İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

Kıymetlimiss etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kıymetlimiss etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2016 Pazar

İK'cım Dağlarda Gezer

Çok yakın iki arkadaşımla sabahın körü kahvaltısında buluştuk. En son bir araya gelmemizin üzerinden 2 dolunay geçmişti. Havalı gözlüklerimle sabah serinliğine ve deniz manzarasına karşı otururken sinsice arkamdan yaklaşıp "Naydın, buranın sahibi gibi oturuyorsun." dedi minnoş olan.
Şanslıyım, oldukça şanslı, über arkadaşlarım var, gidelim deseler nereye diye sormayacağım.
Bir diğeri plazanın üst katında çalıştığından o sırada katılamadı bize, siparişler 27 dakika sonra geldi, hafta içi boş vaktimizin çok olduğunu düşünenler de var sanırım.
Konumuz iş, aş, aşk sıralamasıyla gitti.
Bilmem gereken ne var? sorusu ile başlamayı seviyorum, karşımdakinin önceliği ne ona göre ben en önemli hikayemi anlatmaya başlayacağım. Ekipleyken de böyle, sorun ne, senin yorumun ne, çözümün bizi nereye götürür, o yolu tercih edersek neyi kaybederiz. Ewwwwwww ne kadar da prenses ve makyavelist bir insan.

Eski sevgili gündemi ile başladık, eski sevgilisi ile görüşen insan en asil duygunun insanı mıdır?
Biz İK'cıların dandik problemlerinden biri de iş görüşmesi yapacak insanların bize dost gibi yaklaşmaları, aslında bir çıkar ilişkisi başlatmaya çalışmadıklarını gösterme çabası, iş görüşmesi ya da performans görüşmesine giriş, gelişme, geri bildirim, kapanış ve/veya ayrılık. İstiklal Marşı. Mezarımın taşına "Çok Şey Gördüm, Yüzüstü Gömün Beni" yazsınlar. Son 2 yılımı sorun tespiti ve ayıklamaya ayırmıştım, eser miktarda iyileştirme önerisi sunmuş, CDO şapkası takmış gibiydim. Bir duruma baktığımda, gözlemlediğimde kritik sorunları görüyor olmam işim açısından bir avantajdı ama bunu kullanabileceğim rolü bulmam gerekiyordu zira normal iş dünyası tipleri brutal gerçeklikle başa çıkma konusunda sizin gibi esnek olamayabiliyor. Gerçekleri olduğu gibi kabul eden dostlarım da yok değil.
Bizim minnak eski sevgilisi ile görüşüyormuş, minnoş ise buna tepkili, ikisini atışırken dinlemek paha biçilemez. Benzer hikayeyi Nazlı yaşamıştı, acıklı biten bir işe alım hikayesi 2000'lerin ortaları mmmhhh hala değişen bir şeylerin olmaması bir bakıma eğlenceli.

İK'cıdan sevgili olmaz. #fwb olur, hold for applause, hold for applause, fade out.  Şaka oradan geldi, minnak her gelene more than welcome diyor, minnoş ise anı yaşamayı seviyor, anda kalma konusunda master degree.
Sana gelince "Seninki imkansızı iste, biraz zaman alsın. Columbia mülakatları gibi zorlu." dediğinde içten gelen kocaman bir kahkaha. Hayır acımadı, oğlakım ben. Öyleydi, zaman kaybı yaşamamak adına cut the crap diyerek süreci baştan ben iyi bir arkadaş olmam diyerek sonralandırıyordum. Ne saadet.
Biraz direktör dedikodusu yaptık, biraz transfer, eğitim falan bir de danışmanlık. Uyuşturucu kullanan çalışan ile ilgili problem nasıl çözülmeye çalışılır falan.

Nazım'ın bir şiiri geldi aklıma(gölgesi) ve dolayısıyla o şiirin yazıldığı kadın Suat. Platonik sabahların ilham perisi, rüzgar eserken kuşlar da uçsun, fonda klişe huysuz ve tatlı kadın çalsın ya da durun Güzide Kasacı-Ya Rab Kalbimin Sahibi Nerede olsun yazının fon müziği. Reel hayatta şiirsel bir durum yaşayamıyoruz bari okuyalım. Ben inanıyorum, gelecek ama İK'cı olmayacak, olmasın da. Bu arada Suat'ı Fosforlu Cevriye'den biliyorsunuz zaten, asıl adı Saadet imiş.

Teyze bu;




Şiir de bu;

Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.
Cevapları öyle heycansız ki onun,
Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun.
Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi
Güzelliğin önünde, dolup, çarpmalı kalbi
Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal
Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal
Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor.
Bir çiçeğin önünde bir dakkika durmuyor…
Dönüyoruz yine biz uzun bir gezintiden
Gönlümün elemini döküyorken ona ben
O bana kendisini gülerek naklediyor
"Bilseniz mavi boncuk nasıl yaraştı." diyor.
Ya bu kadın delidir, yahut ben çıldırmışım
Ben ki; bir çok kereler kırılmışım, kırmışım
Ömrümde duymamıştım böyle derin bir acı
Birden onun yüzüne haykırma ihtiyacı
İçimde alev alev tutuştu yangın gibi
Bir dakika kendimin olamadım sahibi
Hiç olmazsa öcümü böyle alırım dedim
Yolda mağrur duran gölgesini çiğnedim.

Esenlikler dilerim, hepinize harikulade pazarlar efemmmmm.
K2'nizin İK'cısı,
Coconut Dağlarda Gezen



8 Temmuz 2015 Çarşamba

Tatil, Uyku, Ağaca Tüneyen Bir Süper Kahraman

Nem çok nem.








07:12 şimdi eve girdim. 
Tam uyuyacaktım ki sevgili dayım Albert telefon etti, "Kiminle görüşüyorum" diyerek telefonu açan bir adam düşünün, bu sanırım onun kafayı bulma şekli. Bilip de bilmezden gelme, salağa yatma bizde aile geleneği, "Ne yapıyorsun?" sorusunun ardından "Şoför aşağıda" dedi ve "ya işte evin odalarında turlayıp telefonda konuşuyordum" cevabımın bitmesini beklemedi bile. Kendisi uslanmaz bir girişimci, rahmetli-eski cumhurbaşkanı gibi bir adam, hani 8 gitmiş 9 kere gelmiş ya benim dayım da o hesap adeta Phoenix'in yeryüzündeki tezahürü, küllerinden doğma konusunda yılmaz bir savaşçı, 27 kere batıp 28. kez işyeri açan bir adam. Bu ara yeme-içme, inşaat, petrol, çelik işinde son 3 yıldır herhangi bir konkordato falan olmadı, Tip olarak Al Pacino'ya benzeyen bir adam, değişik beslenme alışkanlıkları vardır, gecenin 2'sinde sizi evden aldırır kuzu yedirtir falan, böyle laps laps. 

Bu kez hikaye neydi bilmiyorum, küçükken köpeği üzerime atladı diye çiftliği terk etmeye kalkmıştım, en eğlendikleri hikaye budur, kuzenimle motordan düştük hafif çizikler falan bi'ton laf işittik, sonra işte bu öküz Sibirya kurdu bahçede takılırken üzerime atladı, yusuf yusuf tabi, ben şok, ağaca tırmandım, oldukça eğlendiler, normalde cool olan ben her yerim yerimde mi kontrolü yapıyordum bir ağacın dalında, böğürtlen topluyordum ve kek yapıyordum, çocukken güzel bir hayatım oldu. 
Yine günlerden bir gün, o zaman tavuk üretim tesisi var, zorla götürdü "haydi gezeceğiz bilmem ne" diye taktık kafalara boneleri ayaklarda çizmeler hijyenik bir şekilde ahırlarda geziyoruz, "Bu gördüğün ahır büyüyünce senin olacak" dedi. "Dayı manyak mısın, daha ne kadar büyüyeceğim 22 yaşındayım ben" dedim(içimden), "Ayrıca tavuk business hiç bana göre değil bu ne ya kokuyor ewww(Ahır mı)" diye sayıkladım, bunun yanında sevgili pederimin ceset torbası fabrikası vardı enjeksiyon makineleri, laylon kokusu falan burada piliç kellesi uçuran bıçaklar... Vizyonsuzluğu görün işte halbuki unakıtan yumurtaları gibi olabilirdik. Bugün biri çıkıp 5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz dese, 2020 vizyonumu çatır çatır anlatırım.  
Son bir haftadır içtiğim kahveler, bıldır ki hurmalar nedeni ile bir uyku sıkıntım var, kafeine dayanıksızım, bu kez erken uyuyacağım derken 2 şehir geçip yanına gittim, gerçi arabada uyudum biraz, salyam akmış, rüyamda uzayda bir tavuk çiftliğimiz varmış yine...
Hani böyle kapıda karşılanırsınız ya, hah işte kırmızı halı, benim üstümde pijama "günaydın Dayı'cım" diye kollarını açmış koca yürekli bir adam, uykudan uyandırıldığımda biraz huysuz olduğumu bildiğinden oldukça sevimli bir giriş yaptık, Allah hayra yorsun. 
Müşteriler gitmiş, ödüllü aşçı var, elemanlar var ve benim vicdan azabım var, ya bırak adamları evlerine gitsin diyorum, tamam ben uyandım bak "O_o". Anne yadigarı olan bu adamın anlatacak hikayeleri vardı, gecenin o vaktinde kimseyi bulamamış ya da beni özlemiş ya yine iflas edecek ya da ne olduğunu bilmiyorum, işlerin nasıl gittiğini sordu, anlattım, bu ara tatilde olduğumu, son 6 ayın çok yoğun geçtiğini, önümüzdeki 1 ayın biraz yoğun geçtiğini yeni  bir iş teklifi aldığımı ama rakip olduğu için işin biraz sakat olduğunu yine de halimden oldukça memnun olduğumu sıraladım. 
Kuzu geldi, kuzu, gecenin 2'si, kuzu, diyetteyim, yarın kontrol var ve kuzu bu sıcakta, yanında pilav, en sevdiğimden. Aslında en sevdiğim yemek Hünkar Beğendi, mantı yoksa tabii ama yıllardır kendisi hatırlarsınız anneannemin karabiberli pilav hikayesinden dolayı bana pilav yaptırır. İkizleri soruyorum, iyilermiş, bekliyorum anlatıyor bir şeyler, oha o da ne başka bir işe daha girişmiş, profesyonel olarak benden destek almak istiyormuş, girişimcilik başka bir şey tabii, farklı bir ruh diyelim. Güvenli alandan çıkış, riski satın almak. Aslında çok belli, böyle bir servise ihtiyacı yok, yanında bunu yapacak profesyoneller var lakin moralimin bozuk olduğunu biliyor konunun yakınlarından geçmiyor ama kuzenimin ölümünün bana koyduğu gerçeği, biraz daha fazla vakit geçirmek ve beni kontrol etmek isteği, yer miyim ben(böyle damage control mu olur)? Sabahın o vaktinde kendisine bir program hazırlıyorum, 3 iş günü sonrasında sonuçlanacağını, finansallarını  ve karşılığında dondurma olarak ödeme yapacağını söylüyorum, dayımızdan para alacak değiliz herhalde(olm keko musunuz, gerekirse dayıdan da charge edilir, be professional ben çikolatalı dondurma istedim). 
So, tatilimin son haftasında 3 günümü ona ayıracağıma söz verip(haftasonu çalışmaç) yemek sonrası gelen tatlıyı gömüp, kumda kahveyi içip!!!! sabah ışıkları yükselirken yola çıkıyorum, yola çıkıyorum derken pijamalarım ve değerli kıçımı arabaya doğru sürüklüyorum, tabiisi arabanın kapısını açıyorlar ve sağ arka koltuğa süzülüyorum, kemeri takıyorum, Ersan Bey kontağı açıyor, el sallamasyon sonrasında öküz gibi uyumaç sabahın köründe evimdeyim. Aslında bu yıl adrenalinli bir tatil yapmayı istedim bir ara ama çok yorgunum, yemiyor. Seneye paraşütle atlayabilir, bir uçak simülasyonu hediyesi alabilir, bungee jumpinge katılabilirim. Aile ile kaliteli zaman geçirme vampir dayılarla böyle canlarım, kendisinin bir kız çocuğu yok belki o yüzden böyledir kim bilir.







Yatağa yığılmadan önce bloga bir uğruyorum, bir sürü taslak canlıya alınmayı bekliyor acelesi yok gibi, madem kahve içtim her şey yerinde, şimdi biraz daha uyumayı deneyeceğim, aklı başında akrabalar dilerim hepinize, güzel kariyerler, tatlı projeler ve sizi çok seven insanlar. 
Merak etmeyin ben de sizi seviyorum, bazen. 

Soru: Peki ahıra ne oldu?
C: Sevgili okuyucu, ilgin mi dağınık benim gibi, adam 27 kez iflas etti dedim, alö. Belki de girişimci olmama nedenim bu elim olaylar zinciridir. Who knows post traumatic stress dissor...

Yazının fon müziği: Robbie Williams- Go gentle 




29 Eylül 2014 Pazartesi

İş hayatı vs Kariyer planı

İş arayışınız sizi bir yere götürmüyor ise geleceğinizi yeniden yaratmak zorundasınız.

Hadi ama o kadar da zor değildi.Herkes kapısının önünü süpürse, herkes cv'sini güncel tutsa ve doğru cümleleri kullansa...

Sabah insanıyım, hep sabah insanıydım, hem sabahlayabilirdim konuşmaktan bitap düşüp hem de sabah enerji bombası gibi odanın ortasına düşebilirdim.


Üniversitedeyiz, Sonny'nin evindeyim, sabah 5, uyursan uyanamazsın dedi, iddiaya girdik, uyandım, o zombi halde derse girdim, sonra da mesaj attım, naber düdük?
(Evet mesaj, çocuklar messenger bile o yıllarda yeni icat edilmişti)

Sanırım anneannem yüzünden oldu bütün bunlar, genetik dağılımda onun erken kalkma olayı bana bulaşmış, evde herkes uyurken sabah 6'da çizgifilm izleyen sen değil miydin?






Bugüne gel,

İlk zamanlar, yok diye canım çok sıkılıyordu, seyahatler, toplantılar, görüşmeler arasında gidip geliyordum, kafamı toplamam gerekiyordu. Bir sabah 6'da uçaktayım, gerzek bir iOS güncellemesini yapmam gerekirken, hafıza sorunu yaşıyordum. Bugün olduğu gibi, videoları izledim(dizi), app temizliğine gittim, taslak yazıları ekonomikleştirdim, sıra fotoğraflara gelmişti.

Aeh evet bir dönem 4000 fotoğraflık arşivimle mutlu olurken, temizlik zamanı gelince zor olmadı değil. Hatta ben ölünce arşivim Selin'e kalacaktı. Derken yavaş yavaş silmeye başladım, Ocak, Şubat, Mart, geçtiğimiz yaz, gönderilenler, yüklenenler, çatırt, bu kalbimin kırılma sesiydi. Öyle salak yerlerde kırılıyor ki insan, bulutların üzerinde o pembe yavruağzı güneş ışıklarına bakıyorum ondan gözlerim yaşardı diyebilecekken çalan bir şarkı, aptal bir fotoğraf, yapılan bir şakayı hatırlayıp, gözlerden su akması. 
Allah'tan cenaze gözlüklerim gözümdeydi de, eeeee. Eee'si bir halta yaramıyordu, makyajım bozuldu, burnum kızardı sonra, lanet olsun 30 dakika sonra ineceğiz ve sabahın köründe bir ton adamla toplantım var, kendimi toplamam gerekiyor, en olmadık yerde aklıma geliyor, tuvaletteyim kapıyı kapatıp oturuyorum, denyo bir Fransız filmi sahnesi gibi, ağır sessizlik, düşüncelerimi duymaya çalışıyorum, bir yaylı çalıyor mesela viyolonsel en olmadık zamanda, en hüzünlü şekilde. Belli ki tartışmışız, sinirlenip ekran görüntüsü almışım, arada kaynamış.

-Önemlisin demekle bunu hissettirmek aynı şey değil
-Ne ben senin kurtarıcınım ne de sen benim için savaşacaksın!

Oooo, yine Osmanlı göndermeleri yapmışım, vay efendim siz bizim sakalımızı kestiniz biz sizin kolunuzu, sen padişahsan gel ordunun başına geç yok eğer ben padişahsam emrediyorum ordunun ...

Al sana Leyla'nın uçağı düşmüş, boğazımda bir düğüm...


5-10 dakika içinde kendimi topluyorum, çok zor değil, sadece arada kalkanları indiriyorum o da kendimle başbaşa kalınca. Yanımdaki davar bir halt anlamadan toparlıyorum kendimi, burnumu çekmiyorum, başımı geriye atarsam sümüğümü yutacağım. Sola bakmaktan boynuma kramp girdi, gözlerimi kapatıyorum ve başka bir şey düşünüyorum. Başka bir şey düşünmek istiyorum.
Oyalanmam gerek, saldırıyorum işe.
Yıl içerisinde benden beklenen 128 kariyer hareketinin 106sını ilk 8 ayda tamamlıyorum, so aslında zor değil bu tip şeyler.
Olay komple konsantre olmak, doğru hamleyi yapmak ile ilgili.
Benim işimde sıkıcı yanlar, Operasyonel zırvalar, referanslar, eğitim zırvaları, yok pointer kayıp, yok iptaller, telefon mülakatları, çok zorlanırsam asistanlığıma bir geri dönüş yaşıyorum, bildiğim şeyler, 10.000 saat kuralını aşalı çok oldu, vahşi batının en hızlı telefon mülakatlarını/mülakatlarını yapan ekipteydim. Ve ülke toplantısında minnoşluğumuzdan değil hayvani bir rakam ürettiğimizden dolayı alkışlandık, ülkedeki en iyi örnektik hatta best practice olayı idi bizimkisi. Agresive hedefleri olan bir ekip, haliyle biraz çizmiştik, yıllar sonra bunlar işime çok yarayacaktı.

Eğer bir asistanın ve zamanın varsa yayarsın, eğer bir asistanın yoksa, Operasyonel işlerde boğulma ihtimalin varsa, en iyi taramayı yapar, iyi filtreler ve nokta atışı yaparsın. #consulting 101, Amerika'yı yeniden keşfetmeyin minnoşlar

Odaklan, yoğunlaş, yap
Dağılmamak en önemlisi, kafanı dağıtma, masanı dağıtma

Selin yine Lucas'dan bahsediyorum diye beynimin etini yiyecekti, ki dönem dönem yaptı da, sonra bir akşam yemekte sordu "cidden hem bu kadar sosyal medyada olup hem nasıl çalışıyorsun, ben boş vaktinin çok olduğunu düşünüyorum..."

  • Bir çok etmen vardı, bunlardan biri database search yapmak zorunda değilim, sadece ilana başvuran adaylar davet ediliyor dolayısıyla proaktif işe alım yapmak zorunda değilim. 
  • Hızlıydım, benzerlerimden daha hızlıydım, çok güçlü bir gözlem yeteneğim vardı, yoluma çıkacak her türlü pürüzü ilk toplantıda direktöre anlattım ve engelleri önümden kaldırdı(bug bulmak benim işim-kimse artistlik yapmaya kalkmasın).
  • Referanslı/torpilli aday konusunda çok şeffafız, işimize yaramayacaksa kimsenin vakti harcanmasın diye telefonda adaya bilgi veriliyor.
  • Eğitimler, haftaiçi yapılıyor, haftasonu olan var ise haftaiçi izin kullanıyorum. Hatırlatın da bir ara outdoor eğitim nasıl oluyor, nasıl tasarlıyoruz, ne zırvalıklar onları anlatayım.
  • Bu açık kapanır mı? Insanın kendine inanması şart, güçlü yanlarımı öne çıkarırım, savaş baltasını da aldığım da tamam, yaratıcılık yapacak alanı bırakırsanız her personel iyi çalışır.
  • Kaynak yaratma/resourcing faaliyeti, sosyal medya hesabı yönetimi derken, onları da gerçekleştirdim, performans görüşmesinde %98 gibi bir oran verildi hedefler tutmuş.
  • Harika bir terfi sistemi kariyer planlama var, eee sistem böyle olunca, ben sadece! işe odaklanınca son çeyreğe pek iş bırakmadım, yardırmıştım moruk.


Sırf O aklıma gelmesin diye hedefleri tamamlamak over performans göstermek oww yea. Evet kabul ediyorum, çene ishali olmuş gibi yazdım, yazdım, ilgim çabuk dağılıyor diye aynı anda bir çok şeyle ilgilendim ama konu işim olduğunda kralı gelse tanımam. I'm fakin selebriti.

Sabah 5'te uyandığım günler vardı, beynim çok daha hızlı çalışıyordu, bazen salyam akıyordu, bazen uykulu gözlerim kırmızı olduğu halde uyuyamıyorum uçakta, Almanca rapor çözümlemeye çalışıyordum sırma saç ile akşam da aynısını yapıyordu.

Bolca seyahat, bolca otel konaklaması, bol mil birikmesi, bol tatil, ırgatlığın lüzumu yok.
Insanlar iş yapmak için değil işinden olmamak için çalışır, 30 yıl falan daha çalışma hayatınız olduğunu düşünüyorsanız kaldırın kıçınızı ya sevdiğiniz işi yapın ya da sevdiğiniz şirkete geçin, aeh evet ağaç değilsiniz klişesi. Mızırdanmak çözüm değil.

Günün sonunda; tutkununuzu kariyerinizi ilerletmek için kullanın ve aklınızı işinize verin. Sevilmek bir noktadan sonra basic ihtiyaç olmuyor, evet yine maslow, yine seviyeyi yükselttim piç.






Alçaklara yağan karınız,

Coco

Yazının fon müziği: tabii ki Beethoven Symphony 7 sonra da requiem ile üzerinden geçin 1 doz lakme flower düet alın



23 Eylül 2014 Salı

Ekinoks

İstanbul bugün aşık olacak kadar güzel,
İstanbul bugün yeniden aşık olmak isteyecek kadar görkemli.





18 Ağustos 2014 Pazartesi

Evet ikinci bir şansımız vardı, hayır sen onu da mahvettin

Sayfa 172.
Neyse daha önceleri özlemek, merak etmek, deli gibi konuşma ihtiyacı duymak, sadece bizim güleceğimiz şeyleri paylaşamamak gibi sıkıntılarım olmamıştı. Olmamıştı ya, ciddiyim, ben böyle saçma şeylerle hiç uğraşmadım. Acaba şimdi ne yapıyor, o da beni merak etmiş midir? Yok yahu kesin unuttu, umrunda bile değildim, "geçen gün ne oldu biliyor musun, böyle arazide bıraktılar beni yürüyordum, sonra peşime köpek düştü, köpeği görünce ölü taklidi yaptım, yemedi it" diyemedim ya. Tenis maçını izledin mi, bu elbise olmuş mu,  ben bugün güvenlik eğitiminde anlatılan hikaye yüzünden bayıldım, rüyamda seni gördüm ya da iyi bayramlar kovalasın tavşanlar, arabanın lastiği patladı ve in the middle of nowhere'in ortasında kaldım(yok ya onunla ingilizce konuşmadım ben) dağlar korkutucu kurtlar iner mi, inerse dans eder mi, uçakta yanımdaki çocuk altına sıçtı, kesintisiz bok kokusu var ve her şeyden nefret ediyorum, hayır tamam etmiyorum sadece moralim bozuk, ben bu şarkıyı beğendim, evde cıbıl gezme kıskancım, hayır komşu seni öyle görmemeli, sanırım sarhoşum, çiçek ve fondanlar için teşekkürler, sanırım o iş görüşmesine gitmemeliyim, sen ne dersin, sabah kahvaltıda krep yiyelim mi, bence Feyza dolana ay dolana şarkısında çok komik, dizi de şahane ama bir L&M değil, ahtapot yemek istiyorum peki ya kalamar, Guardians of the Galaxy komik sence de müzikler harika değil mi, Ninja Kaplımbağalar'a gidelim mi, N'olur...diyemedim ya.



Canım çok sıkılıyordu, arkadaşlarıma sordum, çok değişik bir şey yaşıyorum ve bana normal gelmiyor dedim. Başar saçmalama tabii ki bu çok normal dedi, Daisy de evlenen ve çocuğu olan eski erkek arkadaşının profiline bakıyordu, sonra Atlas olur öyle dedi, Tarçın kızaaağmmmm çok normal bunlar hatta bununla ilgili party yapan kızlar biliyorum dedi, yeni sevgilisine bakıp dalga geçiyorlar, sevgili mi:( 


Ve o an fark ettim ki gözleme hadisesi hortluyordu, Komtan Logar kapakları neden yuvarlak, dağlar denize neden paralel ve bana neden dik diye yazmaya başlayacaktım...


Belki de sadece kendini sevdirmek ve kalp kırmak için buradasındır, kötü biriydin, evet, tanrım nasıl da eğlendin kim bilir?

Mazi denilen şey bir enkazdır ve hatıraların da son kullanma tarihleri vardır.

Armutlu '14





12 Temmuz 2014 Cumartesi

Nasıl canım yanmıştı


Aynı mahallede çocuk olsaydık(büyüseydik),  bisiklete binip gölün kenarına gitseydik, boyumuzu geçen yeşil otların arasında kelebek avlamaya çalışıp, yağmur sonrasında solucanlarını avlamaya çıksaydık mesela. Kovada kımıl kımıl yaratıklar, tutacağımız balıklar için...


Muhtemelen salıncakta itme sırası bende olduğunda ani bir hareketle düşürübelirdim onu, arada sırada hain bir çocuk olurdum.

Arı sokmasına karşı alerjisi olduğundan, onu tüm arılara karşı korurdum, onun super kahramanı olurdum, o da annesinin muhteşem keklerinden çalıp getirirdi bana orman meyveli, ağacın altında yerdik, yanaklarımızda kırmızı meyvelerin boyası, kolumuzun arkası ile silerdik,  astım atağı geldiğinde koşarak eve gidip ilacımı getirir ortalığı ayağa kaldırırdı.

Sonbahar gelince aşağıdaki koruya giderdik, sarı yaprakların üzerinde zıplar, düşen yaprakları yakalamaya çalışırdık. Çamurdan heykeller yapar, öğleden sonra mercimek çorbası içerdik.

Sonra bir gün yarışırken, aptal bir taşa takılıp düşerdim, diz kapaklarım yara olurdu. Yarıştığımız için ve aslında benim birinci olmam gerektiği için aslında çakıl taşı nedeni ile değilde senin yüzünden düştüğüm için deyip ayağına basıp ya da dizine tekme atıp üzerine bir de ayağımı yere vurarak seni arkamda bırakır zom zom giderdim. Muhtemelen tüm öğleden sonra ve de akşam sofrada surat asardın, baban sorduğunda "ne oldu? Yine mi küstü sana?" diye, "hiçbir şey olmadı!!!" deyip odana kaçardın. Sen benim canımı sıkmak istediğinde balon patlamasından korktuğum için yanımda balon patlatırdın. Aramızda sinirden gözleri dolanlar vardı.

Aşırı kararlı, kendinden emin, yeterince şımarık ve istediğini yaptıran bir tiptim, muhtemelen sadece benim için çok önemli olurdun. Benden tırstıkları için de sana bulaşmazlardı diğer çocuklar etki alanım genişti.

Canının sıkkın olduğunu 100 metreden anlar ve seni en iyi ben dinlerdim. 

"Koşup koşup bir yerleri kanayan bir çocuğun ayağa kalkma nedeni oluveriyorsun" derdin büyüyünce.

Çocukluk ne saçma değil mi? Söylesene çocukken neden bu kadar aptaldık?

P.S. Artık seni kimse yalnız bırakamaz...Çünkü yapayalnızsın

Diego dediğin bir yaralı dağ Aslan'ı bana ait, benimle ilgili




28 Mayıs 2014 Çarşamba

Gelecekteki Sevgiliye Mektup

Kredibilite-Konsantre kötülük

İki gözüm kadar eminim sen yoksun.

Yaşanan bu trajedinin ruhumuzda açacağı derin bir yara olacağını biliyordum.
Muhtemelen yıllar sonra, o olay sonumuz oldu diyecektim, çok kıymetli bir dosttu ve çoğu zaman beni anlamadı.
Bana düşen, usûl gereği adım atmaktı, aynı zamanda bu adımı atmayınca sonsuza kadar uzaklaşacağımızın da farkındaydım.
Bendeki yeri bambaşkaymış lakin bu hikaye çok uzamıştı, 1,5 yıllık başarısız bir yatırım projesi gibi değerlendirilebilir-uzun vadede başarısız değil kısa vadede. Bir yere götürmeyecek. Izy'nin dediği çıkmıştı, Liya umudunu kaybetmeyip beni boşuna gaza getirmişti ve Atlas sen kocaman bir çılgınsın, Şanelman ise çok tepkiliydi, Daisy ve Tarçın net bir tavır bekledi benden. News: artık zayıf bir noktam yok.




Aramak ile aramamak, mesaj atmak ya da yazmamak arasında gidip geldim. Yazmadım ona 1 kez bile... Günler ve geceler boyunca yazmadım.
Hem zaten bazı şeyleri yapamadığım için beni suçlayamazsın demişti, sevmiyorum seni süt oğlan yaptı bana, ilgi gösteremem. Buna rağmen konuşmaya devam ediyordu, hem sevmiyordu hem konuşuyordu anlayamıyordum.
O adımı atmadım,
Herkes olduğu yeri bilecek(merhaba kezban), o adımı atarken basamakta birinin elimi tutuyor olması gerekti, so ben hiç bir el göremedim.

Bulduğu çözüm harika oldu, karşı hamle yaptım, tarzım olmayan bir şey, görmeyince konuşmazsın, basit ve etkili, daha başka nasıl tutmalıyım kendimi... Her şeyi sildim, No nothing, telefonu bile yok artık. Senin bulduğun çözüme sokayım.




Sonra aklıma her kızdığında saçma bir şekilde gittiği geldi, sinirlenince kaçıp gitmek benim de en sevdiğim ata sporudur.
Sana o kapıdan bir kez çıkarsın dedim, bravo, sen iki kez çıkmayı başardın.
Sonra dedim ki kendi kendime "benim izin verdiğim sürece benimle iletişim kurabilir insanlar, benim izin verdiğim kadarını bilebilir".
Bu hikayenin kahramanı benim.
Arka bahçe denen sonsuzlukta kimler gömülü değil ki.
Adam sevgilim değil hayatımda kapladığı yere bak.

Hiçbir haber alınamayınca daha kolay silinir hafızadan, Lerzan mutlu Sen mutlu.
O gece rüyamda yine deniz gördüm, deniz iyidir deniz candır. Btw, tekrar rüya görmeye başladım, kitap okumaya, film izlemeye, boş vaktim çoktu .

So, uzun bir aradan sonra merhaba, şimdi size pilot insanları ile olan maceralarımı anlatacağım.

Hey, bugün de aramadın, aybolmuyor mu?




26 Mayıs 2014 Pazartesi

Kendimi Bulmaya Gittim Gelicem(ceğim)..

Kalbim seni ignore etti

Kaçtım yine, Kapadokya civarlarındayım.

Profesör'ün yanındayım (şöyle hayal edin sihirli oyuncakçı rolündeki Dustin Hoffman), daha doğrusu o benim yanımda, haftasonu kullanmadığım izinlerimi birleştirdim, o da konferans mı ne yapacakmış bu civarlarda, Dedeman'da buluşuyoruz, günlerden Çarşamba çarşafa dolanıyor yani, çaydan nefret ettiğimi bildiğinden ama bana sürekli böğürtlen çayı içirdiğinden, büyüyünce vazgeçti, bir kahve söyledi.

Aslında "1 Mayıs için 4 günlük küçük bir tatil yaparım diyordum" olmadı, İstanbul'da geçirdim, Abant'a falan gidemedim ya da yıllar sonra Assos'a, sonra 19 Mayıs'ı planlamıştım oradaki durumu anlatmama gerek yok, hepimiz şok yaşadık, kelimeler kifayetsiz, kifayetsiz muhteris...


Haberleri izlerken Sonny'nin kardeşini görüyorum, önce Sonny sanıyorum, aslında önce fotoğrafta görüyorum Soma'da tutuklanırken, o benim evde gelip kalan, Harry Potter okuyan çocuk büyümüş ve de... Neyse işte.

O günler zor, ekip olarak dağılmış haldeyiz, otele geliyorum hipnozlu gibi tv izliyorum, Uçum konuşuyor ders anlatırken de bu kadar kasvetliydi TV'de de en az o kadar kasvetli.
Ertesi gün dönüş var, uçakta 3 saatliğine falan unutuyorum, dedim ya sanki kabus gibi uyanacağız ve aslında böyle bir şey olmayacak, eve gidiyorum, anlamsızlık, üzülmek ve zırlamak dışında bir şey yapamamak...


Sabah Bursa'ya yolculuk, sanki hiçbir şeyin rengi eskisi gibi değil...
Bir sürü sıkıntı, bir sürü kapris, toplantılar, toplantılar, eve dönüş.



Şanelman geliyor akşam, biz küçüklüğümüzden bu yana gece araba yolculuğunu çok severiz, anlattım, kendisi benim için bir Jason Statham, "sen kullan" diyor "mmeh, istemiyorum, biraz hız yapalım" diyorum kullandığım ilaçlar sayesinde motor becerilerim biraz şey oldu. Normalde herkesin güvenliğine önem veren ben, ara ara biraz hız yapalım derim, emniyet kemerini takıyoruz ama, İstanbul Park'a doğru yola çıkıyoruz, synthy pop falan sever o, katlanamıyorum loop'ta depresif listemi paylaşıyorum, normal insanların(makul ve mantıklı-geride bir şeyleri olan) çıkmayacağı bir hızda gidiyoruz. Buna neden izin veriyorum dersen, araba civa gibi kayıyor otobanda because of him/Şanelman'in superyeteneği bu o çok iyi bir sürücü, ona güveniyorum/tabii ama çevresine güvenmiyorsunuz değil mi, 220 km hız sonrasında emniyet kemeri bir işe yaramıyor... Bu dünya üzerinde bunu yapmasına izin vereceğim tek kişi kendisi, sıkıntı olduğunda anlar, çok sorgulamaz, yağmurda pek denemeyiz, aslında yağmurda da deneriz, o da yavaştan "Noldu pamp?" sorularına başlar... Bir keresinde hiç konuşmadan gece 3 saat doğuya doğru gitmiştik nereye vardık söylemeyeyim, sonra dönelim artık dedim, sabah gün doğarken evdeydik...
Demek ki Almanya'da olsak şu Ruf'un 380'e çıkan :) arabalarından olsa mesela, tanrım!
Almanya için konuşursak, yani otobanları için,
  • Iklim şartlarına uygunluk çok önemli, ortalama asfalt kalınlığı 70 cm ABD'de yarısı kadar,
  • Yüksek standart söz konusu,
  • Güvenle yüksek hız yapılabilir,
  • Mega donanımlı otoban her köylünün hayali,
  • Güneş enerjisi ile çalışan sensörler var, bunun dışında bir de doğrudan bağlı güvenlik sistemi,
  • Alman mükemmeliyetinin bedeli yıllık 460 milyon Euro, so hızın bir bedeli var,
Otoban: Nirvana'ya giden yol-hız yapmayın lan

Hıza hızla karşılık veriyor Alman polisi ve BMW, W, Audi, Porsche gibi markaların üzgünüm ama diğer arabalara üstünlüğü vardır sayın abiler, görünmeyen ama bilinen hiyerarşi autobahn da onları görünce rütbe gereği yol vereceksin,
792 serisi bir uçağın ortalama 290 km kalkış hızı var mesela(küsüratlı sayı vereyim de salladığım belli olmasın aranızda aviation sektöründen biri varsa buyrunuz çekinmeyiniz yorum yapınız) hımm bu yüzden uçmayı seviyor olabilirim aslında sırf kalkış için seviyorum desem bak yine kalkış dedim aklınız uçtu, eyes on screen people, bu aslında başka bir yazının konusuydu atlas jet ve berbat reklamı...çirkin erkek yoktur bamya pipi vardır temalı, hofffff tamam sustum.
Çirkin erkek yoktur az vodka vardır? Az epilasyon vardır? Rus kızları vardır??Zevksiz anne vardır, düşük IQ vardır, bakımsızlık vardır...
Çirkin erkek yoktur esmer İtalyan apaçileri vardır, mmmh 

(Bkz: insanları tipi ile değil pipi ile yargılamak)

Fak arama sözcükleri coşacak yine...
Ok, o ara sözlük arkadaşlarımla da buluştum, İzmir-boyos-Çiğdem gereksizliğini konuştuk ondan böyle.

Ürgüp çukurundaki otele geldim, sığınmam gerekiyor. Obama'nın 2. kez başkan seçildiği sabah, 6'da canlı yayını izliyordum jakuzide, değişik bir sabahtı. Sonra köpeği alıp gezmiştim, fotoğraf falan çekmiştim, Kapadokya'da bir umursamaz... 
Yineliyorum evlenmeden önce de herkesten kaçıp buraya geleceğim bu çok net, gece fasıla gidip humus yiyeceğim ve ev yapımı şarap içeceğim. Gökyüzü çok yıldızlıdır burada biliyor musunuz? Kesin biliyorsunuzdur, milkyway'i bir de burada izleyin.




Gotham'ın suyuna zehir karıştı, toptan delirdi ahali. Saçma sapan şeyler oluyor, toplu olarak zıvanadan çıkmış haldeyiz, bireysel olarak da iyi değiliz.

Kahvem geldi.
-Ne oldu? diye sordu Profesör.
-Yine bok ettim, dedim.
Profesör mezuniyet töreni sırasında yaptığım konuşmayı çok beğenmişti, aslında fikri de önemliydi benim için, gerçi beğeneceğini de biliyordum. Şımarmamam için bazen takdir edeceği varsa da etmezdi ama benden kaçmıyordu, o nedenle bazen onu bilinçli olarak kızdırırdım. Sonra herkesin içinde "O, bizim gözbebeğimiz" demişti de her türlü piçliği yapan ben kulaklarıma kadar kızarmıştım. U know i'm a rockstar bir insandım ve biz ayrı dünyaların çocuklarıydık.

-Ne oldu?

Özet geçtim, onunla konuşurken oldukça rahattım, aslında kımpılitliy açık olarak konuştuğum sayılı insanlardan biriydi, genç beynimi mıncıklamak için ne sorması gerektiğini bilirdi zaten onun tarzını sevdiğimden 8 tane ders almıştım ondan lisans boyunca. Yine akademik kariyer teklifinde bulundu, olmayacağını bildiği halde. Yeni dönem akımlardan ve plaza hayatından konuştuk, matmazel derdi bana hala öyle sesleniyor, geçen gün patron dedi hö? aslında yıllar sonra bu tür bir iletişim mutlu ediyor. "Konferansa katıl, hatta bir iki gıcık soru sor" diyor, kabul ediyorum. Hayat zaten anlamsız, diğerlerinin hayatlarını renklendireyim de anlatacak bir hikayeleri olsun.
Sabah balon turuna katıldım, bilmezsiniz kışın da şahanedir mutlak sessizlikte süzülür balon, masalsı bir sahnede...Güneş doğar...

Peyami Safa'dan alıntı yaptı: "ümitsiz bir aşkın panzehiri ise nefrettir".
-Bunun konumuz ile ne alakası var Profesör? 

Sonny'den bile nefret etmeyen ben, daha neler..

Ruh hali: Adenozin trifosfat dışında değişen bir şey yok
Günün sorusu: Naber? Gerçek bir sosyalist gibi slogan attın mı bugün?


Bugün İK için ne yaptın? diye sorma, varlığım yeter.

Coco



14 Mayıs 2014 Çarşamba

Moria



Kaybettiğimiz tüm cevherlerimiz için...
En zor işi yapanlar için...

Tanıdığım tüm madenciler adına...

Binlerce umut ile Doğanlar... Kalplerimizde yeriniz, hatırlayacağız, acı ile, düş ile, utanç ile...
Anılacaksınız...

#soma #işkazasıdeğilcinayet

13 Mayıs 2014 Salı

Lotr: Yüzüğü düşürmüşsünüz abi




Yahaaaa şunun üzerine 10 sayfa yazı yazarım ama şu an hava sıcak, işim bitti ve siesta taym, kafamın içinde nazgûller tepişiyor ahahahahahah tipe bak, ahahahahah

Frodoluk sana çok yakışmış, tip.

Tişikkirler bobiler.örg

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Ve sonra döndüm dedim ki



Neden yazmadığımı biliyorsun
Bunu biliyorsun...
Sadece biz birbirimize iyi gelmiyoruz.



Ve kabullendi hemen, nasıl da hazırmış, ne meraklıymış...

22 Mart 2014 Cumartesi

Diss


 oh, Camoonnn. Gözleme: Pazar Katili isimli yazımı hatırlarsınız. Yaren isimli kaşar yüzünden Lucas ile birbirimize girmiştik, meğer Yaren bir gözleme türüymüş yerel, şuna benziyor, gittim Mersin'de buldum, al sana Diss moruk, sen yoksun gözleme var, ben bu aptal şeyi yerim.

8 Mart 2014 Cumartesi

I'm Coco and you're Coconut!


Durum güncellemesi, son halimiz bu, arz ederim.


Hava kurşun gibi ağır, tam da pencerenin kenarındaki çift kişilik koltukta battaniye altında sana sarılıp yağmuru izlemelik bir gün. Gotham'da yağmur var, hava çok soğuk ve bu güzel bir bahane.

Sevgilim olunca ona sarılıp soğuk burnumu boynunda ısıtacağım, #anlayamazsınız çok üşüyorum. Hayır fakir değilim merkezi ısıtma sistemi var..


6 Mart 2014 Perşembe

Tam ağlayacağım bir gülme geliyor

Free friday yani diyor ki işkembeden sallayalım bebek,

Bahaneler bahaneler bahaneler...


Yemiyor demiyor da,
Özlüyorum demiyor da,
İyi bir şey yapmaya çalışırken berbat ediyorum demiyor da,
Seninle bir zamanı paylaşmak(not long term yuh o kadar değil) beni korkutuyor demiyor da,
Önce adım atar gibi yapıp sonra geri gidiyorum, çok güzel kafa karıştırırım, benim dedelerim mehter takımındaymış demiyor da,
Sevmiyorum seni demiyor da,
İşte öylesine zaman geçiriyorum, takılıyorum, eğleniyorum ben yea demiyor da,
Tanrım sen aklımı koru, lütfen(pls).




Kendimi sabote etmekte üstüme yoktur. Konfor alanı bazı insanlar için çok önemlidir, benim gibi bir sedanter içinse mutlak gerek şart. Bu yüzden iyi giden şeyler bazen terse dönebilir, bu mantıksız çıkışlar, bu anlamsız saçmalamalar bu yüzden, like a mirror...
Bilinçaltı sürekli devrede, beyin sürekli tarıyor arkada bir şeyleri,
Sema açık, hava bulutsuz, algı açık, mantık devre dışı,
Ben kendimi açık bir şekilde ifade ediyorum sanıyorum karşıda bir süper kahraman bunu tehdit olarak alıyor hayat çok saçma, bazen bir çizgi film karakteri olarak kalsaydım demekten kendimi alamıyorum.

Evet İstanbul'a dönüş kendini toparlamaya çalış falan derken erken uyudum, sonra uyandım tabi, olaylar olaylar...

Sabah tekrar uyandığımda bildiğin bir sinir küpüydüm, her zaman olduğu gibi erken geldim ofise, eşyalarımı masama fırlattım, kendimi aşağıya zor attım, öküz gibi bir kahvaltıya ihtiyacım vardı, yoooo kebapları büktüğüm için beslenmeme dikkat etmem falan gerekmiyordu. 



Yapay mutluluk için pancake ve çikolataya boğdum kendimi, yapış yapış çikolatadan boğazım yanıyordu, yetmedi üzerine starbucks'ta geçip kahve aldım, ne aldığım konusunda hiç bir fikrim yok ben kahve sevmem çünkü. Baristaya sorduğum tek soru şuydu içine ahududu şurubu koyabiliyoruz değil mi? Tanrım ne kadar minnoşum. Isterseniz şunu vereyim falan diyor kız yımışak olsun diyorum, bünyem alışık değil her an saçmalayabilirim(zamanda yolculuk/tanıdığını sanıyor, ben kahve severmişim, etkin dinleme becerilerini gözden geçir ufaklık, ben kahve sevmem, ben Türk kahvesi severim onu da uzaktan severim). Non fat diyor ok diyorum, krema diyor ok diyorum( aklımdan non fat e krema biraz tutarsızlık değil mi üzerine şurup gelecek falan) ne halt yediğim hakkında bir fikrim yok. Oturuyorum köşede bir masaya tanrım kimse bulaşmasa, invisible mode on devam etsem... Ama olur mu, naber genç diye geliyor yanıma Taylan, bi' sen eksiktin, sabahın köründe bir senin o gerizekalı soruların eksikti, neredeydin, seyahatin nasıl geçti, adayların ne alemde, Mordor nasıl, eğitim bilmem neleri.... A kü!! Bi sus artık ya, bi sus, minicik bir zen haline ihtiyacım vardı kolonun dibinde. Ne içiyorsun? Ebenin... Ne içtiğimi bilmiyorum karıştırdılar pembe bişi oldu onu içiyorum ne olduğunu bilmiyorum dedim, komik bir surat ifadesi takındı, kafamda uçan tekme salladım kendisine.


****
Özledim diyen adamın ağzına kaşığın tersi ile yapıştırma isteği, reelde mümkün değil, git onun yerine sirtaki yap, özleseydin arardın. Vahiy gelerek bazı şeylerin düzeleceğini beklemek minnoşluk.
ben de özledim ben de resmin var şu an elimde instagrama girmiyorum derman yok dizlerim de, evet no kafein for me no more
****
Yukarı çıkıyoruz, zira beni yalnız bırakmama konusunda ısrarcı, gerzek bir toplantı, sonrasında serbestim. 

Şanelman bulaşıyor, uza diyorum, beat it diyorum, haftasonu bir hata yapıp onunla duygusal konular üzerine konuşmuştuk, iyi salladı.

Ece ile konuştum, güzel haberler paylaştı, expat karısı olarak Dubai ya da başka bir diyara gitme durumu var, huysuzluğumun o da farkında kahve??? dedi ve gülmeye başladı, çenesini ağrıttım, , Muhteşem bana kahve falı baktı geleceğimde çok acayip şeyler olacakmış, konu dağıldı farkındayım, ben dağınıkım çünkü.

süt içiyorum, dışarı çıktım ay si alışveriş yaparak vakit geçirmeye çalışan Coco.
kalem bakma çalışmalarım halen devam ediyor, bulamadım artistik bir şey...


 ihtiyacım olmayan bir ayakkabı aldım mesela...
diğer aldığım şeyleri anlatamam, ama güzeller..eve geldim çantalarla hepsinin etiketini söktüm yıkanmak üzere ayırdım...
Ece bu anlattıklarımı kahkaha atarak dinliyordu, nikeman in ürünleri bana kakaladığı konusunda hemfikiriz zira benim tayta ihtiyacım yok mikrofiber antibakteriyel çoraba mı ihtiyacım mı var? benim ipek yüklü kervanım mı var? evet yine cem karaca stayla...


İlişki durumu: saçımı çekmeye devam ediyor, hatta saçıma sümük yapıştırdı
Ruh hali: süper Kahraman dedik bağrımıza bastık villain çıktı


kızınca saçma şeyler yaptığımız doğru, hırçınlaştığımız falan ben sana fırça atamazsın demedim kido bu sana yakışmıyor dedim...

Fonda parmak uçlarım tanımak istiyor seni, evet

Bilirsin sevgilim divan edebiyatında gözyaşı Nil'e benzetilir, Nil kadar ağlamak yeter mi?



3 Mart 2014 Pazartesi

Hr kronikleri: Otel günlükleri



Bir şeyi o kadar çok istemek ki olmaması

Yoğun bir dönemdeyim biliyorsunuz, son zamanlarda eksenim kaymış, gündemim çok dolu, oldukça duygusal ciklemelerimle arzı endam eyliyorum. 

Majesteleri bugün ne yapmak ister???

Hafta seyahat ile başladı, bir kaç gün şehirdışında takıldım, minimum eşya ile gitmeye çalışıyorum, bu ara kendimle olan derdim esneklik kazanmak, toleransı arttırmak, kişisel hedefim bu, iş hayatında ve özel hayatta başarmaya çalışıyorum. Ve fark ettim ki bozuk olanı düzeltmeye olan eğilimim kendim üzerinde çok da işe yaramıyor, kafamda bitiremediğim meseleler var bunu farklı kişilik tiplerindeki arkadaşlarıma ve dostlarıma soruyorum, maksat onaylarını almak tabii ki, hani şu bahsettiğim elbise üzerinde nasıl durmuş, çok şık çok bışırılı hikayesi gibi.

Aslında neyin doğru olduğunu çok iyi biliyorum uygulama kısmına gelince bir enteresan atalet durumu ortaya çıkıyor. Swot falan işte :)

Ok sabahın köründe kalkıp havaalanına gittim, şu laptop olayına aşırı gıcığım, bir yandan maillere bakmak bir yanda toplantı yapmak, ertesi gün mülakat yapmak sonraki gün eğitime katılmak bıdı bıdı...
Şöför geldi oldukça rahat bir yolculuk sonrası alandayım, ilaçların el bagajına alınmama durumu var, mini bir stres yaşatıyorlar. Burnum tıkalı spreyi sıkıyorum, bayılmak istiyorum, insanlar iletişim konusunda çok istekli. Sonra işte varıyorum, valiz, mont, laptop çantası falan derken kendimi dışarı zor atıyorum, başım zonkluyor. Bir diğer şöför hazır, dışarıda beni bekliyor, çantalarımı alıyor arabaya doğru geçiyoruz, kapıyı açıyor, vay efendim başbakan geleceği için bayağı karışıklık yaşanmış o sabah bilmem ne, kulaklarım zonkluyor bir yandan diğer yandan sorularını cevaplamaya çalışıyorum. Otele geçiyoruz, geçen sefer kaldığım otelde değilim bu kez, check-in yapıyorum, odaya çıkıyorum, birazdan ofise gideceğiz..
Otellerle aranız nasıl? Benim fena sayılmaz, genelde ısı ile ilgili sorunum oluyor, valizi boşaltıyorum, ilaçları komodine koyuyorum çünkü kendimi evimde hissetmem gerek, şaka öyle bir derdim yok, mobilim ben ve hedefim daha da esnek olmak, takım elbisemi askıya asıyorum, kasaya bir şeyler koyuyorum, lobiye iniyorum, toplantı yapacağımız adamlardan biri gelmiş, bu şehir ne tuhaf, bürokrasi ne iğrenç bir şey. Mestan Bey geliyor, ofise geçebilirmişiz, her şey tamammış. Okeay diyorum, çok uykum var ve gözüm kaşınıyor, 6'ya kadar ofis sonrası dağılma, yaşasın akşam yemek var ve ben katılmak zorunda değilim, arkadaşım gelip beni otelden alacak ve gecelere akacağız. Yemek yiyoruz ve sonra bir bara gidiyoruz, bir şeyler içip lisans zamanlarından bahsediyoruz, bi'kaç hikaye anlatıyor, gülüyorum ve farkına varıyorum ben bugün hiç içten gülmedim bu saate kadar... Bir insanın telefonda yalan söylediğini anlayabiliyorsanız hayat bazen çekilmez oluyor.


Neyse otele geliyorum, ilaçlarının vakti geçti ve de içmemem gereken şeyler içtim, duş alıyorum, saçlarımı ev topuzu yapıyorum, yalnızım o zaman Batman kostümüm beni korur. Biraz müzik dinliyorum, biraz italyan kanalı izliyorum, bol su ve ilaçlar. 


 Efendim İtalya'da bir mezar taşı, hikayesi pek acıklıdır, onu başka zaman anlatırım, uyumam lazım.


1 Şubat 2014 Cumartesi

Süper Kahramanlar Bir Başka Hastalanır







Evet ben aşık olunca kalbimde tanrılar dans eder gibi bir şeyler zırvalıyordum bir ara biliyorsunuz ya da bir tanrı ayağa kalkar sirtaki yapar mıydı or midemdeki kelebekler ejderhaya dönüşür mü, bunun gibi harikulade tanımlamalar.

İşte hüznü derin olanın kahkahası göğü delermiş..

Benzeri kamyon arkası yazıları.

Kısaca HASTAYIM, sümük forever.

Geçtiğimiz cuma yutkunma zorluğu ve boyun ağrısı ile başladı sorun, aha dedim içimden sıçış, malumun ilamı(yanlış oldu büyük ilamı), doktora indim, doktor da işte işinizi değiştirin, ortalığın hastalığı, antibiyotik veremeyiz, bol sıvı tüketin, konuşmayın falan dedi. Iki gün yattım zaten kiminle konuşacağım duvarlarla mı?

Pazartesi ateşim düşmüş gayet normal uyandım ama sesimin tonu yine Dr jeykıll kıvamında Haydar abi alter egom fırlamıştı, rahat durmuyordum, o sesle şarkı söylemeler, tüm gün konuşmalar, yetmez gibi üzerine bir de mülakat organizasyonu, bölge ziyareti, ya cidden bir apaçiyim.

Tam iyileşiyorum diye düşünürken sesimi kaybettim, Sabiha Gökçen'e doğru alçalırken kulaklarımda ekstra bir ağrı-acı hissettim ve burnumun içinde tüy gezindiriyor gibi bir his, fak! Burnum akmaya başladı, hastalığım boyut değiştiriyor. Ertesi sabah sümüklerim yüzünden nefes almakta zorlanıyordum, ne yazık ki denyo bir şekilde işe gittim, sanırım bir işkoliklik ya da düşünmemek adına oyalanmak adına bir işe gitme bahanesi uydurdum kendime. Ivır zıvır işlerimi hallettim, yine doktora indim, "39 derece ateş olursa doktora gidin" dedi, doktor beni başka bir doktora yönlendiriyordu negzel, öksürük krizleri nedeni ile 2 ayrı ilaç daha verdi biri şurup yaşasın, şurup bende kafa yapıyor. Sonra işte erken çıktım, taksi diye seslenemediğimden, el sallayıp duruyorum insanlar bakınıyor yine ilgi odağıyım, nihayet biri durdu, cuma günü İstanbul'da hayvani bir kuru soğuk vardı okuyucu kardeş. Karşı yakaya geçmeye çalışırken hem öğlenden başlayan trafiğe hem de 9-8lik bir müziğe maruz kaldım, overdose ritmik müzik, şurup alan bünyede hiç şişe de durduğu gibi durmadı. Kafam kazan gibiydi hafız, öksürük ellezine keferune teramisine emedur!

Zayıf yönlerin ne deseler mesela sürekli hasta olmak, ben bir özgüven kriptonitiyim benim kriptonitim de dünyalı virüsler ve zaaf noktam olan sevgilim, beni bozuk yapmışlar, böyle hastayken duygusal ve ilgiyi seven, neymiş çay iç çay, elma kabuğu, tarçın, zencefil...
Yani bana zarar vermek isteyen bir süper kötü üzerime hapşırarak or sevgilim konusunda bel altı vurarak bunu başarabilir. En nihayetinde hem dünyayı hem sevgilimi düşünmek zorundayım, gerçi bazı zamanlar onu korumak adına kendi ilişkimi sabote etmiyor değilim, ilgi çekme şekillerimiz farklı diyelim bu konuya.

Çaya karşı bir önyargı

Çay içen insan iyidir, çay içmeyen insanda sorun vardır, mülakatta çay içmek konusu geçsin de cümle içerisinde bu yazıyı da mesleki çerçevede değerlendirelim, fırk. 
Bizde kat görevlisi var, masalarda su şişeleri hazır öyle dantelli tepsiyle gelmiyor ama farklı bir drink almak isterse ne bileyim kımız, absinthe falan yardımcımızı çağırıyoruz, bana acıyan gözlerle bakıyor burun kırmızı, çay içmeyen bir tip, tiksindiğimi biliyor, kahve yapacak ama boğazımda da gıcık var, yeşil çay? Peki diyorum, çok uysal bir kız çocuğuyum annem falan yok diye bana iyi davranıyor.

Sanırım hastayken en zoru fonksiyonlarını yerine getiremezken bilincinin açık olması, hayır bilincin kapalı olsa şahane kımıldamak zorunda kalmayacaksın, bitki gibi yaşayacaksın ohhh fotosentez çok güzel gelsenize.

Psikolojik dayanak noktası hasta çorbası, sülale çorbacılar olarak geçiyor anlattım daha önce dedem joe(hepimizi joe diye seven) "bir insan çorba içmiyor ise ya parası yoktur ya aklı yoktur-delidir" derdi, evet çorba içiyorum, tavuksuyu falan, iğrenç bir şey olmuş, yemek yapma yeteneklerimi de kaybettim bu arada, haberiniz olsun, ev pizzası falan yok bundan sonra, brunchlar için börek ıvır zıvır, renkli pilavlar, No! Artık yeteneksiz bir süper kahramanım Menemen bile yapmayacağım, No krep, No çikolatalı kek, No salata, No nothing.

Bu arada hayattan o kadar kopuk vaziyetteyim ki kuzenim Miro hamileymiş 7haftalık bunu bile duymamışım bu sefer teyze değil dayı olmak istiyorum evet bir fark olsun hazır ses Haydar bey gibi neden olmasın. Süper geyikler dönüyor, bu sesle aradım onu oha dedim insan haber verir, "ya ben direk göbeği gösteririm diye düşündüm" dedi, genetikçi bir hamile ile gebelik sohbetleri üst levelda  oluyor, yormuyor o güzel, çok realist ohhh miss. Şimdi zorla karnına dokundurtmaz ya da renkli dopler izlettirmez, yaşasın normal bir insan. Minik zigotumuzun adı Mira olacakmış ben kız olacağı konusunda çok eminim ayrıca bebeğin ismine tabiisi anne adayı karar vermeli.

Hazır konu dağılmışken, ismetizmi çok sevmiştim, İlber Hoca'ya taparım ama ilberizm ne yazık ki o kadar etkili değil, evet 1-2 caps güzel olmuş bence de çok cahilsin keşke ölsen epic olan, ama bir ismetizm elitist tavrı yok, konu üretme sıkıntıları var.

Ruh hali: alem bana ben sana hastayım
Ruh hali: sarhoştum aydım, aymaz olaydım, sana bir söz vermiştim, ben o sözden caydım(evet, beyin işlevlerim bozulmaya başladı reckless şeyler yaptırabilirim)

İlişki durumu: günlerce operatör harici mesaj bekleyen gözlüklünün acı dolu haykırışı
İlişki durumu: mühendis( kamon yıllar önce bununla ilgili bir görsel paylaşmıştım dönün bakın, sinemada, teknik analitik kişilik yapısı bonus p&id falan, fon müziği olmadı bi de sinema yaparım)
İlişki durumu: beni takip edeceğine işini takip et

Yeterince saçmaladığıma göre tavana bakmaya devam edebilirim. Eğer bir gün kitabım olursa böyle imza atmayı çok isterim, so long suckers..




19 Ocak 2014 Pazar

Gelecekteki Sevgiliye Mektup



Planım şöyleydi; 

O, doğum günümü kutlamayacaktı, ben de onu sonsuza kadar affetmeyecektim. Öyle olmadı.

Uyudum ben, telefonun sesini de kıstım. Sonra zebani gibi uyandım sabah, mesaj: iyi ki doğdun.
owwwww yooooooooo her zaman ki gibi, as a gentleman. Kalbim parçalandı, burada değildi, yanımda değildi lakin kutluyordu iyi dilekleri vardı, tabii ki bir yanım unutmadığı için çok mutluydu. Ama evil planlarım için unutması gerekiyordu, kutlamayacaktı ve benim de onu tamamen unutmak için bir sebebim olacaktı. 

Gülücük, teşekkür ederim unutmadığın için(hatırladığın için mi demeliydim off sabah zaten gözlerim bulanık görüyor).

2 saat sonra(uyandı) 

Güzel dileklere devam...
Cevap: umarım

Tüm gün bir şölen havasında geçti, burada doğum günü izni yok pasta börek var, öpücükler falan, telefon, mesaj, sm tacizleri, sonra Kutlu aradı, şirkette çalışanlardan biri ile bir şeyler göndermiş, ooooo diyor Tarçın, ne oooo diyorum, o benim canım canım arkadaşım No ooooooo.

Akşam dönüşte kendimi yemeğe çıkarıyorum, alışveriş yapıyorum, eve atıyorum kendimi. planım tavuk gibi erkenden uyumak uyumasam da miskinlik yapmak, zaten 2 gündür seyahatteyim..

Sonra işte bir mesaj daha geldi, iyi ki doğdun.

derin bir nefes aldım( normale dönebilir miyiz? Lütfen/gergin olduğumuzda konuyu arkada bırakmak için sorardım bu soruyu, artık sormuyordum, sinirlendiğinde cümleleri devrik kurardı, tabi bir aralar kocaman bir adım atması gerek falan diye düşünüyordum kafamın içinde so naive, böylece her şey netlik kazanacaktı belirlilik kuramı ile devame edecektik çünkü süperkahramanlardık toplumumuz bunu gerektiriyordu).

Gözlerimden sular akmaya başladı.

Sen de dedim, sen iyi ki doğdun dedi.

İyi ki varsın dedim.

Ara ara iyi ki doğdunlara boğdu beni, her mesajında daha fazla su geliyordu gözümden. Sonra sustuk işte. Bu kadar iyi olmak zorunda mıydı? 
evdeydim, yapayalnızdım, yüzümü temizlemem gerekiyordu. sonra topuzumu açtım, saçlarımı dağıttım, yooo dedim görevdi, bitti kutladı tamam işte bundan sonra görüşmemiz için bahanemiz kalmadı,  zaten geçenlerde sevgilim değilsen görüşmeyeceğiz demiştim. bir mendil aldım foşurt diye burnumu sildim.

sonra kutlu'nun gönderdiği macaronları yedim kırmızı koltuğumda patlayana kadar. sanırım şeker komasından ölecektim, budha stayla otururken feride'nin fondan yemesi gibi kendimden geçtim. hayır bir tür yeme bozukluğu değildi, bu kez sadece anlık yapay mutluluğa ihtiyacım vardı. biliyorsunuz değil mi Lucas bir payanda olduğundan sayesinde baya baya kilo verdim, hayatımda her şey hedef olarak gören ben Nisan ayı gibiydi sanırım ona söz verdim, artık taş gibiyim... Çok destek oldu sağolsun, milletimiz varolsun, hamdolsun, sabahları ciğer yemek evet.


İşte böyle sevgili günlük,

Günler su gibi geçiyor evet evet, bazı günler daha zor geçiyor, ağlattı beni doğum günümde.

Herkes bilsin çok mutlu yaşadım, Lucas iyi biri ama bana yetecek kadar yokmuş, kimseye yetemem diye saçmaladı ama camooooon ben kimse değilim. I'm the special one.



Herhalde iyi ki varım geçen bir swot yaptım, sonuçlar şaşırtıcı.

Always get lucky kahramanınız,

Ceo




13 Ocak 2014 Pazartesi

Kaçış

Tanrı mutlu olmamı isteseydi, kafamdan ve kalbimden geçenlerin olmasına izin verirdi. 

5te uyandım bu sabah, hayat güzel, kuşlar uçuyor, eksik bir şey mi var loopta.


11 Ocak 2014 Cumartesi

No Blind Date


"Senin görücü usulü ile ilgili çok ciddi sorunların mı var?"

*Şanelman, 2014 istanbul(dünya üzerinde sorulmuş en gereksiz soru)

Soytarı lazım mı?

Cv search, günün en güzel saatleri, birazdan salyam akacak, gözlerim kayıyor, gözlük takmıyorum, isyan ediyorum, Coco seni küçük rebel. İş tanımı: jpkjdpkndpcknwpknc  MVA pkdjpsıdvpsnkfv, mva, meveaaaa, hımmm evet MVB, MVB neydi? MVB emekti, bişeyler hatırlıyorum ama whatever...

Arıyor....
-Efendim?
-Your highness? Zatı şahaneleri nasıllar bugün? Keyfiniz yerinde mi?
-Aeh, evet fena sayılmaz, uykum var, ayemetwörk, borink, sıkılıyorum.Akşam dışarı çıkabilirim, evet.
-Soytarı lazım mı?


Şanelmandi arayan, 10 ay 8 gün konuşmama kararı almıştık, en son Boğaz'da Lucas'a kızıp telefonu denize atmaya kalktığımda görüşmüştük, seni o kadar kızgın görmemiştim daha önce noldo dedi, hiç uğraşamayacaktım, bıt bıt, sonra Lucas hakkında sorular başlayacaktı falan. Çok ısrar etti, anlatmadım, kızgınım bulaşma dedim sonra biliyorsunuz işte sarmaşıklara tekme atıyordum yürürken. O sinirle hız yapalım dedim zaten, guys, i am an idiot.
Şanelman benim için kuzen, olmadı sinir bozucu kardeş hatta evin evcil hayvanı gibi,  ağır mı oldu, o gery yüzünden yandım da bir gün sanırım o aklıma geldi. 
Park yeri bulduk, çıktık, yürürken sana böyle bir araba bulalım, bundan alalım, arkasına da Babam çok sağolsun yazdıralım dedi.

Sıradan bir gün, yeni yaşımı kutlamak ve alışveriş yapmak için dolandık, kız arkadaşından bahsetti, sonra konu dönüp dolaşıp blind date olayına geldi...garsonlarla şakalaştığı için ondan utandığımı söylüyordu ben de köylüsün diyordum ne gerek var, mağazada kasiyerle şakalaşır, park görevlisi ile zaten işte sora görüşmesek ne şahane olur dedik, d.ç. Olduğum için bir eksepşın yaptım yoksa daha baya var...
*******

Ceenk

Açık e ile okuyoruz.

Geçtiğimiz hafta Izy, Talsemin, Özge ile yemekte buluştuk, ha bir de unutmadan Talsemin'in aktivist eşi de katıldı bir süreliğine. İşte bol hayvan katli yapılmış geleneksel yemekler yedik, saçmaladık da saçmaladık, uzun süredir görüşmüyorduk zaten. Izy yine kilo verme çalışmalarına başlamış, lisedeki kilosuna dönmek istiyormuş sadece domates yedi, Talsemin bankadan ve müdürünün kanser tedavisinden, Özge baba parası yemekten, aktivist ise burnu havada ikcılar ve onların edalarından dem vurdu. Benden yaşlı bu insanları dinleyip anlayışlı bir şekilde kafa sallıyordum evet, hımmm...
İşte sistem karşıtı bir bünyenin akşama kadar bankada çalışıp, gece gösterilere katılması, haftasonu yürüyüşler falan, derken "Fenerbahçe açık tribüne gidek, sen de gel küfredelim" dedi aktivist, olur dedim, BOK diyebiliyorum, Izy ekledi ben de SIÇIK diyebiliyorum, o ne yahu dedim, hiç duymadım, evet gördüğünüz gibi et yiyerek kafa bulmuştuk. Ne var ne yok diye sordular anlattım. İşte iş, güç, geziyorum biraz çok yoğun gidiyor, şöyle şöyle böyle böyle, ee biri var mı? Diye sordular, tanrım yine hıçkırığa başladım.



Yok dedim, yok.

Totally ben kaşınmıştım

Geçenlerde kpi diye ben evleneceğim hacı falan yazmıştım ondan bahsettim, hazır hepsi yanımda kısaca özet geçtim, Izy ne zaman dedi, hemen kilo vermeliydi, aktivist OHA dedi, Özge sırıttı. 

Aynı muhabbet Selin ile de açıldığında(daha doğrusu yazıyı okumuş öncesinde de zaten Lucas kim, noluyo hafız diye sorguya çekilmiştim yaz aylarında, anlayacağınız çoklu değerlendirme sistemi var :p."dur bakalım, hooop biz daha onay vermeden" falan dedi) kendinden emin, daha durun önce aday gelecek, biz onu bir değerlendireceğiz öyle kolay mı kızı vermek, olayın geyik boyutu "bana ne, ben de deneyeceğim, ben çok da güzel evlenirim, harika bir kına gecesi yaparız hatta ben halaybaşı falan olurum" dan  çıkmıştı. 
Kızımız Orta Anadolu'nun bağrından kopmuş, biraz da Karadeniz havası eklenmiş kökleri ve İstanbul'da doğup büyümüş, kız sen İstanbul'un neresindensin? sorusuna Üsküdar canım(hatırlamışsındır) şeklinde cevap veren kahramanınız, Coco. Elbetteki kına gecesinde kafasında huni ellerinde fiyonklar, fiyonkların içinde ayı gibi altın paralar ile bir sandalyede oturacak(hayal edebildiniz mi, ben edemedim) aaa siz bilmezsiniz olaylar olaylar..

Yalnız ben kına sürmem elime hacı kimse kusura bakmasın bir de Hint şarkılarını sevmiyorum ama çok büyük ihtimal Kutlu organizasyonu hazırlar, Cahide'de olacak böyle oturduğumuz masa yükselecek, bir sürü tantana yaşasın!, kendi turizmci çünkü, Yunanistan'a daha Olympos'a gitmemi de o sağlayacak çünkü o dünyadaki en iyi tur organizasyonu yapan dostu :) Ayrıca doğum günümde de Cahide'ye gitmeyi seviyorum, nolmuş.
Merak etmeyin konu dağılmadı bunların hepsi aynı hikayenin elementleri, hayır Atlas'ı davet etmeyeceğiz kına gecesine o kız olmak istemiyormuş.
Selin, evet, paylaşmayı çok sevmiyor diyelim:p dolayısıyla Damat adayı aday gibi aday olacak.
Size daha öncede anlattım, benim bir arkadaşım eski sevgilisinin banka hesaplarını inceletmişti, hayır bu normal bir davranış değil.

Aktivist "ee madem biri yok nasıl olacak?" dedi, ben de fikre kendimi alıştırıyorum, masaya bir bak Allah hepinizi biri için yaratmış, where is my kapak dedim, düdüklü tencere miyim ben dedim? Basınç, dedim, ısınan hava genleşir dedim, partiküller diye saçmalıyordum durdum. O anda karı-koca şeytan gibi bakmaya başladılar, akıllarına Ceenk gelmişti, seni biri ile tanıştıracağız, hahahah dünyanın en acıklı hikayesi, Izy daha önceleri buna kalkışmıştı Kato ve Görk isimli arkadaşlarını hayatıma sokmaya çalıştı, Kato gerçekten komik, keltoş, dev gibi ve de akıllı bir adamdı ama sigara içiyordu, Görk ise annesiyle yaşayan bir looserdı(gerçekten öyleydi bugün detay anlatacak havamda değilim bu olaylar üniversite zamanında geçiyor, ok). 




Ne tür bir manyaklık istersiniz?

Ceenk dedim hımm, yani çok gerek yok, ismi kötü değil ama bilemiyorum, sigara içiyor mu? Aktivist çıldırdı oha! Bu önemli mi? Evet önemli kim bir kültablasını yalamak ister? Kato ile bunun yüzünden çok atışmıştık, onu böyle kabul etmedim diye Izy'nin her doğum günü partisinde karşılaşınca afkururdu, astım vardı bende ve o küçük beyni bunu algılayamıyordu, gerçi çok eğleniyorduk ama pöfür pöfür diye duman üflerdi yüzüme öküz aleyhisselâm. Sigara içen insanların profillerine bakın masada, ceplerinde falan paket olur, ellerinde fotoğraf çektirirler kamyoncu gibi bunu havalı bulurlar, dudakları hafif mora dönük, dişler sarıya dönük, ayrıca parmak ve tırnaklarının rengi değişmiştir, evet ben fotoğraflara bakınca böyle gerzek şeyler görebilirim bazen. Hıııı Ceenk mi? Sizce?

SATC de Aidan'da aynı dertten mustariptir, bu kendim için tek prensibim der. Evet öyle biri olacak ki birlikte Selçuk Alagöz'ün o şahane duman avcılarıyız biiiiizzzzzz isimli şarkısını söyleyeceğiz ahahah bunu yazarken koltuktan düştüm :) komik ya, komik işte, tamam komik değil :)

Bakın şimdi çekındrilist devrede onu deli etmek için neler yaptım, 

-ee anlatın
Ceenk ikcı(ikcı mı?ooo)
Noldo beğenmedin mi? 
Yoo, ama 
Ama ne! 
Bi'dinlersen, İKcının ikcıyı değerlendirmesinden bahsediyoruz.
Satış ekibi iksında, böyle ekibi var senin gibi, aynı işi yapıyorsunuz(benim gibi mi hahahah ne minnoş arkadaşlarım var)
Ne kadarlık bir bütçeyi yönetiyor?
Bu önemli mi? 
Hofffff A. Belirli seviyelerin üzeri için yapılan değerlendirmeden bahsediyoruz, sen bu adamı bana pazarlamaya çalıştığının farkında mısın?
Sizin gbt bakma yetkiniz var mı?
Yuh daha neler :) ama bankadakiler kkb'sini görebilirler...
Bu arada Talsemin hevesle Ceenk in fb hesabına bakıyordu, soyadı ne dedim linkedinden bakarız falan uğraştırmayın beni( Selin Selin Selin :p )
A. Birazdan masanın üzerinden uçarak bana ulaşacaktı, 
Beni dinle dedim, mesleki deformasyon denen bir şey var, elbetteki insanlar eşittir, değerlidir vs. Sizin arkadaşınız da şahane birisidir belki cami yaptırmıştır ama bu böyle, sen onun başarılarını satmaya çalışırken ben de sana aklıma gelen soruları soracağım..
Shut it down dedi start up falan şeklini yaptı, turn it off ile kapadık.

Neyse gösterdiler, Allah sahibine bağışlasın dedim, gamzesi var, Fenerbahçeli bir futbol fanatiği(allahım sıkıcılıkta uzay) neyse profil fotolarında geziniyoruz, bir çocuk(belli ki yeğeni, kimileri için aileye bağlılık olarak değerlendirilir), ağırlıklı selfie foto bu konuda gayet yalnızlıktan olduğunu söylemek mümkün :), plajda bir foto mayosu siyah beyaz çizgili üzerinde çiçek var, hafız bu adam gay, olmaz dedim, şaka şaka demedim. Pembe gömlek pembe kravat(aklıma pembe ile ilgili yaptığımız konuşma geldi). Sonra yine maç beklenen bir cafe anı, yanında sarı saçlı bir kız, sırıtıyor Ceenk vucüt diline bakıyoruz hımm...Ya dedim bu Ceenk kardeşe hayatında başarılar. Hiç benim vaktimi almayın şimdi Izy'nin 24 saat kuralı ile falan da uğraşamam, dumansız hava sahası please.

Bi'çay içseydiniz dediler, abi bsg dedim gerizekalı mısınız ben çay içmiyorum :) olay iyice Esra Erol evlenme programına döndü, sorsan Ceenk Efendi'nin haberi yoktur kendi kendimize oyun oynadık.

Hem benim çok önemli planlarım var bütün bilimsel çalışmalar gösteriyor ki( such as astroloji haritam, ben haritam, kahve falları ve spritüel tarçın'ın öngörüleri 2014'te rockstar'ım hacı) belki yeni bir ev alır onun taksidini falan öder evlendim hacı isimli iq 2,5 taklidimi yaparım who knows?

A'yı sepetledik, geleneksel la fee etkinliğimize geçtik, oradan 45'lik'e oradanda Kadıköy'e Ezan, istiklal marşı ve kapanış yaptık. Kıç kadar yerlere gidip üstümüz başımız leş gibi kokana kadar eğleniyoruz işte sonra da tuzlu fare niyetine ıslak Hamburger ve de midye yiyoruz, bu ergen hallerden kurtulmalıyım, kendimi sıkıcı hayatından kaçıp eğlence arayan piremsesler gibi hissediyorum bkz: Roma tatili. 

O arada konuştuk tabii Talsemin olaylardan uzak kalmıştı kendisini bilgilendirdim, anlatırken so İtalyan bir tavır alıyordum ve ellerimi kullanıyordum ki ellerime bakmaktan yüzüme bakmıyordu, ellerimi cebime soktum,  yani sende aslında arada bir de olsa sevebiliyormuşsun, o kadar da bozuk değilmişsin dedi. 90 yılından beri tanıdığım bu matematisyen insan olayı çözümlemişti artık eve gidip yatağıma atabilirdim kendimi, olan bitene o da çok üzüldü anlamaya çalıştı son A'nın bana neden "sen erkeklerin çok da isteyeceği türden bir kız arkadaş değilsin" isimli çıkışını anlatmaya çalıştı, zira kendisi de  en az benim kadar açık sözlü löm löm konuşan Talsemin beni çok iyi tanıdığından bunu normal karşılayabildiğini ama diğerlerinin anlamadığını söyledi, taksi şöförü biraz daha konuşsak bizi arabadan atacaktı muhtemelen leş gibi sarımsak falan da kokuyor olabilirdik o ıslak Hamburger nedeniyle acaba höh deyip bayıltsamıydık? Talsemin'i bıraktıktan sonra eve geçtim, duş falan almadan o pisssss halimle yatakta hamburger pozisyonumu alıp burnumu tıkadım ve uyumadım, öldüm. Ay evet ölmeyi bayılmak sanıyorum ben.

Başka türlü bir şey benim istediğim, time lord, tardis, doctor who, ironman, thor veya gandalf, cüce efendiler, elf piremsi diye anlattığımda beni dinleyecek, acayipliklerime gülümseyecek, o konulara ilgi duymasa bile dinleyecek sabırlı biri.. Ee yine aynı şeyi anlattım, hoffffffffff



İlişki durumu: kalın kafalı olmak için özellikle çaba gösterdiğini düşünüyorum artık
Ruh hali: sorry evlenmemiz gerek


Sıkıntıdan patlayan kahramanınız,

Coco

Xoxo