İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

Hafta sonu yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hafta sonu yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2018 Cumartesi

Konuşmacılar İçin Ölümcül İpuçları




Yazının fon müziği: Kaleo'dan geliyor.

Merhabalar,
Blogla ilgilenmeye ilgilenmeye blog ölmüş, hiç söylemiyorsunuz. Elbette bunda son zamanlarda klinik yöneticiliği yapmamın etkisi de olabilir. Efsane saçma hikayeler ve karakterler biriktiriyorum. CEO asistanları mı dersiniz, kafayı yemiş hayal gören avukatlar mı tam bir sirk.
Arada kendime ayırdığım, yüksek konsantrasyonlu bir saatim oluyor o nedenle de kütüphanemde yer alan yarısı, yarısının 3/4 fazlası, 25 katının 8 eksiği okunmuş kitapların birini her gün yanımda götürüyorum. Asıl amaç beklemede olan 87 okunacak kitap sayısını düşürmek ve 470 olan kitap sayısınını da minimalize etmek çünkü evde odalar ve mutfak dair her boşlukta kitap var, şehrin kimi yerlerine bıraktığım kitapları saymıyorum. Okunmuş kitap hediye etme fikrim var, insanlar tuhaf buluyor halbuki efsane bir kitap zevkim olduğunu herkes bilir. Şirketlere kütüphane küratörlüğü yapmıştım hatırlayınız. Ayrıca sahip olduklarımız bizi ele geçiriyor, halbuki bizler sahip olduklarımızdan daha fazlasıyız Weirdos.

Bu haftanın şanslılarından biri Scott Stratten'in Sosyal Medyada Yapılan Büyük İşler kitabı. 2013 gibi almış olabilirim, yığının içinde çift kapağı ile ilgi çekiyor, arka kapak Sosyal Medyada Yapılan Vasat İşler, elmanın da rengi kahverengiye dönmüş, çürümüş.
Sosyal medyanın güzel yanlarından biri gerçek bir topluluk oluşturması,çevrimiçi kalabalığın fikrini sorma, duygusal olarak kendini iyi hissetmediğinde onlarla paylaşman ve sana harika enerji ve destek ile geri dönmeleri. Avatarlar ve personaların harika dünyasına hoş geldiniz.

3. kariyeri zirve ameleliği olanların en büyük ızdırabıdır kötü konuşmacılar, berbat görseller, oynatılamayan videolar, açılmayan keynotelar ve daha nice konuşmacı klişeleri.
O sahnede olmanızın bir sebebi var, ilham vereceksiniz, uzmanlığınızı paylaşacaksınız ve aldıklarınızı topluluğa geri vereceksiniz. Burada evrene vereceksiniz demek isterdim ama haydi ama bu size haksızlık olur, omuzlarına böyle ağır bir yük bindirmek istemem.
Doyurucu bir içerik sağlamak için işlerin daha yolunda gitmesini sağlayacak ipuçları için buyursunlar:


  1. Kendiniz olun.
  2. Ama unutmayın önemli olan siz değilsiniz(so bir film, bir kitap, yeni bir s.kko yönetim kavramı ve kızınız ile ilgili gereksiz bir detay klişesine düşmeyin).
  3. Konuşmacı olmayın konuşan bir uzman olun.
  4. Tutkulu konuşun(nice yürüyen ölü dataya boğup uyuttu bizi).
  5. Her seferinde sunumuzunu değiştirin. 
  6. Organizasyon ekibi, teknik ekip ile iyi geçinin, kabak çiçeği gibi sahnede olacaksınız ve gök tengri bilir başınıza neler gelecek.
  7. Konuşma öncesi bağlantı kurun, hashtag kasın. 
  8. İzleyicilerin zamanına saygı gösterin, öküz gibi uzatmayın, insanları germenin alemi yok, konuşmanızın 25 dakika olacağı size 1 yıl öncesinden tebliğ ediliyor. 
  9. Sahneden satış yapmayın ve bunu yapmıyorken seyircilere size buradan satış yapacak değilim demeyin, qöylüsünüz. Kitabınızda olanlar orada kalsın, bankanızda, holdinginizde whatever.
  10. Cep telefonlarını düşünmeyin, üzgünüm ama sosyal medya çağındasınız ve o aletlerin olmadığı bir okazyon olmayacak. İnsanlar sizi dinlemek yerine telefonla oynuyorsa zaten geçmiş olsun. 
  11. Hatalara takılmayın/teknik hatadan bahsediyor, ne yapalım siz de her koşulda ve şartta oynayacak video getirseydiniz. Artık çok geç.
  12. Güçlü ve merak uyandıran bir soru ile başlayın, Merhaba Ben Hazreti Coco diye kendini tanıtmaya gerek yok zaten arkandaki perdede eşek kadar adın yazılı, kalabalığı övmenize de gerek yok, fak yu hepiniz benim için buradasınız da demeyin. Tanrım, çok dengesizsiniz. 
  13. Hikayeci olmaya çalışın, orijinal olsun, size ait olsun, saçmalamayın başkasının hikayesini anlatamazsınız hırsızlar!!!!
  14. Soru ve cevap için zaman ayırın.
  15. Geribildirim için kullanışlı sayfalar hazırlayın ve her türlü yoruma hazır olun. 
  16. Zamanınıza paha biçin, beni üniversiteye davet ettiklerinde kimin karşılayacağını sormuştum, doçentin biri bunu okuluna borçlusun gibi bir şey zırvaladığında uçak bileti için TC Kimlik No'yu kiminle paylaşmam gerek diyerek çenesini kapatmıştım. 
  17. Tüm konuşmalarınızı kaydedin. 
  18. Referans isteyin, bunlar önemli. 
  19. Konuşmaya devam edin. 
  20. Son olarak diyorlar ki önemli olan siz değilsiniz, izleyicinin beklentilerine odaklanın, ihtiyaç duyduklarında görmek istedikleri kişi olun. 

Haydi yine iyisiniz köfteler speaker ecınsiy falan sizi çağırabilir bu ipuçları ile elbette o zaman bana olan gelato borcunuzu ödeme vaktiniz gelecek. Size yaptığım her iyiliğin karşılığı olacak bunu biliyorsunuz. Ve bunun karşılığında bir şey yapmanızı istersem seve seve yapacaksınız. 

Sazlıklardan Havalanan Süper Kahramanınız,
Saint Coco Morningstar 




20 Mayıs 2017 Cumartesi

Gluten Free Hayatlar





Bir tür manyağa döneceğiz diye çok korkuyorum.
O esnada plazada: Tanrım bunun içinde gluten var!
Şekerim ben gluten olmadan yaşamıyorum, her gün 2 kuple.
Yeni bir şey öğrenmeye açlığımın yanında gluten içeren şeylere olan açlığım da yadsınamaz.
Bir kere karbonhidrat aşığıyım, aşıkım, kimsesizlerin sesiyim, kimsesizim.
Karbonhidrat bağımlılığı, çok kötü bir şey. Biliyorsunuz yıllardır diyet yapıyorum, sanırım en büyük yanlışı yıllar yıllar önce masa başı iş nedeniyle yavaştan kilo almaya başladığımda yaptım.

Büyük Mucize: Zayıflama Bandı(Uzaktan bakınca da akıllı bir şeye benziyorum halbuki)

Spor yapmak zorunda değildin, bandı omzuna bir yere takıyorsun, ohhhh mis. Acıkmıyorsun, aşırı bomba. Çatır çutur kilo vermeye başladım. Şahane. Sonra bantlar bitti. Bir süre süper gitti, sonra ne olduysa tekrar kilo almaya başladım. E tam bir Lale Devri yaşıyorum, safahat, şaşaa, eğlence. Çöküş sonradan geldi. İlk kez yani üniversite sonrasında yeni bir bedene geçmek zorunda kaldım, kıyafetler olmuyor, bir memnuniyetsizlik var. Bir süre yeni bedenime alışıp hayatıma devam ettim.

Yaş ilerledikçe metabolizma hızı düşüyor bahanelerine tutundum.
Şok diyetler yaptım.
Bir projenin kalbinde pardon beyninde yer aldığımdan geceler, sabahlamalar başladı. Duş almak için eve gidip 7'de tekrar servise biniyordum. Fitness salonu üyeliğim vardı ama seyahatlerde çok yorulduğum için gitmiyordum.
Yani her şeye bir bahanem vardı.
Küçük bir buddhaya dönüştüm. Dışarıda yemek yemeye bayılıyordum, her şey için bir kutlama bahanemiz ekleniyor üzerine, çikolata şelaleri.
İrade dediğimiz şey kompile(koooompilleeeeeee) gitmişti.

Diyetisyene gittim. Bir noktaya kadar geliyordum, başarı, sonra yine dağıtıyordum. Hayatımla ilgili tüm kararlarda mantık abidesi olan ben bir konuda gelişme kaydedemedim.

İntolerans testleri, hormon testleri bilmem ne derken buğday intoleransı çıktı. Vücut buğday ile etkileşime girince yamuluyor demek. Alerji gibi değil ama daha saçma.
Bir süre yeme stilimde buğday olmadı, nasıl zor, nasıl ızdırap. Gözümün önünde makarnalar, otlu ekmekler, içinde buğday olan her şey uçuşuyordu. Bunun yanında buğday ve içeren ürün yemeyince de öküz gibi kilo veriyordum. A-a! Siz şok tabi.

Sonra glutensiz ekmekler, krepler, pikana bulanmış tapenadeli tavuk, shirataki pirinci, tövbe tanrıma buğdaysız pizza, karnabaharlı mücver, cup cakeler falan girdi hayatıma. Ketojenik beslenmeler mi dersin, unsuz kurabiye, şekersiz çikolatalar falan.

Yıllar içerisinde herkes birbirine bir şeyler öneriyordu. Tatlım bak bu yöntemi denersen şöyle olur, glutensiz hayat bambaşka, protein tozu denemek ister misin, o tozu deneyince yüzün bebek poposu gibi oluyor, kimse sana g.tsün demiyor ama.

Glutensiz beslenmezsem ölüyorum, cüzzamlı gibi davranan bir kitle. Avokado yatağında yumurta yemeler, sebze suları detoksları, su oruçları tekmili birden 3 perde.

Kendimi ikna etmek adına en son çareyi Buğday Göbeği diye bir kitap okumakta buluyorum, bu kez kendimi bilim ışığında eğiteceğim diyorum. Olay şu, savaş sonrasında kıtlığı ve genel olarak dünyada yeterince besine ulaşamayanları düşünüp laboratuvar ortamında cüce buğday üretiyorlar. Nobel ödülü falan getiriyor çalışan doktora. Cüce buğday adı üzerinde boyu kısa, daha fazla ürün veren, ek verim elde edilen bir tür. Yan etkisi konusunda 10 yıllar sonra tesadüfi şekilde çalışılmaya başlanıyor. 80'lerden sonra aynı şeyler yendiği halde beden ölçülerinin XXXL'lere falan çıktığı görülüyor, mutantlaşma başlamış, insanlar lömbür lömbür, kıllanmalar, tüylenmeler artmış, diyabet almış yürümüş, IR-insülin direnci, obezite falan Allahuekber Dağları'nda. Buğdayın içinde ne var? Bildiniz, gluten, ay çok zekisiniz hepinizi çok seviyorum. Çölyak hastaları glutensiz beslenmek zorunda, onlara da geçmiş olsun.

Gluten olmayınca, karbonhidrat olmayınca, şeker olmayınca;


  • Bir kafa açılma durumu yaşıyorsun, böyle zihin bir berraklaşıyor yani. Öyle olunca da normal hayata katlanmak daha zor oluyor, kafa ayıkken hiç çekilmiyorsunuz. 
  • Sürekli yeme isteği yaratıyormuş, bu durumdan kurtuluyorsunuz.
  • Eklemlerde falan şişlik yapıyor, ödemdir ödem durumundan kurtuluyorsunuz. 
  • Regl ağrılarını da buna bağlıyorlar, fyi. 
  • Duygusal değişimlerin çok hızlı oluşu, stres falan azalabiliyor. 
  • Organ yağlanması, zihinsel hastalıkların ataklarında da etkili olduğuna dair araştırmalar yapılmış, ABV buğday. 
  • Tahılların beslenme biçimine girişiyle insanlar osteoporoza yakalanmış, çocuk ölümleri artmış, arkeolojik bulgular varmış bununla ilgili. 
  • Tırnak kırılmaları, soyulmaları, mantarı da buna bağlıyorlar. 
  • Kolay kilo verirsiniz, bölgesel yağlanmadan uzaklaşırsınız, hormon dengeniz iyileşir, bağışıklık sistemi güçleniyormuş bunu unutmayalım. Diyabete ve sonrasında yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp-böbrek rahatsızlıklarına, osteoporoz, artrit, kansere yol açma ve yaşlanmanın hızlanışına kadeh kaldıralım dostlar. 


Ülke topraklarından yetişmeyen ürünlerin yenmesine karşı çıkan diyetisyenler de var, efenim kinoa, beyaz çay, gojiberry falan. Kafa bir güzel çorbaya dönüyor. Egzersizi sokuyoruz hayatımıza, kilometrelerce yürüyorum, enginar çorbaları dünyanın en güzel çorbalarında ilk 5'te. Sonuç paranızla rezil olmak istemiyorsanız insan gibi yiyin, 3 beyazdan uzak durun.
Disiplin, disiplin, disiplin. Ötesini "Bir İK'cının İnsülin Direnci ile İmtihanı" isimli kitabımda anlatmayı planlıyorum. Şimdi gidiyorum, hurma ve kuru kayısılı, kakaolu ve cevizli glutensiz kurabiye yapmaya gidiyorum, keçiboynuzu unu olacak içinde.

Unutmadan gerçekten glutenden, karbonhidrattan uzak yaşayan bir kitle var takipçilerimin arasında, onları tebrik ediyorum, göbekleri falan gitti gelmedi. Sizler kendinizi biliyorsunuz.
Glutensiz günler dilerim.

Coconut Glutenlerekarşı

23 Ekim 2016 Pazar

İK'cım Dağlarda Gezer

Çok yakın iki arkadaşımla sabahın körü kahvaltısında buluştuk. En son bir araya gelmemizin üzerinden 2 dolunay geçmişti. Havalı gözlüklerimle sabah serinliğine ve deniz manzarasına karşı otururken sinsice arkamdan yaklaşıp "Naydın, buranın sahibi gibi oturuyorsun." dedi minnoş olan.
Şanslıyım, oldukça şanslı, über arkadaşlarım var, gidelim deseler nereye diye sormayacağım.
Bir diğeri plazanın üst katında çalıştığından o sırada katılamadı bize, siparişler 27 dakika sonra geldi, hafta içi boş vaktimizin çok olduğunu düşünenler de var sanırım.
Konumuz iş, aş, aşk sıralamasıyla gitti.
Bilmem gereken ne var? sorusu ile başlamayı seviyorum, karşımdakinin önceliği ne ona göre ben en önemli hikayemi anlatmaya başlayacağım. Ekipleyken de böyle, sorun ne, senin yorumun ne, çözümün bizi nereye götürür, o yolu tercih edersek neyi kaybederiz. Ewwwwwww ne kadar da prenses ve makyavelist bir insan.

Eski sevgili gündemi ile başladık, eski sevgilisi ile görüşen insan en asil duygunun insanı mıdır?
Biz İK'cıların dandik problemlerinden biri de iş görüşmesi yapacak insanların bize dost gibi yaklaşmaları, aslında bir çıkar ilişkisi başlatmaya çalışmadıklarını gösterme çabası, iş görüşmesi ya da performans görüşmesine giriş, gelişme, geri bildirim, kapanış ve/veya ayrılık. İstiklal Marşı. Mezarımın taşına "Çok Şey Gördüm, Yüzüstü Gömün Beni" yazsınlar. Son 2 yılımı sorun tespiti ve ayıklamaya ayırmıştım, eser miktarda iyileştirme önerisi sunmuş, CDO şapkası takmış gibiydim. Bir duruma baktığımda, gözlemlediğimde kritik sorunları görüyor olmam işim açısından bir avantajdı ama bunu kullanabileceğim rolü bulmam gerekiyordu zira normal iş dünyası tipleri brutal gerçeklikle başa çıkma konusunda sizin gibi esnek olamayabiliyor. Gerçekleri olduğu gibi kabul eden dostlarım da yok değil.
Bizim minnak eski sevgilisi ile görüşüyormuş, minnoş ise buna tepkili, ikisini atışırken dinlemek paha biçilemez. Benzer hikayeyi Nazlı yaşamıştı, acıklı biten bir işe alım hikayesi 2000'lerin ortaları mmmhhh hala değişen bir şeylerin olmaması bir bakıma eğlenceli.

İK'cıdan sevgili olmaz. #fwb olur, hold for applause, hold for applause, fade out.  Şaka oradan geldi, minnak her gelene more than welcome diyor, minnoş ise anı yaşamayı seviyor, anda kalma konusunda master degree.
Sana gelince "Seninki imkansızı iste, biraz zaman alsın. Columbia mülakatları gibi zorlu." dediğinde içten gelen kocaman bir kahkaha. Hayır acımadı, oğlakım ben. Öyleydi, zaman kaybı yaşamamak adına cut the crap diyerek süreci baştan ben iyi bir arkadaş olmam diyerek sonralandırıyordum. Ne saadet.
Biraz direktör dedikodusu yaptık, biraz transfer, eğitim falan bir de danışmanlık. Uyuşturucu kullanan çalışan ile ilgili problem nasıl çözülmeye çalışılır falan.

Nazım'ın bir şiiri geldi aklıma(gölgesi) ve dolayısıyla o şiirin yazıldığı kadın Suat. Platonik sabahların ilham perisi, rüzgar eserken kuşlar da uçsun, fonda klişe huysuz ve tatlı kadın çalsın ya da durun Güzide Kasacı-Ya Rab Kalbimin Sahibi Nerede olsun yazının fon müziği. Reel hayatta şiirsel bir durum yaşayamıyoruz bari okuyalım. Ben inanıyorum, gelecek ama İK'cı olmayacak, olmasın da. Bu arada Suat'ı Fosforlu Cevriye'den biliyorsunuz zaten, asıl adı Saadet imiş.

Teyze bu;




Şiir de bu;

Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.
Cevapları öyle heycansız ki onun,
Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun.
Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi
Güzelliğin önünde, dolup, çarpmalı kalbi
Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal
Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal
Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor.
Bir çiçeğin önünde bir dakkika durmuyor…
Dönüyoruz yine biz uzun bir gezintiden
Gönlümün elemini döküyorken ona ben
O bana kendisini gülerek naklediyor
"Bilseniz mavi boncuk nasıl yaraştı." diyor.
Ya bu kadın delidir, yahut ben çıldırmışım
Ben ki; bir çok kereler kırılmışım, kırmışım
Ömrümde duymamıştım böyle derin bir acı
Birden onun yüzüne haykırma ihtiyacı
İçimde alev alev tutuştu yangın gibi
Bir dakika kendimin olamadım sahibi
Hiç olmazsa öcümü böyle alırım dedim
Yolda mağrur duran gölgesini çiğnedim.

Esenlikler dilerim, hepinize harikulade pazarlar efemmmmm.
K2'nizin İK'cısı,
Coconut Dağlarda Gezen



10 Temmuz 2016 Pazar

6 Mart 2016 Pazar

Gabriele Boretti

İnsan gerçekten hayret ediyor, futurizm rocks diyerek 2014 Venedik bienali için kurgulanmış efsane birkaç fotoğraf paylaşmak isterim sizlerle, elbette nette gezinirken buldum. Hayır Ankara için böyle bir şey yoktu, olsa da bene nah?
yıl 2064, buyursunlar;

mesela bu adacık yüzse falan








13 Şubat 2016 Cumartesi

Severim Aristo'yu

Severim Aristo'yu.
Şekerli bir kahve ya da espressoyu ah bir de Martini'yi, dağ evlerini, kütükleri, gölü, okyanusu.
Güneşin doğuşunu, serin sabahları, turuncu gün batımlarını ve fasulyeyi ve de pirinç pilavını.
Uçan halıyı, uçan süper kahramanı bir de uçan süpürgeyi.
Dinlerim klasik müzik, easy listening, kimi zaman arabeski hatta bazen taverna şarkılarını.
Hesap vermem, kimseye, ispat etmek zorunda kalmam, iç huzurum yerinde, vicdanım rahat, çakralarım açık mor renkler görüyorum çünkü.
İzlerim, filmleri, hayatı, şehirleri, rüyaları, insanları.
Duyarım, kimi zaman kendilerine bile söyleyemediklerini.
Okurum, bana göre ilgi çekici, tarzı olan her şeyi, yüzleri, mimikleri.
Yargılamam sanırım ama eleştiririm, kritik ederim, beklerim, daha iyisini yapması için beklerim, potansiyelini kullanması için zorlarım, yüzleşmesini sağlarım.
Teşvik ederim, yapabileceği ne kadar iyi şey varsa onun için.
Desteklerim, buna ihtiyaçları olduğunda.
Ararım, ilham verecek bir kırıntı çünkü ilham kaynağı olmadığında yaratıcılığımız kurur, büzüşür ve kendimizi tekrar etmeye başlarız.
Etkilerim, bazılarını, yerinde duramayanları, rahat batanları, beyinleri mıncıklananları, sorgulayanları, herkes gibi olmayanları.
Sorarım beni ne heyecanlandırır, beni ne yönlendirir diye.
Sorunları basite indirgerim.
Yaşarım, İstanbul'da ve biraz da Roma'da.
Kısa ve öz konuşurum, uzun anlatırım, masal anlatırım, iyi anlatırım, hızlı anlatırım, hızlı konuşmam.
Merak ederim, evreni, zamanı, nedenini ve niçinini. Merak etmenin açma kapama düğmesi yoktur, kronometresi yoktur, sürekli ve durdurulamaz.
Boyarım, duvarları, tuvalleri, defterleri, göz kapaklarımı.
İnanırım, hayal gücüne, nöronların inanılmaz oluşuna, krem peynire, bulgur pilavı üzerindeki cacığa bir de yüzeysel bir insan olduğuma.
İyi mükemmelin düşmanıdır, vasata övgü ise grotesk bir oyunun son perdesinde yerde kıvranarak neden haklı olduğunu anlatmaya çalışan kötü karakterin son cümleleri...





Alaycı, çiçek kokladığında etrafta tabut aramaya başlayan bir insandır.


Mocking Bird'ünüz,

Coco


Yazının fon müziği; elbette The Beatles



30 Ocak 2016 Cumartesi

Yanlış İşe Yerleştirilen Yanlış İnsanlar







İşte buradayım, resepsiyon görevlisi bankonun arkasında, görüşme saatinden 10 dk. önce geldim, koltuklardan birinde oturuyorum, mesai bitimine 10 dakika var. Mesai sonrası görüşme talep etmediğim ve boş vaktim olduğunu söylememe rağmen benimle daha geniş vakitte görüşmek istediklerini söylüyorlar. 
Linkedin üzerinden ulaşmışlardı, anahtar sözcükler ile arama yapmış, ilanlarındaki özelliklere uygun profillerden biri ben olmuştum, önce ne alaka diye düşündüm ama benimki gibi bir cv fena sayılmaz, görev tanımlarına bakmaları gerekmez, şirket logolarını takip etsinler yeterli. 
İletişim biçimleri çalışılan şirketlere göre değişiklik gösterir, bunu zaten anlamışsınızdır diye düşünüyorum, her plazanın ayrı dokusu var, kenarda köşede kalmış neredeyse asgari ücrete çalıştırılacak köle arayan danışman şirket recruiterı bu noktada hayal kırıklığı yaşatır. Headhunt yapıyorum diye size facebook mesajı gönderdiğinde kendinizi kirletilmiş hissedersiniz, ıyyyyy bu ne biçim bir tarz, bu ne samimiyet, sen kimsin, siz kimsiniz kuzum? Evet sevgili dostum, yıllar geçtikçe o snob hava daha da oturur, demlenir bünyende, kendi dengin birinin ya da Maçka-Nişantaşı hattında çalışan danışmanın zarafetini beklersin, olmadı Levent-Maslak hattı. Yani diyorum ki Ashes to Ashes, dust to dust, Seniors to Seniors, Managers to Managers.

Önce mail gönderirler, 
Size bıdı bıdı üzerinden ulaştık, telefonda da konuştuğumuz üzere ilgili pozisyonun bilgilerini içeren ilanımızı paylaşmak isterim. Bir sorunuz olursa benimle iletişime geçebilirsiniz. Sizin de ilgilenmeniz durumunda önümüzdeki hafta bir görüşme organize etmek isteriz. Mutlu yıllar, sevgiler, bıdı bıdı(Bu arada aday size bugün doğum günüm görüşme yapamayız demiş de olabilir, oluyor öyle şeyler)…
Cevaben,
İlanınızı inceleme fırsatı buldum, büyük ölçüde benim kariyer beklentilerimle uyuşuyor tarzı denyo bir cevap yazılabilir ya da ben çok merci, sürecinizi bölmeyeyim denir, bu noktada süreç sonlanır, anlatacak hikaye kalmaz, olumlu senaryo ile devam ediyorum. 
Rubab’ın Cevabı;
İlgilenmenize sevindik. Çarşamba günü bizim için daha uygun gibi gözüküyor. Yanlış anlamadıysam 17:30 sizin için de uygun. Onayınızdan sonra size görüşme detaylarını içeren bir mail gönderiyor olacağım. Sevgiler…


Hava koşulları, görüşmeyi yapacak kişinin programının değişmesi, uçak düşmesi, müşterinin toplantı talep etmesi gibi nedenle telefon trafiği veya mail trafiğinde yoğunluk yaşanabilir. Bazı pozisyonlarda size vaka, araştırma, analiz, anket sonucu falan gönderilip bunun sunumunu yapmanız istenebilir, 3 yönetici 1 İK profesyoneline -dır, -dir, -dur, -dör’lü ifadeli sunumlar yerine x saptandı, y gözlemlendi, çözüm yolu olarak z önerilmektedir cümleli sunumlar yapılabilir. Sayısal veriler, uzun dönem stratejiler, işkembeden sallama taktik planlar, araştırmalar kullanılabilir so hazır olun. 
İşe alımı departman müdürlerinin, ekibin en kıdemlisinin yaptığı zamanları falan gördüğünden bu bünye ve arkadaşları İŞİ PROFESYONELLERİN ELİNE BIRAKIN tavrı ile devam eder. Evet bazılarımıza göre işe alım bir sanattır, işe yerleştirme, elde tutma falan herkes yetenekle çalışmak ister, bu arada hep ODTÜ-BOĞAZİÇİ isteyen de vardır, maaş neredeyse asgari ücret / görev dünyayı kurtarmak. 







Benzer şuursuzluklardan kurtulmak, süreçlerin daha etkin ve verimli hale getirilmesi, İK’nın imajının, elinin yüzünün daha düzgün hale getirilmesi sırtında bir kambur gibi takip eder. Her seferinde bir başka yeri tamir etmeye çalışır, bir başka yeri düzeltmeye çabalar, çoğu zaman çok rerörerö bir departman olduğunu dinler, ekseriyetle STRATEJİK ORTAK olur, vallahi bak, hepimiz stratejik ortaklıktan kanser olduk, stage 4, terminal hastasıyız dolayısıyla bize iyi davranın. 
İK’nın daha az dokunduğu işe alım süreci düşünülemez zinhar!!zinharrrrrr!!!

FERMAN PADİŞAHIN DAĞLAR BİZİMDİR

Herkes yeteneklerinin daha güçlü olduğu alanları kullansın, breh breh breh. Yine de iç müşteriye seve seve yardımcı olur, daha az kullanılan danışmanlık süreçlerini öne çıkarır, birtakım testler kullanarak bi’şey bi’şeyleri hızlandırır, belirli bölümde çalışanları yeteneklerini daha iyi sergileyecekleri yöne doğru itelemeye ve hatta doğru bölüme işe almaya odaklanabiliriz. 
  • Kullanılan testler horoskop, yıldız okuma, geleceğinden haber verme testleri değil ancak kişinin ileride karşılacağı stres noktaları ve bunları yönetme şekli hakkında bilgi verebilir. 
  • Satış profesyoneli olma düşüncesi varsa elde tutma, satış kapama, satış sonrası davranış şekilleri hakkında bilgi verebilir,
  • Koçluğa ihtiyacı olan alanlar hakkında bilgi verebilir, 
  • Motivasyon, analitik beceriler, ilişki kurma şekli, ekip içerisindeki yabanilikleri, yaptığı hayvanlıklar hakkında bilgi verebilir,
  • Kısıtları, engelleri, farkındalığı olmadığı noktaları, cevaplama şeklini, manipülasyon durumunu, daha dar alanda kalarak kaçındığı noktaları falan verir,
  • MBTI falan varsa mis, bazıları renkli testleri, bazıları hayvanlı testleri kullanır, bazılarının 2-3 yıl geçerlilik durumu vardır, aday küser ben bu değilim yeaaaa falan diye, ah canım. Burada bilimsel gerçekler konuşuyor, butik test yapıyoruz diye 3-4-5 yetkinliği havuzdan çekip kullananları ayrı tutalım. 
  • Davranış bazlı görüşmeler ya da yetkinlik bazlı görüşmeler, amaç o noktada sergilediğiniz davranış neydi onu gözlemlemek ya da şirketin tanımladığı yetkinliği işini yaparken hangi sıklıkla sergilediğini anlamak için kullanılır(umarım anladınız, biraz uzun cümleler kuruyorum, Şebnem Ferah Artık Kısa Cümleler Kuruyorum dinlemeli ve kendime gelmeliyim). 
  • Değerlendirme Merkezi başka, işe alım görüşmesi başka, orada bahar başkadır, yazlar kışlar başkadır, gezsen Anadolu’yu.  Aday sizi yanlış yönlendirebilir, mış gibi gibi yapabilir o noktada ters köşe sorularınızı sormaya başlayın, demek süreç çok pürüssüzdü, her şey şahaneydi, daha iyi anlamak adına biraz daha detaylandıralım isterseniz diyerek girin, kalın bağırsaktan çıkarsınız, sorun bakalım olay esnasında orada ne işi varmış, ne demiş, kime demiş, hangi cevabı almış, sonra ne yapmış? Hangi aksiyon, hangi rapor, hangi yorum, hangi neden-sonuç ilişkisi, pekiyi SONUÇ NE OLDU? Hepinizi seviyorum. 

Evet-Hayır’lı sorulardan, tutarlılık sağlayan çapraz sorulara geçilen dönemlerden bahsediyorum yani, en hatasız yöntem değil, hatayı en aza indirerek pozisyona en yakın olan, özellikleri en uygun, en mutlu olabilecek(teoride) adayla ile buluşturmak. Nice koçyiğitler yanlış okullarda, yanlış bölümlerde okudu ve mezun oldu, yanlış işlere ve yanlış şirketlere girip mutsuz beyaz yakalı haline geldi… Şimdi 5-C sınıfından arkadaşımız Coco’nun şarkısını dinliyoruz;



Adaylar Coco’yu, İK’cılar Coco’yu, İç Müşteri Coco’yu sevmeli yurdumda. Haydi hep beraber söylüyoruz: Yuvadır kuşlara, örtüdür toprağa, can verir doğaya Coco’lar yurdumda.
Merci canım. 

Erbakan Hoca’nın (mezarında tapirler tepişsin diyenler görüyorum aranızda, asdlakjflşs yapmayın ayıp) “Kanlı mı olacak Kansız mı?” monoloğu geliyor aklıma. En acısız olanı yapalım istiyorsunuz, göz açıp kapayıncaya kadar sonuçlansın istiyorsunuz, bunun gerçek olmasını istiyorsunuz, test de olmasın, iş görüşmesi de olmasın, referans görüşmesi de(bunu ben de sevmiyorum ya, jr. bir işe alımcıyken -ben daha o zaman İK TANRIÇASI değilim-kendi işimin en sevmediğim kısmıydı referans sorgulaması o noktada size biraz katılabilirim)… Krem dö la krem ya, ben de isterim hatta işe gitmeyin, evden de çalışmayın ama maaşınız hesabınıza yatsın guyz. 

Uyanın ve salyanızı silin rica ederim, geldik, son durak, yıl 2016. Şimdi biraz daha liderlik yeteneklerinize ve yetenek yönetimine falan odaklanacağız, dizayn edeceğiz, faturalandıracağız. 

Görüşme sonucunun ne olduğunu merak ettiğini görüyorum Sevgili İzlek, karşı taraf 2 kişiydi, 1 kişi daha olacakmış, müşteride olduğu için katılamadı, 15 dakika geç başladık, Sr. Manager seviyesinde olan dallama şirketimi benimle yaptığı görüşmede gömmeye çalıştı(çalıştığım şirketi diyelim zira benim çalıştığım herhangi bir şirketle duygusal bağım olmadı), kendilerinden bahsederken “Biz kim miyiz?” gibi sorular sordu ben ağzımı bile açmamıştım, bunun gibi abidik gubidik birkaç şey daha oldu ama o başka bir hikayenin konusu. Sonra sunuma geçtik, anlattım, anlattım, anlattım… Bitti. 

Status: İş teklifi sunulması sonrasında kabul / red durumuna karar verme
Unutmamak gereken bir durum var, içinize sinmediyse “hayır” diyebilirsiniz, kimseye bir şey borçlu değilsiniz, bu sizin kariyeriniz, sizin hayatınız, sizin seçiminiz, sizin alternatif maliyetiniz, her seçiş bir vazgeçiş, bir alışveriş bir fiş. Aklınıza takılan her konuyu sorun, sorgulayın, cevapları size vermek durumundalar, kaçamak cevaplarla yürümez bu ilişki, belirsizlik durumu zorlayabilir, iyi düşünülmeli. 
Öneri: Red cevabını size en uygun, tarzınızı yansıtacak şekilde verin, karıncanın belini incitmeyin, piyasa küçük, tipler belli. OOOOOOOOoooooooo bireysel imaj görüyorum. 
Yineleyeyim: İşinize aşık olmak zorunda değilsiniz, sürekli sevdiğiniz işi yapmak kariyer yolunuzda tıkanıklık yaşanmasına neden olabilir, sonra koçlara gidiyorsunuz açtırmak için. 
Düşünelim: Yanlış işte çalışırsam yanılır mıyım?







Bitiriyorum, herkes ayağa kalksın, In to the Wood filmini severim, Meryl Streep Witch karakterini oynar, iyi de oynar, çok da güzel bir şarkı söyler, ruh halim bu, buyrunuz;

You're so nice.
You're not good,
You're not bad,
You're just nice.
I'm not good,
I'm not nice,
I'm just right.
I'm the Witch.

You're the world.

1 Ocak 2016 Cuma

2016

Hepinize az hasarlı bir yıl dilerim



Sevgili Sen,

Öncelikle doğum günüm civarı olan günlerde blogda gezindiğin için teşekkürler. Hoş geldin bebek. Eski yıl sona erdi, yepyeni bir yıl gedi, yiniyıl yiniyıl yiniyıl bizlere kutlu olsun...

Yesyeni bir yıl, yeni tanışıklıklar, yeni amaçlar, planlar, güzel gelişmeler derken mutluluk sarhoşu bir haldeyim. Geçtiğimiz yılın son haftası fırtına(rüzgar gibi falan değil olsa olsa tornado) gibi geçti, bütün yapılacakları tek haftaya sıkıştırmış haldeydim, tapınak gezeceğim diye dijital detoks denedim. Ne olur bu yıl biraz daha geç bitsin, zaman daha yavaş aksın diye biraz da umutlanarak geçirdim. 
En güzel 2015 benimdi, benim olacaktı, istedim ve oldu, yıllarla, aylarla henüz sorunum yok ama hala perşembeleri sevmiyorum biraz da pazarları.

Hayatımın en zor yılını 24 yaşındayken yaşamış, elim bir trafik kazasında kaşlarımı ve sevdiklerimi kaybetmiştim zaten. Zaman o noktada benim için durmuş, sanki her yılı 24 yaşındaymışım gibi yaşamaya devam etmiştim. Görenler 26 gösteriyorsun dediğinde 30’larını süren bu bedenin içinde aslında o kadar da genç gösteriyor olamam, karşımdaki insanlar çok zarif düşünüyor diyordum.



  • Daha fazla şapka alma hedefimi gerçekleştirdim hatırlayalım Sezai’den bu yüzden fırça yemiştim. 
  • İspanya’ya gidemedim çünkü Maynard zaten oraya taşınacak ben de onları ziyarete gidebilirim haydi burada esneyelim, o 5 kiloyu almam ise bir başarı olarak tarihte yerini almamalı. 
  • Tüm yıl süresince 2 iş görüşmesine gittim, Zirve’den sonraydı, kar yağıyor, görüşmeler erteleniyor ajandalar yeniden belirleniyordu. Çok iyi 2 mülakat deneyimi geçirdim, hatırlatın da bir ara anlatayım, üzgünüm kim olduklarını söyleyemem, üzgünüm sonuçları hakkında da bilgi paylaşamam. Yine de kişisel kariyer yoluma bakıldında K2 noktasına yakışan şeyler bunlar, Maslow’un İhtiyaç Piramidi'ni gözünüzün önüne getirin ve Kendini Gerçekleştirme basamağında olduğumu düşünün lütfen. Kendimi kutsanmış hissettim, o nedenle bu yıl harikaydı. 
  • Yaptığım işlere gelince long term career olarak zaten blog yazıyordum, çok tatlı 2 iş daha yaptım bağlantılı, yıl sonunda ise Pazarlama Zirvesi’nde değerlendirici olarak davetliydim, buyrun size çok tatlı bir an daha. 
  • Çok severek takip edilen bir şirketin prosedürlerini eğlenceli bir şekilde yeniden yazmam istendi, yabdım. 
  • TED sahnesine çıkıp peygamberlik ilan etmek gibi bir hedefim henüz yok, güzel bir detay paylaşayım blogda yazdığım şeyler bazen gerçekleşiyor, gülücük, gülücük, alkışlar. 
  • İkinci kez kitap teklifi aldım, insanların size güvenmesi tuhaf hissettiriyor bazen yine de çok mutluyum. 
  • Pazarlama Gurusu’nun birisi tebrik mesajı attı, hem de ik bloggerı olduğum ve farklı olduğum, yeni bir soluk getirdiğim için, sözde hr bloggerları diye devam ediyordu aman tanrım ben bir değerli taştım!!! Yine bir pazarlamacı beni tavsiye etmişti ve bu büyük bir olaydı, sevincimi paylaşmanızı istiyorum, Midyat-Seyfo sevinin.
  • Arkadaşlarıma headhunt yaptım, cennetliğimi yaptım hacı, kutlama yemekleri mi dersin hediyeler mi, ow yea. 
  • Katılmak istediğim birçok zirveye, okazyona katıldım birkaçını da kaçırdım ne yazık ki. 
  • Seyahat ettim, çok seyahat ettim, hafta içi İstanbul’da gezdim, havaalanında sabahladım. 
  • Direktörlü toplantılar, müdürlü görüşmeler yaptım, 2 hafta Ankara’da mavi yakalı şirinler ile görüştüm dahası da var onu geçelim, Ankara memur kenti, saray falan var işte, gizlilik mizlilik karşim. 
  • Rapor yazdım, çok yazdım o kısmı biraz yorucu oldu. 
  • Biraz kitap okudum, birkaç tiyatro oyununa gittim, sergi gezdim, film izledim, konser dinledim, biraz pilates yaptım, koruda yürüdüm, bol bol vine çekip, periscope yayını yaptım, ben eğlendim. 
  • Köpeğim öldü, çiftliğe gidip cenaze töreni düzenledim, küçükken de ikizimle bahçeyi hayvan mezarlığına çevirmiştik zaten. 
  • İK’nın en etkili 25 ismi arasına Prenses olarak girdim. 
  • Güzel hediyeler aldım, çok güzellerdi sevilmek nayz, hoş hediyeler alıp sahiplerine ulaştırdım paylaşmazsanız merdivenden düşün hayat paylaştıkça anlamlı. Hobbitlik bunu gerektirir. 
  • Yetenekli insanlarla vakit geçirdim, özel insan yavrularıyla, benzerlerimle ve benzer olmayanlarla, yelpazeyi geniş tutmakta fayda var.
  • Alakasız ortamlarda eski ekip arkadaşlarımın benden bahsederken harika yorumlar yaptığını duydum, sağolsunlar var olsunlar. 
  • Teyzem tarafından konuklarımı çok iyi ağırladığım, bunun yanında insanların kendini bana çok yakın hissetmesini sağladığım ve yine bunun yanında bir o kadar da uzak hissettirebildiğim geri bildirimini aldım. Çelişkiporn. Benzer bir şeyi Serhat da söyledi, daha da yorum yapmıyorum. Hepinizi seviyorum diyeyim. 
  • Güçlü yönlerimi daha güçlendirip gelişime açık yanlarıma baktım, guyz burada şaka yaptım sizin gelişim alanlarınız var geyiği çevirmek için sabırsızlansam da size öneri gelişim alanlarınızla barışın. Birçoğunuzun o alanları iyileştiremeyeceğini, davranışa çeviremeyeceğini falan biliyoruz, kendinizi kandırmayın. O taraflarınızla barışın bence. Marketing is everything. 
  • Çok şahane blog yazıları yazdım, harika kritikler yaptım, acımasız şakalar var bir de, oh minnie. 
  • Hüzünlü dönemler de oldu, kuzenim aramızdan ayrıldı, bir beyin kanaması yolunu seçti giderken, kalbimizde. Her zaman hatırlayacağız. 




Günün sonunda nasıl bir beyaz yakalı olmayacağımı biliyorum, nasıl bir İK’cı olmayacağımı biliyorum derken insanların potansiyellerini açığa çıkaracak ortamı oluşturmada bir dünya markası olmaya devam yani. Yeteneklerinizi sergileyin. Herkes sizi sevmesin mümkünse. İşinizi iyi yapın, lütfen. Hayallerinizle dalga geçilmesine izin vermeyin, geçen gün bir çocuk okulda İspark Görevlisi(otoparkçı) olmak istediğini anlatan bir sunum yaptı ve sosyal medyada linç edildi. O çöplükteki en iyi çöpçü, en iyi park görevlisi falan olmayın, sanatçı olmayın incitirler, üzerler, savaşçı olun öküz olun, en iyi öküz olun, o caddedeki en iyi İK’cı olun.

Klişe ama sevdiğiniz işi yapın, olmadı mı sevmediğiniz halde yapabileceğiniz işi yapın o zaman, sizi en az üzecek, vicdanınızı en az rahatsız edecek işi yapın. Dünya küçük sonuçta, 8 nota var kaç farklı beste yapılabilir ki?

Mutlu kalın, mutlu olun, farklı düşüneni sevmemek içinizde var, aynılaşmak için yanıp tutuşuyorsunuz, yazık oluyor.
Oysa Endorfin ne güzel yea. Kötü olaylar yaşadık, utanç hissettik, başkası adına üzüldük, empati kurduk, sinirlendik, ünlemli cümleler kurduk. Hepsini geride bırakalım mı tatlı çocuq, en son ODTÜ arazisine göz diktiler mesela...






Yapılacaklar listesini kısa tuttum bu kez, buyrunuz;


  1. O kitabı yaz(muhtemelen yazmayacağım).
  2. Paul Ekman eğitimine katıl(hayatın bir daha eskisi gibi olmasın).
  3. Yoga’da turtle duruşunu bu yıl en azından yapabil. 
  4. Diyete devam et. 
  5. 2016 süresince en fazla 10 adet kitap alabilirsin, 10 kitap okursan 10 kitap daha alma hakkın olur, kapiş!
  6. Find your greatness.
  7. Yüzüğü geri gönder(no Frodo). Guyz anlatmayı unuttum, eve çiçekle birlikte yüzük geldi O_o .
  8. Farklı bir şey yap, saçını maviye boya mesela. 
  9. Darbuka çal. 
  10. Mont Blanc kalem al, sırf itliğine. 
  11. Doğum gününde çok eğlen.
  12. Şapka al x 10.
  13. O tabloyu bitir. 
  14. Gönüllülük işlerine devam et, guyz guyz guyz dişe dokunur işler yapalım. 
  15. Farklı düşün, şu kasları kullanma geyiğine katıl.
  16. Düşene de bir tekme sen vur, gelişine.
  17. twitter'da herkese cevap vermek zorunda değilsin, verme. 10K görüşme yapmayanlar none-EU citizen sırasına geçsin. Aynı İK'yı yapmıyorsunuz. Sonra laf soktun bilmem ne diyor hem soru soruyor hem cevabı beğenmiyorlar, ilginç.
  18. Digital detox olayına gir. Hah bir de İK dışındaki yazılara devam et, malum bu yıl minimalist, sentimental ve pırıltılı temayla devam edeceğiz, ayrıca alexa durumun gayet iyi.
  19. Organ nakli ile ilgili operasyon izle, anatomi falan okumla. 
  20. Evi daha minimal hale getir, giysi odasına odaklan, boş zamanlarında match makerlık yapmaya devam et. 
  21. Yeni anılar biriktir, hikayeler anlat ve sakın ayağını kırma.





En görkemli şekilde azot döngüsüne katıl. 
Son olarak yeni bir şey öğren, seramik, boya, pony binme dışında. Sıfırdan, ilk kez, bebek adımları ile, hızlandırılmamış. 

Narratorunuz, Maça Ası'nız,

Coco

Yazının fon müziği: Bilirsiniz pek severim bu şarkıyı, The Beatles'tan geliyor sabah şekerlerim; 


20 Aralık 2015 Pazar

Platin İK Şapkası Ödülleri

Günaydın. Beni tanıyan tanır, tanımayan randevu alır modunda bir sabahtan sizlere MÖRHÖBÖ.

Bir doğum günü kutlamasının ardından yakın arkadaşlarımla bana geçtik. Eğlenmek iyidir. İK'cı tayfa çık bi' hava al.
Sektörel havadisler, iş ilanları, yeni nesil saçmalıklara girdik. Kim şutlandı, hangi GMY'nin planları elinde patladı, skandallar, olması gereken yerde olmayanlar...





Arkadaşlarım da en az benim kadar neşeliydi dün. Geyiğin dozu o kadar arttı ki sonrasında altın ahududu kime gider tartışması başladı. Evet evet, niş alanda kötü işler ödülleri verilsin. Hatta bir adım ileriye taşıyalım. Malumu aliniz, filhakika, binaenaleyhaskdjlaksjdşl all of us İK Şapkası denen bir şey takıyoruz, profil fotosu şapka(hatta double şapka) olan biri ile tartışma istersen. Bu şapka görünmez sadece akıllılar görebiliyor. Günlük konuşmalarımız sırasında "Bak İK şapkamı takıyorum, taktım, önüme koydum, bak takacağım şimdi, takmayacağım, taktım bile" gibi ifadelerle İK'cılardan duyarsınız. En kötü bir toplantıda, olmadı çalıştayda, ayaküstü asansör konuşmasında, GMY yanında hava atarken, belki bir şarkının her sesinde belki bir sahil meyhanesinde falan kullanırız. Elimizde değil, jargon kasmamız gerek, bir şapka olacaksa bu bizim olmalı, bir tavşan çıkarsa o tavşanı biz çıkarmalı hatta o tavşanı gerekirse 62'den biz çizmeliyiz.

İK where the magic begins -_-

Sonra işte haliyle kafamda şapka(çünkü benim şapka koleksiyonum var), sırtımda robdöşambr(çünkü eski türk filmlerine bayılırım) elimde karaoke mikrofonu ile karşılarına geçip başladım anlatmaya. İK çok rerörerö, insan kaynak değildir, asla bu kadar materyalist olamayız, İK stratejik ortaktır, hepimiz aslında HRBP'yiz, şutlanmayan İK'cı tam bir İK'cı olamaz never ever, salt İK disiplini yanında pazarlama geçmişi de iyi olur sanki, 2. kariyer şart aslında, İK her şey değildir abi saçmalamayın... vb. sıraladım. Olm benim saçmalayabilme hakkımı kimse elimden alamaz bir de uygun ortam(1 İKcı+1 herhangi beyaz yakalı birey) olunca fındık yemiş gibi oluyorum. Bence herkese bu fırsat verilmeli, ben de ev stand uplarıma devam ediyorum.

Neyse işte gözlerinden yaş gelene kadar sürdü bu geyik, sonra işte ödülleri sıralamaya başladım, siz de katkıda bulunmak isterseniz yorum yazın diyeceğim ama yorum yazan yerlerinizin ağrıdığını biliyorum çocuklar. Öperler. Platin değil Uranyum İK Şapkası mı yapsaydım bilemiyorum. And the Oscar goes to; 


Yılın en iyi şutu
Yılın en iyi transferi
Yılın en inovatif İK uygulaması diye fiyasko kitleyeni
Yılın en ROI'si
Yılın en haber vermeden gideni
Yılın en kötü iş görüşmesi
Yılın en kötü "Biz size dönüyor olacağız" diyeni
Yılın en kötü İdari İşler Macerası
Yılın en efsane iş bırakma / iş yavaşlatma çalışması
Yılın en arkadan iş çevireni
Yılın en kötü İşveren Markası uygulaması
Yılın en kötü doğum günü kutlaması
Yılın en yanlış ücret hesaplayanı
Yılın en berbat istifası
Yılın en kötü organizasyonu
Yılın en İK'yı bırakanı
Yılın en yıllar sonrası sektöre görkemli bir giriş yapanı
Yılın en kötü fon müziği seçimi
Yılın en berbat bestesi, şarkının telif hakkını alamayınca kendileri beste yapmışlar sdalsjdalhsdla
Yılın en kötü İK temalı kitabı
Yılın en insan odaklı olmayan İK'cısı(bununla ilgili adayların "şekerim, en zayıf yönüm insan odaklı olmamak" açıklamasını yapmış olmaları gerek şart)
Yılın en ekibinin sosyal medya hesaplarına müdahale edeni
Yılın en X'i ve bir de Babyboomer'ı
Yılın en gizli ajandası olanı
Yılın en klişe uygulamasını dergide röp olarak vereni
Yılın en ben gideyim ama giderken yerime birini bulayım böylece siz benim tazminatımı verin diyip "El Sıkışarak" ayrılanı
Yılın en toplu işten çıkarması
Yılın en kötü yönetilen İK basın açıklaması
Yılın en sansasyonel tazminat davası
Yılın en Prensesi ömür boyu başarı ödülü 

Bu ödüle layık olmaya çalışacağım xoxo



O kadar okuyoruz(ne kadar hacı vahiy gelmeyecekse iş dünyası ile ilgili okuyun biraz), çalışıyoruz, yeni fikir üretmeye, en iyi örnekleri adapte etmeye çalışıyoruz, zirvelere, kongrelere, konferanslara katılıyoruz sonra öküzün biri gelip İK çok saçma yeaaaa diyor. Evet, saçmayız sen daha saçmasın ama bunu öyle tatlı bir dille söylüyoruz ki anlamak için atp harcamak zorunda kalıyorusun. Sahnede trendsetter dinliyorsun eve gidiyorsun patates soyarken kuzeninin nişan bohçasında ne olacak geyiğini dinliyorsun miniğim, iş hayatı başka özel hayatın bambaşka, günün sonunda NASIL BİR İK PROFESYONELİ OLMAYACAĞIM'ı buluyorsan aferin sana. Yoksa profesyonel profesyonel takılıp, havadan yanakları öptüğümüz organizasyonların sabahları ofisten kaçış adına okazyona katılmak şeklinde uzay boşluğunda yerini alacak(bir daha oku). Btw dünyanın en önemli konusu İK değil, açlıkla susuzlukla savaşan bir İK, bir organizasyon yapıp ses getiren İK falan bekliyoruz. Beklentilerimiz Allahuekber Dağları seviyesinde.

Ne olacak dersen maneviyat, yaratıcılıktan beslenen maneviyat, insanların kalbine dokunma, insan odağındağız açıklamaları ve agile süreçlerin İK'ya entegre edilmesi yükselir, üst olur. Müşteri olarak iç müşteri memnuniyeti daha da önem kazanır, iç müşteri tanrı değildir kraldır lakin kral da kafa keser yaklaşımı ile ısınan hava genleşir. Belki mevsim değişir Akdeniz olur belki kişiye özel eğitim çözümleri sunulur, butik İK hikayelerini daha fazla dinleriz, kişiselleştirme diyorum yahu, çalışan kendini özel hissetmek isteyecek evet İşveren Markası diye personelin 3D plastik kendi minyatürünü masasına koy, narsistlikten ölsün, yapsanıza bunu ya hahahahahah hatta kobiler için müdürünün 3D'sini yaptırın. 2016 bomba gibi gelsin, silkinip üzerimizden 100 yıllık ölü toprağını atalım, Taylor sana da selam olsun vida adam. Guyz size trend kastım, yetenek havuzlarına işemişler. 


Önce lafı söyleyene bakarım kim diye sonra yanındakine bakarım kiminle çalışıyor diye, çal qeqe çal. İşte sonra da "ha o mu? Ben onu tanıyorum ya 4 yıl önce bir iş yapmışlardı hala best practise diye onu anlatıyorlar." derim. Marketing önemli hacı.


Yazının fon müziği: Sabahın köründe uyandığımda beynimin içinde dönen acıklı bir arabesk çalışma.  Tam olarak sözlerin müziğe oturmadığı melodik bir saçmalık olan; "Kimler bırakıp da beni terketmedi ki sen de bir kenara aaaaağğğt gitsin beni". Kimse balkon yıkamıyor taklidi yapmasın rica ediyorum. Alfred izinli.


Kırmızı Halı sunucunuz,

Coco de la Renta 

13 Aralık 2015 Pazar

Kilolar Lens mi?

O şimdi diyette demeyeceksin! Yeni Beslenme Alışkanlığı Edinmiş Sağlıklı Birey diyeceksin.

depresyondayım ve/veya pms mode on görseli


Merhaba blög, merhaba okuyucu, merhaba 3'ler 5'ler 7'lere ve de 9'lara karışmış özel insan yavruları, 3 harfliler, yüzük kardeşliğindeki açgözlü krallar, faniler ve sıradan insanlar.

Sesim düzeliyor gibi, ciğerlerimde başlayan sinsi soğuk algınlığı burnuma kadar çıktı, iyileşiyorum demek bu. Acı çektim, öksürmekten ciğerlerim halıya yapıştı, gözlerimden yaş geldi, Süt Oğlan benimle ilgilenmedi, başımın çaresine baktım.

Eylül'den bu yana düzenli beslenme olayını rafa kaldırmış hunharca ve obur bir rakun gibi yemek yiyordum, kutlamalar, partiler, festivaller ne varsa katıldım.  Nasıl olsa hafta sonu koruda yürüyüşe çıktığımdan sorun olmayacak diye kendimi kandırıyordum. Guyz, üvey benlik diye bir şey buldum, kendine üvey evlat gibi davranıp makineyi hor kullanıyorsun, ciddiyim. Ocak ayında koyduğum o hedeflerin yerinde yeller esiyordu. Diyetisyenim Aylin evlenmiş, 2 ay süren bir balayı tatiline çıkmış, ben de nasıl olsa o dönmeden normale dönerim diye salmıştım. Normale falan dönemedim ama başlangıç noktasına döndüm, adeta  Hani o yerde eğilerek yapacağım dediğim turtle hareketi vardı ya, hah işte onu göbekten dolayı yapamıyorum gerisini sen hayal et. Ülke çikolata tüketimi ortalamasını geçmiş ve sanırım 3 katına çıkmıştım, en az bir İsviçreli kadar çikolata yedim, haliyle sivilceler şelale. Bir de unutmadan yeni aldığım elbisenin fermuarı kapanmıyor!!!!!! Bu kadar ileri gitmemeliydim...


İşler güçler yerinde, projeler canlı, çoğu zaman heyecanlı, bir iki ağır kayıplı ama çok güzel çalışmalara imza attığım bir yıl oldu. 2015 iyiydi, 2016 ise çok daha iyi olacaktı, çok eskiden rastlaşacaktık. Kariyerim için fena olmayan bir iki adım attım, ben-hayırların yıkılmaz kalesi, sedanterlerin onursal başkanı, İK'nın yaramaz çocuğu ben Coconut neredeyse yeni bir işe daha imza atıyordum ki durdum, bu konu üzerinde park ettim, ara verdim, sabbatical oldum, biraz daha olgunlaşsın dedim, beklemedeyiz.

Birbirimiz çok özlemişiz, sesimi duyunca sana neler oldu diyerek beni sevgi ile sarmaladı, sanırım şefkata ihtiyacım vardı, hayır demedim. Fotoğraflarına baktım iyi görünüyorsun, kilo almamışsın derken tartıya çıkayım da beni öldür dedim, celladıma aşık bir şekilde gözlerinin içine bakıyordum. Ekranda değerlere bakarken neler olduğunu sordu, kaçış yok pampalar anlattım, "bir predator gibi yedim" dedim. Yalan söylemeye gerek yok, ayrıca niye söyleyeyim? Hak ettim dedim, bana müstehak, ne istiyorsan yapabilirsin, o abidik gubidik sıvı karışımlarından içmeye, karbonhidratsız kalmaya razıyım çünkü doğum günüme az kaldı. Karşımda Çinli gibi gülümsüyordu, hatırlayın göbek titremeden gülme hadisesi. Listeyi yazmaya başladı, sabah blenderdan geçirilmiş ananas ve kırmızı biber karışımı yazdı, bu sakinliğinin hastasıyım Arnavut Biberi falan verebilirdi, sabahları fezaya gidebilirdim. Bence gayet adil davrandı. Protein, kalsiyum, bakliyat günleri olarak yeni listeler hazırlayıp çabuk sıkılan bünyemi kandırmaya odaklandı.


Evet evet, ot yiyince gelen hayatım düzene giriyor hissi bende de oluştu birden. 3 hafta bol salata, yeşillik, ananas suyu, fırınlanmış somon, greçka ve kinoalı salatalar, no ekmek, no patates, no pilav IQ skorumun yükselmesine neden olacaktı(kimi kandırıyorum, sizi kandırıyorum, sümük yüzünden ayküm 23 puan düştü ve bunu borsaya bildirdim).

Harikulade bir sohbetin ardından kapıya doğru yönelirken yeni hedeflerime getirdi konuyu, tamam dedim artık hedef istemiyorum bu konuyu kökünden halletmeliyiz. Kaçışı yok, sıkıldım. Hayır 2016 hedefin dedi, mecburen yılı kapatıp 2016 hedefleri yazacağım yeni bir yazı gelecek guyz. KPI'lar için hazırda bekleyin. Ne yapayım domates taban fiyatı ve pekin ördeklerine olan etkisini mi anlatayım?


Yazının fon müziği: Dolana ay dolana çünkü çok güzel bir şarkı.

6 Aralık 2015 Pazar

2000 TL ile Hayatta Kalma Sanatı

Kusurları örtmede gece gibi ol, kiloları örtmede lacivert gibi. Amatörlükte nba draftların 1.yıl rookie'leri gibi ol, dinlerken empati yapar gibi ol, liderlikte zeka çoğaltan ol, evde insan gibi, yatakta aşçı gibi ol mutfakta jokey, sokakta poodle ya da Kral Lear!!!!!


N'aber? Kendinize yetmeyen aklınızla başkalarının hayatını karartmaya devam mı?

Oturuyorum, 

Odanın ortasında 6 kutu ayakkabı, 8 kitap var, sanki hiç kitabım yoktu, sanki rafta okunmayı bekleyen 76 kitabım yoktu, hatta yeni bir kitap satın almazsa ölecek hastalığından muzdariptim. Yeni yıl KPI, bu sene maksimum 10 kitap alacağım, çok iyi seçim yapmalıyım.




Hayır ben bir alışverişkolik değildim, ben çok mantıklı kararlar veren, aklı başında, hayatı süper, işi şahane, bütçesini yöneten, zamanını yöneten, evde ev-işte iş, sevdikleri ile seven, eğlenmekten başka şeye vakit ayıramayan birisiyim, şahane birisiydim değerimi bilen yoktu ya…

Bugün siz değerli izleklere ev ekonomisi, bütçe, aniden işten atılma durumunda survive etmeyi anlatacağım. Ne demek ben hiç işten atılmadım? Her canlı bir gün şutlanacak, işyerinden değilse bile bu dünyadan. Unutma okuyucu, tekmenin tadını yiyen bilir. 


Eski bir hikaye üzerinden mi anlatmalı, yoksa üst perdeden şöyle yapmalı, böyle olmalı diye mi anlatmalı şu an karar veremiyorum. Bugün maniküre gittim, telefonuma kılıf aldım, ihtiyacım olmadığı halde sebze dilimleyici aldım belli mi olur, belki bakarsınız aniden misafir gelir benim de limon dilimleme aletine ihtiyacım olabilir ya da bir yuva kurarım acil sarımsak ezici, kıyıcı gerekir who knows?
Yılbaşı indirimleri başladığından birkaç mağaza gezmeyi de ihmal etmedim, kuaföre uğradım zira ellerimin hali içler acısıydı, 20 dakika sonra uygun olacaktı. Markete gideyim kuru meyve, peynir, ütü suyu, içmek için çamaşır yumuşatıcı falan alırım dedim. Modern zamanların ve self servislerin en güzel örneklerinden birine denk geldim, konuşan kasa kendini 2150 yılında hissettiriyor. Merhaba Coco, Sektör 7'ye hoş geldin... 
Kendi işini kendin yapıyorsun, poşetliyorsun, kredi kartınla ödeme yapıyorsun, rakamı giriyorsun, ay okuyucu bak gördün mü istesek hepimiz kasiyer olabiliyoruz. Neyse efendim, kredi kartını taktım, rakamı girdim, yetersiz bakiye dedi, bana dedi, bana bana, Bihter Coconut Ziyagil’e. Görevli kadın yaklaştı “Başka kartınız var mıydı?” diye sordu. Başka kartım yoktu, olamazdı da yıllar yıllar önce çoklu kredi kartı kullanmayı bırakmıştım. Aha ekran dalgalanmaya başladı, hazır olun geçmişe doğru yolculuk yapıyoruz. 

Üniversitedeyim, başka bir şehirde yaşıyorum, paraya dokunmayı sevmem, sürekli kredi kartı kullanıyorum, gerçi 16 yaşından beri kredi kartım vardı, nasıl kullanıldığını biliyorum yani. O zamanki erkek arkadaşım Sonny, hatırlarsınız kendisi ünlü bir yengeçti, enteresan bir durumu var, ailecek sapıtmışlar, kredi kartı borcu için bir diğer bankadan kredi çekiyor, onu ödüyor, sonra diğerinin ekstresi geldiğinde 2. bankadan kredi çekiyor bu saçma döngü sürekli devam ediyordu. Annesi, babası, kardeşi de aynı şeyi yapıyordu. İlk kez bu tip bir şey görüyordum, hem harcamaya devam ediyor hem de ödemeye devam ediyor tanrım bir türlü bitmeyen bir ekstre döngüsünde kaybolmuşlardı. 1-2 ay onu idare etmem gerekti, normal olarak benim hesap kabardı, ben ödüyorum hatta bugüne kadar kredi kartı gecikmesi yaşamadım o nedenle banka bu çok iyi müşteri durumluğum nedeni ile sürekli limit artışına gitmek istiyor. Peder Bey’in gözünden kaçmıyor bu durum ve “ya sen hayırdır?” diyor bana, "biraz uçtuğunun farkındayım" diyorum ama sinirli gününe mi ne denk geldiysem, haşırt iptal ediyor benim kartımı. Ana! O da nesi, bebeye bak kredi kartımı iptal etti. Mantıklı bir açıklama yapmadığımdan, Sonny’den de bahsetmediğimden sağlam bir ceza yiyorum lakin bu benim için sorun değil, o inat olabilirdi ben de oğlak burcuydum. Bankada param var, buna rağmen gidip part time bir iş buluyorum, gencim, zeki, çevik ve ahlaksızım, şaka şaka çok ahlaklı bir tipim. Peder bundan etkilendiyse de çaktırmıyor, aramızda soğuk rüzgarlar esiyor, bir galeri ile anlaşıyorum, 4 tane tablo yapıyorum sanatımdan etkilenen kişiler var, onlarla buluşturuyor. Hayat benim için zor değil, zor olmaması için hızlı davranıyorum. SO, HER ZAMAN BİR B PLANIN OLSUN. 
Sen sen ol babana bile güvenme lafına bakma sen, küçüklüğümüzde Fenerbahçe yerine 1 hafta Galatasaray'ı tutar dolayısıyla bunun karşılığında para alırdım babamdan, okuyucuya not: ailecek futboldan tiksinirdik, kimsenin maç izlediği falan da yoktu. Tırnaklarımı kesersem para vereceğini söylerdi, şirketin faturalarını KDV bilmem nelerini yazardım, yani para kazanmak ne kadar zor olabilirdi ki? Üretim tarafında da tecrübem olmuştu, plastik, ambalaj, esanjör, fıtı fıtı… Daha sonra kartı geri vermek istiyor, yenisini yani, lüzum yok diyorum, bundan sonra katırlarla devam edelim, farklı devam edelim ve bu bir kırılım oluyor hayatımda. Peder’in en büyük korkusu birine borcunun olması idi ben küçükken, genetik mi, yetiştirme tarzı mı ne dersen de kredi kartı borcu için asla minimum bedel ödemedim. Bir defasında kirada oturuyordum, 12 ay boyunca ödeme gününden önce hesabına para yatırdım mülk sahibinin, bu tip tuhaf hassasiyetlerim vardı. 10 küsür yıl sonra pos makinesine bakarken, yanımdaki kadına dönüp “Bu imkansız” dedim. Çünkü bir limit sorunum yoktu, en azından market kasasında kalacak kadar. Ancak bu ihtiyacım olmayan şeyleri de neden satın aldığımın cevabı olmuyordu. 

2000 yetale ile Hayatta Kalmak

Bu bir rüya değil, Afşin’i hatırlarsınız belki de hatırlamazsınız sonuçta hayali kahramanları yazıyorum bu blogda. Afşin bir gün işe gitti, öğle yemeği sonrasında şutlandı, olaylar olaylar… Afşin’in kredi ödemeleri vardı, ev taksidi, beyaz eşya taksidi, armut koltuk taksidi, sevgilisine 7 taksitle aldığı pırlanta yüzüğün taksidi, mmmmmh şahanelikler… 

Survive etmek için dikkat edilmesi gerekenler;

  • Başkasının hayatını yaşamayın, bütçeniz belli, aile servetiniz yok, yabancı bir şehirde yaşıyorsunuz, abartmayın. 
  • Tüm internet, elektrik, telefon zımbırtı paketlerini elden geçirin, kullanmadığınız hizmetler için para ödemeyin. Kabuğunuza çekilme vaktiniz geldi. 
  • İhtiyacınız olmayan hiçbir şeyi almayın. Yeni bir valiz, yeni bir ayakkabı, yeni bir dvd seti, 4K televizyon gibi. Olm, şutlandınız şirket küçülmüş olabilir, olmaya da bilir, sizin bütçenizdeki deliği büyütme lüksünüz yok. 
  • Gerekirse safra atın, economic melt, savaş, resesyon, resepsiyon, enfeksiyon gibi durumlarınız olabilir. Arabayı ya da motorunu sat, büyüyünce yine alırsın. Şehir hatlarını kullan, metro kullan, metrobüs kullan yapabiliyorsan astral seyahat yap, bana uyar. 
  • Boşandıysan mesela nafaka falan girdiyse işin içine bunlara da dikkat et, ilişkileri medeni seviyede tut, algı yönetimi+ilişki yönetimi önemli.
  • Sabit giderlerini minimuma çek, kış geldiyse kombi falan kullanıyorsan geceleri 18’e indir, gündüzleri 20 civarında tut, işsizken şortla gezmek zorunda değilsin evde. Kimse bana Oscar Wilde bana lükslerimi verin geyiği yapmasın, kıçınızda donunuz yok, işten atıldınız. 
  • Bonkörlük kalkanlarınızı indirin, bir süre her yöne para saçmasanız, herkese hediye almasanız, yemeklerini ısmarlamasanız da olur.
  • İstifa etmediğiniz sürece devletten İşsizlik Maaşı alacağınızı unutmayın, gerçi onun da yeterlilik şartları var, 600 gün sigortalı çalışmış olmanız gerek bu arada işsizlik sigorta priminiz ödenmiş olmalı haliyle, çalıştığınız son 4 ayın ortalama brüt ücretinin %40’ı gibi bir rakam işte. Sayısal olmayı çok sevmemiştim ben zaten.
  • Enerji tasarrufu yapmalısın sevgili dostum, bana ne git bir cafede otur, laptopu, telefonu şarj et, gönderileceğini biliyorsan ihbar süresi kullanıyorsan işyerinde şarj et, evde tüm lambaları yakma, tv açıkken radyo da açık olmasın, stand by bile enerji tüketir. 
  • Yemeklerini evde hazırla, bir süre pratik sandviç ve salatalara dön. Dolu bir buzdolabı, konserveler seni bir süre götürür, biraz zorlasan ayda 400 yetale ile bile yaşayabilirsin. Gülme ciddiyim. Daha az dışarı çık, locada eğlen, konsere git, Martini ısmarla...






Sonrası için,

  • Borçlanma konusunda bilgi edinin, krediler, tefeciler falan…
  • Birikim yapın+Yatırım yapın(ikisinin farkı var kafa atmak zorunda bırakmayın öğrenin bir zahmet).
  • Sır saklamayın yani eşinizden, sevgilinizden, ok anlıyorum şutlanma psikojisi zor, evet tamam lakin sonra pembe dizi kahramanına dönmeyin. Fazla gurur kötü vurur. 
  • İndirimleri takip edin, Balmain’de neler yaşandı gördünüz. 
  • Mümkünse kefil falan olurken 8733 kez düşünün.
  • Bireysel emekliliğe kafam girsin, teşekkürler. 
  • Bankadan kredi çekip yatırım yapamazsınız yani yapmasanız daha iyi, güzel bir laf vardı hatırlarsınız "Sivas sazıyla Deep Purple" çalınmaz. Bu hafta Pazarlama Zirvesi var. *swh
  • Acil durumlar için para biriktirin, mazallah ya kanser olursanız, Akbank çağrı merkezi yetkililerinin sigorta ürünü satmak için kullandığı cümleden bizzat alıntı yaptım.




Ve hala hayattaysan, bu yazıyı okurken ölmediysen sevgili İzlek, tüm bunları seni sevdiğim için anlattığımı unutma. Banka olsam ilk sana kayardım. 



Yazının fon müziği: Aslında iki tane, biri Devlerin Aşkı filminden diğeri de Rüçhan Çamay'dan. Dans etmeyenin ebesi ölsün. 

Ekonomi Profesörü'nüz,

Coco de Engels(Frederick olan, hani kaplumbağamın adı da Frederick idi ya)