İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Koçluk




Soyadı Koç olanların daha rahat yaptıkları şey diye dalga geçerken geçenlerde bir grup koçun arasına düştüm, değişik değişik türleri var bunların. Kişisel Gelişim, Yeme-İçme, Oyuncu, Yönetici, Öğrenci Koçu falan diye ayrılıyor. 

Haydi gelin yıllar yıllar öncesine gidelim de size ders notlarımdan alıntılar paylaşayım. Yönetim bir sanattır vs. yönetim bir bilimdir noktasından çıktık, önce bunu tartıştırdılar bize, bildiğin münazara becerilerini kullanmak için düzenlenmiş kurgu bir durum, ben bu hırbolarla aynı grupta fikrimi savunmam dedim, madem ikisinden birini seçmek zorundaydık sanat olanı seçecektim. Hem o ara tiyatro kulübünün provalarına ara sıra gidiyordum, hem 2. sergiyi açacaktım ve resim yapmaya devam ediyordum, bir yandan müzik falan tanrım okul İtalya'da olsa Nirvana'ya ulaşacak kendimi post apokaliptik bir restorasyon dönemi içerisinde tanımlayacaktım. 
Hafta sonu tur rehberliği yapıyorum, şarap tadım degüstasyon Anzaklarla partilemeler hea o zaman Ian vardı enternasyonal günlerdi. İşte bunun da etkisi ile çoğunluğun bilim tezini savunduğu grup çalışmasında sanattır!! Açılın ben farklı olma eğiliminde bir insanım diyerek konuya atladım. Kargo pantolonu giyip şapka taktığım bir dönemdi, şapkalarım 4 Non Blondes solistininkiler kadar çirkin değildi ama beni parmakla gösteriyorlardı, monakonun kırsalları. 
Klikler, entropi kavramı, strateji, uzun vadede başarısız yatırım projeleri üzerine de konuşuyorduk güzel zamanlardı, esnek çalışma şekilleri, yeni meslekler, yaklaşımlar...
Derin temizliğe girdim günlük u know, kitaplar, dolaplar derken eski albümleri buldum, vay vay vay, aman tanrım beynimin gerisine tıktığım şeyler hortladı. Yazımı istediğim zaman doktor yazısına çevirebilmek, sesimi farklı tonlarda kullanabilmek ve sorulan soruyu tamamlanmadan cevaplayabilmek gibi yeteneklerim vardı. 
O bizim göz bebeğimiz, hatırlarsın profesör demişti bunu, utanmıştın, kırmızı yanak sana yakışmıyor. Dur ya okula gideyim ben bu ara yine Rock Star muamelesi göreyim. 
Yönetim başkalarına iş yaptırma sanatıdır, başkalarının aracılığı ile iş başarma ve amaçlara ulaşma sürecidir. Uhm nasıl da yardırmışım, yıllar sonra yönetim guruları kitapları okuyacak, kendi kişisel koçumla çalışma yapacak, kariyer tavsiye isteyenleri dinleyecektim. 
Yönetim bir sanattır, tabii tabii Savaş Sanatı'nı okuyacak, komodinin üzerinden hiç kaldırmayacaktım, en sevdiğim alıntı; regard your soldiers as your children... olacak evrilecek, yazı içerisinde çalışanlarınıza en sevdiğiniz evlatlarınız gibi davranın şeklinde yer alacak, bayrağa seslenmeye çalışacaktım.

Liderlik kavramı yeni yeni gelecekti ajandamızda yer bulacaktı, Amerikan yapımlardan apartma tipler iş dünyasında yerini alacak, politik liderlerden global liderlere pürüssüz geçiş olacak, eğitim departmanında çalışırken liderlik eğitimlerini tasarlayacaktım, tatlılık, minnoşluk. 
Yetenek savaşları yıllar sonra gelecek, GE'ye aşık olacak uzaktan takip edecektim. Jack Welch okuyacaktım ama 30 Rock Jack Donaghy'e tapacaktım. 
Yöneticilerin astlarına, üstlerine, eşitlerine sorumlulukları vardır, bittabi, kontrast hataları, Hale etkisi, snob judgement, kişisel önyargılar, davranışlar yerine kişilere odaklanma ve yanlış geri bildirimlere şahit olacaktım. Yıllar içerisinde bu tipler gugıllamayı öğrenip, kişisel gelişim eğitimlerinde kaşarlanacak bazen ikacılık oynayacak bazen harikalar yaratacaktı. Tüm bunları izlemek bir bakıma keyifliydi. 
Yöneticide olması gerekenler, dinleme becerisi, teknik beceri, finansal bilgi, kavramsal beceriler falan diye sıralanıyordu... Yöneticilik ile ilgili terimler ise Coach, Lider, Kolaylaştırıcı, Mentor, Mümkün Kılıcı, Destekleyici(evet evet destekli sütyen) olarak sıralanıyordu yine. Akademik dünyanın en güzel yanı pratik hayat hakkında sınırlı bilgi üzerine servis edilmiş büyük büyük cümlelerdi o zamanlar. 
Koçluk yeni rollerinde yöneticilere daha verimli, etkin olmarını sağlayan bir yaklaşım olarak sunuluyordu. Farklı bilgi, beceri, birikim, ilgi alanları olan insanları bir araya getiren, onları sorumluluk almaları için yüreklendiren, endorse eden, aslansın sen kaplansın sen, yürü beah diyen katılımcı bir atmosfer sağlayan yüz yüze liderlik tarzı. 10 yıl sonra 8500 tane koçluk şekli, tanımı, platformu olacaktı piyasada, bu niş alanı görenler ve inanlar için elbette ibret alınacak ve domine edilecek pazarlar vardı. 

Bu insanlar birlikte çalıştığı kişilerin yeteneklerini kullanabilmeleri için devreye girecek, işi yönetmeleri için insanları yönetecekti. Sorunlar karşısında çalışanın işini daha etkin bir şekilde yönetebilmesi adına doğrudan yaptığı görüşmeler olacaktı, gündemli olacaktı, 30-40 dakika sürecekti, çalışanın nerede olmak istediğini ifade etmesine yardımcı olacaktı, oraya ulaşmasında mihmandarlık yapacaktı. Öğrenmeyi kolaylaştıracaktı, öğreten değil, öğrenmeyi kolaylaştıran olacaktı/facilitator, gelecekteki başarıya odaklanacak, zeki, çevik, ahlaksız değil, dürüst, açık ve adil olacaktı. Ya işte empati gösterecek, tepeden bakacak sorunu çalışanın da aynı şekilde big picture odaklı görmesini sağlayacaktı, adamım be kahraman gibi kahraman. GERİ BİLDİRİM VERECEKti, oh god i love feedback, say that aloud.





Sonra ne olacaktı; 

  • Astlar gelişecek,
  • Katılımcı olacak,
  • Performans değerlenmesi yaparken astlar ile açık iletişim kurulmuş olacak,
  • Yetki devri olacak, yönetici yöneticiliğini yapacaktı,
  • Yenilikçi olacaktı ekip, değişimi yönetecekti,
  • Terfiler artacak, 
  • Kişilerin güçlü olduğu yönlere kaymalarına yardımcı olacak,
  • Gerçekçi hedefler belirlenecek,
  • Daha istikrarlı bir yönetim ekibi oluşacak,
  • Bireyin kendine güveni artacak, astın daha rahat konuşmasını sağlayacak ortam yaratacak, feedback sessionı domine etmeyecek(bu kısım çemçük ağızlı plaza profesyonelleri için geldi), yargılamayacak, destekleyecekti.
Hepimiz cennete gidecektik.Fark yaratma yoluyla meritokrasiyi besleyecek, aynılıktan kurtulup sıradanlığı ortadan kaldıracaktık, çok şükür. Size okulu derece ile bitirdiğimi ve diplomamı İlahiyat Dekanı'nın verdiğini anlatmış mıydım, unutun bunu anlatmayacağım. 


Geri bildirim yaparken dikkat edilse fena olmayacak şeyler;
Spesifik olmalı, zamanında gecikmeden verilmeli, yapıcı bir dil kullanılmalı, kişiye overdose bilgi verilmemeli, zaman ve mekandan münezzeh değil uygun yer uygun ortam olmalı, bir de karşıdakinin söylediklerinizi anladığından emin olmalısınız. * Hatırlatın bir ara feedback maceralarımı anlatayım, asfalt ağladı be. 


Gideyim de kendime Sporcu Koçu bulayım, hatırlarsınız en son Fitness Hocası Efe olayından bu yana personal trainer kullanmıyorum, napim ya, geniş omuzlu yüksek bireyleri seviyorum ama bu başka bir hikayenin konusu. Hey 1 kilo verdim, kutlayalım mı, ceviz yeriz malum fındık intoleransı var bende yiyince tuhaflıklar oluyor.

Geleceğin Liderlik Koçu Coco(yazma buraya, yazma, gerçek oluyor sonra).



Aldatılanların ve İtelenmişlerin hatta tekme yemişlerin ve tuvalette iş teklifi almışların Azizi,

Hadi Öperler ne zamandır öpmüyordum. 

Yazının fon müziği: Lenny Kravitz- Are U gonna go my Way 







8 Temmuz 2015 Çarşamba

Tatil, Uyku, Ağaca Tüneyen Bir Süper Kahraman

Nem çok nem.








07:12 şimdi eve girdim. 
Tam uyuyacaktım ki sevgili dayım Albert telefon etti, "Kiminle görüşüyorum" diyerek telefonu açan bir adam düşünün, bu sanırım onun kafayı bulma şekli. Bilip de bilmezden gelme, salağa yatma bizde aile geleneği, "Ne yapıyorsun?" sorusunun ardından "Şoför aşağıda" dedi ve "ya işte evin odalarında turlayıp telefonda konuşuyordum" cevabımın bitmesini beklemedi bile. Kendisi uslanmaz bir girişimci, rahmetli-eski cumhurbaşkanı gibi bir adam, hani 8 gitmiş 9 kere gelmiş ya benim dayım da o hesap adeta Phoenix'in yeryüzündeki tezahürü, küllerinden doğma konusunda yılmaz bir savaşçı, 27 kere batıp 28. kez işyeri açan bir adam. Bu ara yeme-içme, inşaat, petrol, çelik işinde son 3 yıldır herhangi bir konkordato falan olmadı, Tip olarak Al Pacino'ya benzeyen bir adam, değişik beslenme alışkanlıkları vardır, gecenin 2'sinde sizi evden aldırır kuzu yedirtir falan, böyle laps laps. 

Bu kez hikaye neydi bilmiyorum, küçükken köpeği üzerime atladı diye çiftliği terk etmeye kalkmıştım, en eğlendikleri hikaye budur, kuzenimle motordan düştük hafif çizikler falan bi'ton laf işittik, sonra işte bu öküz Sibirya kurdu bahçede takılırken üzerime atladı, yusuf yusuf tabi, ben şok, ağaca tırmandım, oldukça eğlendiler, normalde cool olan ben her yerim yerimde mi kontrolü yapıyordum bir ağacın dalında, böğürtlen topluyordum ve kek yapıyordum, çocukken güzel bir hayatım oldu. 
Yine günlerden bir gün, o zaman tavuk üretim tesisi var, zorla götürdü "haydi gezeceğiz bilmem ne" diye taktık kafalara boneleri ayaklarda çizmeler hijyenik bir şekilde ahırlarda geziyoruz, "Bu gördüğün ahır büyüyünce senin olacak" dedi. "Dayı manyak mısın, daha ne kadar büyüyeceğim 22 yaşındayım ben" dedim(içimden), "Ayrıca tavuk business hiç bana göre değil bu ne ya kokuyor ewww(Ahır mı)" diye sayıkladım, bunun yanında sevgili pederimin ceset torbası fabrikası vardı enjeksiyon makineleri, laylon kokusu falan burada piliç kellesi uçuran bıçaklar... Vizyonsuzluğu görün işte halbuki unakıtan yumurtaları gibi olabilirdik. Bugün biri çıkıp 5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz dese, 2020 vizyonumu çatır çatır anlatırım.  
Son bir haftadır içtiğim kahveler, bıldır ki hurmalar nedeni ile bir uyku sıkıntım var, kafeine dayanıksızım, bu kez erken uyuyacağım derken 2 şehir geçip yanına gittim, gerçi arabada uyudum biraz, salyam akmış, rüyamda uzayda bir tavuk çiftliğimiz varmış yine...
Hani böyle kapıda karşılanırsınız ya, hah işte kırmızı halı, benim üstümde pijama "günaydın Dayı'cım" diye kollarını açmış koca yürekli bir adam, uykudan uyandırıldığımda biraz huysuz olduğumu bildiğinden oldukça sevimli bir giriş yaptık, Allah hayra yorsun. 
Müşteriler gitmiş, ödüllü aşçı var, elemanlar var ve benim vicdan azabım var, ya bırak adamları evlerine gitsin diyorum, tamam ben uyandım bak "O_o". Anne yadigarı olan bu adamın anlatacak hikayeleri vardı, gecenin o vaktinde kimseyi bulamamış ya da beni özlemiş ya yine iflas edecek ya da ne olduğunu bilmiyorum, işlerin nasıl gittiğini sordu, anlattım, bu ara tatilde olduğumu, son 6 ayın çok yoğun geçtiğini, önümüzdeki 1 ayın biraz yoğun geçtiğini yeni  bir iş teklifi aldığımı ama rakip olduğu için işin biraz sakat olduğunu yine de halimden oldukça memnun olduğumu sıraladım. 
Kuzu geldi, kuzu, gecenin 2'si, kuzu, diyetteyim, yarın kontrol var ve kuzu bu sıcakta, yanında pilav, en sevdiğimden. Aslında en sevdiğim yemek Hünkar Beğendi, mantı yoksa tabii ama yıllardır kendisi hatırlarsınız anneannemin karabiberli pilav hikayesinden dolayı bana pilav yaptırır. İkizleri soruyorum, iyilermiş, bekliyorum anlatıyor bir şeyler, oha o da ne başka bir işe daha girişmiş, profesyonel olarak benden destek almak istiyormuş, girişimcilik başka bir şey tabii, farklı bir ruh diyelim. Güvenli alandan çıkış, riski satın almak. Aslında çok belli, böyle bir servise ihtiyacı yok, yanında bunu yapacak profesyoneller var lakin moralimin bozuk olduğunu biliyor konunun yakınlarından geçmiyor ama kuzenimin ölümünün bana koyduğu gerçeği, biraz daha fazla vakit geçirmek ve beni kontrol etmek isteği, yer miyim ben(böyle damage control mu olur)? Sabahın o vaktinde kendisine bir program hazırlıyorum, 3 iş günü sonrasında sonuçlanacağını, finansallarını  ve karşılığında dondurma olarak ödeme yapacağını söylüyorum, dayımızdan para alacak değiliz herhalde(olm keko musunuz, gerekirse dayıdan da charge edilir, be professional ben çikolatalı dondurma istedim). 
So, tatilimin son haftasında 3 günümü ona ayıracağıma söz verip(haftasonu çalışmaç) yemek sonrası gelen tatlıyı gömüp, kumda kahveyi içip!!!! sabah ışıkları yükselirken yola çıkıyorum, yola çıkıyorum derken pijamalarım ve değerli kıçımı arabaya doğru sürüklüyorum, tabiisi arabanın kapısını açıyorlar ve sağ arka koltuğa süzülüyorum, kemeri takıyorum, Ersan Bey kontağı açıyor, el sallamasyon sonrasında öküz gibi uyumaç sabahın köründe evimdeyim. Aslında bu yıl adrenalinli bir tatil yapmayı istedim bir ara ama çok yorgunum, yemiyor. Seneye paraşütle atlayabilir, bir uçak simülasyonu hediyesi alabilir, bungee jumpinge katılabilirim. Aile ile kaliteli zaman geçirme vampir dayılarla böyle canlarım, kendisinin bir kız çocuğu yok belki o yüzden böyledir kim bilir.







Yatağa yığılmadan önce bloga bir uğruyorum, bir sürü taslak canlıya alınmayı bekliyor acelesi yok gibi, madem kahve içtim her şey yerinde, şimdi biraz daha uyumayı deneyeceğim, aklı başında akrabalar dilerim hepinize, güzel kariyerler, tatlı projeler ve sizi çok seven insanlar. 
Merak etmeyin ben de sizi seviyorum, bazen. 

Soru: Peki ahıra ne oldu?
C: Sevgili okuyucu, ilgin mi dağınık benim gibi, adam 27 kez iflas etti dedim, alö. Belki de girişimci olmama nedenim bu elim olaylar zinciridir. Who knows post traumatic stress dissor...

Yazının fon müziği: Robbie Williams- Go gentle 




1 Temmuz 2015 Çarşamba

Açılın! Ben İK Kökenli Beyaz Yakalı Bireyim!

Yıldız tarihi 200529987670945










9 diyardan geçmeye, sularından içmeye, bal yanaktan almaya kiraz dudaktan öpmeye geldim(bu böyle değildi sanki). Hello weirdos, i am back in town. 

İK çok rerörörerö vol.8802, sorun şu ki herkes çok iyi biliyordu, herkes her şeyi biliyordu, bir ben bu kadar yeni şeyler öğrenmeye meraklı, istekli falandım. Be openminded kırsal.

Uzun süredir diyemem ama neredeyse yani biraz daha zorlasam 2 haneli çalışma tecrübem olacaktı bu alanda. Yoğun bir dönemdi( bir keresinde holding şirketlerinden birini kapattı ve 3 ay hiç bir şey yapmadan oturduk her zaman yoğun değildi ben yalancı değilim okeay), uzmanlar kıdemli uzmanlara, takım liderleri müdürlere, müdürler senior managerlara, küller küllere yani diyorum ki ashes to ashes dust to dust Allah taksiratını affetsin terfi, ücret, kişisel gelişim sürecine dokundum, sonuçta parmak uçları olan bir beyaz yakalıyım. Her canlı ölümü tadacak, bu coğrafyada ölen çoğusunun kıçına beyaz pamuğu tıkacaklar, kefenle gömülenler kafayı verev tahtaya, tabutla gömülenler de tabutun tavanına çarpıp uyanacak, belki çiçeğin özüne varacak eşkiya, huh? Solucanlar yiyecek, azot döngüsüne katılacaksınız. 





Izy, Lizzy ve Daniel ile yemekteyiz, uzun süredir görüşmedik, Lizzy bir değerlendirme merkezi uygulamasına girecek bankada, onu mu yapayım, bunu mu yapayım diye soruyor, ekipten biri girmiş, "olumsuz yönlerini hiç söyleme" diyor kendisine... Izy ise evlenmek üzere, anlatmıştım, tur bindiriyor, ilk nikahı finallerim olduğu için kaçırmıştım, İstanbul dışında yaşıyordum o dönem, yıllar sonra onun boşanma süreci hepimizi yıpratmıştı. Bebeğini düşürmüş, uzun süre kendine gelememiş sonra o zamanki eşi ile terapiye gitmişti. Kariyeri süper bir çizgide devam ediyordu, şirketi sektörün devlerinden biriydi ve sabah 5'te uyanıyordu, şahane bir hayat değil mi? 
İK'nın sürekli anket yapmasından, yetenek süreci işletmesinden, bu arada asıl yetenekleri kaçırdığından bahsediyordu ve boş boş suratına bakıyordum. Kamoonnn sen kumaş işinde iyisin yetenek kısmını biz fani ikecilere bırak kuzen, bu süreçte insanlar kaçıyormuş, evet bazen yetenekleri elinden kaçırırsın, bazen onlar için yapabileceğin bir şey kalmaz. 

[Yetenek kaçırma görseli]

İstatistiki bilgi paylaşamayacağım şimdi, bir ara bununla ilgili bir Infografik bulur yapıştırırım, daha sezgisel devam edelim okeay? Sistemi oturtmak, değişim, değişime direncin yönetilmesi, şirkettekilere yetenek olayının anlatılması-bazen anlatılmaması, yöneticilerin bağlı çalışanlarına doğru bilgi vermeyip İK'yı hedef göstermesi ve niceleri... Anlaşılan kendini "tırnak içinde yetenek" olarak görüyordu, oldukça başarılı olduğunu biliyordum, bi'şey bi'şey sinyırı idi ve gidebileceğini anlatmaya çalışıyordu, sabredemedim ve madem Temmuz'da evleniyorsun bekle, tazminatını al git. Yani 5 yıl çalışmışsın, hali hazırda bir görüşmen yok, bir beyin avcısı peşinde değil, e o zaman, aeh evet sorunları basite indirgememle meşhurdum, hatta psikologunun verdiği ödevde insanlar beni neden sever sorusunu bana sormuş, karşılığında beni niye sever demiştim, öyle ya 21 yıllık dostum, "sorunları basite indirgiyorsun ve insanlar seninleyken kendini rahat hissediyor"...2. cümleyi daha sonra anlatacağım unutturmayın(hatırlatın-sinsi smayliy) aday bana karısının kendisine boynuz taktığını anlattı, eski sevgilim en yakın kankasının kız arkadaşı ile yattığını anlattı, son hoşladığım çocuk eski sevgilisinin nişanlandığını anlattı, s.ktir g.t bunu dinleyecek vaktim yok kırık kalpler durağı mı yazıyor alnımda, bu kadar rahat olmayın. 
Neyse bunu sonra anlatacağım geri dönelim, sonuca odaklıyım, o halde cut the crap deyip tazminatını alıp çektirip gitmesini tavsiye ettim, harika bir advisor daha da iyisi Kariyer Koçu'yum, Koçum benim diyeni döverim. 
Bazen insanlar sadece birileri kendisini dinlesin ve onaylasın istiyor aslında, bunu anlamak için ortalama zeka ve farkındalık yeter, sürekli kendi hikayenizi anlatmak isteyen biri değilseniz dinleyebilirsiniz, ilginiz dağılıyorsa direkt sonuca odaklanabilirsiniz. Ben şahsen executive summary yapılmasından yanayım bana, kafam serbest çağrışımla çalışıyor zira. Izy bir yere gitmeyecekti sadece mızırdanıyordu. Lızzy'nin görüşmesi güzel geçip terfi alacaktı, Daniel zaten kendi şirketindeydi 38 milyon dolarlık ciroyu nasıl iki katına çıkaracağını düşünüyor, strateji ıdık bıdık işler, döviz kurları, Yunanistan,  VIP müşterileri düşünüyordu. Ben mi? Ben sadece Quinoa salatamın ne kadar da asfalt gibi bir tadı olduğunu düşünüyordum ve tütsülenmiş somonlu kuzeyli salatası nedeniyle çok şanslıydım, harikulade bir iş-yaşam dengesi tutturmuştum. 
Ertesi hafta Lızzy yamulmasın diye yetkinlik bazlı bir görüşme yaptık, pampa modundan çıkıp İK hunimi takıp kendisini biraz kendisine getirdim, keyifli bir seanstı diyelim. Hafta sonu adaya gittik, çıplak ayakla çimenler arasında ayaklar özgür şekilde takıldım, Avi aradı şehirdeymiş, kendisine eşlik edemeyeceğimi söyledim. Kafamı boşaltmaya ihtiyacım vardı ve onunla uğraşamayacaktım. Atlas yeni yeni iyileşiyordu ve onun hastaneden taburcu oluşunu kutluyorduk aslında. 




Harika bir pazartesiye uyandım, gri, kasvetli, bol gök gürültülü. 6:30 alarmdan önce uyanış, her yerim yerimde, sadece pazar günü arı soktu kolumu hafif bir şişlik, tatlı bir kaşıntı, so amerikan bir şekilde diş fırçalama, yüz yıkama, süt içme, kıyafet seçimi, makyaj, evden çıkış, şemsiyeyi unutma. Bu ara gündemim Çalışan Memnuniyeti Anketi'nin sonuçlarını gönderen müşteriye minnoş bir şekilde dönüş, İş Analizi sonuçlarının tarafıma aktarılması, seviyeli bir toplantı, İstiklal Marşı ve kapanış. Olm pozisyonların görev tanımlarının İK tarafından hazırlanması ne amelasyon bir iş, yaşasın prenseslik. 
İç / Dış müşteri memnuniyet oranları, çalışanı elde tutma oranları, finansal başarı falan şirketinizin dışında 3. bir kişi olarak bunları çotonk diye söyleyebilmek mabad ister, pek keyifli. Yani sen kendi fani dünyanın kahramanıyken, rol model falan olduğunu düşünürken, şirketin sana göre galaksinin en iyi şirketi iken sana konsültasyona birileri geliyor(consultant diyelim bunlara) sonra senin kafa going to go to seaside. 

İşin iki tarafı belki de 3, 1-sisteminizi değiştireceğiz diye gelen takım elbiseliler, 2-sizi değerlendirmeye alan takım elbiselilerin arkadaşı olan diğer takım elbiseliler. İşte hikayemiz burada başlıyor sevgili İzlekler, sabır çok şey bir erdemdir. 


Bu görselin adı İK yaparken biz olsun, tamam mı?





Cilalı bir sunum, aslında derin bir know-how ile desteklenmiş, sektör verileri ile zenginleştirilmiş, sorun çok sofistike bir dille ifade edilmiş, çözüme götürecek efsanevi yollar ve kilit noktalar kurum renklerine uygun şekilde yerini almış. 300 Spartalı gibi bir motivasyon düşünün, Spartans! tonight we dine in hell durumu yani, danışmanın hedefi vardır, firmaya gider, sunumu yapar, işi alır, faturayı keserler ve hedeflerini ilk bilemedin iki hadi olmadı 3. quarterda tamamlar. So long Paçoz, burası büyükler ligi.
Performans kriterleri, çalışanı elde tutma yolları, liderlik modeli falan, "yanına bakın şu eğitimleri de verelim, işin devamlılığını sağlayalım" bıdı bıdı. Aslında bence renkli bir iş. Çalışan bağlılığı, işveren markası, üzerine turnoverı nasıl tek haneye düşürdük isimli İstanbul Yöresi türküsü, rollerin optimizasyonu, ödüllendirme, yeniden yaratılan pozisyonlar, arada kalanların başka müdürlüklere transferi, kalan boş kutucuklara dışarıdan alım yapma hooop geldik mi core işe alım yapan danışmanlıklara, sistem kendini ne güzel besliyor görüyor musunuz? 

Anket sonuçlarının paylaşıldığı o an, eşekten düşme hali ve K2'den inen kutsal insanların günü ve yılı kurtarışları, tiyatrocu selamı ve hold for applause & fade out. Daha sonra adım adım tedavi yöntemleri, haftalara bölünmüş çalışma planı, müşterinin size toplantı odası kapatması, amelasyon bir sürü iş, HQ'daki takım arkadaşlarla yoğun telefon trafiği. 

  • Demografik farklılıklar, kültürel farklılıklar ve farkındalık anı. Bireysel başarı kriterlerinden yola çıkıp organizasyonun başarı kriterlerini oluşturma. 
  • Efendim çok çalışmak--> doğru yetkilendirme, delegasyon, eskalasyon mekanizmasının doğru tanımlanması.
  • Sürekli gelişim--> Performansın doğruya yakın bir şekilde ölçümü, tasarımı, kar odaklı yakşalım falan, ota b.ka eğitim olmaz, mezarlıklar kişisel gelişim eğitimi alanlarla dolu.
  • Üst yönetime biat--> Ya s.ktr git burası İstanbul, biz hür doğduk hür yaşarız, abi/dayı yerine Coco Hanım Coco Bey hatta CEO seviyesinde olsam COCO hazretleri, yeteneğe + yetkinliğe göre konumlandırma ve sorgulayan bireyler hatta değişimi yönetme falan.

Sonra yetenek komiteleri, görüşmeler, olaylar vakalar. Görüştüğümüz kişilere süreç tam olarak anlatılmamış, İK yollamış, envanteri öylesine dolduran mı, görüşmede sallayan mı, küçük dağları yaratan mı, panikleyip stres bulutunu yanında getiren mi, görüşmede telefonu ile oynamaya kalkan mı? Gelsin role playlar, gitsin analizler, gözlemler...
Sonra mutlu son tabi, geri bildirim görüşmeleri, Arena'dasın, karşında yaralı bir aslan var ya da İspanya'dasın diyelim sen, senin karşısında manda var evet karşında manda var ve görüşme sonunda manda b.ku gibi hissedeceksin kendini, ben İtalya'da bir arenadayım(Colosseo) okeay. Aslan, benim birinç. 

Adam su katılmamış bir lider olduğunu düşünüyordu, Performansı Başarıya Yöneltme skoru 2 gelmiş görüşmede ağlıyordu. Adam yüzeysel, adam şuursuz, adam ben merkezci, adam dinlemiyor ekibini. 
Kadın kişilik envanterine b.k atıyordu çünkü testlerde hata payı vardı çünkü kendisi Odtü'de kriptoloji dersi almıştı, overdose bilim değişik bir ruh hali içerisindeydi görüşmede ben olmasam bunların insan olduğuna kimse inanamaz diyordu.
Test sonucu hatalıydı ve o buna sadece gülerdi, çünkü bilgisayar başında kocası ile doldurmuştu testi.  
Müdür olmadığı halde nasıl müdürmüş gibi değerlendirilirdi(yetenek havuzuna iletmişlerdi aynı gen havuzuna işendiği gibi). 
Bu çilekleri kim yapıyordu?
Bu soruları neye dayanarak soruyorduk? CFO'nuza deyince sakinliyordu bazen. 
Küsüyordu, konuşmuyordu ve ben o anda kafamın içinde Ahmet Kaya dinlemeye başlıyordum, yanımdasın susuyorsun, susuyor konuşmuyorsun, bakıyor görmüyorsun...
Tabii adayı konuşturmaya yönelik yöntemleri kullanmıyor değil bu assessors danışmanozlar. 

Velhasıl güzel günlerdi. tabii bunlar kafamın içinde döndü döndü, döndü. "Kendim olmayayım yani" dediğinde Bülent, arh evet okuldan arkadaşım, o da bankacıydı ve Bölge Müdürü pozisyonu için DM'ye girecekti, telefonda konsültasyon istiyordu, "aman dedim, lütfen rol yapma sızdırırsın, incinirsin, yine de sen bilirsin". 

Herkesin dini kendineyse leküm diniküm veliyedin yani, herkesin işi de kendine olmalıydı. Ben kumaş satmadığıma, viskon yoğunluğuna ve kumaş terbiyesine karışmadığıma, virman yapmadığıma valör takip etmediğime gecelik faizi, üzerine gecelik geçiren bankacı olarak hayal etmediğime göre AÇILIN BEN İK'CIYIM diyebilmeliydim. Şampiyon diyeceksin, elimi öpeceksin. 

Senin işin sana, benim işim size asdfghjkl.  N demek uzun yazılar yazıyorsun, o ne demek? Yahu sen şu anda yazılan bir kitabın bölümlerinden parçalar okuyorsun ufaklık, hiç basılmayacak olabilir, ben unique olanım, gittim ben havuza girmem lazım.

Yazının fon müziği: Leon Bridges - Coming Home

Her şeyiniz,

Coco de La Renta( Nikahta ne giyeceğim ya hoffffffffffff) 

27 Haziran 2015 Cumartesi

Ölünce Ne Oluyordu?

Bölüm 1072: Biri Ölür

Elinde kişilik envanterinin sonucu ile video call yapma odasında oturuyordu. "Bence çok saçma" dedi, tv ekranına bence anlamsız onlarca gayet ilgili bir şekilde bakıyordum, aeh evet hep çok saçma bulurlardı. Bazıları renkleri, bazıları sayıları  kodlayan envanterler, envanterlerimiz diye geçirdim içinden. Çok ilginç, teknik ve analitik boyutta çıkan sonuçlardan memnun, iletişim boyutunda kıt oluşuna ise isyan ediyordu. İyi de bu testi ekran başında sen doldurdun, öyle ise sence analitik sonuçlar doğru olurken iletişim tarafı nasıl yanlış oluyor, o zaman manipülasyon yaptın(ki son sayfada bunu yapıp yapmadığını söylüyor test sonucu hatta satış yapmak istersen gelişime açık olan yönlerin, liderlikle barışık olup olmadığın ya da aslında bulunmaz bir "ikinci adam" olduğun böyleyken rabbinin nimetlerinden...)
Yetmez gibi yanında yöneticisi onu da anlatmadın mı, bu projede lead etmiştin, şu kadar kaynak kullanmıştın onu da anlatmadın mı Serhat diye üstelerken "Coco Hanım yani bu konuda şimdi yapılacak başka bir şey yok mu?" gibi sorular soruyordu ve benim beyin hücrelerim ölmeye devam ediyordu. Sabah görüşmeye giderken kuzenimin beyin kanaması nedeniyle hayatının sona erdiği haberini almış, bir görüşmeyi tamamlamış, sonrasında geri bildirim için Anadolu'nun nadide bir kentine tele konferans vasıtasıyla bağlanmış işimi yapıyordum. Bir yandan uçak bileti almam gerek, cenaze ile birlikte yolculuk edeceğim...
Kuzeninizle yaptığınız son yolculuğu düşündünüz mü, en son nereye gitmiştiniz, tabutla uçak yolculuğu yaptınız mı? Biz en son bir tatilde görüşmüştük, gençti, 40 yaşında, en azından Y kuşağı insanlar genç olduğunu iddia edebilirler. Sessiz sakin kendi halinde, uyumlu, bazen müthiş tespitler yapıp yarılmamıza neden olurdu. Çok çok iyi bir dinleyiciydi, ailenin bir kısmı bu konuda gerçekten çok iyi. Öldü, sabah geldi haberi, telefonda, acı acı çalmıyor telefon her zamanki tonunda sadece saçma bir saatte, ayakkabılarımı bağlarken aldım, 06:44, kaybettik... Gece uyuyamama nedenimi bir şeye bağlamak istersem bu o an olabilirdi.

Görüşme odasına geçtim, 50'lerinin başlarında oldukça etkileyici bakışları olan bir teyze, kadın kökenli, banka kökenli, denetim ve risk kökenli bir teyze. Her şeyi kapattım(turn it off), aldığım haberi beynimin gerilerinde bir yere sakladım. Manzarayı çok beğenmiş, arkaya dönüp diğer plazaları ve trafiği okumluyordu, keyfini çıkarmasını bekledim gayet insani şeyler bunlar zaten sabah uçağı ile gelmiş darlamanın gereği yok, stres mülakatı yapmıyoruz. "Bence de güzel bir manzara" dedim ve başladı 3 saatlik yolculuğumuz. 

Senden beklenen aslında Professor X gibi insanların aklındakileri bilmen, cv'de yazmasın ama sen bil, tüm acılarını, başarılarını, yeteneklerini, hatalarını... Anlatmadıklarında vahiy gelmesini bekliyorlar, anlattıklarında o yetkinliğin tanrısı olduğuna inanıyorlar. Hayat, bayat. 

Rapor yazarken Rihanna Stay dinledim, benim için kişisel bir şakaydı, tıpkı bundan 6 yıl önce gün boyunca kitap okurken sadece Incubus Love Hurts ve Christina Aguilera Hurt bir de üzerine Cry me a River dinlediğim gibi, loop denen kavramın içine etmiştim. Kaç kere üst üste dinlediğimi bilmiyorum, yalnızca her kitabı elime alışta müzik seti programı başladı, fena sayılmayan bir ses sistemim vardı o zaman, gümbür gümbür ayarları değiştirerek dinledim. Bir yandan da bunu dinliyorum, evi boyadım, yeni masamı kurdum, Çiçeğe su verdim, bol bol yağmur yağdı, ben bu durumdan çok mutluydum, evde olduğum sürece istediği kadar yağmur yağabilirdi, dışarıdayken de... 
Mine rengi mavi duvarlarım ve ben bu duruma gayet hazırdık. Biraz daha uğraşıp İskandinav grisine doğru kayacaktım durdum hazır ev ikea'dan çıkma gibi gözükürken çok zorlamayacaktı sadece kapıları beyaza çevirmeliydim, o da başka sefere kalsın. Nihayet hn.(mantı yapabilen yardımcım) kalp krizi geçirdikten sonra başka başka teyzeler geldi gitti. Neyse şimdi 2 kız kardeş var, sinerji temelinde çalışıyorlar, sabah geliyorlar, öğlen 1 gibi bitiyor işleri, monster gücü, duvarlarınız, camlarınız, kapılarınız neredeyse sizi bile temizliyorlar. 
O gün evde değildim ben, cenaze töreni için yok oldum, temizleyip çıkmışlar, kapı kilitli değil haliyle. Eve bir giriyorum ooo bravo metrekare başına düşen çamaşırsuyu litresi konusunda bilgim yok, ev hijyenden yıkılıyor. Kendimi domestos reklamındaki yaratık gibi hissediyorum, koltuklar silinmiş, perdeler ütülenmiş, tanrım bu hijyen içerisinde sabaha kadar ölür müyüm? Yeterince ölü var...
Halılar yıkamada, hafta sonu geliyor, özellikle parfüm kullanmayın dokanıyor dememe rağmen inisiyatif alıp parfüm kokusuna bulamışlar, bravo Daver, harika bir iş. Parayı vermem gerek, cüzdanıma sıkışmış çıkarırken küçük bir parçası yırtılıyor, bu ne saçmalık, ne biçim fizik kanunu diye düşünürken cımbızla parçasını alıyorum. Bence Halı yıkamacılar da artık kredi kartına dönmeli, görüyorsunuz nakit ile aram çok iyi değil. 
Kitaplarım arka odada, aslında kitaplarım her yerde, evde 4 raf ünitesi var hatta kendi odamda 2 tane var, 1 kişi 4 raf ünitesi 1 ev nasıl sığılamaz problemini düşünüyorum. Sanırım bir istifçiyim, geçen yıl okula bağışladığım Kitapların dışında 100'e yaklaşan yeni okunacak kitap ve daha niceleri. Evi toparlamak kafa toparlamak tamam da minik bir kütüphanem de olmalı benim, İskenderiye kadar mesela değil mi? 
Telefonumdan mesajlarını temizliyorum, fotoğrafları, hatırlatacak bir çok şeyi, telefon numarasını siliyorum, mailimden cv'yi, hiçbir şekilde ulaşmamalıyım artık, ölüm acısı diye bir şey var, beynimin labirentlerini temizleyemiyorum. Dolapları temizlemeye başlıyorum, biz güzel yetiştirildik aslında mesela ben başardığım her şey için ödül aldım, "senin kararın, senin seçimin, başarırsan bravo" dendi. "Yapmak mı istiyorsun, buyur, yapmazsan senin yerine biz yapmayacağız". "Orada mı okumak istiyordun oku bakalım". Girdiğimiz iddialar geldi aklıma, uzun süredir ağlamıyordum bıraktım kendimi, zor oldu, a lot of sümük. 
Teyzeler Ödüllerin tozunu almışlar, fotoğrafları, çerçeveleri silmişler, kuzenlerle olan fotoğrafa bakıyorum, hüzünç, derin bir keder. Onur'un doğum günü, arıyorum kutlamak için, sen n'aber diyor/Kırılma noktası, gözlerim doluyor, sesim çatallaşıyor, "iyiyim kuzenim öldü" diyorum, bir muhteşem an nasıl rezil edilir gördünüz sayın seyirciler, psikoloji mezunu, anlıyor halimi yavaştan toparlıyorum, yas, kabullenme falan geçiyor aklımdan. Izin al diyor, "iyiyim ya" diyorum "idare edebilirim", daha önce de benzer bir şey olmuştu, halam ölmüştü, öğle yemeği dönüşü haberi gelmişti ve bölgedeydim, yapacak bir şey yoktu ve görüşmelere devam ettim, BM'nin kaprislerini çekmek zorunda değilim 5 görüşmeyi bitirdik ve sızlanmaya başlayınca "Hakan'cım halam öldü, gitmek istiyorum" dedim, insanları şoka sokmalı bazen, "ah canım keşke söyleseydin, ertelerdik.." bıdı bıdı yaparken asansöre bindim, peşimden ayrılmadı arabaya kadar geldi, sarıldı. This is Show Business değil, ilk şoku 3 sn'de atlatıp devam etmek belki de düşünmemek için bir kaçış yolu idi. Sıkıntı yalnız kalıp ışığı kapatıp uyumaya çalıştığın zaman geliyor, ölüm bazen kabullenmesi zor bir şey. Sonra solucanlar yiyor işte diyerek normalleşme çabası ve biyoloji dersine atıf, azot döngüsü. 

Not: Unutmayınız; 1.derece akrabanız için izin kullanırsınız, 2.dereceler için yöneticiniz ve şirket kültürünüz devreye girer. Benim bu tip sorunlarım olmadı, insani yaklaşım sergileyen tiplerle çalıştım çoğu zaman, "canın sıkkın gözüküyor istersen bugün biraz dinlen" diyen yöneticiler olacağız çocuklar. 

Üzüldüm, bitti.





Loth Lorien'in ışığı söndü.

İnsan Sevmeyen İK'cı

İnsansız hava aracı gibi, drone gibi, HQ'dan yönlendirilen kendini tamir eden baz istasyonlar gibi.

Bir işi iyi yapmak için o işi sevmek mi gerekir? Sanırım duygularımız bizi ele geçiriyor ve tuvaletler bizi esir alıyor, işlenmiş şeker iç organlarımızı tahrip ediyordu. Şeker kullanımı azaltın lütfen sonra diyabet falan oluyorsunuz bir sürü sıkıntı oluyor, üzülüyorum sizin için.

Herkesi kendileşmiş görme arzusu ile dolu günlerden merhaba, çevremde değişik tipler görüyorum, farklılığa dayanamayan, kendi gibi olmayana tahammül edemeyen. Hayatlarını kendilerine ve çevresindekilere darlıyorlar. Eskiden birlikte çalıştığım ekip beni bir whatsapp grubuna ekledi, ölüyorum, bildiğin içim çekildi. Eski ekip liderini almamışlar bu gruba onun dışındaki herkes var, bebeğim, aşkımlar havada uçuşuyor, telefon sürekli blink blink kaçing yapıp duruyor. Mesajlaşma ortamlarından o kadar uzak bir haldeyim ki delirmek üzereyim ne gruptan çıkabiliyorum ne de başka bir şey, hemen soruyorum izleklere bunu susturmanın yolu var mı diye meğer varmış yardım ediyorlar. Yazışma ile ilgili sabrım sınırlı tırnaklar uzun olduğundan telefonda cevap yazmak sabrımı zorluyor bu gibi durumlarda telefon ediyorum bilen bilir.
Konumuz eski ekip arkadaşımız, yeni işi, yeni işinden ayrılması, acaba şut mu yemiş olması vesaire. Taylan cinslikleri olan bir insandı, direktöre insanın kendini bilmesi iyi diyerek laf sokabilen, ben merkezcil, kendisini çok seven, insanlara tahammülü olmayan bir ikacı düşünün rica edeceğim. Hepimizin tepesinin tasının attığı durumlar oluyor bazen kendisine hak vermiyor değildim benim karşı çıktığım nokta ise insan odağım düşük benim diyerek bununla övünen insanlar. Muhteşem'i hatırlarsınız çağrı merkezine yönetici olarak gitti, 30 kişilik bir ekibi yönetiyor, insanların sıkıntılarını dinlemeyi sevmez, sorunlara iş odağında yaklaşır bu da bir tarz. Vektör ise iletişime çok önem verirdi, herkesin hayatına kimse karışamaz. Taylan dışarıdan çok sert ve ters görünse de 1. saatin sonunda teşhisi koymuştum, uslanmaz bir romantikti, eski sevgilisinden şut yemiş,  kitaplara gömülmüş, hoşlandığı mühendis ofise gelince saçları ile oynamaya başlayıp bütün kazuletliğinden sıyrılıyor ve kur yapmaya başlıyordu. Kadınlara mı gidiyorsun, kırbacını unutma*swh. Ekibe biraz tuhaf davranıyordu, sabahları suratı asık geldiğinde onun modunu değiştirmeye çalışıp şakalar falan yapıyorlardı, ben neden bunları görüyordum çünkü geri zekalılar bana ofiste masa bulamamışlardı ve kendisi ile masasını paylaşmamı teklif etmişti. Ohhhhh bir serinlik geldi fark ettiniz mi? 

Consultant in Constantinapolis, bu, masası olmayan ikacıların hikayesi. 

Çok umursamıyorum, ilk gün prosedür falan okursun, birileri ile tanıştırılırsın bilmem ne, benim bilgisayarım 1 hafta gelmedi masama ise aylar sonra kavuştum. Sanırım tanrı tarafından sınanıyordum ve aslında bağlılık konusunda zirveye ulaşacağım noktaya yaklaşıyordum. 
Geçmiş mülakat notlarını okudum, görüşmeci notları oldukça eğlenceli, yetkinlik kitapçığını, organizasyon şemasını, nükleer saldırıda yapılacakları, yangın tüpünün üstünü falan. 2. hafta görüşmelere girdik, tarzları, yöneticilerin profillerini falan inceledim. 3. hafta sonunda garip bir olay yaşadık, bunun devreler yanmış yine o sabah heyheyleri yerinde adaylardan biri beni aramış, onun masa telefonuna aktarmışlar "senin telefonlarını buraya aktarmasınlar yaaaaaa" dedi. 

Bu bir ilkti, hayatımda ilk kez telekinezi yoluyla adayla görüşme yapmam bekleniyordu, oldukça fantastik, bence de harika fikirdi. 

"Oradan nasıl gözüküyor bilemiyorum ama ya bu masa işini bir çözüme ulaştır ya da ben artık evden ya da starbucks'tan çalışacağım, sen seç" dedim. Açık ofis olduğundan ekip dumur olmuştu zira bu çıkışını ayıplayan bakışlarla izliyorlardı. ONA BIR MASA VER BABA. Gerçi ekibe yaptığı cinslikleri bana yapmıyordu hatta ilerleyen dönemde ofisin sol köşesine yerleşecektim ve sırf onları şikayet etmek için bana gelecekti, şehir dışı organizasyonlarda akşam yemeklerini benimle yiyecekti(teklif ondan geliyor merak etmeyin), sosyal medya hesaplarımdan takip edecek takip istekleri hep ondan gelecekti. Oh camon bittabi zekama hayrandı, her akşam düzenli caps atacaktı, hani bizim 6 ay önce tükettiğimiz, öğüttüğümüz capsleri atacaktı ve her seferinde kısıtlı kullandığım emojilerden biri ile cevap verecektim. Aslında olay insan sevmemesi değildi, insan seviyordu hatta beni bile seviyordu ama kendini çok seviyordu, buna alışması gerekirdi onunla yeni tanışan birinin. Yıllar içerisinde oldukça renkli yöneticilerle çalıştım, ben diyeyim renkli siz deyin prosedürün dışında bölge ofisinde beyaz yaka çalıştıran, SGK bildirimi yapılmamış adaya eğitim veren ve ben bunu fark edince manyağa dönen bölge müdürü. Dolayısı ile stress yönetimi ile ilgili gelişme kaydetmiştim, ayrıca ergenken bu tip duygusal çıkışları olan arkadaşlarım vardı, fak denyo mıknatısıydım. Ve bir şekilde bu insanlar gelip sıkıntılarını bana anlatıyorlardı, bu küçük kulaklar iyi bir dinleme aracıydı sanırım. 

Taylan iK yapma konusunda çok ısrarcı değil, bunun yanında çok iyi ik yaptığını düşünüyor hatta, bana göre normal İK yapıyor, ekiptekilere göre seçme yerleştirmeleri (c-). Yani bilmiyorum, şimdi düşünüyorum ben farklı bir alanda başarılı olur muydum, manyak mısın tabii ki olurdum, sanırım konu  motivasyonun ve içsel dengenin sağlanması, zen hali, anksiyeteleri falan yönetme ise bunlar yönetilebilir.  Yani keskin çizgiler olmak zorunda mı hem öyle olup hem böyle olunamaz mı, Bilişsel Uyumsuzluk mu yaşıyorum, bu kadar doğal karşılamam suç mu? Aranızda psikolog olan varsa anlatsa ya şu konuyu, biraz vaktim var dinleyebilirim. Insan sevmeden ik yapılabilir, hatta aşık olmadan da insan yapılabilir. 5 dakikalık zevkin ürünü olan çocukları üzdünüz.


Vurmayın, öldüm. Iyi be, ik yapmak için illa insan sevin, hııı çok, siz de bayılıyordunuz insanlara zaten.



Yazının fon müziği: tutun kollarımdan düşerim şimdi 


26 Haziran 2015 Cuma

Hello friday hello stalker

Yıldız tarihi 20141265794865

Takip edeni takip etmem-_-







Let's face it biraz da boktan bir yıldı. Yoruldum beah ciddiyim, sabah 5'te uyanmak koymadı, sonuçta sevdiğim işi yapıyorum ve sabah insanıyım, tamam oldukça yoğun bir programım vardı ve deli gibi gezdim ama kontrolü bırakmamak, kendini salmamak yordu. Geçen akşam bir arkadaşımla buluştuk yemekte,yeni hayatının ilk günü yeni bir başlangıç, istifa-şehir değişikliği(hatta ülke diyelim) Madrid'e gidiyor, lafladık biraz. O da fark etmişti durumu, "uzak doğu masajı yaptıralım halin hiç iyi değil" dedi, okeay, neden olmasın?
Yeni sevgilisinden bahsetti biraz, yan masada 3 tip var, o kadar yüksek sesle tartışıyorlar ki ne bizimkini ne kendi düşüncelerimi dinleyebiliyorum, bir abla var, bana dizi oyuncusu gibi geliyor, dublajlı olanlardan, peltek konuşuyor, sevgilisinin evine hizmetçiden gizli girip çıkıyormuş. İsyan ediyor, yanında bir çift var, onlarda Gökhan isimli bu çocuğu savunuyorlar, abla her hafta Gökhan'ın ailesi ile plan yapmaktan yılmış bunun yanında çocuk gemi yolculuğuna gelmiyormuş, o da gelmezsen gelme ben gideceğim demiş, 1 şişe rose geliyor Leona dandik bir seçim ama o saate de olur aslında sanırım bugün biraz huysuzum. Neyse Abi olan çok zevzek, "demek ki anda kalamıyorsun, demek ki senin doğruların olursa doğru, demek ki..." ondan önceki 1 saatte İngilizce kasan bir şairin yabancı başka bir şaire kendini övmesini dinlemiştim, dayanamayıp dizi açtım, arkadaşım gelene kadar dizi izledim...
Hah Gökhan geldi, masadaki çifti öptü önce, e herif resmen hadım edilmiş, kızın suratına bakmadı önce, kızın boynu bükük öpmesini bekliyor falan sonra öptü ama, surat beş karış lakin hanımlar beyler Gökhan taş, valla bak. Sonra 5 numara olarak gruba başka bir herif katılıyor, Gökhan hiç hoşlanmıyor sevgilisi ile bu herif öpüşünce, olaylar olaylar... Bir ara tartışma çıkıyor, çağımızın vebası "stalkin' " ve zamanda bir kayma yaşıyorum...


2 sevmeye yeteneksizin zorlama hikayesi. Ilişkimizin dinamiği(tabii buna ilişki diyebilirsek) çok belli sırayla birbirimizi sinir ederiz, o beni kışkırtır, ben çok ince bir laf sokarım, karşılık verir, saçmalarız.

Being stalker O_o




Çok acayipti, ciddi anlamda anlayamıyordum, neden bunu yapıyorum? Geçen yıl bahar sonrasında ipleri koparmıştık ama ara ara yükseliyorduk ben buna özlemek dedim önce, malum özlemeyi sevmem ben, özlemeli, ayrı kalmalı, istediğim zamanlarda görememeli şeyler beni hırçın yapar, ayrıca ilgiyi de çok severim. Özlemeyi itiraf etmek zorunda kalmak uyuz eder beni, 3 kez özledim dedim, bilseniz ne kadar büyük bir yol kat ettim. 
Seni seviyorum dediğim son 2 adam hayatımdan çıktı gitti, p.ç gibi kaldım öyle, heads up dedim, ok yine özlüyordum ama kuyruk hep dik, ne var yani herkes özlüyor, bir daha da seni seviyorum demeyeceğim, bana ne ya. Onlar beni sevsin, onlar arasın, onlar ilk günaydını desin, şu saatten sonra kılımı kıpırdatmam, kimse benden önemli değil, değerli artık değil, No more. 
Koşa koşa çıktı hayatımdan, zaten en iyi yaptığı şey gitmekti, uzun zamandır sosyal medya hesaplarında takılıyorum ama listemdekilerin dışında kimsenin profillerini incelemem(bu konuda ciddiyim, beğendiğim profili takip ederim), bakıyordum onunkine tüm bağları kopardık falan ama... Anlam veremiyordum da, sonra işte daha önce anlattım ya arkadaşlarıma sordum, Basat güldü bana, "olur böyle küçüğüm" dedi "bunlar normal, valla mı?" dedim, kaşları Küçük Emrah gibi yaptım, Daisy ve Tarçın çok nettiler olur öyle ama onu hiç sevmiyorlardı nedeni tabii ki üzülüyor olmam, Liya hn. tam böyle kızsal meseleleri konuşabileceğim biriydi, "Aman Coco takıldığın konuya bak, bunlar hep olan şeyler, yeni normaller", konu ile ilgili en sert tepki yanaktan geldi, bunu neden yapıyorsun sorusu ile. Neyse kadınlı erkekli örneklem grubum gayet şehir çocuğu aklına zekasına güvendiğim insanlar bunun gayet normal olduğunu ve bir süre bu şekilde devam edeceğini sonra da geçeceğini söylediler, rahatladım, tanrım tek ben değilmişim demek ki.


Bu ne yeaaaaaa, niye bakıyordum falan derken bu yeni normale alışıp aslında bunu meğer diğer insanların da yapıyor olduğunu gördüm, hayır içim rahatlamadı, hayır kendimi 18 yaşında hissettim ama 2 katı yaşındaydım, hayır hala takip etmediğim kişilerin profillerini stalklamıyorum, oh camooooon Tanrım, bunu bana neden yapıyorsun. Sevdiklerim ölüyor ya da başkaları ile evleniyor, take me to the church yea. Hayır eski sevgililerimin profillerine de bakmıyorum, hımmm demek ki circle tamamlanmadı bende loopa takıldım. Bu kavramla ilk tanışmam bir Amerikan CSI dizisi ileydi, profilerlardan biri bahsediyordu hatta stalk olayı nahoştur, neyse sonra üzerinden on yıllar geçti kavramın içeriği değişti, nahoşluğu değişmedi. Deneyimledim canlar, apronda 2. kez düşmeyi dileyecek kadar can sıkıcı bir şey benim için. Hah tabii ki benim de stalkerlarım var, hatta merhaba çocuklar buradan selamlar e o da stalkladı bir süre biliyoruz herhalde. Bu da böyle bir anımdı yazımın sonuna geliyorum, kardeşler yapmayın, yaparken dikkat edin, uçakta yapmayın, ölün. 

Bir süre ortalıktan kaybolayım dedim, yazmayayım, kendimi dinleyeyim, haber de alamasınlar benden, K2 mode on. Sonra aklıma "Plaza'nın önünde beklerim" dediği geldi, bu gerçekten olur muydu, yok canım niye olsun öyle bir şey, ha ha ne kekoyum, her söylenene inanıyorum ama kabul edin Plaza'nın önünde iş çıkışı karşımda olsa dibim düşer tam bir romantik komedi filmi tandansı yaşardık. Muhtemelen ayağım takılır ve uçardım, camon guys apronda yere yapışmış bir insandan bahsediyoruz... Aramadı sormadı, kaç gün geçtiğini bilmedi, sevmedi ve özlemedi, çok eğleniyor olmalıydı 167 gün otelde yaşadım, bol bol uçtum, terfi aldım tebrik etmedi, bilmedi, sallamadı belki. 





Bir gün uçakta böyle sen bir üzül bir üzül, iniş yapıldı, uykudan uyandım, hemen çantaya daldırdım elimi, zira rüyama girdi(evet evet rüyalarımın erkeği) daha apronda tıngır mıngır gidiyoruz. Aldım telefonu, uçak modu kapalı-->açık/twitter, go. Baktım ben yokken neler olmuş, uzun zamandır kendisinden haber almıyordum, telefon numarasını sildim, yooo medeni insanlarız o ayrı ama doğum günümü kutlamadı, 9 ölümcül günah number one yani, çok mu eğlenmiş çok mu mutluymuş. 
Serçe parmak yukarıda, aşağı doğru ekranı kaydırırken saçma bir tweeti favladım a dostlar. Tanrım uçak düşseydi, sonsuzluğa uğurlasalar beni, evet apronda yok olabiliriz, tanrım körüğe tam yanaşmasak körükte düşsem, ölsem, bu nasıl bir utanç. Ocean 12'de lazerli dans sahnesi gibi performans gösterirken uçak asfaltta sarsıldı ve tweeti favladım, yareppim inşallah görmemiştir, inşallah bildirimlere kapalıdır, inşallah hafızası kaybolmuş beni hatırlamıyordur, inşalla bu bir rüyadır, owwwww yoooooo. Geri al, geri al, geri al, al geri!!!!!
İndim uçaktan, şöför aradı, ilgimi kaybettim, çıkışa doğru yürürken beyin kıvrımlarım uyuştu, i hate my self.

Öliyim mi? Beni bıraksanıza köşede sessizce bir karadelik gibi içime çökerek yok olayım, huh? Kafama Acme örsü düşmüştü.

Sevmiş miydim? Ya da melankoli bağımlısı mıydım acı çekmeyi mi seviyordum? Muhtemelen ikimiz için de bir eğlence, pırıltılı yeni bir oyuncaktı, ya bi'kere benim sevmeye engel acılarım vardı.





Ölmedim, bu utanç bir süre sürdü, hemen A takımını aradım başıma gelen rezil olayı anlatıp sakinleşmeye çalıştım, olayı normalleştirdiler, yani sonuçta o da beni favlamıştı, karşılığını verdim nedir yani. Sonuçta ona yanladığım bir sürü tweet ve yazı vardı, örnek:

"Domates biber alayına gider, alayına isyan ölümüne Trabzonspor"
"Kavmin yanlış tufanlardan geçip duruyor, gözlerime baka baka aşk diyorsun"
"Kıskanmayan erkek annesiyle kısır gününe gidebilir"

ve daha niceleri. Karma is a bitch. 

Ruh halim: O zaman DANS!

Yazının fon müziği: Sherlock Holmes BBC Full Soundtrack 

Irene Adler'iniz Coco