelerini ve diğer göstergeleri incelemek falan lazım gelebilir. So kendi gelişim alanı ve güçlü alanlarını bilirken, çalışanlarının/ekibinin de mevcut durumunu bilmen ve konuya hakim olman beklenecek beyaz yakalı.

Ekibi olanlara ödev, ekibiniz rol ve sorumluluklarını belirleyin, delegasyon yapın(olm uzman mısınız siz, insan yönetme tarafına geçtiğinizde işi uzmanlara devretmek gerekir), başarıları takdir edin, ekibi motive edin, açık ve yapıcı geri bildirim verin, takım kültürü yaratın ve gelişimin önünü açın, değişimin öncüsü olun, inisiyatif almaları için onları cesaretlendirin. Bunları da yapamıyorsanız ölün bir zahmet.

Konu ile ilgili muhteşem bir yazı için buyursunlar;

Kanunimeyşın

Geri Bildirimlerin Geri Bildirimi,
Coco






1 Nisan 2017 Cumartesi

Tazminatını Alarak Ayrılmak


Yazının müziği yine Nina Simone'dan-Take care of your business

#ayna


Her şeyin bir bedeli var elbette.
Miro geldi, Kayserili kuzenimiz evlilik hazırlığında ve über geleneksel haller içerisindeler, söz bohçası, nişan bohçası, gelin görme... Sülale boyu toplaşıp okazyon uyduruyorlar. Gelini görmeye gidelim'in Kaysericesi. Ben yoğun olduğum için bu organizasyonların hiçbirinde yokum, zaten o kadar kadınla işim ne acaba? Kız lisesinde miyiz? İlkokul 3 müyüz? Daral gelen evcilik oyunu hallerindeyiz.
Kuzenimizin eşi olacak minnak kız ile henüz tanışmadım ben, ailede genelde en son benimle tanıştırırlar, ben aile üyelerine mülakat yapmayı sevmiyorum yea. Sonra dürüstçe fikrimi söyleyince küsüyorlar. Mesleki hastalık 101.
Evet, konular birikti, sabah sana geleceğim diye yazdı gece Miro, sabah hayvani boyutta bir pasta ile gelmiş, sonsuz diyetimi bozmak zorunda kaldım, evet ben bir ketojenik değildim, karbonhidratı da çok seviyordum, önümde 8 kişilik çikolatalı ve krokanlı bir pasta duruyordu. Tabloları inceledikten sonra aeh evet, sanatsever bir aileyiz, kahve içelim dedik sevgili günlük.

Bu minnak kız Miro'ya, Rolex'inden memnun musun diye sormuş. Tarih boyunca böyle bir soru sorulmamıştı sanırım. Rolex'ten memnun olmak, aklıma zaten hemen şu video geliyor. Ok, tamam bir cümle ile kızı harcamıyoruz, aramızda Rolex'ten memnun olmayanlar olabilir.
Konudan konuya, olaydan olaya atlarken, Miro anne tarafından kuzeni Leyla'dan bahsetti, işten ayrılmak istiyordu falan diye anlatmaya başladı, o konuları hatırlıyorum geçen sene de konuşuyordu.

Eeeee bu dünyanın en normal hikayesi diyebilirsiniz. Hımmmm, aslında öyle. Kıbrıs'ta yumurtalarını satan kızdan sonra 3. seviyede ilginçlik taşıyan bir hikaye. Leyla 10 küsür yıldır aynı şirkette, kendini adamış ve kendinden geçercesine çalışıyordu. Uluslararası zımbırtılar yapıyorlar, şirket 2016 son çeyrekte satıldı ve yönetim değişti, haliyle 1. yöneticisi falan da gönderilince tatsız bir hal aldı. Mevcut durumda ayrılma isteği ile motivasyonu değişen Leyla gitmek istiyordu, bu kararını bağlı olduğu yöneticiye söylemiş. Anlaşarak ayrılmak, tokalaşarak vedalaşmak, kapıyı çarpmamak istiyor zaten çok tarzı da değildir, Leyla bir özgecan olduğu kadar zarafet timsalidir. O tam bir iş bitirici, sonuç odaklıların başganı bir yönetici falandır ama yöneticisi biz senin gitmeni istemiyoruz diyerek tazminat senaryolu seçeneğin önünü tıkamak istiyor. Evlilik opsiyonu var, evlilik belgeni görürsem evlilik tazminatı alabilirsin diyor. Bildiğimiz kadarı ile Leyla'nın yakın zamanda evlenme gibi bir planı yok çünkü hayatında biri yok.

Tazminat alarak gitmelerde en iyi ikinci seçenek, eğer kendini kovdurtamıyorsan, evlilik kartını oynamaktır. Eşim çalışmamı istemiyor diyerek evlendiğin andan itibaren 365 gün içerisinde istifa edebilir, yeni bir işe başlayabilir ya da evde takılabilirsin. Bu bahsettiğim olay kadınlar için sevgili İzlekler. Pazarda niş alan varsa yardırın, oturup size işe olan bağlılık, işvereni sevme övmeyeceğim.

Adam artistliğini yapmış, Leyla'nın ana şartelleri atmış, arkadaş grubumuzdan Tankut ile yıldırım nikahı ile evlenmiş. Bunu ben bile beklemiyordum, koltuktan düştüm, gözlerimden yaş geliyordu, nikaha çağrılmadığıma mı gülüyorum, Tankut ve Leyla'nın bir çift olarak uyumsuzluğuna mı bilmiyorum. Ama yapmıştı. Bu olay 2016'nın en efsane haberleri arasında yerini alacaktı benim için.
Formalite olsun diye evlenen arkadaşlarım vardı, işinden bıkmış, mutsuz, yeni bir başlangıç yapmak isteyen. Camoooon bugüne kadar hanginiz tazminat almak için evlendi? Kimse bana maceradan bahsetmesin. Bizimki evlilik belgesini gözüne sokmuş.

Geldik bir hikayenin daha sonuna, evet dünyanın en saçma beyaz yakalı hikayesini dinlediniz. Leyla ve Tankut boşanmışlar, zaten nikaha çağırmamışlardı, boşanmaya da çağırmadılar üzülmedim, ben olur da aşık olurlar diye umutlanmıştım. Merak edenler için o tazminat alındı, evlilik kurumuna ve boşanma istatistiğine olan katkılarından dolayı ikisini de kutluyorum. İnsan gibi tazminat ödemeyen şirket ve yöneticilerininde ABV.
Umuyorum hepiniz sizinle evlenecek kadar fedakar arkadaşlara sahipsinizdir. Bakınız zamanında istifa ve tazminat konulu ciklemelerim vardı;

Beğenmeyen Yallah Arabistan'a.

30 Mart 2017 Perşembe

Yeni Patronunuz Ramazan Davulcusu mu?

Yazının fon müziği: Cold Hard B-Jet





Zamanın birinde bir profesyonel şu aralar çok konuşulan bir iş adamının şirketi için görüşmeye gitmiş. Nasıl biri diye sormuş İK'cıya, o da valla çok iyi biri davul çalıyor bazen gibi bir cevap vermiş. Alıntılayamıyorum çünkü tweeti silmişler. Gece boyunca mide ağrısından kıvrandım, mevsimin bu döneminde olduğu gibi stres yaşadığım dönemlerde halıyı tırnakladığımı biliyorum. İnsan çok saçma bir fikir yea.


İş değiştiriyorsun önünde mini soru işaretleri var:


  • Yeni ofisin eskisini aratacak mı?(Neden ofisten başladığım konusunda hiçbir fikrim yok, ergonomi hayatımın her anında çok önemliydi, aslında bir fikrim varmış.)
  • Yemekler iyi mi?
  • Daha iyi bir ücret paketine mi yer değiştirdin?
  • Daha mutlu olacak mısın? Bu sevdiğin iş mi?
  • Potansiyelini ortaya koyabilecek misin?
  • Ardından yeni yöneticiler gelecek mi, birilerini yetiştirecek misin?
  • Yeni patronun eski patronunu aratacak mı?
  • Başarı dediğin şeye ulaşabilecek misin?
  • Birilerini harcamak durumunda kalacak mısın?
  • Birileri seni harcayacak mı?
  • Bundan daha fazlasını yapabilecek misin?
  • Adın efsane gibi dillerde mi olacak?


Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. İş görüşmesini işe alımcıyı tatmin etmek gereken savaş meydanı gibi görüyorsunuz. Olay danışmanı, işe alımcıyı, yöneticiyi(fonksiyon yöneticisi), ceo'yu mutlu etmek değil, bu iş bir beğeni uğruna yapılmıyor. Tekrarlamakta fayda var, sen belirli bir süreliğine,
1-2-10-15 yıl yeteneklerini kiralıyorsun, onlar da maaşını veriyor. Marka ile kendini bağdaştırıyorsan, duygusal bağın falan varsa marka elçisi gibi yürüyorsun. Aksaklıkları sahipleniyorsun, hataları kucaklıyor ve daha iyi hale gelmesi için çabalıyor, zamanını satıyorsun.
A! Bu arada çok mutlu olabilirsin, huzurlu olabilirsin, sabahları işe gitmek için nedenin olur, faydalı hissedersin, katkıda bulunursun, ait olursun bir şeye, hizmet etmenin verdiği tatmin mmmmh.
İK çok rerörerörerö, işe alım çok rerörerörerö
Ya kusura bakma ama senin ortalama zekana bırakamayız bu işi. Nasıl berbat edildiğini, nelere mal olduğunu, insanlara ne travmalar yaşattığınızı görmüş bulunuyoruz. İşi profesyoneline bırakın. Hayali bir durumu sorgulayan görüşmeci hayali bir cevap alır, yetkinlik sorgulayan somut davranış örneklerine ulaşmayı amaçlar. Ayrıca hepimiz yalancıyız bazıları daha iyi yalan söyler, bazıları daha kötü.
Taylor'un vida döneminden alalım, Ford'un T modelinden bu yana alalım. İşe alımı yetkin kişiler yapsın, bu insan firmayı da temsil ettiğini de unutmasın, markanın elçisi olduğunu unutmasın, ne bileyim şirketini ballandıra ballandıra diğer insanlara anlatıyor olabilir ancak dandik bir mülakat süreci yönetmesin, sonra biz onların sıvadığı meseleleri düzeltmek için ekstra efor sarf etmeyelim.


pinterest'ten buldum




Yeni işinizdeki yöneticiniz, üst düzey yöneticiniz falan işte;
Sizi geliştirecek, alan yaratacak, psikolojik alt sınırınızın üzerinde ücret paketi paylaşacak, dinleyecek, harikulade bir terfi yolu oluşturacak(yetenek havuzu falan diyorum, liderlik uzay), karar almada katılımınız için sizi cesaretlendirecek+destekleyecek, mentorluk yapacak, zorlayıcı görevler verecek. Bilinen en popüler beklentiler buna benziyor. 

Ünlü bir filozof olan dedemin(James Goldsmith) de dediği gibi:
If you pay peanuts you get monkeys

Yıl olmuş 2017. Kendinizi tanıtmak zorundasınız, kendinizi temsil etmek durumundasınız, iş görüşmesine sizin yerinize anneniz gitmeyecek zaten gitmesin de. Tanrım! Aklıma ETS'deki kadın geldi, adayların annelerini arayıp çocuğunuz nasıl bir çocuk onu işe alalım mı diye araması geldi. Bu ülkede çocukların göbek bağları 35 yaşına kadar kesilmediğinden anne bağımlı çocuklar etrafta salınıyor. Öyleyse, hayata dair bakış açınızı, vizyonunuzu, beklentilerinizi karşı tarafa anlatmak için ne duruyorsunuz? Şimdi değilse ne zaman? Mızırdanmayın, kendi seçimlerinizin sonucuna katlanacaksınız. Davul çalan bir patronunuz olmasını istiyorsanız çıkışlar sağdan, daha anlamlı bir şeyler istiyorsanız soldaki kapıyı açın.
Guyz, ölmüş eşek kurttan korkmaz, esen kalın.

Kötü kararlarınızın ve onulmaz yaralarınızın Azizi,
Coco

23 Mart 2017 Perşembe

Şirket Kütüphanesi

Hello weirdos, yazının fon müziği Zeki Müren'den.

Sevgili Günlük,
Aklımıza mukayyet olmamız gereken günlerdeyiz. Sabahları 7 civarı uyanıp öksürüğümün geçmesini bekliyorum. Deli gibi çikolata yiyorum, beklemede olan kitapları okuyorum. Bir yandan danışmanlık devam ediyor, bir yandan da kariyerini mahveden sevgili dostların istedikleri noktaya gitmeleri noktasında mihmandarlık yapıyorum. Çok yorucu.
Bu hafta sadece 1 kez yürüdüm, sümüğün etkileri halen devam ediyor, neye uğradığımı anlamadan yere yapıştıran bir hastalık dönemi geçirdim. Aşırı oğlaklık ve düzenli beslenme işe yaramadı hatta ilaçlar bile ilk 2 gün işe yaramadı. Allahım ne büyük acılar.
Mailleri temizledim, dolapları ayıkladım, kışlıkları kaldırdım, yazlıkları ve özellikle bikinileri özenle yerleştirdim.
Bugün kitaplar hakkında konuşacağım, kitapları normal şartlarda okullara falan bağışlıyorum, en son eylül ayında bir sadeleştirme yaptım, 4 sırt çantası kitabı sahaflara götürmeye karar verdim, ulu bir amaç için kullanacaktım. Şubat 2017'ye kadar 4 sırt çantası kitap benimle gezdi, neden mi? lksdaşslkdjşlsdkfj, utandım. Olm sahafa gidemedim, kitaplar kaldı öyle. Sonra onları şehrin farklı yerlerine koymaya karar verdim, mangal mevsimi geliyor iyi olur yorumu aldım. Böhühüh.



Sabah sebze suyunu içtikten sonra Aşk-ı Memnu'nun 1354. kez yeniden yayınlanan bölümünü izledim. Alışverişe gitmem ve tavuk, peçete, kahve, süt ve daha nicelerini almam gerekiyordu. Hayret, bugün avm'ye değil normal dükkanlara gidecektim. Derken korkunç manzara ile karşılaştım, biri arabanın camını kırmış halkımız moraller sıfır, sıfır, sıfır. Bir perşembe daha ne kadar sefil olabilir? Soru retorikti, bildiğiniz gibi perşembe günlerinden nefret ediciliği kariyerim hala devam ediyor.
Son günlerde kariyer, 2. kariyer, 3. kariyer üzerine düşünmeye devam ediyorum. Modum görsel sanatlarda bir şey yapmış olmam gerekiyor kısmında yoğunlaşıyor. Kuzenim geldi geçenlerde uyku tedavisi devam ediyor, uykusunda yürüyor falan, kendisi mimar, arkeoloji okumalıydın ya da sanat tarihi diye giriyor lafa(orta okuldayken sanat tarihi dersi alıyorduk damardan girdi). Peyzaj okusana ya da iç mimarlık beraber iş yapalım falan diye devam etti, ofis açtı, projeler sıraladı, oh Tanrım bu nasıl bir motivasyon.
Neyse yeşil çay yaptı içiyoruz. Telefon çalıyor...
Arayan bff'lerimden Leo, kafası çalışan birisine ihtiyacım var dedi. Genelde fikrime ihtiyaç duyduğunda zekama övgüyle başlıyor ve bundan rahatsız değilim.

Acil durum: Şirket Kütüphanesi kurulacak.

Oh my God! Bir klişe!!! İK departmanının akademi ile imtihanı, eğitim ile imtihanı, işveren markası ile imtihanı, kültür ile imtihanı. Ve her ik departmanının geldiği nokta, onlayn eğitimleri de atadığımıza göre artık bizim de bir kütüphanemiz olmalı.

Geçen yıl ben bu kitaplarla gidip gelirken, direktör(hani şu personelci kıza sen de folloş olmuşsun, bulursun kiranı ödeyecek birini diyen İK'cı öküz), bir dinlenme, kaynaşma, hedö hödö alanı yapılmasını istedi. Pazarlama'dan tasarım yapmasını istemiş, ortaya çıkan kurumsal renklerin dandik bir Selim Bey tasarımı ile kombin edildiği leş bir alan. Kitap lazım, görevi asistana pasladık. Vizyonerliği uzay olan üst yöneticimiz totalde 100 kitap istedi, her kitaptan 5 tane alınsınmış falan, neyse asistanda panik atak var, önce onu sakinleştirdim, sonra istersen öneride bulunabilirim dedim.
İşin eğlenceli tarafı online kitapçılarda gezinmek, instagram'dan bir grup önerdim, takip edenler biliyor:  #coconunefsanekütüphanesi

Leo'nun sorusu şuydu, hangi romanları alalım, best seller önerelim mi, takibini nasıl yapacağız?
Takip mi? Camooooonn. Geçmişte bir yolculuk yaptım, çalıştığım şirketler 10K ve üzeri personele sahip, belirli bir düzeyde kültür sahibi çalışanları olan şirketlerdi. İK'cı olarak fanilerin çektiği dertleri çok çekmedim, so aynı İK'yı yapmıyorduk da. Anlatmaya başladım;

  • Bir önceki şirkette ağırlıklı olarak caselerin olduğu kitaplar okurduk ve ortak alanda kitaplığımız vardı, herkes takımın gelişmesini arzu ettiğinden birbirine kitap önerir, getirir, tavsiyede bulunurdu. Kitapları takip etmezdik çünkü sorumluluk sahibiydik ve okuduktan sonra geri gelirdi. 
  • İki önceki şirket, mavi yakalı çalışanların gelişimi için ayrı bir alan oluşturduk, sahadaki kütüphane ayrıydı genel merkezdeki ayrı. Takip sorunu yaşamıyorduk. 
  • Üç önceki şirket hayvani boyutlu bir teknoloji şirketiydi ve Bertolt Bretch'ten başla, Drucker'dan çık, çeşitlilik şapşahane idi. Yalnız ben böyle devam edeceğim ve burada anlatmaya çalıştığım şey, tüm bu sürecin içselleştirildiği ve kütüphane müdürü olmadan da kitapların geri getirildiği ile alakalı. Leo'nun çalıştığı şirket, kültürü belki de sektörü ile ilgili olabilir soru işareti, ya muhasebedeki kız kitabı geri getirmezse? Kaşe mi basmalıyız? Woww wooww wooww, vallahi haram. Önerim şu oldu, kitabın iç kapağına veya ön tarafa sticker yapıştır, sevimli olsun, kütüphanenizin adı varsa onu yazın üzerine. Kitabın takibi için personel istihdam edebilecekseniz, engelli bir personel yerleştirilebilir, bütçeniz var mı falan diye yardırdım. 400 kitabın olacağı bir kütüphanecik için tantana çıkarmam. 
  • Dört önceki şirkette sadece İK'ya kütüphane hazırladık, onda da sırf kendi kendimizi eğlendirmek için satın alma sürecini başlattık, bunu da alın bize, bunu da alın, bunu da istiyoruz derken, kitapevleri ile yazıştık, bize hayvan gibi listeler ve indirimler gönderdiler.
  • Beş önceki şirkette kendi kitap dolabım vardı. 
  • Altı önceki şirkette eğitim departmanındaydım, sınav kitapçıkları falan basıyorduk. Gördüğünüz gibi olay İbrahim Müteferrika'ya kadar gider. En sevdiğim baskı makinesi de Heidelberg'tir. 
Pekiyi Sevgili Coco, hangi kitabı alalım?

Ben de bu soruyu sormanızı bekliyordum. Şaka şaka beklemiyordum.

  1. Guyz! Liderlik kitaplarının her türlü gideri var.
  2. Stephen Covey- Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı gibi kitaplar mesela, Tarçın bunları okuyup ezbere sayardı. Sen şimdi 3. evredesin falan.
  3. Birkaç spiritüel kitap ekleyin. Doğu mistisizmi, kapitalist düzenin yeni ürünü olarak hayatımıza giren nefes alma biçimleri, yoganın 75. seviyede estetize edilmesi, secretvari quantumlama banko. Plaza hayatı beyaz yakalısının vazgeçilmezi. Condensed milk, çiya tohumu falan bunlar kitap okurken önemli.
  4. Anne-çocuk, ebeveynliğe övgü, çocuğum dünyanın en akıllı dahisi içerikli şeyler mutlaka olsun, hep olsun. Yanında şirket psikoloğu verin, yanında da diyetisyen.
  5. HBR'ın dandik cep türü özet kitapları olmazsa olmaz. Lider olmaz doğulur, hayır doğulmaz sonradan olunur, siz aslansınız, kaplansınız.
  6. Sanat topluluğu, tiyatro grubu vb. oluşumlar var ise Shakespare'ın Hasan Ali Yücel serisini mutlaka alın, Moliere'ler, Bretch'ler must.
  7. Roman, mmmmhhh çok emin değilim, amaç vatana millete hayırlı olmak, çalışanlara okuma alışkanlığı geliştirmek mi? Amaç kişisel gelişim ayağına yıllık hedeften skor almak mı?
  8. Mühendisler için teknik kitaplar mutlaka olsun, sektörel yayınlar olsun, dergiler olsun ama kimse okumasın anlaştık mı? Benim için mimarlık kitapları kafi. Mediacat kitaplarım için ayrı bölüm isterim.

Mükemmele ulaşmak için istekli, obsessive bir iş arkadaşımıza görev verelim, en iyi kitap dizilimini o yapsın, renklere göre mi ayırır, içeriklere göre mi bilemiyorum.
Evet, tüm amelasyonu yaptık, satın alma kitapları getirdi, inşaat pislikleri temizlendi, raflara şirket bayraklarından konuldu, plastik bitkiler, abidik gubidik bambular falan hazırsa, şampanya eşliğinde kütüphane açılışınızı yapabilirsiniz. Kitabın takibi konusuna takılmayın. Yetişkinlerle çalışıyorsunuz, İK'cılarınız(işe alımcı olanlar) şirket kültürünüze ve değerlerinize uyum sağlayacak birilerini işe almıştır zaten. Giden kitaplar geri gelmiyorsa prosedür yazın kıskıskıskıskıs. Dalga geçiyorum elbette. Giden kitaplar gelmiyorsa bırakın zaten sizin hiç olmamıştır. Send to all diyerek, konusu sizi çok özledik konulu mail atın, kılıfına uydurun, bu harekete plaza dilinde "Arkadan ücretini gönderemeyen var mı?" hareketi denir.

Üniversitede dişlerini yaptıran bir teyze vardı, kütüphane görevlisi, dünyanın en ciddi işini yapar gibi yapardı işini. Fısıldama yasak, kitap sorarken çekinerek soru sormak default yükleniyordu. 1. sınıftayım Alamut Kalesi'ni okuyorum, süreyi uzatmak için gittim bir gün ağzında maske, geçmiş olsun dedim, maskeyi indirdi azarlar gibi teşekkürler dedi, oha ağızda kompile diş yok. Fırk diye güldüm tabii, gözleriyle öldürdü beni, siyah boya saçları, öldürücü bakışları ve dişsiz ağzı ile 100 yıl kadar uzun bir sürede kitabın adını girdi, fiftem yavaf dedi, anlıyorum dedim. İşine saygı duyuyordum ama kütüphanenin duvarlarında benim okula hediye ettiğim tablolar, raflarda bağışladığım kitaplar vardı ve bu kadar kötü bir muameleyi hak etmiyordum, belli ki kültür sanat mantarı bir insandım. İstanbul'da olsak sorardım ben sana diyordum içimden. Fizik dönem ödevi için Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde fink atıyordum ben teyze, senin kadar antik bir insanı en son oradaki kitaplarda yer alan heykel resimlerinde gördük!
So, özgürlük iyidir. Şirkette kitap alıp da vermeyenin terfisi geri alınsın, departmanı kapatılsın, amin!

Zeka Küpünüz, akıl ve fikir ihtiyacı olanların Tanrısı,
ve bir de Şirket Kütüphanesi Küratörünüz(harikulade kitap listeleri ve reklam işbirlikleri için...)
Coco of İskenderiye


27 Şubat 2017 Pazartesi

Kariyer Hedefi


Mesela pigmeler, mesela bamya p...


Yazının fon müziği: Buckshot Lefonque-Another Day


Hafta sonu muhteşem bir kahvaltı için karşıya geçtim, bol sektör dedikodusu, süt reçeli, taze ot eşliğinde tamamladım kahvaltımı iyi ki çok muhteşem arkadaşlarım var. Öğlene doğru kendi yakama geri döndüm, bir çocuk doğum gününe davetliydim. Şöyle oluyor; arkadaşlarınız evleniyor, çocuk yapıyor, kuzenleriniz evleniyor çocuk yapıyor, arkadaşlarınız ve kuzenleriniz boşanıyor, ikinci tur evlilik ve çocuklarını yapıyor siz de bu arada ne evli ne de çocuklu olduğunuz halde bu tip okazyonlara davet ediliyor ve ayrıca gülmekten katılıyorsunuz. Izy "Çocuk doğum günlerine çocuklar davet edilmeli." dedi ve gelmedi, oldukça makul bence, çocukluğumu hala üzerimden atamamam nedeni ile ben gittim sanırım. 
Davetliler arasında yolda arabasıyla giderken metrobüs altında kalan bir adam vardı, acıklı hikayesini anlatıyorlar, karşı tarafın ilgimi çekmesini beklediğini anlıyorum bakışlarından, bekliyorlar, bende metrobüs hiç yok diyorum, 3 durak için kullandığım bir aletin sürekli birilerinin üzerine çıkması, şerit değiştirmesi falan gündemimden çok uzakta. Şanslı isem o üç duraktan birinde eski bir arkadaşıma rastlıyorum, daha şanslı isem oturacak koltuk buluyorum. So yukarıdaki foto metrobüse bir salut niteliğinde. 
Arkadaşlarımdan biri yetenek havuzunda, ilk değerlendirme merkezinde fazla yaratıcı bulunduğu için 1 yıl bekletilip tekrar assessment'a alındı, detay veremeyeceğim korkunç işler dönüyor o şirkette. Şubesine yeni bir müdür atandı, adamın önceki şubede sevgilisi olduğu ve evli olduğu biliniyor. Yakın zamanda yanına aldırmak için hamle yapacağı söyleniyordu, bu olay yaklaşık 6 aylık bir olay. 

O gün gelmiş çatmış, benim pampaya sana yeni bir pozisyon öneriyoruz ama segment değişecek, seni ebesinin örekesine göndereceğiz ama aynı pozisyonda, ücrette ya da yol yardımı tarafında bir fark yaratmayacak denmiş. Hatta yöneticisi olacak hırbo yerine gelecek olan sevgilisine iş devri falan yapacağını söyleyip duruyor ve 1 ay içerisinde bu geçişin olacağından da emin. Araya direktörler, bölge müdürleri falan da giriyor. Bana anlatılan bunlar, elbette bir çok değişken var, banka personellerinin 2-3-4 yıllık dilimlerle farklı şubelere geçirilmesi, pazarlamanın yıldızı olan bu arkadaşların daha az sıklıkla genel müdürlük pozisyonlarına transferi konuları kenarda park etmiş durumda. 

1-Yeni segmenti kabul edecek ve karşı yakada farklı bir şubeye geçecek.
2-Yeni segmenti kibar bir dille reddedip kendi yakasında bilinmeyen, hedeflerin daha küçük montanlı olduğu ve yeni bölge müdürüne kendini ispat etmek zorunda olduğu bir şubeye tayinini bekleyecek(ay sonuna kadar belli olur).
3-Tazminatını verip gönderme seçeneği sadece hayaller tarafında, temenni olmaktan öteye geçemiyor. 

Yeni segmentteki müşteri profili ile daha önce çalışmamış, bunu bir savaş bir zorluk olarak ele alabilir. Satışçı içgüdülerini kullanabilir, analitik düşünme, müşteri odaklılık, stratejik derinlik(aksjhdkahsdka), ilişki yönetimi vs. klasik. Bilinmezlik rahatsız edici boyutta. İkinci seçenek daha az zorlar, hedeflerin daha sakin bir hal alması mümkün, yine de kendini ispat etmek zorunda. Klişe bir iki ucu b.klu değnek vakası. İK ile iletişime geçemiyor, kararını direktörüne bildirmek zorunda. Teknik anlamda yöneticileri olumsuz geri dönüş yapmış, güvendiği herkese "Şimdi ne yapacağım?" sorusunu soruyor. Sanırım tam da bu yüzden hepimizin bir B Planı olsa iyi olur. 

Bu yüzden kariyerim ile ilgili ne istiyorum, nerede olmalıyım, olmamalıyım, ben yokken arkamdan ne diyorlar, yetenekliysem ne kadar yetenekliyim, nerede beni harcıyorlar, ya ben Bihter Ziyagil değil miydim neler oluyor quzum gibi soruları kendinize sormanızı tavsiye ediyorum. Değerlendirme merkezi sırasında size sorulan zibilyon tane soru ile gelişim alanlarınızı tespit ederken, ki anlatmıyorsanız ifade güçlüğünüz var ise bu yine sadece sizin sorununuz, sizlere gelişim alanları ile ilgili öneriler sunarız. Elbette bunların farkına varmış olmanız işinizi kolaylaştırabilir. 

So işte size birkaç başlık, bakalım hedef odaklı olarak hareket ettiğinizde neler oluyor, takılın;

  • Bir hedef belirleyin, hedef belirken odaklanmak, performansa yönelik taktik geliştirmek söz konusu, yani bu noktada kendi kendini motive etmenin kapılarını açabilirsiniz. 
  • Spesifik olun, belki rakamlarla ifade edilebilen bir nokta, belki zamanla tanımlayabileceğiniz bir pozisyon, bitiş noktası belirleyin. 
  • Yazın, somut hale getirin, düşünceler uçuşmak yerine bir kağıdın üzerinde görsellik kazansın ve dünya barışı gelsin. Unutmayın ben, sizi tutuyorum. 
  • Kısa vadeli ya da uzun vadeli ödüllerinizi belirleyin, yokuş yukarı gidiyorsunuz, yuvarlanmak da var. 
  • Sınırlı sayıda kaynağınız olabilir so etkin ve verimli olmaya çalışmak iyi olabilir. 
  • Başarmak istediğiniz şey nedir, esneklik gerektiriyor mu, siz değişime ayak uydurabilecek kadar güçlü müsünüz bir düşünün. 
Daha büyük bir amaca hizmet edebilirsiniz, kendinizi bir gruba ait hissedebilirsiniz, bu sizi mutlu ediyor olabilir ve bu durum size yetiyor olabilir. O zaman bu yazının sonuna geldik Sevgili İzlek. Nesnel olmayı unutmayın duygusal bir profesyonel olmak başka, objektif bir bakış açıcı olmamak başka.
Bu arada kendinizi baskı altında hissetmeyin, artan hızla terfi edip yıldız çocuk olmak zorunda falan değilsiniz. Her terfi mutluluk getirecek diye bir kural yok. Mesela ben ücret artışında motive olabilen bir tipim, 6 figures olsa derdim tasam kalmaz, gerçi ben her iş değiştirdiğimde bir üst pozisyona geçtim bu da kayıtlara geçilsin lütfen. 

Ağlayan Yeteneklerin Azizi,
Coco Birthday Girl

xoxo


21 Şubat 2017 Salı

İnsan Kaynakları Zirvesi 2017: DNA







İyi öğlenler Sevgili İzlekler, merdivenden düşenler, İK Camiası, zirve ameleleri, sonradan görmeler, bir şey beğenmeyenler, alçaktan uçanlar ve tatlı su kunduzları.

Yer: Dünya, 3rd rock from Sun
Hava: Soğuk
Aylardan: Şubat
Moraller: Bozuk ama yine de enseyi karartmıyoruz (Çünkü yaşlandıkça deyim paylaşma oranım yükseliyor)
Konu: DNA-Decoding the new New Age yani yönetim, yeni çağın kodları ile yazılıyor ve biz de tanıklık etmek için oradayız.

Haliyle yılın İK ile ilgili en beklenen, en trendsetter organizasyonu için hazırdım. MCT, ben sizi tutuyorum. Teşekkürü burada mı edeyim? Teşekkürler ekip, gerçekten muhteşem bir iş çıkardınız.

İşe girerken "Yalnız ben zirveye gideceğim o günlerde ofis dışındayım, deal?" dediğimden o gün gelip çatmış, gözlüklerimi takıp gelmiştim. Tatlım, prensipleriniz olmalı, benim dünya böyle, yapamazsınız demiyorum, deneyin bakalım ne olacak diyorum.

İlk kez salondaki çıkışlar telaffuz edildi sahneden, alınan güvenlik önlemlerini dinledik, müthiş moral bozucu günleri geride bıraktığımızı hayal ediyoruz topluca. Provalarda sahne sahiplerini selamladıktan sonra pole positon aldım, 2 günlük maraton başladı. 86 konuşmacı, ow yeah, beyin tokatlayan konuşmalardı.
Politik Psikiyatri Tanrısı

En muhteşem konuşmacı: Vamık Volkan, saatlerce dinleyebilirdim. Siz deyin zamanda yolculuk ben diyeyim dünya tarihi. Öğrencisi olsam ya da Yılmaz Erdoğan'ın dediği gibi akrabamız olsa.

En uzatan: Köylülük. Zamanında başlar zamanında biter efsanesi var lakin 2 yıldır 20 dakikalık konuşmalarda kitabı olan konuşmacı şovunu bir türlü bitiremiyor. Ahmet Naç kişisinden bahsediyorum, TED'den ve diğer videolardan hatırlarsınız. Klasik bir giriş, ben kimim, ne yaptım derken öğrencilerinden birinin fotosu, onun üzerinden bir şey anlatıyor ama ben takıldım, o öğrenciden izin aldı mı bu kadar insanın önünde onu anlatıyor falan sorguluyorum ama... Adam inmek bilmedi, susmuyor, susmuyor yahu, bir şeyler anlatıyor, takdir ediyoruz tamam, rap müzikle matematik-geometri bi'şey bi'şey -14 dakikayı gördüm ekranda. Yılmaz Erdoğan'a şov yaptı, oynadı diye düşündüm tuhaf bir kendini gösterme çabası. Gerdi, sıktı, susmadı. Aynısını geçtiğimiz yıl Hasan Söylemez yapmıştı.

En doğal, en samimi, en yetenekli: Karsu, salonda piyano çalabilen az sayıda dünyalı vardı. Kendisini çok severim, favori şarkımı da söyledi. Aşırı mutluydum.

Sanat ve estetik dolu, çevik, değişimin öncüsü, güncel falan bir eksende bu zirve biliyorsunuz. Oraya gidişinizle bir aydınlanma yaşıyorsunuz, o an sizinle birlikte anılarınızda taşınıyor. Şanslı olanlar şirketlerine döndüklerinde aldıkları ilhamla bir şeyleri değiştirmek için adım atıyor, bakış açılarını sorguluyor vs. diğerlerine gelince, şekil yapıyor, ödül alıyor, bazen sahnede ideali anlatıyor ama hayatlar öyle değil. Ben orada olmaktan memnunum, kendimi buluyorum, geçtiğimiz yıl akılcı sadelik sonrasında bu sene oldukça vurucuydu. Teknoloji tarafını da yakından takip ettiğim için konuşulunlar şaşırtmadı, robotlar, transformers, battle star galactica-saylonlar falan bana göre normal. Değişim hızına yetişemeyen doğal şekilde seleksiyona kurban gitsin.



En favori kitap yazanı: Kate Sweetman-Reinvention: Accelerating results in the age of disruption. Ekibi dinle, duygularını dinle kısmı iz bıraktı bende. Sorsan tüm ik liderleri dinlediğini iddia ediyor.

MCT'nin güçlü olduğu konulardan biri konuk seçimi bunun için tekrar teşekkürler. Sektör için katkıları büyük, elbette kendi enstrümanlarını da anlatıyorlar, ayrıca online isteklere hızlı cevap veriyorlar ve esnekler, eleştirileri kucaklamalarını da unutmuyoruz. Sahnede sinyır gördüğümüz kadar X sonrasını da görüyoruz, gelişecek, daha da iyi olacak.

En show must go on: Tanyer Sönmezer, geçen yıldan sonra beklenen bir diğer sunumunu Pazarlama Zirvesi'nde izledim. Ancak bu sene beklemediğim anda enerji topu olup düştü sahneye. Az, öz, vurucu, güncel, çalıştıkları ajans mükemmel tebrik ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Öğrenciler vardı #binyapraktan
Notlarından okuyan konuşmacılar vardı-azalarak bitsin dileklerimle.
Sahne Senin için şunu söylemeliyim açık alanda ilgim dağılıyor ve konuşmacıları kaybediyorum, çok fazla uyaran var,  yine de Rostra'yı hatırlattı.




#iştekoro yu dinledim, büyük bir keyifle hem de, sonrasında Levent Yüksel konseri de oldu.

Human filming izleyemedim, sanırım tek pişmanlığım bu olabilir. İyi ki gittim, iyi ki gördüm, anlattım ve bitti. 2018'de görüşmek dileğiyle derken önümüzdeki yılın temasını paylaşayım, senden önce senden sonra bebek.
#ik2018


En kalbi duygularımla,
Coco

bkz: Akılcı Sadelik 



14 Şubat 2017 Salı

Sevgi Dilde Başlar

Güzel bir video çalışması ile daha sizlerle birlikteyim My Sevgili İzleks.
Borusan bugün yayınladı, olay nedir diye soranlar için;

Dilimiz zihnimizin aynasıdır. İş yaşamında önyargı ve ayrımcılığı yansıtan dili reddediyoruz! Unutma, #SevgiDildeBaşlar! #14Şubat #SevgililerGünü
diyorlar. Buraya kadar iyi güzel. Bu tip videoları izlediğim sosyal mecralarda alttaki yorumları okumayı da seviyorum siz de öyle yapın, taraflı, kişisel deneyimli yorumları takip edin, aydınlanırsınız. Daha insani şirket koşullarında çalışmanız dileğiyle.
Ek olarak cinsiyetsiz bir ses tonu ile dinlemeyi isterdim tabii mesela Serdar Ortaç.








 Haydi öperler, Borusan'daki arkadaşlarıma da sevgiler.
Coco Aziz Valentine

11 Şubat 2017 Cumartesi

Aday Deneyimi-Halkbank

Nasıl da gözden kaçmış bu çalışma, nasıl da Halkbank'tan beklemediğim bir hareket, şaşırdım. Aday deneyimini paylaşmışlar, hoş buldum.
Kişisel deneyimimi aktarayım bu arada; biliyorsunuz aralıklarla ehliyetimi kaybedip yeniden çıkartmak için başvuru yapıyorum. Arada ehliyeti buluyorum, arada komple gidiyor. En son dişçide düşürmüşüm geri dönmüştü, hah ondan sonra bir kez daha kaybettim, arabaya bindiğimde çantamdaydı, balo salonundaydık, eğlendik bitti, gece tekrar bindiğimde yoktu so başvuru yaptım emniyete, randevu almak falan ayrı bir dert, bankaya harç ödemek için gittim. Aklınız varsa siz de gidin, bir kere aşırı tenha, yetkilileri de aşırı ilgili, bankadan sıkılmadan ve hızla çıkmanızı sağlıyorlar. Bence bu yazıyı yazdığım için hesabımda tatlı bir hareket görsem hoş olurduaskdalsjdl. Banka işe alım süreci bir yönüyle keyiflidir, daha köşeleri olan aklı başında işler yaparsın ta ki bölge müdürleri adaya mantı nasıl yapılır diye sorana kadar ama bu başka bir hikayenin konusu.
Buyursunlar, aday dilinden ve gözünden İşe Alım Süreci;



10 Şubat 2017 Cuma

TV 2 | All That We Share

Müthiş bir iş yapmış Danimarka'da televizyon kanallarından biri(TV 2), duygulanarak izledim. Etiketlenmeden, ayrışmadan, delirmeden yaşadımız günlere duyulan özlemle...
Güzel işleri buradan paylaşmayı seviyorum. Buyursunlar;



 

4 Şubat 2017 Cumartesi

Kariyer Hataları


Harika bir yağmur yağarken müziğin sesini açıyoruz. Yazının fon müziği Nina Simone'dan geliyor Take Care of Business for Me





Hangimiz hata yapmadık? Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi?
Size 5 yıl önceye gitme şansı veriyorum, ilk görüşmenizi yaptınız, belki 2.
Neyi değiştirirdin?
O işi kabul eder miydin?
O sektörü bilinçli mi seçtin? Yaptığın şeye inanıyor musun?
Bu güne gelelim;
Kendini şu anda diğerlerinden farklı kılmak için ne yaparsın?
Neyi iyi yapıyorsun?
Neyi etrafındaki diğer insanlardan daha iyi yapıyorsun?
Neyi herhangi bir ödeme olmadan kendi kendine yapabilirsin?
Neyi herhangi bir çaba sarf etmeden yapabilirsin?

Ama siz hiç hata yapmazsınız değil mi, oh camoooonnnn bunu unutmuştum.

Şanelman ile bir restauranttayız, doğum günümü kutlamak ve geleneksel sinema günlerinden birini ifa etmek için buluştuk. Aile şirketinde çalışmak istemediğinden başka bir firmada iş bulmuş yaklaşık 1,5 yıldır takılıyordu. Genelde çalışmayı sevmeyen bu arkadaşımız işin kolayına kaçma, cool durayım derken arıza çıkartma konularında master degree idi. Yaklaşık 6 aydır da ben bu işten ayrılacağım, beni çok çalıştırıyorlar, izin kullanacağım, rapor alacağım vs. diyordu.
News: işten atılmış, fıtık nedeni ile rapor almakla birlikte, patronuna lololo yapmış ve ipler kopmuş, vermişler tazminatı, evde oyun oynayarak hayatına devam ediyormuş. Uzun süredir görüşemiyorduk u know hayvan gibi bir çalışma tempom var ve akşamları da eve gelip bayılıyorum.

8 kez babası ile tartışıp işten ayrılmış 9 kez geri dönmüştü, baktığınızda adeta bir Süleyman Demirel saçmalameyşınıydı. Helikopter ebeveyn rules, anlaşamıyorlardı. Girişimci olmaktan falan bahsediyordu ancak temelde yatan vizyon sorunu, iş disiplinin primitifliği konuları vardı ve bunun farkında bile değildi. Sabahtan akşama kadar sorun tespit ettiğim bir danışmanlık işimin olması yakın arkadaşlarıma sorunu lönk diye söyleyince zalım etkisi yapıyordu ki bunu kaldıramıyorlar bazen(Zalım Etkisi: yakın arkadaşların acı gerçeklerle yüzleşemeyip, doğruları duyunca önce inkar etmesi ve sizi duygusuz bir ZALIM olmakla suçlaması ile sonlanan hödö, şimdi uydurdum). Filmin oynadığı salonun kliması bozukmuş, sorry bro üşüyerek film izleyemem narin burnum tıkanır sonra dedim ve espresso içmeye gittik.
Dinleme zamanı, minimum soru sorma, cevapları kendisi bulsun diye es verme zamanı, ama yok nato kafa nato mermer. Kariyeri ile ilgili hata yaptığını kabul etmiyor, babası hayattayken servetini onunla paylaşmayacağını biliyor yine de hayallere dalmış durumda. Ne sonsuz ızdırap, beyin hücrelerim tek tek ölüyordu. Oyun oynamaya adanmış bir hayat, bel fıtığı olan bir sedanterdi karşımdaki. Kısa süreli tatilden sonra(6 ay) babasının şirketine geri dönecek ve gölge varlığını sürdürecekti hatta en iyi ikinci adam olamayacaktı ama bu başka bir hikayenin konusu.

So İzlekler, dilerseniz onun anlattıkları ışığında ölümcül kariyer hatalarını sıralayalım dilerseniz dedim aaaa vallahi olmaz ölümü görün:


  • Her şeyi bildiğini sanmak, ergen gibi çıkışlar(yeni nesil ergenlik çağının bitişi 32 diyor uzmanlar bunu bir düşünmenizi rica edeceğim). 
  • Network yapmamak, iş ağlarını geliştirmemek, ot gelmek ot gitmek, bulunduğu süre içerisinde şirkette hiç önemli bağlantı kurmamak. 
  • Toplantılara gerektiği gibi hazırlanmamak, avel avel bakmak, katkıda bulunmamak, silik bir tavır sergilemek, sen var hep geç kalmak vaktinde gitmemek. 
  • Ofis dramalarında esas oğlan / esas kız olmak.
  • Yine ofis içerisinde fazla kişisel bilgi paylaşımı, ne gerenk var?
  • Çalışmalarının sonucu, ürünün yani vasata bir övgü olması, minimum ile yetinmek, fark yaratmamak, sıradanlığın yıkılmaz kalesi olmak. 
  • Sektör hakkında sıfır bilgi, yanlış sallamalar, -mış gibi yapmalar, dandik öngörüler ve hedeflemeler. 
  • Kapıyı sert kapatıp çıkmak, köprüleri yakmak, limanları yakmak sen var piromani?
  • Gece klübüne gider gibi giyinmek(erkek+kadın both). Profesyonel hayatta profesyonel olmanız beklenir. 
  • Yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmemek, suçu başkasına atma eğilimi, farkındalık sahibi olmamak. Bu sizi gelişim konusunda sürüngen seviyesine götürür ya da organizasyondaki değeriniz tost makinesinin bir üstüdür, makinenin üzerinde hamam böcekleri geziyor yalnız onu da söyleyeyim. 
  • Yardım istememek, acil durumlarda eskalasyona gitmemek, bayrak kaldırmamak ve bunun yanında yardım aldıysa bile teşekkür etmemek... Unutmayın birilerini ezerek, üstüne basarak değil, birlikte yükseldiğinizde takdir katlanarak gelir ve bireysel markanızda yıldız olarak yakanıza takılır. 
  • Negatif tutum içerisinde olmak. 
  • İyi bir araştırma yapmadan sırf mevcut şirketteki iş arkadaşlarından ya da yöneticiden kurtulmak için yapılan amatör iş değiştirme hareketi. 
  • Mentorluk almamak, koçluk almamak, ben en iyisiyimcilik. 
  • Değişime aşırı tepki, direnme, minimum esneklik yine kariyer hareketlerinizi zorlaştıracak konular. 
  • Yönetim takımına sallama, rakibi kötüleme, şirket dışında saçma sapan hareketler. 
  • Ne istediğini bilmemek, maymun iştahlılık, aşırı prens veya prenses olmak. 
  • Hatalardan ders almamak. 
  • Berbat sosyal medya yönetimi.


Bu kadar yeter, belki gıcık bir arkadaş olabilirdim ama açıkça fikrimi söylememi tercih etmez miydiniz? Elbette ederdiniz ama sizin arkadaşınız değilim ben.


Muhteşem bir kariyer dilerim, hörmetler efenim.

Kariyer Şansölyeniz,

Coco Plaza Kuşu(Kuş dediysem Anka)


27 Ocak 2017 Cuma

2016'nın En İyileri

Ohannesborg, yılın bitmesine 11 ay var ve az kalsın 2016'nın en beğendiniz yazılarını paylaşmayı unutuyordum, camooon unutmadım bittabi alın size Best of Coconut. Sadece buralarda değilim oralardayım.
Samuel Insull, "Zirveyi hedefleyin. Orada çok yer var. Zirvede o kadar az insan var ki, insan kendini yalnız hissediyor." demiş. Yemişim Samuel'i zirve şahane, başarabilen çıksın, site kasıyor. Beklenen davetler yapıldı, o davetlere gidildi, şahane hayatımın gereksiz ayrıntıları ile mutlu mesut devam ediyorum nefes almaya. Şimdi sıcak bir şeyler alın elinize şarap olur, kahve olur, kımız olur size bırakıyorum, minder moduna geçin, koyun postu olur şömine başında... Okuyun Sevgili İzlekler, her şey okumakla başlayacak, mutluluk-huzur falan, okuyun da büyüyün.

Hi Darling


Ya manyak mısın elbette ben de bu yazıyı çok seviyorum, evet:

1-) Bu Coco, 
Coco herhangi bir okulun herhangi bir bölümünden mezun olarak herhangi bir lisans bölümünü bitirebileceğini ispatladı. İK alnında kariyerine başladı diyelim(aslında kariyerime İK ile başlamadım ama bu başka bir hikayenin konusu), İK'yı seviyor, İK'da onu seviyor, kendisi için anlamlı işler yapmayı tercih ediyor kariyer kısıtlarının farkında çok sallamıyor, İK'yı anlıyor, biliyor, İK dilinde konuşabiliyor. 
Coco'nun kendisine benzeyen(yok ya ne benzeyecek hepimiz unique'iz ama en yunik benim) arkadaşları, meslektaşları, iş ortakları, koçları, yöneticileri falan var. Bunlar genelde kimse tarafından sevilmez, koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir, günah keçisi ilan edilir, vurun abalıya'daki abalı onlardır mesela. Çok rerörerörerödür. Çok da tınnnnnnnnnnnnnn çok da fifi, biz de size bayılmıyoruz, be professional.
Coco işini iyi yapar, Coco çalışkan, zamanını etkin kullanır, yanlışı çotonk diye söyler, insanların çalışırken yeteneklerini ortaya çıkaran atmosfer yaratır, analitiktir, bazen dandiktir, çoğunlukla dakiktir, attıkları free kicktir askdjalksjdla, god i hate football but i love Zlatan. Eve gittiğinde işini unutur, hedeflerini gerçekleştirir, pürüzsüz işleyen süreçlere, uzaylılara ve bilime inanır. 
Yeteri kadar çaba ve iq skor ile zorlukların, engellerin geçilebileceğine inanır. 
Dünyanın en zor işi İK değildir, en önemli işi de İK değildir, en iyi İK'cı da kendisi değildir, İK yapmazsa ölecek diye bir hastalık yoktur. 
Coco bir zeka yükseltendir.
Coco gibi ol...
Yazının devamı için: İK'cıları Anlama Kılavuzu

2-) Bu yazımı gelişeme açıklara, şirkete kendini adayanlara, zirve amelesi olarak gezenlere, dönüşte Anadolu'nun nadide yerlerinde İK yapmaya çalışanlara adıyorum.
Anadolu dediğimiz şey biliyorsunuz İstanbul dışındaki her yer.
Ankara ve İzmir'de İK yapılıyor şeklinde dedikodular var, gülmeniz bittiyse devam ediyorum. Elbette danışmanlık yaparsınız onu şimdilik park ediyor ve daha sakin bir görünüşe ulaşmanız adına bir kutuya kilitliyor veeeee ambara atıyorum. Komik olmayın. Şaka şaka Sınır Tanımayan İK'cılar sizlersiniz.
Yazının devamı için: Sınır Tanımayan İK'cılar

3-) İş bu yazı kendini bilmezlere, farkındalığı olmayanlara, kendini değerlendirme konusunda yardım alması gerekenlere, performans görüşmesinde saçmalayanlara, Dunning-Krugerler'e ve benzerlerine adanmıştır.
Uçağa yetişmem gerekmese daha uzun yazardım ama gitmem lazım bebeksiler, o da başka bir yazının konusu olsun. Bu video en sevdiğim. 
Yazının devamı için: Geri Bildirim

4-) Unutmayın, amaç pozisyona en yakın adayı bulmak, çalışan mutlu olacak, şirket mutlu olacak ki sonra zirvede gelip turnover oranımız %1 diye hava atabilelim. 
Aday açısından ayrılma nedenlerini anlatmak en zorlayıcı konu başlıkları arasında. Bunu nasıl ifade etmesi gerektiği konusunda da kararsız. Öncelikle yöneticimi ve şirketimi kötülemek istemiyorum deyip yardıran da oluyor(hayır bal gibi de kötülemek istiyorsun, gözlerinden okunuyor beni seviyorsun, eline versem hepsini bir kaşık suda boğarsın), beklentilerimiz uyuşmadı, Q4 için performans hedeflerimi gerçekleştirdiğim halde beni terfi ettirmedi diyen de, yöneticim biraz aptaldı, patronun damadıydı, yalancıydı diyen de...
Yazının devamı için: Adaylar Ne Söyler? İK'cı Ne Anlar?

5-) Bir yerde okumuş çok bilimsel, yöneticiler üst düzey olanlar, ekiplerine dahil olmasını istedikleri yönetici adaylarında şu tip özellikler arıyormuş;
  • Stratejik düşünme yeteneği, saf zeka istiyormuş. 
  • Doğru kişileri doğru işlere yerleştirme becerisi de istiyormuş. 
  • Ben de durur muyum yapıştırıyorum, iletişim peki? İyi bir dinleyici olma falan var mı? Varmış Sevgili İzlek, o da varmış. 
Yazının devamı için: Beyaz Yakalıya Tavsiyeler

6-) Ses veriyorum, doooooooooooooooo.
Bir "Kariyer, kariyer, kariyer... Adam çalışır karı yer." bölümümüze daha hoş geldiniz. Size kamyon yazısı yatağında yazı yazıyorum. Ağzıma bir avuç Ritter Sport yoğurtlu çikolata attım, mutluluktan ölebilirim. Son çikolata bükücünüz iş başında.
Belirli bir alanda uzmanlaşmak ya da generalist gibi çalışmak isteyeceğin, çok net hedeflerinin olduğu ana kadar kendini akışa bırakmanda bir beis(mahzur) görmüyorum okuyucu. Özgün işler yapma, kimsenin başaramadığı bir işi yapma, bir amaca koşma, hizmet etme, daha kalıcı bir olaya imza atma kapsam dışı.
Danışmanlık yaptığında işin içine farklı unsurlar girer, son söz müşteriye aittir, sen istediğin kadar pürüzsüz süreçler tasarla, efsane işler çıkarmaya çalış, müşterinin istekleri kadar varsın. Sana "yap, yapabilirsin, evet, istiyorum" demediği sürece(ve bununla ilgili sözleşmeyi imzalamadığı sürece) önündeki görünmez duvara toslamaya devam edeceksin. 
Yazının devamı için: Yeni Başlayanlar İçin İş Hayatı

7-) Bir beyaz yakalının hayatını, kariyerini harcamak için gerekenler; 
  • en önemlisi nasıl, nerede, ne kadar mutlu olacağı bilgisi, 
  • pozisyon için istenen yetkinlikler, bir sonraki pozisyon için gereken yetkinlikler,
  • şirket sayfasından vizyon, misyon, hart hurt, 
  • yıl içinde verilen sayısal hedefler, kpi bıdı bıdı,
  • bir çimdik iç müşteri-dış müşteri profili, bir tutam iş tanımı...
Yazının devamı için: Kariyer Sırları-2

8-) Sevdiğim işi yapıyorum, genelde seveceğim işleri yapmaya yöneliyorum/ bu durum ileride beni kısır döngünün içine doğru götürür mü?
Göreceğiz. Pratikte bu duruma kariyer kısıtı, limitli yükseliş, şakaklarıma kar mı yağmış sendromu gibi isimler de takabiliriz. Tabii ki tabbiiğkiii ben uydurdum.
Hemen her yıl mart ayında abidik gubidik şeyler olur hayatımda, supersonic kararlar alır, hayata geçirmem, bu bir klasik. 



Ya bir yol buluruz ya bir yol yaratırız. Benim sizlere inancım tam, yani bu ara öyle, beni hayal kırıklığına uğratmak istemezsiniz. 
Hepinize renkli kariyerler dilerim. 

Execution Managerınız
Coco