İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

30 Mart 2017 Perşembe

Yeni Patronunuz Ramazan Davulcusu mu?

Yazının fon müziği: Cold Hard B-Jet





Zamanın birinde bir profesyonel şu aralar çok konuşulan bir iş adamının şirketi için görüşmeye gitmiş. Nasıl biri diye sormuş İK'cıya, o da valla çok iyi biri davul çalıyor bazen gibi bir cevap vermiş. Alıntılayamıyorum çünkü tweeti silmişler. Gece boyunca mide ağrısından kıvrandım, mevsimin bu döneminde olduğu gibi stres yaşadığım dönemlerde halıyı tırnakladığımı biliyorum. İnsan çok saçma bir fikir yea.


İş değiştiriyorsun önünde mini soru işaretleri var:


  • Yeni ofisin eskisini aratacak mı?(Neden ofisten başladığım konusunda hiçbir fikrim yok, ergonomi hayatımın her anında çok önemliydi, aslında bir fikrim varmış.)
  • Yemekler iyi mi?
  • Daha iyi bir ücret paketine mi yer değiştirdin?
  • Daha mutlu olacak mısın? Bu sevdiğin iş mi?
  • Potansiyelini ortaya koyabilecek misin?
  • Ardından yeni yöneticiler gelecek mi, birilerini yetiştirecek misin?
  • Yeni patronun eski patronunu aratacak mı?
  • Başarı dediğin şeye ulaşabilecek misin?
  • Birilerini harcamak durumunda kalacak mısın?
  • Birileri seni harcayacak mı?
  • Bundan daha fazlasını yapabilecek misin?
  • Adın efsane gibi dillerde mi olacak?


Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. İş görüşmesini işe alımcıyı tatmin etmek gereken savaş meydanı gibi görüyorsunuz. Olay danışmanı, işe alımcıyı, yöneticiyi(fonksiyon yöneticisi), ceo'yu mutlu etmek değil, bu iş bir beğeni uğruna yapılmıyor. Tekrarlamakta fayda var, sen belirli bir süreliğine,
1-2-10-15 yıl yeteneklerini kiralıyorsun, onlar da maaşını veriyor. Marka ile kendini bağdaştırıyorsan, duygusal bağın falan varsa marka elçisi gibi yürüyorsun. Aksaklıkları sahipleniyorsun, hataları kucaklıyor ve daha iyi hale gelmesi için çabalıyor, zamanını satıyorsun.
A! Bu arada çok mutlu olabilirsin, huzurlu olabilirsin, sabahları işe gitmek için nedenin olur, faydalı hissedersin, katkıda bulunursun, ait olursun bir şeye, hizmet etmenin verdiği tatmin mmmmh.
İK çok rerörerörerö, işe alım çok rerörerörerö
Ya kusura bakma ama senin ortalama zekana bırakamayız bu işi. Nasıl berbat edildiğini, nelere mal olduğunu, insanlara ne travmalar yaşattığınızı görmüş bulunuyoruz. İşi profesyoneline bırakın. Hayali bir durumu sorgulayan görüşmeci hayali bir cevap alır, yetkinlik sorgulayan somut davranış örneklerine ulaşmayı amaçlar. Ayrıca hepimiz yalancıyız bazıları daha iyi yalan söyler, bazıları daha kötü.
Taylor'un vida döneminden alalım, Ford'un T modelinden bu yana alalım. İşe alımı yetkin kişiler yapsın, bu insan firmayı da temsil ettiğini de unutmasın, markanın elçisi olduğunu unutmasın, ne bileyim şirketini ballandıra ballandıra diğer insanlara anlatıyor olabilir ancak dandik bir mülakat süreci yönetmesin, sonra biz onların sıvadığı meseleleri düzeltmek için ekstra efor sarf etmeyelim.


pinterest'ten buldum




Yeni işinizdeki yöneticiniz, üst düzey yöneticiniz falan işte;
Sizi geliştirecek, alan yaratacak, psikolojik alt sınırınızın üzerinde ücret paketi paylaşacak, dinleyecek, harikulade bir terfi yolu oluşturacak(yetenek havuzu falan diyorum, liderlik uzay), karar almada katılımınız için sizi cesaretlendirecek+destekleyecek, mentorluk yapacak, zorlayıcı görevler verecek. Bilinen en popüler beklentiler buna benziyor. 

Ünlü bir filozof olan dedemin(James Goldsmith) de dediği gibi:
If you pay peanuts you get monkeys

Yıl olmuş 2017. Kendinizi tanıtmak zorundasınız, kendinizi temsil etmek durumundasınız, iş görüşmesine sizin yerinize anneniz gitmeyecek zaten gitmesin de. Tanrım! Aklıma ETS'deki kadın geldi, adayların annelerini arayıp çocuğunuz nasıl bir çocuk onu işe alalım mı diye araması geldi. Bu ülkede çocukların göbek bağları 35 yaşına kadar kesilmediğinden anne bağımlı çocuklar etrafta salınıyor. Öyleyse, hayata dair bakış açınızı, vizyonunuzu, beklentilerinizi karşı tarafa anlatmak için ne duruyorsunuz? Şimdi değilse ne zaman? Mızırdanmayın, kendi seçimlerinizin sonucuna katlanacaksınız. Davul çalan bir patronunuz olmasını istiyorsanız çıkışlar sağdan, daha anlamlı bir şeyler istiyorsanız soldaki kapıyı açın.
Guyz, ölmüş eşek kurttan korkmaz, esen kalın.

Kötü kararlarınızın ve onulmaz yaralarınızın Azizi,
Coco

23 Mart 2017 Perşembe

Şirket Kütüphanesi

Hello weirdos, yazının fon müziği Zeki Müren'den.

Sevgili Günlük,
Aklımıza mukayyet olmamız gereken günlerdeyiz. Sabahları 7 civarı uyanıp öksürüğümün geçmesini bekliyorum. Deli gibi çikolata yiyorum, beklemede olan kitapları okuyorum. Bir yandan danışmanlık devam ediyor, bir yandan da kariyerini mahveden sevgili dostların istedikleri noktaya gitmeleri noktasında mihmandarlık yapıyorum. Çok yorucu.
Bu hafta sadece 1 kez yürüdüm, sümüğün etkileri halen devam ediyor, neye uğradığımı anlamadan yere yapıştıran bir hastalık dönemi geçirdim. Aşırı oğlaklık ve düzenli beslenme işe yaramadı hatta ilaçlar bile ilk 2 gün işe yaramadı. Allahım ne büyük acılar.
Mailleri temizledim, dolapları ayıkladım, kışlıkları kaldırdım, yazlıkları ve özellikle bikinileri özenle yerleştirdim.
Bugün kitaplar hakkında konuşacağım, kitapları normal şartlarda okullara falan bağışlıyorum, en son eylül ayında bir sadeleştirme yaptım, 4 sırt çantası kitabı sahaflara götürmeye karar verdim, ulu bir amaç için kullanacaktım. Şubat 2017'ye kadar 4 sırt çantası kitap benimle gezdi, neden mi? lksdaşslkdjşlsdkfj, utandım. Olm sahafa gidemedim, kitaplar kaldı öyle. Sonra onları şehrin farklı yerlerine koymaya karar verdim, mangal mevsimi geliyor iyi olur yorumu aldım. Böhühüh.



Sabah sebze suyunu içtikten sonra Aşk-ı Memnu'nun 1354. kez yeniden yayınlanan bölümünü izledim. Alışverişe gitmem ve tavuk, peçete, kahve, süt ve daha nicelerini almam gerekiyordu. Hayret, bugün avm'ye değil normal dükkanlara gidecektim. Derken korkunç manzara ile karşılaştım, biri arabanın camını kırmış halkımız moraller sıfır, sıfır, sıfır. Bir perşembe daha ne kadar sefil olabilir? Soru retorikti, bildiğiniz gibi perşembe günlerinden nefret ediciliği kariyerim hala devam ediyor.
Son günlerde kariyer, 2. kariyer, 3. kariyer üzerine düşünmeye devam ediyorum. Modum görsel sanatlarda bir şey yapmış olmam gerekiyor kısmında yoğunlaşıyor. Kuzenim geldi geçenlerde uyku tedavisi devam ediyor, uykusunda yürüyor falan, kendisi mimar, arkeoloji okumalıydın ya da sanat tarihi diye giriyor lafa(orta okuldayken sanat tarihi dersi alıyorduk damardan girdi). Peyzaj okusana ya da iç mimarlık beraber iş yapalım falan diye devam etti, ofis açtı, projeler sıraladı, oh Tanrım bu nasıl bir motivasyon.
Neyse yeşil çay yaptı içiyoruz. Telefon çalıyor...
Arayan bff'lerimden Leo, kafası çalışan birisine ihtiyacım var dedi. Genelde fikrime ihtiyaç duyduğunda zekama övgüyle başlıyor ve bundan rahatsız değilim.

Acil durum: Şirket Kütüphanesi kurulacak.

Oh my God! Bir klişe!!! İK departmanının akademi ile imtihanı, eğitim ile imtihanı, işveren markası ile imtihanı, kültür ile imtihanı. Ve her ik departmanının geldiği nokta, onlayn eğitimleri de atadığımıza göre artık bizim de bir kütüphanemiz olmalı.

Geçen yıl ben bu kitaplarla gidip gelirken, direktör(hani şu personelci kıza sen de folloş olmuşsun, bulursun kiranı ödeyecek birini diyen İK'cı öküz), bir dinlenme, kaynaşma, hedö hödö alanı yapılmasını istedi. Pazarlama'dan tasarım yapmasını istemiş, ortaya çıkan kurumsal renklerin dandik bir Selim Bey tasarımı ile kombin edildiği leş bir alan. Kitap lazım, görevi asistana pasladık. Vizyonerliği uzay olan üst yöneticimiz totalde 100 kitap istedi, her kitaptan 5 tane alınsınmış falan, neyse asistanda panik atak var, önce onu sakinleştirdim, sonra istersen öneride bulunabilirim dedim.
İşin eğlenceli tarafı online kitapçılarda gezinmek, instagram'dan bir grup önerdim, takip edenler biliyor:  #coconunefsanekütüphanesi

Leo'nun sorusu şuydu, hangi romanları alalım, best seller önerelim mi, takibini nasıl yapacağız?
Takip mi? Camooooonn. Geçmişte bir yolculuk yaptım, çalıştığım şirketler 10K ve üzeri personele sahip, belirli bir düzeyde kültür sahibi çalışanları olan şirketlerdi. İK'cı olarak fanilerin çektiği dertleri çok çekmedim, so aynı İK'yı yapmıyorduk da. Anlatmaya başladım;

  • Bir önceki şirkette ağırlıklı olarak caselerin olduğu kitaplar okurduk ve ortak alanda kitaplığımız vardı, herkes takımın gelişmesini arzu ettiğinden birbirine kitap önerir, getirir, tavsiyede bulunurdu. Kitapları takip etmezdik çünkü sorumluluk sahibiydik ve okuduktan sonra geri gelirdi. 
  • İki önceki şirket, mavi yakalı çalışanların gelişimi için ayrı bir alan oluşturduk, sahadaki kütüphane ayrıydı genel merkezdeki ayrı. Takip sorunu yaşamıyorduk. 
  • Üç önceki şirket hayvani boyutlu bir teknoloji şirketiydi ve Bertolt Bretch'ten başla, Drucker'dan çık, çeşitlilik şapşahane idi. Yalnız ben böyle devam edeceğim ve burada anlatmaya çalıştığım şey, tüm bu sürecin içselleştirildiği ve kütüphane müdürü olmadan da kitapların geri getirildiği ile alakalı. Leo'nun çalıştığı şirket, kültürü belki de sektörü ile ilgili olabilir soru işareti, ya muhasebedeki kız kitabı geri getirmezse? Kaşe mi basmalıyız? Woww wooww wooww, vallahi haram. Önerim şu oldu, kitabın iç kapağına veya ön tarafa sticker yapıştır, sevimli olsun, kütüphanenizin adı varsa onu yazın üzerine. Kitabın takibi için personel istihdam edebilecekseniz, engelli bir personel yerleştirilebilir, bütçeniz var mı falan diye yardırdım. 400 kitabın olacağı bir kütüphanecik için tantana çıkarmam. 
  • Dört önceki şirkette sadece İK'ya kütüphane hazırladık, onda da sırf kendi kendimizi eğlendirmek için satın alma sürecini başlattık, bunu da alın bize, bunu da alın, bunu da istiyoruz derken, kitapevleri ile yazıştık, bize hayvan gibi listeler ve indirimler gönderdiler.
  • Beş önceki şirkette kendi kitap dolabım vardı. 
  • Altı önceki şirkette eğitim departmanındaydım, sınav kitapçıkları falan basıyorduk. Gördüğünüz gibi olay İbrahim Müteferrika'ya kadar gider. En sevdiğim baskı makinesi de Heidelberg'tir. 
Pekiyi Sevgili Coco, hangi kitabı alalım?

Ben de bu soruyu sormanızı bekliyordum. Şaka şaka beklemiyordum.

  1. Guyz! Liderlik kitaplarının her türlü gideri var.
  2. Stephen Covey- Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı gibi kitaplar mesela, Tarçın bunları okuyup ezbere sayardı. Sen şimdi 3. evredesin falan.
  3. Birkaç spiritüel kitap ekleyin. Doğu mistisizmi, kapitalist düzenin yeni ürünü olarak hayatımıza giren nefes alma biçimleri, yoganın 75. seviyede estetize edilmesi, secretvari quantumlama banko. Plaza hayatı beyaz yakalısının vazgeçilmezi. Condensed milk, çiya tohumu falan bunlar kitap okurken önemli.
  4. Anne-çocuk, ebeveynliğe övgü, çocuğum dünyanın en akıllı dahisi içerikli şeyler mutlaka olsun, hep olsun. Yanında şirket psikoloğu verin, yanında da diyetisyen.
  5. HBR'ın dandik cep türü özet kitapları olmazsa olmaz. Lider olmaz doğulur, hayır doğulmaz sonradan olunur, siz aslansınız, kaplansınız.
  6. Sanat topluluğu, tiyatro grubu vb. oluşumlar var ise Shakespare'ın Hasan Ali Yücel serisini mutlaka alın, Moliere'ler, Bretch'ler must.
  7. Roman, mmmmhhh çok emin değilim, amaç vatana millete hayırlı olmak, çalışanlara okuma alışkanlığı geliştirmek mi? Amaç kişisel gelişim ayağına yıllık hedeften skor almak mı?
  8. Mühendisler için teknik kitaplar mutlaka olsun, sektörel yayınlar olsun, dergiler olsun ama kimse okumasın anlaştık mı? Benim için mimarlık kitapları kafi. Mediacat kitaplarım için ayrı bölüm isterim.

Mükemmele ulaşmak için istekli, obsessive bir iş arkadaşımıza görev verelim, en iyi kitap dizilimini o yapsın, renklere göre mi ayırır, içeriklere göre mi bilemiyorum.
Evet, tüm amelasyonu yaptık, satın alma kitapları getirdi, inşaat pislikleri temizlendi, raflara şirket bayraklarından konuldu, plastik bitkiler, abidik gubidik bambular falan hazırsa, şampanya eşliğinde kütüphane açılışınızı yapabilirsiniz. Kitabın takibi konusuna takılmayın. Yetişkinlerle çalışıyorsunuz, İK'cılarınız(işe alımcı olanlar) şirket kültürünüze ve değerlerinize uyum sağlayacak birilerini işe almıştır zaten. Giden kitaplar geri gelmiyorsa prosedür yazın kıskıskıskıskıs. Dalga geçiyorum elbette. Giden kitaplar gelmiyorsa bırakın zaten sizin hiç olmamıştır. Send to all diyerek, konusu sizi çok özledik konulu mail atın, kılıfına uydurun, bu harekete plaza dilinde "Arkadan ücretini gönderemeyen var mı?" hareketi denir.

Üniversitede dişlerini yaptıran bir teyze vardı, kütüphane görevlisi, dünyanın en ciddi işini yapar gibi yapardı işini. Fısıldama yasak, kitap sorarken çekinerek soru sormak default yükleniyordu. 1. sınıftayım Alamut Kalesi'ni okuyorum, süreyi uzatmak için gittim bir gün ağzında maske, geçmiş olsun dedim, maskeyi indirdi azarlar gibi teşekkürler dedi, oha ağızda kompile diş yok. Fırk diye güldüm tabii, gözleriyle öldürdü beni, siyah boya saçları, öldürücü bakışları ve dişsiz ağzı ile 100 yıl kadar uzun bir sürede kitabın adını girdi, fiftem yavaf dedi, anlıyorum dedim. İşine saygı duyuyordum ama kütüphanenin duvarlarında benim okula hediye ettiğim tablolar, raflarda bağışladığım kitaplar vardı ve bu kadar kötü bir muameleyi hak etmiyordum, belli ki kültür sanat mantarı bir insandım. İstanbul'da olsak sorardım ben sana diyordum içimden. Fizik dönem ödevi için Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde fink atıyordum ben teyze, senin kadar antik bir insanı en son oradaki kitaplarda yer alan heykel resimlerinde gördük!
So, özgürlük iyidir. Şirkette kitap alıp da vermeyenin terfisi geri alınsın, departmanı kapatılsın, amin!

Zeka Küpünüz, akıl ve fikir ihtiyacı olanların Tanrısı,
ve bir de Şirket Kütüphanesi Küratörünüz(harikulade kitap listeleri ve reklam işbirlikleri için...)
Coco of İskenderiye


27 Şubat 2017 Pazartesi

Kariyer Hedefi


Mesela pigmeler, mesela bamya p...


Yazının fon müziği: Buckshot Lefonque-Another Day


Hafta sonu muhteşem bir kahvaltı için karşıya geçtim, bol sektör dedikodusu, süt reçeli, taze ot eşliğinde tamamladım kahvaltımı iyi ki çok muhteşem arkadaşlarım var. Öğlene doğru kendi yakama geri döndüm, bir çocuk doğum gününe davetliydim. Şöyle oluyor; arkadaşlarınız evleniyor, çocuk yapıyor, kuzenleriniz evleniyor çocuk yapıyor, arkadaşlarınız ve kuzenleriniz boşanıyor, ikinci tur evlilik ve çocuklarını yapıyor siz de bu arada ne evli ne de çocuklu olduğunuz halde bu tip okazyonlara davet ediliyor ve ayrıca gülmekten katılıyorsunuz. Izy "Çocuk doğum günlerine çocuklar davet edilmeli." dedi ve gelmedi, oldukça makul bence, çocukluğumu hala üzerimden atamamam nedeni ile ben gittim sanırım. 
Davetliler arasında yolda arabasıyla giderken metrobüs altında kalan bir adam vardı, acıklı hikayesini anlatıyorlar, karşı tarafın ilgimi çekmesini beklediğini anlıyorum bakışlarından, bekliyorlar, bende metrobüs hiç yok diyorum, 3 durak için kullandığım bir aletin sürekli birilerinin üzerine çıkması, şerit değiştirmesi falan gündemimden çok uzakta. Şanslı isem o üç duraktan birinde eski bir arkadaşıma rastlıyorum, daha şanslı isem oturacak koltuk buluyorum. So yukarıdaki foto metrobüse bir salut niteliğinde. 
Arkadaşlarımdan biri yetenek havuzunda, ilk değerlendirme merkezinde fazla yaratıcı bulunduğu için 1 yıl bekletilip tekrar assessment'a alındı, detay veremeyeceğim korkunç işler dönüyor o şirkette. Şubesine yeni bir müdür atandı, adamın önceki şubede sevgilisi olduğu ve evli olduğu biliniyor. Yakın zamanda yanına aldırmak için hamle yapacağı söyleniyordu, bu olay yaklaşık 6 aylık bir olay. 

O gün gelmiş çatmış, benim pampaya sana yeni bir pozisyon öneriyoruz ama segment değişecek, seni ebesinin örekesine göndereceğiz ama aynı pozisyonda, ücrette ya da yol yardımı tarafında bir fark yaratmayacak denmiş. Hatta yöneticisi olacak hırbo yerine gelecek olan sevgilisine iş devri falan yapacağını söyleyip duruyor ve 1 ay içerisinde bu geçişin olacağından da emin. Araya direktörler, bölge müdürleri falan da giriyor. Bana anlatılan bunlar, elbette bir çok değişken var, banka personellerinin 2-3-4 yıllık dilimlerle farklı şubelere geçirilmesi, pazarlamanın yıldızı olan bu arkadaşların daha az sıklıkla genel müdürlük pozisyonlarına transferi konuları kenarda park etmiş durumda. 

1-Yeni segmenti kabul edecek ve karşı yakada farklı bir şubeye geçecek.
2-Yeni segmenti kibar bir dille reddedip kendi yakasında bilinmeyen, hedeflerin daha küçük montanlı olduğu ve yeni bölge müdürüne kendini ispat etmek zorunda olduğu bir şubeye tayinini bekleyecek(ay sonuna kadar belli olur).
3-Tazminatını verip gönderme seçeneği sadece hayaller tarafında, temenni olmaktan öteye geçemiyor. 

Yeni segmentteki müşteri profili ile daha önce çalışmamış, bunu bir savaş bir zorluk olarak ele alabilir. Satışçı içgüdülerini kullanabilir, analitik düşünme, müşteri odaklılık, stratejik derinlik(aksjhdkahsdka), ilişki yönetimi vs. klasik. Bilinmezlik rahatsız edici boyutta. İkinci seçenek daha az zorlar, hedeflerin daha sakin bir hal alması mümkün, yine de kendini ispat etmek zorunda. Klişe bir iki ucu b.klu değnek vakası. İK ile iletişime geçemiyor, kararını direktörüne bildirmek zorunda. Teknik anlamda yöneticileri olumsuz geri dönüş yapmış, güvendiği herkese "Şimdi ne yapacağım?" sorusunu soruyor. Sanırım tam da bu yüzden hepimizin bir B Planı olsa iyi olur. 

Bu yüzden kariyerim ile ilgili ne istiyorum, nerede olmalıyım, olmamalıyım, ben yokken arkamdan ne diyorlar, yetenekliysem ne kadar yetenekliyim, nerede beni harcıyorlar, ya ben Bihter Ziyagil değil miydim neler oluyor quzum gibi soruları kendinize sormanızı tavsiye ediyorum. Değerlendirme merkezi sırasında size sorulan zibilyon tane soru ile gelişim alanlarınızı tespit ederken, ki anlatmıyorsanız ifade güçlüğünüz var ise bu yine sadece sizin sorununuz, sizlere gelişim alanları ile ilgili öneriler sunarız. Elbette bunların farkına varmış olmanız işinizi kolaylaştırabilir. 

So işte size birkaç başlık, bakalım hedef odaklı olarak hareket ettiğinizde neler oluyor, takılın;

  • Bir hedef belirleyin, hedef belirken odaklanmak, performansa yönelik taktik geliştirmek söz konusu, yani bu noktada kendi kendini motive etmenin kapılarını açabilirsiniz. 
  • Spesifik olun, belki rakamlarla ifade edilebilen bir nokta, belki zamanla tanımlayabileceğiniz bir pozisyon, bitiş noktası belirleyin. 
  • Yazın, somut hale getirin, düşünceler uçuşmak yerine bir kağıdın üzerinde görsellik kazansın ve dünya barışı gelsin. Unutmayın ben, sizi tutuyorum. 
  • Kısa vadeli ya da uzun vadeli ödüllerinizi belirleyin, yokuş yukarı gidiyorsunuz, yuvarlanmak da var. 
  • Sınırlı sayıda kaynağınız olabilir so etkin ve verimli olmaya çalışmak iyi olabilir. 
  • Başarmak istediğiniz şey nedir, esneklik gerektiriyor mu, siz değişime ayak uydurabilecek kadar güçlü müsünüz bir düşünün. 
Daha büyük bir amaca hizmet edebilirsiniz, kendinizi bir gruba ait hissedebilirsiniz, bu sizi mutlu ediyor olabilir ve bu durum size yetiyor olabilir. O zaman bu yazının sonuna geldik Sevgili İzlek. Nesnel olmayı unutmayın duygusal bir profesyonel olmak başka, objektif bir bakış açıcı olmamak başka.
Bu arada kendinizi baskı altında hissetmeyin, artan hızla terfi edip yıldız çocuk olmak zorunda falan değilsiniz. Her terfi mutluluk getirecek diye bir kural yok. Mesela ben ücret artışında motive olabilen bir tipim, 6 figures olsa derdim tasam kalmaz, gerçi ben her iş değiştirdiğimde bir üst pozisyona geçtim bu da kayıtlara geçilsin lütfen. 

Ağlayan Yeteneklerin Azizi,
Coco Birthday Girl

xoxo


21 Şubat 2017 Salı

İnsan Kaynakları Zirvesi 2017: DNA







İyi öğlenler Sevgili İzlekler, merdivenden düşenler, İK Camiası, zirve ameleleri, sonradan görmeler, bir şey beğenmeyenler, alçaktan uçanlar ve tatlı su kunduzları.

Yer: Dünya, 3rd rock from Sun
Hava: Soğuk
Aylardan: Şubat
Moraller: Bozuk ama yine de enseyi karartmıyoruz (Çünkü yaşlandıkça deyim paylaşma oranım yükseliyor)
Konu: DNA-Decoding the new New Age yani yönetim, yeni çağın kodları ile yazılıyor ve biz de tanıklık etmek için oradayız.

Haliyle yılın İK ile ilgili en beklenen, en trendsetter organizasyonu için hazırdım. MCT, ben sizi tutuyorum. Teşekkürü burada mı edeyim? Teşekkürler ekip, gerçekten muhteşem bir iş çıkardınız.

İşe girerken "Yalnız ben zirveye gideceğim o günlerde ofis dışındayım, deal?" dediğimden o gün gelip çatmış, gözlüklerimi takıp gelmiştim. Tatlım, prensipleriniz olmalı, benim dünya böyle, yapamazsınız demiyorum, deneyin bakalım ne olacak diyorum.

İlk kez salondaki çıkışlar telaffuz edildi sahneden, alınan güvenlik önlemlerini dinledik, müthiş moral bozucu günleri geride bıraktığımızı hayal ediyoruz topluca. Provalarda sahne sahiplerini selamladıktan sonra pole positon aldım, 2 günlük maraton başladı. 86 konuşmacı, ow yeah, beyin tokatlayan konuşmalardı.
Politik Psikiyatri Tanrısı

En muhteşem konuşmacı: Vamık Volkan, saatlerce dinleyebilirdim. Siz deyin zamanda yolculuk ben diyeyim dünya tarihi. Öğrencisi olsam ya da Yılmaz Erdoğan'ın dediği gibi akrabamız olsa.

En uzatan: Köylülük. Zamanında başlar zamanında biter efsanesi var lakin 2 yıldır 20 dakikalık konuşmalarda kitabı olan konuşmacı şovunu bir türlü bitiremiyor. Ahmet Naç kişisinden bahsediyorum, TED'den ve diğer videolardan hatırlarsınız. Klasik bir giriş, ben kimim, ne yaptım derken öğrencilerinden birinin fotosu, onun üzerinden bir şey anlatıyor ama ben takıldım, o öğrenciden izin aldı mı bu kadar insanın önünde onu anlatıyor falan sorguluyorum ama... Adam inmek bilmedi, susmuyor, susmuyor yahu, bir şeyler anlatıyor, takdir ediyoruz tamam, rap müzikle matematik-geometri bi'şey bi'şey -14 dakikayı gördüm ekranda. Yılmaz Erdoğan'a şov yaptı, oynadı diye düşündüm tuhaf bir kendini gösterme çabası. Gerdi, sıktı, susmadı. Aynısını geçtiğimiz yıl Hasan Söylemez yapmıştı.

En doğal, en samimi, en yetenekli: Karsu, salonda piyano çalabilen az sayıda dünyalı vardı. Kendisini çok severim, favori şarkımı da söyledi. Aşırı mutluydum.

Sanat ve estetik dolu, çevik, değişimin öncüsü, güncel falan bir eksende bu zirve biliyorsunuz. Oraya gidişinizle bir aydınlanma yaşıyorsunuz, o an sizinle birlikte anılarınızda taşınıyor. Şanslı olanlar şirketlerine döndüklerinde aldıkları ilhamla bir şeyleri değiştirmek için adım atıyor, bakış açılarını sorguluyor vs. diğerlerine gelince, şekil yapıyor, ödül alıyor, bazen sahnede ideali anlatıyor ama hayatlar öyle değil. Ben orada olmaktan memnunum, kendimi buluyorum, geçtiğimiz yıl akılcı sadelik sonrasında bu sene oldukça vurucuydu. Teknoloji tarafını da yakından takip ettiğim için konuşulunlar şaşırtmadı, robotlar, transformers, battle star galactica-saylonlar falan bana göre normal. Değişim hızına yetişemeyen doğal şekilde seleksiyona kurban gitsin.



En favori kitap yazanı: Kate Sweetman-Reinvention: Accelerating results in the age of disruption. Ekibi dinle, duygularını dinle kısmı iz bıraktı bende. Sorsan tüm ik liderleri dinlediğini iddia ediyor.

MCT'nin güçlü olduğu konulardan biri konuk seçimi bunun için tekrar teşekkürler. Sektör için katkıları büyük, elbette kendi enstrümanlarını da anlatıyorlar, ayrıca online isteklere hızlı cevap veriyorlar ve esnekler, eleştirileri kucaklamalarını da unutmuyoruz. Sahnede sinyır gördüğümüz kadar X sonrasını da görüyoruz, gelişecek, daha da iyi olacak.

En show must go on: Tanyer Sönmezer, geçen yıldan sonra beklenen bir diğer sunumunu Pazarlama Zirvesi'nde izledim. Ancak bu sene beklemediğim anda enerji topu olup düştü sahneye. Az, öz, vurucu, güncel, çalıştıkları ajans mükemmel tebrik ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Öğrenciler vardı #binyapraktan
Notlarından okuyan konuşmacılar vardı-azalarak bitsin dileklerimle.
Sahne Senin için şunu söylemeliyim açık alanda ilgim dağılıyor ve konuşmacıları kaybediyorum, çok fazla uyaran var,  yine de Rostra'yı hatırlattı.




#iştekoro yu dinledim, büyük bir keyifle hem de, sonrasında Levent Yüksel konseri de oldu.

Human filming izleyemedim, sanırım tek pişmanlığım bu olabilir. İyi ki gittim, iyi ki gördüm, anlattım ve bitti. 2018'de görüşmek dileğiyle derken önümüzdeki yılın temasını paylaşayım, senden önce senden sonra bebek.
#ik2018


En kalbi duygularımla,
Coco

bkz: Akılcı Sadelik 



14 Şubat 2017 Salı

Sevgi Dilde Başlar

Güzel bir video çalışması ile daha sizlerle birlikteyim My Sevgili İzleks.
Borusan bugün yayınladı, olay nedir diye soranlar için;

Dilimiz zihnimizin aynasıdır. İş yaşamında önyargı ve ayrımcılığı yansıtan dili reddediyoruz! Unutma, #SevgiDildeBaşlar! #14Şubat #SevgililerGünü
diyorlar. Buraya kadar iyi güzel. Bu tip videoları izlediğim sosyal mecralarda alttaki yorumları okumayı da seviyorum siz de öyle yapın, taraflı, kişisel deneyimli yorumları takip edin, aydınlanırsınız. Daha insani şirket koşullarında çalışmanız dileğiyle.
Ek olarak cinsiyetsiz bir ses tonu ile dinlemeyi isterdim tabii mesela Serdar Ortaç.








 Haydi öperler, Borusan'daki arkadaşlarıma da sevgiler.
Coco Aziz Valentine

11 Şubat 2017 Cumartesi

Aday Deneyimi-Halkbank

Nasıl da gözden kaçmış bu çalışma, nasıl da Halkbank'tan beklemediğim bir hareket, şaşırdım. Aday deneyimini paylaşmışlar, hoş buldum.
Kişisel deneyimimi aktarayım bu arada; biliyorsunuz aralıklarla ehliyetimi kaybedip yeniden çıkartmak için başvuru yapıyorum. Arada ehliyeti buluyorum, arada komple gidiyor. En son dişçide düşürmüşüm geri dönmüştü, hah ondan sonra bir kez daha kaybettim, arabaya bindiğimde çantamdaydı, balo salonundaydık, eğlendik bitti, gece tekrar bindiğimde yoktu so başvuru yaptım emniyete, randevu almak falan ayrı bir dert, bankaya harç ödemek için gittim. Aklınız varsa siz de gidin, bir kere aşırı tenha, yetkilileri de aşırı ilgili, bankadan sıkılmadan ve hızla çıkmanızı sağlıyorlar. Bence bu yazıyı yazdığım için hesabımda tatlı bir hareket görsem hoş olurduaskdalsjdl. Banka işe alım süreci bir yönüyle keyiflidir, daha köşeleri olan aklı başında işler yaparsın ta ki bölge müdürleri adaya mantı nasıl yapılır diye sorana kadar ama bu başka bir hikayenin konusu.
Buyursunlar, aday dilinden ve gözünden İşe Alım Süreci;



10 Şubat 2017 Cuma

TV 2 | All That We Share

Müthiş bir iş yapmış Danimarka'da televizyon kanallarından biri(TV 2), duygulanarak izledim. Etiketlenmeden, ayrışmadan, delirmeden yaşadımız günlere duyulan özlemle...
Güzel işleri buradan paylaşmayı seviyorum. Buyursunlar;



 

4 Şubat 2017 Cumartesi

Kariyer Hataları


Harika bir yağmur yağarken müziğin sesini açıyoruz. Yazının fon müziği Nina Simone'dan geliyor Take Care of Business for Me





Hangimiz hata yapmadık? Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi?
Size 5 yıl önceye gitme şansı veriyorum, ilk görüşmenizi yaptınız, belki 2.
Neyi değiştirirdin?
O işi kabul eder miydin?
O sektörü bilinçli mi seçtin? Yaptığın şeye inanıyor musun?
Bu güne gelelim;
Kendini şu anda diğerlerinden farklı kılmak için ne yaparsın?
Neyi iyi yapıyorsun?
Neyi etrafındaki diğer insanlardan daha iyi yapıyorsun?
Neyi herhangi bir ödeme olmadan kendi kendine yapabilirsin?
Neyi herhangi bir çaba sarf etmeden yapabilirsin?

Ama siz hiç hata yapmazsınız değil mi, oh camoooonnnn bunu unutmuştum.

Şanelman ile bir restauranttayız, doğum günümü kutlamak ve geleneksel sinema günlerinden birini ifa etmek için buluştuk. Aile şirketinde çalışmak istemediğinden başka bir firmada iş bulmuş yaklaşık 1,5 yıldır takılıyordu. Genelde çalışmayı sevmeyen bu arkadaşımız işin kolayına kaçma, cool durayım derken arıza çıkartma konularında master degree idi. Yaklaşık 6 aydır da ben bu işten ayrılacağım, beni çok çalıştırıyorlar, izin kullanacağım, rapor alacağım vs. diyordu.
News: işten atılmış, fıtık nedeni ile rapor almakla birlikte, patronuna lololo yapmış ve ipler kopmuş, vermişler tazminatı, evde oyun oynayarak hayatına devam ediyormuş. Uzun süredir görüşemiyorduk u know hayvan gibi bir çalışma tempom var ve akşamları da eve gelip bayılıyorum.

8 kez babası ile tartışıp işten ayrılmış 9 kez geri dönmüştü, baktığınızda adeta bir Süleyman Demirel saçmalameyşınıydı. Helikopter ebeveyn rules, anlaşamıyorlardı. Girişimci olmaktan falan bahsediyordu ancak temelde yatan vizyon sorunu, iş disiplinin primitifliği konuları vardı ve bunun farkında bile değildi. Sabahtan akşama kadar sorun tespit ettiğim bir danışmanlık işimin olması yakın arkadaşlarıma sorunu lönk diye söyleyince zalım etkisi yapıyordu ki bunu kaldıramıyorlar bazen(Zalım Etkisi: yakın arkadaşların acı gerçeklerle yüzleşemeyip, doğruları duyunca önce inkar etmesi ve sizi duygusuz bir ZALIM olmakla suçlaması ile sonlanan hödö, şimdi uydurdum). Filmin oynadığı salonun kliması bozukmuş, sorry bro üşüyerek film izleyemem narin burnum tıkanır sonra dedim ve espresso içmeye gittik.
Dinleme zamanı, minimum soru sorma, cevapları kendisi bulsun diye es verme zamanı, ama yok nato kafa nato mermer. Kariyeri ile ilgili hata yaptığını kabul etmiyor, babası hayattayken servetini onunla paylaşmayacağını biliyor yine de hayallere dalmış durumda. Ne sonsuz ızdırap, beyin hücrelerim tek tek ölüyordu. Oyun oynamaya adanmış bir hayat, bel fıtığı olan bir sedanterdi karşımdaki. Kısa süreli tatilden sonra(6 ay) babasının şirketine geri dönecek ve gölge varlığını sürdürecekti hatta en iyi ikinci adam olamayacaktı ama bu başka bir hikayenin konusu.

So İzlekler, dilerseniz onun anlattıkları ışığında ölümcül kariyer hatalarını sıralayalım dilerseniz dedim aaaa vallahi olmaz ölümü görün:


  • Her şeyi bildiğini sanmak, ergen gibi çıkışlar(yeni nesil ergenlik çağının bitişi 32 diyor uzmanlar bunu bir düşünmenizi rica edeceğim). 
  • Network yapmamak, iş ağlarını geliştirmemek, ot gelmek ot gitmek, bulunduğu süre içerisinde şirkette hiç önemli bağlantı kurmamak. 
  • Toplantılara gerektiği gibi hazırlanmamak, avel avel bakmak, katkıda bulunmamak, silik bir tavır sergilemek, sen var hep geç kalmak vaktinde gitmemek. 
  • Ofis dramalarında esas oğlan / esas kız olmak.
  • Yine ofis içerisinde fazla kişisel bilgi paylaşımı, ne gerenk var?
  • Çalışmalarının sonucu, ürünün yani vasata bir övgü olması, minimum ile yetinmek, fark yaratmamak, sıradanlığın yıkılmaz kalesi olmak. 
  • Sektör hakkında sıfır bilgi, yanlış sallamalar, -mış gibi yapmalar, dandik öngörüler ve hedeflemeler. 
  • Kapıyı sert kapatıp çıkmak, köprüleri yakmak, limanları yakmak sen var piromani?
  • Gece klübüne gider gibi giyinmek(erkek+kadın both). Profesyonel hayatta profesyonel olmanız beklenir. 
  • Yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmemek, suçu başkasına atma eğilimi, farkındalık sahibi olmamak. Bu sizi gelişim konusunda sürüngen seviyesine götürür ya da organizasyondaki değeriniz tost makinesinin bir üstüdür, makinenin üzerinde hamam böcekleri geziyor yalnız onu da söyleyeyim. 
  • Yardım istememek, acil durumlarda eskalasyona gitmemek, bayrak kaldırmamak ve bunun yanında yardım aldıysa bile teşekkür etmemek... Unutmayın birilerini ezerek, üstüne basarak değil, birlikte yükseldiğinizde takdir katlanarak gelir ve bireysel markanızda yıldız olarak yakanıza takılır. 
  • Negatif tutum içerisinde olmak. 
  • İyi bir araştırma yapmadan sırf mevcut şirketteki iş arkadaşlarından ya da yöneticiden kurtulmak için yapılan amatör iş değiştirme hareketi. 
  • Mentorluk almamak, koçluk almamak, ben en iyisiyimcilik. 
  • Değişime aşırı tepki, direnme, minimum esneklik yine kariyer hareketlerinizi zorlaştıracak konular. 
  • Yönetim takımına sallama, rakibi kötüleme, şirket dışında saçma sapan hareketler. 
  • Ne istediğini bilmemek, maymun iştahlılık, aşırı prens veya prenses olmak. 
  • Hatalardan ders almamak. 
  • Berbat sosyal medya yönetimi.


Bu kadar yeter, belki gıcık bir arkadaş olabilirdim ama açıkça fikrimi söylememi tercih etmez miydiniz? Elbette ederdiniz ama sizin arkadaşınız değilim ben.


Muhteşem bir kariyer dilerim, hörmetler efenim.

Kariyer Şansölyeniz,

Coco Plaza Kuşu(Kuş dediysem Anka)


27 Ocak 2017 Cuma

2016'nın En İyileri

Ohannesborg, yılın bitmesine 11 ay var ve az kalsın 2016'nın en beğendiniz yazılarını paylaşmayı unutuyordum, camooon unutmadım bittabi alın size Best of Coconut. Sadece buralarda değilim oralardayım.
Samuel Insull, "Zirveyi hedefleyin. Orada çok yer var. Zirvede o kadar az insan var ki, insan kendini yalnız hissediyor." demiş. Yemişim Samuel'i zirve şahane, başarabilen çıksın, site kasıyor. Beklenen davetler yapıldı, o davetlere gidildi, şahane hayatımın gereksiz ayrıntıları ile mutlu mesut devam ediyorum nefes almaya. Şimdi sıcak bir şeyler alın elinize şarap olur, kahve olur, kımız olur size bırakıyorum, minder moduna geçin, koyun postu olur şömine başında... Okuyun Sevgili İzlekler, her şey okumakla başlayacak, mutluluk-huzur falan, okuyun da büyüyün.

Hi Darling


Ya manyak mısın elbette ben de bu yazıyı çok seviyorum, evet:

1-) Bu Coco, 
Coco herhangi bir okulun herhangi bir bölümünden mezun olarak herhangi bir lisans bölümünü bitirebileceğini ispatladı. İK alnında kariyerine başladı diyelim(aslında kariyerime İK ile başlamadım ama bu başka bir hikayenin konusu), İK'yı seviyor, İK'da onu seviyor, kendisi için anlamlı işler yapmayı tercih ediyor kariyer kısıtlarının farkında çok sallamıyor, İK'yı anlıyor, biliyor, İK dilinde konuşabiliyor. 
Coco'nun kendisine benzeyen(yok ya ne benzeyecek hepimiz unique'iz ama en yunik benim) arkadaşları, meslektaşları, iş ortakları, koçları, yöneticileri falan var. Bunlar genelde kimse tarafından sevilmez, koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir, günah keçisi ilan edilir, vurun abalıya'daki abalı onlardır mesela. Çok rerörerörerödür. Çok da tınnnnnnnnnnnnnn çok da fifi, biz de size bayılmıyoruz, be professional.
Coco işini iyi yapar, Coco çalışkan, zamanını etkin kullanır, yanlışı çotonk diye söyler, insanların çalışırken yeteneklerini ortaya çıkaran atmosfer yaratır, analitiktir, bazen dandiktir, çoğunlukla dakiktir, attıkları free kicktir askdjalksjdla, god i hate football but i love Zlatan. Eve gittiğinde işini unutur, hedeflerini gerçekleştirir, pürüzsüz işleyen süreçlere, uzaylılara ve bilime inanır. 
Yeteri kadar çaba ve iq skor ile zorlukların, engellerin geçilebileceğine inanır. 
Dünyanın en zor işi İK değildir, en önemli işi de İK değildir, en iyi İK'cı da kendisi değildir, İK yapmazsa ölecek diye bir hastalık yoktur. 
Coco bir zeka yükseltendir.
Coco gibi ol...
Yazının devamı için: İK'cıları Anlama Kılavuzu

2-) Bu yazımı gelişeme açıklara, şirkete kendini adayanlara, zirve amelesi olarak gezenlere, dönüşte Anadolu'nun nadide yerlerinde İK yapmaya çalışanlara adıyorum.
Anadolu dediğimiz şey biliyorsunuz İstanbul dışındaki her yer.
Ankara ve İzmir'de İK yapılıyor şeklinde dedikodular var, gülmeniz bittiyse devam ediyorum. Elbette danışmanlık yaparsınız onu şimdilik park ediyor ve daha sakin bir görünüşe ulaşmanız adına bir kutuya kilitliyor veeeee ambara atıyorum. Komik olmayın. Şaka şaka Sınır Tanımayan İK'cılar sizlersiniz.
Yazının devamı için: Sınır Tanımayan İK'cılar

3-) İş bu yazı kendini bilmezlere, farkındalığı olmayanlara, kendini değerlendirme konusunda yardım alması gerekenlere, performans görüşmesinde saçmalayanlara, Dunning-Krugerler'e ve benzerlerine adanmıştır.
Uçağa yetişmem gerekmese daha uzun yazardım ama gitmem lazım bebeksiler, o da başka bir yazının konusu olsun. Bu video en sevdiğim. 
Yazının devamı için: Geri Bildirim

4-) Unutmayın, amaç pozisyona en yakın adayı bulmak, çalışan mutlu olacak, şirket mutlu olacak ki sonra zirvede gelip turnover oranımız %1 diye hava atabilelim. 
Aday açısından ayrılma nedenlerini anlatmak en zorlayıcı konu başlıkları arasında. Bunu nasıl ifade etmesi gerektiği konusunda da kararsız. Öncelikle yöneticimi ve şirketimi kötülemek istemiyorum deyip yardıran da oluyor(hayır bal gibi de kötülemek istiyorsun, gözlerinden okunuyor beni seviyorsun, eline versem hepsini bir kaşık suda boğarsın), beklentilerimiz uyuşmadı, Q4 için performans hedeflerimi gerçekleştirdiğim halde beni terfi ettirmedi diyen de, yöneticim biraz aptaldı, patronun damadıydı, yalancıydı diyen de...
Yazının devamı için: Adaylar Ne Söyler? İK'cı Ne Anlar?

5-) Bir yerde okumuş çok bilimsel, yöneticiler üst düzey olanlar, ekiplerine dahil olmasını istedikleri yönetici adaylarında şu tip özellikler arıyormuş;
  • Stratejik düşünme yeteneği, saf zeka istiyormuş. 
  • Doğru kişileri doğru işlere yerleştirme becerisi de istiyormuş. 
  • Ben de durur muyum yapıştırıyorum, iletişim peki? İyi bir dinleyici olma falan var mı? Varmış Sevgili İzlek, o da varmış. 
Yazının devamı için: Beyaz Yakalıya Tavsiyeler

6-) Ses veriyorum, doooooooooooooooo.
Bir "Kariyer, kariyer, kariyer... Adam çalışır karı yer." bölümümüze daha hoş geldiniz. Size kamyon yazısı yatağında yazı yazıyorum. Ağzıma bir avuç Ritter Sport yoğurtlu çikolata attım, mutluluktan ölebilirim. Son çikolata bükücünüz iş başında.
Belirli bir alanda uzmanlaşmak ya da generalist gibi çalışmak isteyeceğin, çok net hedeflerinin olduğu ana kadar kendini akışa bırakmanda bir beis(mahzur) görmüyorum okuyucu. Özgün işler yapma, kimsenin başaramadığı bir işi yapma, bir amaca koşma, hizmet etme, daha kalıcı bir olaya imza atma kapsam dışı.
Danışmanlık yaptığında işin içine farklı unsurlar girer, son söz müşteriye aittir, sen istediğin kadar pürüzsüz süreçler tasarla, efsane işler çıkarmaya çalış, müşterinin istekleri kadar varsın. Sana "yap, yapabilirsin, evet, istiyorum" demediği sürece(ve bununla ilgili sözleşmeyi imzalamadığı sürece) önündeki görünmez duvara toslamaya devam edeceksin. 
Yazının devamı için: Yeni Başlayanlar İçin İş Hayatı

7-) Bir beyaz yakalının hayatını, kariyerini harcamak için gerekenler; 
  • en önemlisi nasıl, nerede, ne kadar mutlu olacağı bilgisi, 
  • pozisyon için istenen yetkinlikler, bir sonraki pozisyon için gereken yetkinlikler,
  • şirket sayfasından vizyon, misyon, hart hurt, 
  • yıl içinde verilen sayısal hedefler, kpi bıdı bıdı,
  • bir çimdik iç müşteri-dış müşteri profili, bir tutam iş tanımı...
Yazının devamı için: Kariyer Sırları-2

8-) Sevdiğim işi yapıyorum, genelde seveceğim işleri yapmaya yöneliyorum/ bu durum ileride beni kısır döngünün içine doğru götürür mü?
Göreceğiz. Pratikte bu duruma kariyer kısıtı, limitli yükseliş, şakaklarıma kar mı yağmış sendromu gibi isimler de takabiliriz. Tabii ki tabbiiğkiii ben uydurdum.
Hemen her yıl mart ayında abidik gubidik şeyler olur hayatımda, supersonic kararlar alır, hayata geçirmem, bu bir klasik. 



Ya bir yol buluruz ya bir yol yaratırız. Benim sizlere inancım tam, yani bu ara öyle, beni hayal kırıklığına uğratmak istemezsiniz. 
Hepinize renkli kariyerler dilerim. 

Execution Managerınız
Coco

25 Ocak 2017 Çarşamba

Androjen Tarzda Liderlik


Nasıl?
Kulağa rüya gibi geliyor değil mi? Saçmalayın sevgili dostlar, rüya gözle görülür bu olsa olsa kulağa şiir gibi gelmeli.
Şimdi sizlere bir kadın olarak sapların arasında İK yapmak zorunda kaldığım bir dönemi anlatacağım. O yüzden bu yazının başlığı;
sapİK
Üretim tarafı ile yıldızımız pek barışık değil, yapabiliyorum ama ne gerek var, ben plaza çocuğuyum onlar ise değil. İşi kabul etmemin nedeni plazadan dışarı hiç çıkmıyor oluşumdu, koçluk yapan arkadaşlarımdan biri eğlenerek ik yapmanın oldukça keyifli olduğunu ama değişik tatları da denemenin hiçbir şey kaybettirmeyeceğini söyledi, tamam, kendi en iyi versiyonuma ulaşmaya çalışıyordum, bunu da deneyebilirdim... Bir iddiaya girdik, ben o işi tamamlayacaktım, ona göre orada kalmak isteyecektim çünkü sürekli bir pozisyon açılacaktı. Bense o işi tamamlayacağım ve orada kalmamı isteyecekler, elbette kalmayacağım dedim.

Tanrım! Daha önce bu kadar testesteron dolu bir yerde İK yaptığımda, hatırlayın, sabah 5'te uçakla Mordor'a gidiyor, sokaklarında eşek dolaşan bir tesisin içerisinde mutlu ik yapmaklar konsepti ile salınıyordum hem de topuklu ayakkabılarla. Hatta kadınlar tuvaleti bozulmuştu da erkeklerinkini kullanmak zorunda kalmıştım, pisuvardaki adama selam vermek zorunda kalıp "N'aber Hacı?" demiştim ve sonra uzay boşluğuna doğru salınmıştım.
Kroluklarım bununla bitmiyordu. Yıllar sonra aptallıkları ile beni çıldırtan pazarlama ekibindekilere "halamın da bıyıkları olsa amcam olurdu" falan diyecektim. Hızımı alamayıp panoya o dediğin asma kabağı o da burada olmaz yazıp, 3 dakika sonra silecektim çünkü İK where the magic begins be annem, oldurmazı oldurmak benim işim. Sonra bir gün brunch'ta gözleme ve menemeni getiren garson nasıl koyalım diye sorduğunda "yapıştır, yuvarla gelsin" diyecektim ki iyice kamyoncuya bağlamıştım zor günlerdi benim için.
Maskülen şakaları, bel altı göndermeleri, kıvrımlara dalıp giden erkekler, erkeklerimiz... O şakaların Allahını yapabilen insanlardık(kızlar), yapmayı tercih etmiyorduk o başka. Yoksa ballandıra ballandıra ihracat katındaki stajyeri anlatan jr. danışmana "Kiraz sapına diliyle düğüm mü atıyormuş?" diye sorunca googlelamasına neden olmuşluğum da oldu. Okudu, kulaklarına kadar kızardı, komik. Yapamıyorum değil, istemiyorum. Olm 15 kişilik kadın ik ekibi yönetmemişler gelip burada şekil şükül yapmasın, sanki bana kız lisesi mezunusunuz.

Benim sıkıldığım konu POZİTİF AYRIMCILIK yapmak durumunda kalmak, kadınlar için savaşmak, yok biz eşitiz, eşit olmalıyız gibi cümleler kurmak. Utanıyorum. Bir kadın olarak yönetim kurulu katında kafa sayısının artmasının zorluğundan bahsederken konferanslarda, kadınsal dokunuşların gerekliliğinden, vay efendim detaycı oluşumuzdan, duygusal zekayı daha fazla kullanmamızdan, büyük resmi daha iyi görüp daha kıvrak hareket edebilmemizden falan vurgu yapılması. Ne acı.

Kadınlar lider olarak başarısız olduklarında, bunu genelde yetenek ya da deneyim kaynaklı olarak değil de liderlik tarzından kaynaklanan bir başarısızlık olarak görmeleri sorun. 
Kucaklayıcı tarzda liderlik okeay, biraz zorludur ama sonuçta zor kararları da kadınlar verebilir ve liderlik edebilir. Kadınlar erkeklere göre biraz daha dönüşümsel liderlik, akış hocalığı ya da bir koç gibi ilham vermeyi tercih ediyorlarmış. Unutmadan bir de içgüdüsel hareketler var.
Erkekler biraz daha etkileşimsel lider olma eğilimi gösteriyormuş, nereden mi biliyorum, kitapta okudum, bilimsel şeyler yani. Araştırma Amerika'da yapılıyor, bir problem verildiğinde kızlar gruplar kurarak çözüme gitmeye çalışırken, erkekler bir lider seçip emir almayı tercih ediyormuş. Bunun Türkiye versiyonunu paylaşmak isterdim lakin biliyorsunuz biz de kız/erkek ayrı sınıflarda eğitim alsın önerileri tartışılıyor bu ara aşırı medeniyet.



when in Rome, do as the Romans do

omo onloro hormonloro yonotoyor- Ama onları hormonları yönetiyor

Samimi bir şekilde soruyorum; "Kuzum siz geri zekalı mısınız acaba?".
Haydi birlikte kabul edelim, liderlik denince erkeksi tavırlar sergilemeniz beklenir gibi bir algı var. Aslında uyumsal lider de olabilirsiniz, tüm tarafları dinlersiniz böyle minnoş minnoş.
Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacını unutma!
Tuvaletteyim, henüz unisex tuvalet kullanılan şirkette çalışmıyorum o zamanlar, kadınlardan biri aynaya bakıp ağzı yamulmuş bir şekilde bıyıklarını alıyor, camooooon. Tuvalette bıyıklarını alan kadın toplantıda sana neler yapmaz. Koç olan sevgili pampam geliyor aklıma, üretim iyiymiş de, aman ne güzelmiş de. Tek derdim her gün farklı bir kıyafetle ofise gitmek. Gerçekten o dönem içerisinde bir giydiğimi bir daha giymedim 1 mevsimi orada harcadım, güzel bir gardrobum varmış kendimi tebrik edip, yanaklarımı sıktım. Peki sen de kadın yönetici misin?

  • Çekici ol ama gösterişli olma,
  • Kadınsı ol ama seksi olma,
  • Güçlü ol ama katı olma,
  • Stilin olsun ama trendy olma,
  • Bak ama dokunma, dokun ama tatma, tat ama yutma asşdkjfaşslkjdfşaslkdjfşa


Birlikte çalıştığınız insanlara değer verdiğinizi, bireysel katılımı desteklediğinizi, potansiyeli ödüllendirip adil olduğunuzu, erişilebilir olduğunuzu falan düşünün. Kitleleri peşinizden sürüklüyorsunuz, bunu topuklu ayakkabılı ya da ayakkabısız yaptığınız kimin umurunda? Elbette şekilci pisliklerin.

Önce anlaşalım, lider dediğimiz sen, ben, o değil. Lider dediğimiz özel insan yavrusu / farkındaysan cinsiyet belirtmiyorum köylü gibi / so görsel kimlikleri genelde güçlüdür or güçlü olduğu yönlerde çok güçlüdürler.

Fake it until you make it stratejisi bir yere kadar size götürür, özgüven sorununuz varsa falan o özgüven yerine oturana kadar idare edersiniz, arada alınan eğitimlerle cilalanırsınız, mis gibi.
Kibarlık evet ama fakat lakin söyleyeceklerinizi ne kadar dolaylı anlatırsanız insanlarda o kadar belirsiz alan kalır, bu durum da size dolaylı maliyet olarak geri döner, zaman maliyet, aynı soru tekrar sorulur, o arada hata tekrarlanır, süreci başa döndürürsün falan.



Yılın sonuna yaklaşıyorduk ve klasik bir kadın çalışan hedefini tutturamama durumu söz konusu idi, yani, yanisi şu sevgili izlek şirket yılın başında çalışan sayısına bakmış, oranlarda balta oranının yüksek olduğu görülmüş, yıl boyunca bu durum hiç göz önünde bulundurulmamış, exco toplantılarının birinde ya siz hayırdır diye İK direktörüne kaymışlar. Yetiş Ya Coco diye bana geldi. Hatırı sayılır aday görüşmesi yapmıştım, son çeyrekte kadın işe alınan sayılarını arttırmak için sürekli beni taciz ediyordu. Bana göre hava hoş, ekipte benden başka 2 kadın var, acım zaten büyük.
İlanlarda kadın / bayan çalışan ayrımı yapamazsınız verirken, yaş, din, dil, ırk, sigara içme, yaşadığı yer falan ilan metninde yer almaz. So bana şimdi yapıyorlar - böyle ilanlar var ama diye gelmeyin,  barzo İK'cılara denk gelmeniz benim suçum değil. Pozisyona göre filtreleme yapıp ayrıma gidilir, işte İK'nın dark side'ı ile tanıştırdım sizi. Bir süre sadece kadın adaylar ile görüşme yaptık, ne harika mühendisler, finansçılar, nerdler aldık bir bilseniz.
CEO erkekti, direktörlerin hepsi erkekti, benim testosteron seviyem yüksekti e ben de biraz erkek sayılırdım ama fark yaratmak konusunda kararlıydım. Toplantılara girdiğimde kadınların toplantıya dantelli dokunuşları, dirlik ve düzen getirmesi yerine cinsiyetten bağımsız düşünmeleri için 156 IQ skorumu ortaya çıkarıp ortalama zekayı yükseltiyordum. Bir asperger sendromu varcasına ifadesiz, bazen empati kurmada  bir duyar abidesi, kimi zaman kadın çalışanlar için yapılan aktivitelerde alfa idim. 2 tane çok uygun adayı pozitif ayrımcılık nedeniyle kaybettim mesela, her seçiş bir vazgeçiş.


Madeleine Albright'ın da dediği gibi:
Bence başka kadınlara yardım etmeyen kadınlar için cehennemde özel bir yer var. (Amen Sister)
Sona gelirken, Androjen Lider olmak mümkün mü, elbette mümkün ama öncelikle bunun için androjen bir birey olmanız gerek, sonuçta onlardan çok yok. Androjen tarz benimsenebilir mi, elbette lakin bizim bu noktada kadınlığı, kadın liderliği, kadın iş gücünün yükselişini desteklememiz gerekiyor çocuklar. Nice IQ'lar harcanıyor ve ben her gece bunun için gözyaşı döküyorum, bilmiyorsunuz.
O işe ne mi oldu? Öptüm öldü, belediye gömdü(tamam bu son, bir daha minibüsçü gibi konuşmayacağım). Kalıp fasilitasyon, liderlik, değerlendirme merkezi, yetenek yönetimi, ik falan yapmamı istediler ama onlara sürecin başında bunun olamayacağını söylediğimi hatırlattım. No string atteched, bağlanma sorunum var benim, ayrıca üretim alerji yapıyor gördük, biraz daha orada kalsam bıyıklarım çıkacaktı ve tuvalette bıyıklarımı almaya başlayacaktım. İddiayı ben kazandım, arkadaşım bana yeni bir araba almak zorunda kaldı, kasa her zaman kazanır bebek.

Varsa çok değerli fikirlerinizi aşağıdaki kutucukta paylaşabilirsiniz. Yeni kitabımın ismi Liderler de Ağlar tüm Çengelköy Börekçilerinde.

Alemlere Lider olarak inmiş minnoşunuz,

Coco

Yazının fon müziği: Lean on me



20 Ocak 2017 Cuma

Kişisel Marka



Bittik biz

Zekanız ve çalışkanlığınız sizi orta kademelere kadar getirebilir, daha ileriye gitmek ve büyük terfiler istiyorsanız burada biraz kişisel markaya ihtiyacınız olacak. Elbette sizin işiniz kolaylaştırmak için buradayım ve size harikulade bir reçete hazırladım, kişisel markası üzerinde çalışmayan insan bonboş biridir bonnnnnnboşşşşşşş. Herkesi cumartesi sabahı takım elbise ile göreceğim(şaka şaka pijama ile geziyoruz).


  • CEO sizi tanıyor mu? Sizi gördüğünde gülümseyip geçiyor mu yoksa isminizi cümle içinde geçirdi mi? Sıradan bir asansör sohbetine kurban mı gittiniz? Hatırlayın, bir gün yeni işe başlamıştım, -6'daki kargoya inip bana gelen bir gönderiyi almam gerekiyordu. Tospaha kılıklı, Burhan çantalı,  gözlüklü, tıknaz bir adam sizi kargoya kadar götürmüştü Küçük Hanım, ya ben bu adamı nereden tanıyorum diye söylenirken bulmuştunuz kendinizi. Sonra tekrar 32. kata çıktığınızda koridordaki postere bakıp a-ha adam CEO'ydu yeaaaaa diyen dedeniz miydi acaba?
  • Her insan başkalarını mutlu edebilme gücüne sahiptir derler, bazıları bunu bir odaya girdiklerinde bazıları da odadan ayrıldıklarında yaparlar. So kişisel markanız siz odada yokken arkanızdan söylenenler değildir de nedir.
  • Başarılarınızı bilinir kılmak sizin görevinizdir. Anne-babanız sizi bırak seni başkaları övsün diyerek büyütünce, yıllar sonra yapılan bir kişilik envanterinde 24. sıradaki karakter gücünüz başkalarının sizin yaptıklarınızın farkına varmasını beklediğiniz ve kendinizi özel biri olarak görmeyi tercih etmediğiniz, ilgi çekmekten sakındığınız sonucu çıkabilir. Uyan bebeğim, gerçek dünyaya hoş geldin, ambalaj is everything, content is king, context is God, Coco is Goddes. Allahsızlar! Hımmmm başarılarınızı & kariyer hedeflerinizi seslendirin, duysunlar, bırakın sindirsinler, bir sabah mesai öncesi kahvaltıda sizin kariyerinizden bahsederlerken "Biliyorsun Altar,  Coco İK Mutluluk Stratejisti Direktörlüğü pozisyonunda tek aday olarak değerlendirilmek istiyor zaten bu işi ondan daha iyi yapabilecek biri yok bu gezegende..." falan diyebilirler.
  • Ne istediğin ve bunu buna ulaşmak için ne yaptığın önemli, değerlendirme günü geldiğinde sen Assessment Tanrıları'nın önüne çıkacaksın. Sana kendini geliştirmek için son 2 yılda neler yaptın diyecekler. Okuduğun kitaplar, makaleler, aldığın eğitimler, mentorluklar, belki de koçluk seanslarından, yaptığın gönüllü çalışmalardan, yazdığın blog yazılarından bahsedecek ve diğerleri ile arandaki farktan bahsedeceksin. (Kariyer Kitabı, Assessment Günü; bab:8-21)
  • Görüntünü sabitle, sesini iyi kullan. Haydi ama her durumda aynı sıkıcı ve monoton ses tonunu kullanıyor olamazsın, işe alımda farklı, DM'de farklı, işten çıkış mülakatında farklı ses tonu kullanıyoruz. Head-hunt ve toplantı tonları da var, insanları etkilemek için sesini kullanabilirsin, bak pilotlara. Bunun üzerinde biraz çalış, gerekirse sesini kaydet ve dinle, pratik yap. Görüntü kısmı kritik, kasıntı bir pislik gibi görünmemen için kendi stilini yarat, saçından parmak uçlarına kadar senin olduğun bilinsin. Mesela ben parlak renkli ayakkabılara bayılıyorum, içimde bir kro var, görüşmeye girerken turuncu renkli Nike giyen bir profesyonelim. Biraz çaba lütfen. 
ROMA BİR GÜNDE İNŞA EDİLMEDİ. 
  • İşini yaparken bir değer yarat, farklı yap, senin imzan olduğu belli olsun, oyunu değiştir, fazla iddialı gelmedi umarım. Ben inanıyorum, siz bunu yapabilirsiniz. Kendini tanımlama biçiminiz diğer insanların sizi farklı yerlere koymalarına yardımcı olacaktır. İlle de örnek vermem gerekirse, satın alma departmanında çalışan gözlüklü mühendis Buğrak "Biz kimiz ki, biz eziğiz." diyerek kendinden hem biz diye söz ediyordu(belki de çoklu kişilik bozukluğu vardır belki de mütevazı olmaya çalışıyordur who knows) hem de her görüştüğümüzde sızlanıyordu, Buğrak bir enerji süngeriydi, departmanında ezilen bir emekçi, özgüveni örselenmiş bir pıtırcık, içi çürümüş bir ördek. O duruşu bir düzeltin rica ediyorum.
  • Size birden güçlü yanlarınızı, gelişim alanlarını sorabilirler şaşırma. Senin dünyanda(sizin evreninizde) zayıf yönler diye geçer bizim tarafta gelişmesi gereken alanlar olarak belirir, farkındaysan çoğul kullandım. Gelişmesi gereken alanın yoksa genellikle farkındalığın zayıf algılanır, inan bana gelişmesi gereken alan sorduğumuzda bu alanlar teknik uzmanlıktan daha çok davranışsal değişim ve motivasyonunla ilgilidir. Pazarlamaya dair tutkumun fazla olması gelişim alanım dediğinde kafamdaki ponyler dans etmeye başlıyor.

  • Kendi kişisel markanızı yönetmeye başladığınızda çevrenizden destek alın. Fikrini almaya ihtiyacım var, sence x.... ne olmalı, nasıl yapmalıyım? gibi abidik gubidik sorularla başla. Peki söylesene neden ben? Beni düşününce aklına ne geliyor, sence ben bu sene ne yapsam... Fazla zekisin gibi bir cevap almak tatmin etmiyor. -Tecrübelerini bireysel bazda aktaracak işler yaptığını görmeyi cidden çok isterdim. Bakınız kitlelerle derin bilgilerimi ve maceralarımı paylaşmamı isteyen bir meslektaşımın yanıtı bu olmuştu.
  • Sosyal ağınızı genişletin, barzo gibi atlamayın, yardım istediğinizi, neden istediğinizi anlatan bir ifade barındırsın mesajınız. e-postalarda duygu geçişi limitlidir, kendinizi net, samimi bir şekilde ifade ettiğinizden emin olun, rica edin kibar bir insan gibi. Sesli mesajınızı daha ustalıkla hazırlamayı tercih edin, güzel bir sesiniz var, biliyorum. İhtiyacınız olmadan önce ağ kurduğunuzda daha rahat hareket edersiniz. Mesela Linkedin'de iş arkadaşlarınız için tavsiye yazısı yazın, kibarlık favı gibi onlar da size yazacaktır, ne kekoluk ama işe yarıyor bak.
  • Sanal ortamda hikayenizi iyi anlatın, o linkedin hesapları, o twitter profilleri, facebook sayfaları boşuna değil. 2 bilemedin 3 tıkla kabak gibi ulaşılan profiller var. Recruiter falan kullanıyorsak zaten işe alımda Omen Tonrım, cv'nizin üzerinde halay çekiyoruz haberiniz olmuyor. Kariyerinizdeki kilit projeler, anlamlı geçişler, etkileyici iş birlikleri, eğitimler, ödüller Allah ne verdiyse yapıştırın. Siz bir kariyer yolculuğundasınız ve insanlar bu yolculuğu izliyor, so iyi anlatın. İşten atıldım değil, oradaki maceram sona erdi ve bambaşka bir yolculuğa çıktım, kazanımlarım falan oldu yani, hem tazminatımı aldım hem de diğer şirkette bambaşka bir pozisyonda harikalar yaratma fırsatını buldum(Kimse olumsuz hikaye dinlemek istemiyor, kefaret, acı çekme, hatalardan ders alma ama en önemlisi küllerinden yeniden doğma çok önemli. Ben sevda kuşuyam değil ben Coco Anka Kuşuyum). Geldik mi yine kuş beyinliler bölümümüze.
  • Tekrarlamaya gerek var mı bilmiyorum, başarı hikayeleri geriye doğru yazılır. Unutma savaşın yarısı başarılı görünmektir.
  • Çalıştığınız şirketin marka ve değer yargılarının sizinki ile uyumlu olup olmadığına bir bakın. İşi bulduk da değer yargılarına bakacağız diye söylenenler görüyorum aranızda, onları sağdan dışarı alalım, yolculukları, vizyonları buraya kadar. Olay ufkunuz burada sona eriyor, daha big picture gördüğünüz günler ve gecelerde buluşalım, buradan sonrası için siz yola katırlar ile devam edebilirsiniz. Lideriniz ne diyor, etrafında tek sesliliğe mi yer var yoksa güçlü ama zorlu bir yönetici grubu mu tercih etmiş, bunlar önemli. Prestijli bir marka olması, yan haklar, ücret paketi, etik kodu, eşitlik, ayrımcılık vs. önemli faktörler. Ben daha çok para biliyorsunuz, motivasyonum genelde 5 digit ile başlıyor, genellikle zorlu ve problemli projelerde daha kolay süper kahramanlık yapabiliyorum.
  • Tek bir şirkette ömür boyu çalışacağını sanmak saflık ya da Anadolu'nun ortalarında falan yaşıyorsunuz hayatınız bizim kadar hızlı değil. Gerek yok, bu tip bağlılık genelde senden beklenmiyor. Kariyerini planla rica ediyorum, şehir değiştir(mutlu değilsen bittabi).


Bundan sonra vereceğim tavsiyeler evlilik yolunda kişisel markaya gireceğinden burada bitiriyorum. Unutma iki tavşan kovalarsan ikisi de kaçar, çok multi-task olmana gerek yok, her seferinde bir adım, bir hedef ama hep ileri, yürü beah.

Kişisel Marka Elçiniz,

Coco the Ambassador of Grace



Hanidir dinlemiyoruz, yazının fon müziği;


8 Ocak 2017 Pazar

Mutsuzluk




Ruhi Mücerret-Murat Menteş



Ben yine kitaplık düzenliyorum, 422’ye kadar düşürebildim sayıyı. Hava şartları nedeni ile temizlik profesyonelleri gelmedi, iş başa düştü. Şimdi o saçma düşüncelerini ve hunini bir yere bırak, herkes yeteneğini pazarlar. Sen doktorsan ve bu alanda eğitim aldıysan onu satarsın, ben İK profesyoneliysem yeteneklerimi kiralarlar, Nurten ise olağanüstü bir temizlik canavarı, TLC’de obsesyonlu insanların temizlik yaptığı bir temizlik programı var, onlar gibi bir rahatsızlığı yok ama enerjisi bu iş için doğru. Nurten’in oğlu disleksi, bir gün kahvaltıda Coco’cum benim oğlan sayısal dersleri sevmiyor, spor akademisine hazırlanıyor… şeklinde sızlanırken aslında mühendis olsa iyi olurmuşmuş, ne varmış biraz çalışsınmışmış… dinliyordum. Ah şu anneler, babalar ve hayalleri. Sanat Tarihi okumalıydım ve sanat galerim falan olmalıydı, küratör falan olmalıydım bak arkeoloji demiyorum. 
Acaba disleksisi olabilir mi? diye sordum. Rehber öğretmeni vasıtasıyla test yapıldı, konunun üzerinde durmasını istedim, bir kuzenim vardı, yıllarca divane gibi ders çalışmış, sınavlara hazırlanmıştı ama istediği gibi sonuç vermiyordu. Diğer kuzenimize IQ test yapılmış 75 skoru ile dumura uğratmış, bu sonucu annesinin 6 ay ona hamile olduğunu fark etmemesi ve o ara bilinçsiz bir şekilde antibiyotik ve benzeri ilaçlar kullanmasına vermiştik. Gerçi o da üniversitede okuyor… Aslında olay diğer kuzenimin dikkat bozukluğunun keşfinin yaklaşık 20 yıl sonunda fark edilmesi ve durumun acıklı oluşu ile ilgiliydi. Ailedeki tüm çocukların toplam ders çalışma saatinden daha fazla çalışıyordu, sınavda her şey birbirine giriyordu ve bizimki inanılmaz bir azimle hedefine koşmaya devam ediyordu. Neyse ki bir gün bir kardiyoloji doktoruna gitti, hikaye orada farklı bir yöne akmaya başladı. Bir yandan seviniyorduk artık eskisi kadar ders çalışmak zorunda kalmayacaktı bir yandan üzülüyorduk çok gençti hem kalp için bir ilaç kullanacak hem de yeşil reçeteli başka bir ilaç ile dikkatini toplamak zorunda kalacaktı, tüm hayatı boyunca. 
Sevgili validem zeki olmadığını savunurdu, hafızası çok zayıftı, isimleri hatırlamakta zorlanırdı, bir dönem disleksi olduğunu düşünmüştüm, madem zeka anneden geçiyordu o zaman ben kimin çocuğuyum diyordum, annemin kendine haksızlık ettiği çok açıktı ama bu başka bir hikayenin konusu. 
Nurten’in olayını takip ettim, çocuğun yeteneklerine uygun derslere yönlendirilmesi, sınavlarda kolaylık sağlayacak bölüme transferi, konu ile ilgili kitaplar vs. Güzel gelişmeler oldu yıllar içerisinde, oğlu şu anda istediği bölümde. *gb
Bugüne geri dönecek olursak, evet, önce oğlu hasta oldu, sonra kendi gribal bir durum yaşadı, ben seyahate gittim, so ev temizlenmedi. Eve döndüm, toz sevmiyorum, halı sevmiyorum Logar. Her odada bir kitaplık var, hatta mutfakta bir raf ünitesi var orada da kitaplar. Bir karar aldım, bundan sonra doğum günü olan arkadaşlarıma bu kitapları hediye edeceğim, evet, çok şanslısınız köfteler okunmuş hatta yer yer not alınmış, #coconunefsanekütüphanesi kitapları hediye edeceğim, ben okudum sen de oku, bana ne. 
Hayır istifçi değilim, sadece kitap almazsa ölecek hastalığı var bende. Son 4 haftada 9 kitap okudum, o kitaplar bitecek, bu raflar sadeleşecek, gördüğünüz gibi en büyük hedefim şimdilik bu. O arada bir kitap geçiyor elime, özlü sözlerle dolu, kim bilir nasıl geçti bu elime, kim aldı hatırlamıyorum. Rastgele bir sayfa açıyorum, 186, mutluluk bölümü, Yanak Çocuk geliyor aklıma, biliyorsunuz büyüdü ve Türkiye’nin ilk Mutluluk Danışmanı oldu. Şimdi ne zaman mutlulukla ilgili bir şey söyleyecek olsam aklıma geliyor, buyursunlar;

Mutluluk cesaret verir. (Goethe)
Mutluluk zor bir şeydir, çünkü sadece başkalarını mutlu edince elde edilebilir. (Stuart Cloete)
Mutluluk, masallardaki kapıları ejderhalarla korunan şatolara benzer. Onu fethedebilmek için savaşmamız gerekir. (Alexandre Dumas)
Mutluluk, iyi sağlığa ve kötü hafızaya sahip olmaktır. (Ingrid Bergman)
Mutluluk için umutsuzca mücadele etmeyi bıraksaydık, daha fazla mutlu olabilirdik. (William Feather)
En mutlu insan, başkalarını mutlu eden insandır. (Karl Marx) breh breh breh
Mutluluk bir zevk değil, bir zaferdir. (Zig Ziglar)
Mutlu olmanın iki yolu vardır: Ya isteklerimizi azaltmak ya da imkanlarımızı çoğaltmak. (Benjamin Franklin)
Yanındakini mutlu edersen, uzaktakiler sana gelir. (Çin Atasözü)
Şuna neredeyse inanacağım: Ben nerede değilsem, mutluluk orada. (Thomas Huxley)
Mutluluk, mutsuzluklar arasındaki süreçtir. (Don Marquis)
Mutluluk içimizde. (CMYLMZ)

So bu dünyada her şeyi olan da dertli olmayan da. Nurten mutluydu, oğlu mutluydu, ben mi? Ben de mutluydum, kitap tozları nedeniyle hapşırıyordum ama yine de mutluydum. Bir çok şeye sahiptim, kısmen sağlıklıydım, genellikle sevdiğim işi yaptım, sevdiğim şehirde yaşıyordum. Eeeeee yeni yıl için hedeflerimi de belirlemiştim. İste ve senin olsun mottomdu, tek eksiğim bir ATtı. 
Mutsuz olduğum zamanları düşündüm, motivasyonum içsel dinginliğime bağlı olarak değişim gösteriyordu. Bana göre mutsuzluk plan dışı toplantılar, kötü yapılmış bir kahve, ısrar edilen ve ısrar edilmemesi gereken şeyler, kötü hazırlanmış bir kahvaltı, çırpılmamış yumurta, sinemada arkadaki ayının koltuğa ayağını sürtmesi, öndeki kaya kafa gibi şeyler. 
Mutsuzluk yaramaz, gürültücü bir çocuktur. 
Midenizi cırmalayan kedidir.
Ulaşamadığınız hayalleriniz, mutlu olmaya ulaşmak için sarf etmeniz gereken efordur.
Gayrettir.
Sürekliliktir.
İstikrardır.
Potansiyeldir.
Gizlediğindir, açığa çıkarmak istemediğin. 
Bilmesinlerdir. 
Duymasınlardır. 
Görmesinlerdir. 
Ormanda kimse yokken devrilen ağacın sesidir. 
Ruşen Amca’nın oğlu Sedat’tır. 
Tembelliğindir. 
O kadar da çok arzu etmediğindir. 
Melankolindir.
Sedanter hayatının baskın gelişidir. 
Kolaya kaçmaktır.
Kıskançlıktır. 
Enerji harcamadan elde etmek istediğindir.
Zekana hakaret edercesine düzenli aptallığa maruz kalmaktır. 
Korteks göçü döngüsüne katılamamaktır. 
Anlam aramak ve bulamamaktır. 
Kaybetmektir.
Beklentiyi yüksek tutmaktır. 
Kendine çok yüklenmektir. 
O arabayı alamamaktır. 
Kendini hoyratça sevmektir.
Duygularla barışmamaktır. 
Banyoda çorapla gezerken ayağına su değmesidir evet dostum zemin ıslaktır. 

Mutsuzluğa kafam girsin. 
İyi bir pazar günü dilerim İzlek. 
C.


Kitap Önerisi: Beyin-David Eagleman

1 Ocak 2017 Pazar

Kovulma Sanatı

Yazının fon müziği: Dust in the Wind



Ups



Sizlere bir züğürt tesellisi yazısı yazıyorum çocuklar.
Asistanım valizimi hazırlıyor, minik bir konuşma yapmam için enteresan bir Anadolu şehrine davet edildim. Programımda boşluk vardı neden olmasın dedim ve işte yarın yollarda olacağım. Genç dimağların beynini mıncıklamaya, bal yanaktan almaya gideceğim.

Merhaba, 2017'deyiz. Önümüzde bitirmemiz gereken 365 gün, batırmamız gereken güneşler, yine mi çiçek yine mi güzeliz diye saçmalayacağımız ve b.k gibi fotoğraflar çektireceğimiz okazyonlar var.

Alt komşum 8,6 şiddetinde hapşırdı az önce, dilerseniz hep birlikte kendisine çok yaşa diyelim, sağlıklı, huzurlu falan da yaşasın. Oooooo bakıyorum bugün çok bonkörsünüz, Gök Tanrı yine bütün güzelliğinizi iç organlarınıza vermiş.
Geçen hafta 3 yıllık kalite deneyimi olan bir mühendis geldi ziyarete, işe alımını ekiptekilerden biri yapmış, 1 yıldır şirketteymiş. İK'cıların kendinizi 3 yıl sonra nerede görüyorsunuz sorusuna takılmış, konuya dahil olmak istemiyorum. İK'cılar çok rerörerö, sorular çok saçma vb. konuları sıralıyor.
8500 yıldır İK 7600 yıldır işe alım 6900 yıldır da kariyer yönetimi yapıyorum ama mühendisleri ayrı bir yere koyuyorum bilin. Soruyu diğerlerine soruyor, sonra bana dönüp onay bekliyor mecburen cevap veriyorum çünkü boş vaktim çok. Anlatıyorum işte proje bazlı çalışmak ya da uzun dönem motivasyon mu aklınızda ne var onu anlamaya çalışıyordur belki bunu soran, sonuçta cv üzerinden bize vahiy inmeyecek... Cümlenin sonunun gelmesini beklemiyor, aman yaaaaa yine genellemelere kurban giden bir İK'cı.
-Yorumlarınız kendi deneyimlerinizle sınırlı,
diyorum. Başka bir boyuta geçiyoruz, 3 kez görüşmeye gitmiş, biri de benim eski şirket, oradan konu dağılıyor ve teknik direktörlerden birine laf sokuyor, bilirsiniz profesyonel hayat dedikodularını hiç sevmem. Onu da işten çıkartmışlar, şut ve gol, haklarını alarak tabi.
Oradan da başka bir işten çıkartma vakası için Darcan geliyor, toplantıya gidiyoruz. Yılmış, enerjisi magma seviyesinde, mavi yakalarla iletişimi berbat olan bir Darcan hayal edin şimdi, Levent'ten Mordor'a taşınmış, sorsan İK yapıyor ama ben bunun ardındaki motivasyonu göremiyordum. Darcan bir canlı cenaze.

Öğrenebileceklerini öğrenmişsindir, vücudundaki her hücre sinyal gönderiyordur artık "kurtar bizi, n'olur kurtar, bırak bu işi, adaya yerleşelim." gibi sinyaller, başkalamışsındır, aynılaşmış, hissizleşmiş, umursamayı bırakmış, iyileştirme falan dert değil... Farkındaysanız genel geçer şeyler yazıyorum, böyle hep ben biliyormuş gibi, genellemelere füze rampası girsin gibi, diğerleriyle aynı tadı yakalayın diye. İşte burada başlıyor hikaye, işler senin için iyi gitmiyor, belki farkında bile değilsin. Şirkete bir danışmanlık şirketinin black suitsleri geldi, belki küçülme belki reorganizasyon belki de örgüt üyeliği şüphesi belki de sırf itliğine kovulacaksın beyaz yakalı. Master plana kafam girsin diyebilirsin ya da öngörüsüz sığırlarla çalıştığından LIFO(last in first out) oldun haberin yok. İşte bir sabaaaaaaah, uyandığındaaaaaaaaaaaaaaaa çav Bella çav Bella Çav Çav Ciao. Sen gömmelisin ellerinle beni...

Şutladılar seni, tarih oldun, gömdüler, üzerine bir bardak su içildi, bir veda partisi bile vermediler, hediye bile almadılar, ekranını açamadın, mail gönderemedin, yedeğini almayı düşündüğün dosyaların falan vardı 3 gulfü bir elham iyi gider. Bu nedenle ayık ol, biraz şuur, akıl fikir, öyle seni göndermeye falan kalkarlar, tehdit, aba altından sopa gösterme durumu olur aç avukata sor, SGK'nın hattını ara, İK'nın çirkefleştiği zamanlar olur. Up in the Air falan izle, outplacement da yapmaz herkes. Bazen ikale yoluna giderler falan, olur öyle. Aldın kutunu gidiyorsun, bilmediğim uzaklara, bakarken ardından gitme kal diyemedim şarkısını yolluyorum sana. Olm, hepimiz kovulduk, ölümden sonra en travmatik ve depresyona girme nedenlerinde 2 numaralı seribaşı bir durum. Elbette seni anlıyoruz, keşke bu süreci daha profesyonel yönetselerdi ama mutlu aşk varsa da mutlu son yoktur. Hiçbir şirketin kovuyoruz ama arkadaşlarımıza harika bir deneyim yaşatıyoruz başlıklı röportajını okumadık kabul et.
Eve geldin, belki arabanla olmadı taksi, arkadaşın gelip aldı belki, servisi de beklemiş olabilirsin. Duvarlara, annene, babana, sevgiline durumu açıklamaya geldi sıra. Telefonunu kemirebilirsin stresten, ilk şoku atlatman sabahı bulur belki. Sana birkaç gün veriyoruz toparlanman için haklı nedenle yüz kızartıcı bir şekilde gitmediysen haklarını verecekler, dava sürecini düşünüp ekstra ödeme yapan da duydum, haklarını aldıktan sonra işe iade davası açan da oluyor, köprüleri yakan da. Bir süre işsizlik maaşı alacaksın. Izy'nin Polyanna bakış açısı ile bakalım olaya, derin bir nefes al, boşluğu düşün, evet;
  • Haydi ama o iş sana göre değildi zaten.
  • Rutinden ve durağandan kurtuldun, kafan açılır biraz.  
  • Gülümsemesi iş kazasına benzeyen, sinsi iş arkadaşlarından uzaklaştın fena mı?
  • Kim gerçek arkadaşınmış, dostunmuş görürsün şimdi, Hilmi Önal kimmiş görsünler. 
  • İlk birkaç hafta istediğin gibi uyursun, uzun kahvaltılar, hafta içi İstanbul'da(optional siz kendi şehrinizde) gezersin. 
  • Bu işe nasıl alındığını değerlendirirsin, işe girerken yaptığın hata var mıydı acaba, karar verirken neleri göz önünde bulundurdun, vaat edilen neydi, gerçekleşen ne oldu, beklenti??? Ne haldeyiz, neyiz ve nerelerdeyiz şimdi... 
  • Ne zamandır görüşme talep eden şirketle falan görüş, cv'ni güncelle, bak bakalım hala aynı kariyere mi devam etmek istiyorsun, düşün bakalım sen, sonra bana haber ver ama.
  • Rüyalarındaki iş mi yoksa laylaylom günü geçireceğin dertsiz tasasız günler mi, bir şeyleri başarma isteği mi, ait olma isteği mi, projeyi bitirip tiyatrocu selamı mı vermek mi?
  • Güçlü hissedersin yani bence hisset, geriye bakma artık, iş devri yapmayacaksın bir kere akıllım. Ne yapıyorlarsa yapsınlar, naftalin ağız kokulu Nevzat, sümüklü Betty hiçbirini görmeyeceksin. 


Hayat sizin, harcayın. Kariyer dik bir yokuş ama siz 4. seviyede akciğer sorunu olan bir hastasınız, sonrası terminal hastası olma u know. Bugünlük konsültasyonumuz bu kadar. Mor oje sürdürüp yola çıkmalıyım. 

Görüşelim mutlaka bana yazın ne zaman isterseniz. 
Kendinize elit bakın.
Coco