İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

18 Kasım 2015 Çarşamba

Peryön 23. İnsan Yönetimi Kongresi



Merhaba blög, merhaba siz değerli İzlerim, Sayın Vali'm, saygıdeğer büyükler, benden küçükler, haset içerisinde stalklayanlar ve en önemlisi Romalılar!


Yılın beklenen organizasyonlarından  birini daha geride bıraktık, bıraktık derken ben ve diğer ikacılar. Dünya dışı ve gelecekten gelen uzaylı dostlarımıza not:

Yıl: 2015(hala kongre yapıyoruz)
Yer: İstanbul
Mekan: Lütfi Kırdar yerine Haliç Kongre Merkezi(asdjalskdjalskjdalskdjal birkaç arkadaşımız Lütfi Kırdar'a gitmiş hunharca gülün)

Ülkenin dört bir yanından geldiler efendim, durduramadılar, insan seli şeklinde geldi İK profesyonelleri. Alan ferah ferah kullanılmış, aydınlık, görevliler ilgili. Bir Peryön klasiği olarak planlanandan 29 dakika geç başladı. Salonda kullanılan renkleri çok sevdim, favori rengi koyu mavi olanlar memnun kaldı. Açılış konuşması için başkan Sevilay Pezek Yangın sahnedeydi, Değişen Dünyada İnsan Yönetimi ile giriş yaptı, aklında ne kaldı derseniz hiçbir şey. Geçen sene Vuca anlatmıştı, sahnedeyken işe duyduğu heyecanı algılayabiliyorsunuz. Söyleyeceklerim bu kadar Sayın Hakim. 



İlber Ortaylı bittabi büyük bir hevesle beklenen konuktu, konsantrasyon seviyesinin tavan yapıp salonda ses çıkmadığı yerinde şakalarında ise rahat rahat kahkanın koyverildiği mükemmel bir konuşma. 4 saat daha konuşmasını istedim ama olmadı, 1814 yılında Avusturya'da yapılan bir kongreden girdi konuya, edep, erkan, yeme içme, mayonez hatta, enderun, görgü, siyaset ve yönetim anlayışı üzerine konuştu. En son Kuzguncuk'taki kafede görmüştüm, en son Arkeoloji Müzesi'nde Osman Hamdi'nin doğum günü münasebeti ile yaptığı konuşmayı dinlemiştim so mutluluktan mest olmuştum. 



Başarının Sırrı için Erdal Karamercan (Eczacıbaşı CEO) çıktı sahneye, uyutmadı, yaşıtları ve mini mini birler içinse ilham veren bir konuşma olabilir, sonuçta Keynote speaker, IQ'dan falan bahsetti, 140 iq'lu çalışanların 100 ve civarı IQ'lu yöneticiler tarafından yönetildiğini söyledi, oturdum ağladım, araştırma sonuçları doğru idi, acı ama gerçek . Hocam çıkabilir miyiz, üstün zekalılar ağlıyor da. Neyse sonra duygusal zeka tarafına giriş yaptı, soru cevap şeklinde ilerleyip tamamladı. 



#peryonkongre yazıp Twitter'da okuyabilirsiniz...





Veeeeee kongrenin divası diyelim mi bebek? Neriman Ülsever, herhangi bir kongrede adını konuşmacı olarak görürseniz dalın salona, hiç düşünmeyin, konsantre yönetici, hükümet kadın, adeta bir Kezban Hatemi, iyi hatip, keskin bir mizah anlayışı birleşiyor ve sizi zaman yolculuğuna çıkarıyor. Genelde entourage ile gezer, kahvaltısını asla yalnız yapmaz, makam aracında ön koltuğa oturduğu görülmüştür. Bir selam da onunla çalışmaya devam edenlere gelsin. Fırsatını bulursanız dinleyin, size Coco tavsiyesi, siz onu bir de sizi döner kapıda sıkıştırıp ikimiz buraya sığarız ben biraz kilo verdim bu ara dediğinde görün. 
Sahnede devleşen Minnak Kadın, bilen bilir. Neriman rulez!!! She is a Rock Star.


Paralel oturumlar için start verildi, Akın Öngör'ün yanında takıldım, ne keyif(okuyucuya not: biyografisini tavsiye ederim, Benden Sonra Devam). Turkcell oturumu en plaza türkçesi kullanılan oturumdu katıldıklarım arasında.

Hizmet ve Eğlence Sektöründe İnsan Yönetimi benim için en fiyasko oturumdu, aynı dili konuşmadığımız insanlar sahnedeydi ve yönetime dair doğru bildikleri oldukça sorgulanabilir haldeydi. 



Alexander Kjerulf, İşyerinde Mutluluk sunumu ile ilk gün kapanışını yaptı ama o enerji ile sabah açılışı yapsa şahane olurdu gibime geliyor, kitabı var, okunabilir akıcı bir dili var, sıkmıyor, sunumu da oldukça kafa açıcı idi. 

Her seçim bir vazgeçiş olduğundan her paralel oturum alternatif maliyet olarak geri döndü, Devrim'i ve Erdem Hoca'yı izleyemedim mesela...



Merakla beklediğim bir diğer oturum Çeşitlilik Yönetimi: Çalışma Hayatında LGBTİ'ler oldu, ekrana yansıtacakları bir grafik görseli daha akılda kalıcı olmalarını sağlayabilir, çok vurucu örnekler paylaşıldı, dinlediğim için memnun oldum. Peryön, bunun için size ayrıca teşekkür etmek isterim, nihayet ters köşe bir konu ile karşılaştık. 



Kevin Cook yakışıklıydı even though ama kurtarmadı. Sunum, ilgi alanına girenler için bile tekdüzeydi. Acar Baltaş'ın hatrı sayılır bir kitlesi var, çok kalabalık bir salonda zar zor yer bulabildim, enteresan bir şov anlayışı var hocanın, kitleyi büyülüyor diyebiliriz, komik esprili bir de anlatım dili kullanıyor. 

Evrim Kuran çok etkili, çok güçlü, aurası diğer salondan fark ediliyor, yine sırf onun için salonda yerlerde oturanları gördüm, moderasyonu süper, bir kelime ile neleri değiştiriyor görmeliydiniz. Oturuma gelince yuvarlak cevapların verildiği, yeteneğe dair çok vurucu bir cevap alınamayan 2 farklı bakış açısını dinledik. Genelde böyle olur şirketler(yetkilileri/yöneticileri) bilmenizi istedikleri kadar bilgi paylaşır, siz sorunuza aldığınız yuvarlak cevapla kalırsınız. 

Daha sonra Ali Baba ve 7 Cüceler filminde Metro ofisinde kendini canlandırdığı filmden tanıdığım Kubilay Özerkan konuştu.

Nevzat Aydın bombaydı, çok cool, keyifli bir oturumdu, YOD zaten bizim YOD anlatmaya gerek yok, Murat Yeşildere ile BOYS BOYS BOYS oturumu izledik. Lütfen sahneye daha çok kadın...



Neler seslendirildi, neleri duydum, şöyle böyle öyle dediler;

Sanırım 2016 provası oldu bu organizasyon diyenler ile başlayayım,
Sansür hala mevcut, ana ekrana yansıtılan tweetlerde sınırlı sayıda kullanıcı vardı, 2.gün daha fazla sayıda kullanıcı ekrana yansıdı(Peryön ekibi ile konuşmuşlar),
Haliç Salonu'ndaki oturumları çoğu(bayağı bayağı çoğu geç başladı),
Kahve bağımlıları servis edilmeyen kahveler ve uzun kuyruklardan şikayet etti,
Su sebilleri değiştirilmediği için mobilleşen ikacılar, dolu su sebili bulmak için bir köşeden diğerine hicret ettiler,
Yemekler çok beğenildi, arada kurabiye falan bulamayan diyabetli ikacılar yiyecek bir şeyler aramaya koyuldu(bu izlemeye değerdi adeta açlık oyunları),
Daha çok öğrenci davet edilmeli dendi, edilmiyor olsa bile canlı yayın belki iyi gelebilir, genç arkadaşların fikirleri olması açısından,
Amiral Battı oyunu kadar gürültülü bir oyunu neden getirmişler bu çok sorgulandı, gürültü kirliliği yarattı,
bütün bu olanlara rağmen Peryön'ün kendini aştığını söylemek mümkün, en azından benim için KİM BU sorusunu sormayı bıraktılar(küçük bir latife yaptım). Kişisel tarihime baktığımda sabah erkenden uyanıp kongreye, zirveye, konferansa gitmek bizde bir aile geleneği. Orada olmaktan mutluydum, bloggerların heyecanını gördüm, eski ekip arkadaşlarımla oturumlara katıldım, yemekte buluştuklarım falan oldu, yeni bağlantılar, eski yöneticilerin ne kadar güzelleşmişsin bu ne tatlılık iltifatları falan, bir dönem iş yaptıklarımı sahnede izledim bunlar güzel şeyler. Konuklara verilen peluş hayvanlar gülümsetti, güzel işler de yapılıyor. 
(Xoxo gossip girl)

Bitirirken, teşekkür edelim hep birlikte, zarif davetleri için ve de ağırladıkları için.

Reverans+baş selamı Sn. Özlem Helvacı ve ekibine. 


Yazının fon müziği: Pharrel Williams-Happy

Your Highness,

Coco Maya de Medina









İş Hayatına Ara Verme





Ya yerim ben sizi ya, demek evlilik tazminatı alarak ayrılıp, kocanız çalışmanıza izin vermiyor diyerek 1 ay evde yayılıp yatmayı iş hayatına ara vermek olarak düşünüyorsunuz. Minnoşluk is loading.  
Hamilelik izninden ücretsiz izne evrilen tatiller...
Anlıyorum, istediğiniz zaman işi bırakıp kafa dinleyemiyorsunuz, bağlarınız var, kökleriniz var, sorumluluklarınız, bakmanız gereken insanlar. Kafana göre iş hayatına ara veremezsin beyaz yakalı, gerçekten özgürlüğü arzulayanlar hariç diyelim, bir de freelanceler, bir de outsourcelar, bir de bazı girişimciler, Ege kasabasında salaş balıkçı mekanı işletenler, bir de Marslılar tabisi. 

Son iki haftadır şemsiye arıyorum, terasa koymalık, Talsemin yeni evine taşındı, ev hediyesi olarak ıvır zıvır bir şey almam lazımdı bir battaniye aldım bir de böyle bir ihtiyaçtan bahsetti. Unuttuğum bir şey vardı, yaz sezonu bitti ve tüm şemsiyeleri kaldırmışlar. En son çare olarak ikea geldi aklıma, evimin her şeyi sonuçta bir ailem yok diye aile kartını almamakta ısrar etmem ayrı denyoluk zira her hafta gidip başka bir şey alıyorum. Hafta sonu yemeğe davetliyim diye son bir çaba ile denemek istedim şansımı. Çerçeve falan aldım yine, limon sıkacağı, sürahi, 8 kilo ağırlığında tabak, duvara asmalıklar bölümüne gelince da Vinci Adam Kadmon(pipili adam olarak bilirsiniz siz onu) 79 tl, sol tarafta şehir manzaralı dev fotoğraflar o da 79 tl. Alışverişi bitirdim kasalara doğru yeltendim ki arkamdan bir ses, Coco! Cococuğum! Ah bu ses, bu ses evet evet o, hani anlatmıştım benim efsane iki yöneticim vardı onlardan biri, bana taf diyen, öyle tanıştıran. Neler yapıyorsun faslına geçtik, geçen yıl kongrede karşılaşmıştık en son, Facebook'ta ekliyiz genel olarak hayat akışını biliyorum, kızı okula başlamış o da son dönem beyaz yakalıları gibi her anını paylaştığı için çocuğunun haliyle güncel bilgiye sahiptim. Yalnızca ara verdiğini bilmiyordum. Ve olaylar gelişir. 
-Yeni eve taşındım, hem onunla hem çocukla uğraşıyorum, 1 yıl ara verdim.
-Sabbatical??
-Evet canım, seni de bir gün kahve içmek için beklerim.
Benim gözler Japon animesi oldu şu an X_X






Ow yeaaaaaahhhhhh, bir serinlik geldi farkında mısın? Ekranın dalgalanmaya başlaması lazım, zamanda geriye gidiyoruz çünkü. Amerikan yapımı bir dizi ile tanışmıştım bu kavramla, yıl 2000'ler, üniversite öğrencisiyim bana the woman in the funny hat diyorlar daha BBC Sherlock yok, o kadar eski. 2001'de kriz gelecek profesörün biri kafayı yiyecek derste kendini yere atıp tepinecek dolarla borçlanmış çünkü, kabul ediyorum çok eğlenceli bir hayatım oldu. Neyse konumuza dönelim, yönetim ile ilgili bir dersteyiz bizim ünlü profesör var ders ile ilgili atışıyoruz, 3 yıl sonra etik konusunda tartışacağız pek keyifli bir ortam. Akademisyenlerin 1 yıl ara vermesi diyor sıbıtikıl diye mırıldanıyorum deftere bir şeyler karalarken, "anlamadım Matmazel Florans" diyor, evet hoca bize Matmazel diyor kıymetlimiss. Ben de diyorum ki Sabbatical Leave örtmenim, nereden biliyorsun falan diye başlıyor, aktarıyorum, 3 yıl sonra ahlak kavramı ile ilgili konuşurken kutsal kitapta kelime olarak geçmez diyorum, nereden biliyorsun diyor okudum diyorum, ne yani siz 4 büyük bestsellerı okumadınız mı?
Benim eski yönetici 1 yıl ara vermiş, ne muhteşem, Türkiye'de yaygın değil bu olay bakınız yıl 2015.

Sabbatical'ı iş hayatına kısa bir mola gibi düşünebilirsiniz, 6 ay, 1 yıl. Beyaz yakalımız bir gün uyanır, genelde mid level ve üstü seviyede bir yöneticidir, biraz ara verme isteği vardır içinde, işe gitmek istemez ara vermek ister. İşte dostum o kutlu anın 1 yıllık bir uzaklaşmaya dönüştüğü pırıltılı sürece sabbatical denir. Okumak cehaleti alır eşeklik baki kalır, bu kişisel gelişim mottomu da not et bir yere, okeay. 
One of my friend decided... Ahahah dur yanlış oldu, bir arkadaşım hepimizin bildiği bir şirkette çalışıyor, direktör, ara verip tekne ile dünyayı dolaşmaya karar verdi, o arada bir Asyalı, Afrikalı vb. çocuğu da evlat edinmeyi planlıyor, bir insanın hayatında fark yaratmayı amaçlıyor. Al sana mis gibi sab.

Peki ne yapar bu insanlar:
Atla deve değil yahu bildiğin amelasyon. Ben çalışmazken en sevdiğim şeylerden biri İstanbul'da aylak aylak gezmek, amaçsızca, gündüz, hafta içi yani, sinema, tiyatro, müze, Boğaz'da kahvaltı yani hafta sonu yaptım şeyler. 5 ya da 7 yıl aynı işyerinde çalışmış bu insanlar ara verdiklerinde;
-Gönüllü hizmetler,
-Seyahat,
-Eğitim,
-Aile ile vakit geçirme gibi şeyler yapıyorlar. 

Amaç ne: Kendini sıfırla, tazelen, yenilen, ferahla ve geri dön. Seni kaybetmek istemiyoruz beyaz yakalı yönetici birey, yeni bir düşünce biçimine geç, ekmek kursuna git, dil kursuna, bahçecilik kursuna. Bu, kendine gelmeye ihtiyaç duyanların hikayesi. 

Benimse proje bitişinde bir kez böyle bir dönemim olmuştu, çalışmayacağım yıl sonuna kadar dedim, arkadaşım bön bön suratıma bakıyordu.
 -Ne??? Bunu. Neresi garip?? Yoğun bir yıldı ve üstün performansla bitirdim, çalışmıyorum... Yutkunduğunu hatırlıyorum. *swh anlayamazsınız.
Sabah yürüyüşlerine geri dönmüştüm, tablolara, kişisel sergimi 6 yıl içinde açabilirdim. Bir CEO gibi yaşıyordum, erken kalk, spor yap, gündemi takip et, hayat negzel yea. 

Kariyer Molası: Uzman seviyesinde pek görmedim ben ama üst yönetim seviyesindekiler için işe bağlanma, motivasyon noktasında bir havuç bu uygulama, yöneticiler de tavşan çünkü. Motivasyon is everything. Sözlerime son verirken uygulayan birkaç şirket sıralayayım değil mi, Adobe bunlardan biri, BCG, Deloitte, PWC, Unilever de diğerleri. Saçmalamayın, hepsini sayamam ama bunlar fark yaratanlar. 

Bugün yine çok harika bir insanım. Yaşasın şabat, açın okuyun, siz benim hiç şabatımı kutlamadınız. 

Ailenizin ve tükenmişlik sendromu yaşayan, ezilen üst yöneticilerinizin Aziz'i,

Rabbi Coco

Yazının fon müziği: neşeli bir halay olsun http://youtu.be/7YL8CFe7QYs

14 Kasım 2015 Cumartesi

Engelsiz Kariyer

Soğuk. Buz gibi. Yumurtalıklarım kristalize oldu ve her an yeni dönem vampir filmlerindeki tipler gibi tuzla buz olacak gibiyim. 
Üretim tesisi insanı değilim, bunu artık biliyoruz. Karasal iklim de bana göre değil, burnumun için yara oldu ve sık sık kanıyor, başka şehirleri sevmiyorum. 
Bugün 7 görüşmem var, liste hazır, organizasyonla ilgili hiçbir işe karışmamanın verdiği rahatlıkla birlikte yeni bir aksaklık yaşama ihtimalimiz oldukça yüksek ekip olarak. Sizin kendi ekibiniz sıfır hata ile çalışsa bile karşı tarafın ekibi kadar güçlüsünüz, yani müşteri zayıf halka. İyi tasarlanmamış bir mülakat süreci güzel bir şekilde s.çmanıza neden olur. Yanlış formlar, yanlış yetkinlikler, ters basılmış sayfalar, engelliler için hazırlanmamış sorular. 





Bugünkü isyanım işini iyi yapmayanlara gelsin. Projenin bana geldiği kısımda sadece uygulayıcı olacaktım, tasarım bana ait değil, yetkinlik seti üzerinde hiçbir katkım bulunmuyor. Bir telefon geldi, Coco n'aber, yeni görevin eğer sen de kabul edersen... diye başlayıp devam etti. Gayet mümkün görünen bir çalışma olduğu için kabul ettim, seyahat ve konaklama bilgileri, birlikte çalışacağım takım vs. aktı. Yaptığım işin güzel yanlarından biri kimsenin görme şansının olmadığı işletme, kurum, şirket, bölge, lokasyon ıvır zıvır görüp değişik sektörleri tanımak falan. Bir de gittiğiniz şehrin harika coğrafyası, kültürel alanlarını görme, yemeklerinden yeme, sularından ve de ısrarla çaylarından içme. 
Briefi almak için toplandık, cici bir topluluk, detaylar paylaşıldı ve go. Uçakta kitap okudum, sabah şoför aldı, büyük bir tesisin içinde merkezden farklı bir bölüme götürdüler beni. Su yok, tuvalet yok bir süre sonra içine doğru dönüyorsun, minimum tüketim minimum hareket dağcılar nasıl yaşıyor yeaaaa, yemek yemek için 12 dakikalık bir yolu yürüyorsun, shuttle yok, hava soğuk...
İlk gördüklerim bunlardı, sabah herkes birbirine günaydın diyor, çay içmek için heyecan yapıyor, 9'dan önce kesinlikle ve kesinlikle işinin başına geçmiyor. Çok konuşuluyor ancak arasında 3 cümle işinize yarayabilecek nitelikte, sürekli bir bahane sunma hali. Bu şehirde hayat yavaş akıyor, rüyalarınızda deli gibi koşmaya çalışırken slow motion effect halde kalır ve uyuz olursunuz ya işte öyle bir şey. 

Organizasyon şeması paylaşıldı, kademeler, görevler gelmeden incelemiştim. Tek sorun engelli adaylarla görüşüleceğinin paylaşılmamış olması...İşte her şeyin rengi o zaman değişiyor.

Engel senin beyninde diyerek tepkimi göstersem de beyaz yakalı ve mavi yakalı dünyasında işler sandığımız gibi değil. 

Görüşmeye başlıyorum, mini bir giriş sonrasında yetkinlik sorularını sormaya başlıyorum, cevap alamıyorum, mavi yaka da soru formatları daha değişik oluyor, başka bir yetkinliğe geçiyorum, başka bir yetkinliğe... Houston we have a problem. Katılımcı/Aday sorulara cevap vermediğinde, geçiştirdiğinde, salladığında onu konuşturmak için farklı soru tiplerine geçtiğim(iz) oluyor. Müşteri ekibi bana görüşme listesini vermediği için, gelen adayın mavi ya da beyaz yaka ayrımını yapmak amacıyla önden buradaki görevinizden bahseder misiniz gibi basit bir soru ile başlıyordum. Bu örnek zaten unique daha önce bu tip proje bu tip denyo aksaklıkları yaşamadım. Sonrasında adayın algısı ile ilgili bir problem olup olmadığı geçiyor aklınızdan, sonra görevinin detaylarını soruyorsunuz, bazen bir parmak eksikliğini fark edip iş kazası konusuna geçiş yapıyorsunuz ya da kulağında bir kulaklık ve bunu çok pürüssüz bir şekilde yapmalısınız ki karşınızdaki kırılmasın. 

Benim görevim sabahtan akşama kadar yaprakları süpürmek...

Mevsim sonbahar, sonsuz bir döngünün içerisinde bahçedeki yaprakları süpürdüğünüzü ve tekrar yaprak döküldüğünü düşünün. Düşünmeyebilirsiniz de...Verilen diğer görevleri sorguluyorsunuz, acaba formenleri/çavuşu ceza olsun diye mi yaptırdı, böyle şeyler de oluyor. 

Yıllar öncesine gidiyorum, plazadayız, İK'nın ortasında bir masa, diğerlerinden ayrı konumlandırılmış, engelli çalışma masası ama ergonomi falan düşünüldüğünden değil. İzole edilmiş. Aslında O'na göre bir işleri yokmuş, yaratamazlarmış, sonrasında 3 dakikalık bir toplantıda biz seni eve gönderelim ama maaşını yatıralım diyorlar. işe girdiğim ilk hafta, şirket yine tv'de reklamları dönen, jingle'ı sevilen hemen herkesin bildiği bir şirket diyeyim gerisini sormayın. Yıl sonuna doğru işkur yetkilileri sıkıştırıyor, ceza yiyeceksiniz diye hemen engelli ilanı çıkıyoruz, işkur da yönlendirir, en azından görüşme yapıyoruz deriz diye açıklıyor yönetici, yaw he he. Ece engelli sürecini yürütüyor, uygun aday/uygun iş bulmak zorlu olduğu gibi adayların beklentisini karşılamadığı zaman da oluyor. İşitme engelli bir kadın başlıyor, öğlene kadar dayanıp sonrasında herkes bana bakıyor rahatsız oldum deyip ayrılıyor. Hey! Beyaz yakalı, bakışlarını en azından kontrol etsen, durum zaten hassas. Mimari yetersizlikler, kısıtlar, peyzaj sorunları, şehir insanının öküzlüğü başka bir boyutu. 








Neyse geri dönelim, ara verildiğinde ekibi arıyorum, formlar yetersiz, engelli aday geldi bıdı bıdı... İstanbul'a döndüğümde avukat olarak görev yapan sözlükten tanıdığım Ezra'yı arıyorum, neler yapıyor, hayat nasıl diye konuşuyoruz. Ev dağınık, annemler ziyarete gelecek yarın da yardımcı gelecek onu bekliyorum diyor ve ekliyor, gerçi dağınık ev iyidir, içinde hayatın aktığının göstergesi. İstanbul dışında yaşıyor, bir centilmen, harikulade bir sesi var, sosyal hayatı hareketli, görme engelli kendisi. Eski şirketteyken- o zaman işe alım yaptığım zamanlar- aday yönlendirmişti en son geçen yıl konuşmuştuk. Direktör Kay'ı hatırlarsınız(hani kendisinden 3. tekil şahıs olarak bahseder ve Kay bunu sevmiyor falan diye konuşurdu) ona aday göndermek istedi, Kay'ın sektör tecrübesi şartı koşması nedeniyle adayı değerlendirmeye alamamıştık... Bir yazı yazıyorum, bunlar bunlar başıma geldi nelerle karşılaşıyorsun duymak ve bunu seslendirmek isterim derim. Kırmadı, bakın engelli çalışanların başına neler geliyor ve sıkıntıları neler;


  • İşverenin engelli işçiye olan güvensizliği var, performans, üretim düşecek, şirkete artı değer sunamayacak, pozitif bir şey getirmeyecek diye düşünüyor. YANLIŞ, ZİHİNSEL VE SÜREĞEN ENGELLİ OLMAYABİLİR, Kİ BU ENGELLİ TİPLERİNDE BİLE ÜRETMEK MÜMKÜN. Down Sendromlu çalışan arkadaşlarımız var. 
  • Kontenjan nedeni ile engelli istihdam ediyorlar. Kalifiye MY(Mavi Yaka) kaybediyorlar.
  • Ben buraya başladığımda %60'larda olan dava başarı oranını %85'e çıkarttım(1 yıl içerisinde alo, takip ediyorsunuz değil mi?).
  • Çeşitli araç, gereç, ekipmanın temin edilmesinde sıkıntı var, tarayıcı olmadığı için, evden tarayıcımı getirdim(  evrakları ekran üzerinden bir okuma programı ile inceleyebiliyormuş...). Sesli program kurum tarafından alınmalıyken onu da evden getirdim dedi. 
  • İşitme engelli personeline işitme cihazı yardımı yapılabilir(mantıklı). 
  • Engelli personelin yanındaki görevli sıklıkla değişmemeli, çalıştığın davada senin minimum 2 hafta geriye attığı olabiliyor, adaptasyon süresi uzuyor(Buddy önemli dostlar).
  • Astımı olan çalışana kravat takma zorunluluğu için esnek davranılması, ortopedik sorunu olana serbest işe giriş-çıkış saati uygulanması, kronik hastalığı olanlar için yıllık kontrol izinleri için bıdı bıdı yapılmaması mesela. 
  • Özelde de kamuda da bu böyle. İşe alındığında arka planda çalıştırmasınlar ki özgüvenleri artsın diyor. Dışlanmaları, komün halinde gezmeye itilmeleri ayrı bir sorun bittabi kültürle de ilgili. 
  • KPSS sonucu memur olarak atanıp yöneticisi sen kalifiyesin, kuruma katkı sağlayabilirsin deyip sorumluluğunun arttırıldığı örnekleri de paylaştı. 


Engelli personeli posterlerde göremezsin sevgili okuyucu, zordur yani çünkü sistem seni estetiğe, pürüssüzlüğe, sorunsuzluğa iter ve kalbim seni ignore etti şarkısı kahramanı olursun. Bilmek istemezsin, görmek istemezsin, ekibinde bir engelli ile çalışmak istemezsin. Onu vitrin pozisyonlar yerine yer altında çalışan ÇM pozisyonlarına doğru gönderirsin bir garip underground freak show algısı yaratırsın, sen insan değilsin. 

Acıma, önemse, önyargıdan kurtul. Sanırım bu işe yarayabilir. Yaw he he fark yarat.







Hazırlıksız yakalanınca adayı korumaya alanların, ekibe alarm üretenlerin, hatayı kabullenenlerin Azizi,

Coco


21 Ekim 2015 Çarşamba

Aday Deneyimi




Teknik olarak benim hayatımda bu ismiyle 5 yıldır zaten var, hatta EB(employer branding) olayına girince eskiden çalıştığım şirkette bunun için de  adım atmıştık, anlattım hani U know. Kapıdan girer girmez başlıyor hadise, marka elçisi olan çalışanlar, şirket hakkında yeni fikirler edinmemizi ve çıkarımlarda bulunmamızı sağlıyor.

Yakın zaman, çok yakın bir arkadaşım çok büyük bir şirkete, i mean huge ve bilinen ve tv'de 7/24 reklamını göreceğimiz bir şirkete görüşmeye gitti. Hava yağmurlu, bizimki metro çıkışından çıkıyor şemsiye ile kavga ederken teli hart diye eline giriyor, sonrasını hayal edin, gömlek falan batmış lobiye gidene kadar. Resepsiyondaki görevliye genel müdür ile görüşmeye geldiğini, öncesinde bant bulup bulamayacağını soruyor, eleman bizimkine bakıyor, yok diyor ve ekrana bakarak bizimkini görmezden geliyor. o_O Daha sonra İK ekibinden biri geliyor, ilgileniyor bıdı bıdı.
Yakın zaman, dün, çok yakın arkadaşım İK pozisyonlarından biri için İzmir'den tatilini bırakıp görüşmeye geliyor, Maçka'daki binasında Fox International için, görüşme öğleden sonra, yöneticinin asistanı yöneticinin toplantıda olacağını, beklemesine gerek olmadığını çünkü bugün zaten onunla görüşmeyeceğini iletiyor, gelmeden önce değil, geldikten ve 6 sayfalık iş başvuru formunu doldurup 1 saat bekledikten sonra, ikacıya yani aday ikacı. Danışmanlık şirketi tarafından yönlendirilmiş lakin yöneticinin yerinde yeller esiyor, akşam uçağı ile İzmir'e dönecek. Uçak bileti ücretinin ödenmesi olayına falan hiç girmiyorum, 16 saat otobüs yolculuğu yap diyen firmalar var, video mülakat başka bir seçenek tabii.
Başka bir arkadaşım, Bursa'da, İK pozisyonu için davet edilip, otelde operasyonel bir iş hatta komilik falan teklif edilirken ilk görüşmede, kendisinin yetersizlikleri ilgili ve yetkili uzman kişi tarafından suratına çotonk diye söyleniyor. Saçmalamayın Bursa'da tabii İK diye bir şey yok, ah sizi romantikler.
Başka bir aday, senin yetkinliklerine uygun bir pozisyon yok ama 12 gün beklemeni rica ediyoruz, lütfen bizden haber bekle senin için yeni bir pozisyon oluşturmaya çalışacağız diye bekletiliyor, yer İstanbul, sonuç şaşırtıcı lakin 12. günün ikindisinde beklediği telefon geliyor, teklif için ofise davet ediliyor hem de uygun kere uygun bir unvanla karşılaşıyor.
Başka bir aday pozisyon için uygun bulunmuyor ve telefonda bununla ilgili bilgilendiriliyor. Daha ileriye gidelim, Yetenek Yönetimi Zirvesi'nde Pepsico Özlem Salur adaylara pozisyona uygun bulunmama nedenini telefonda açıkladıklarını paylaşıyor, kreşendo, alkışlar yükseliyor, bir duygu seli, bravo!!!!!! Olm, atla deve değil, adaya 3 haftalık bir görüşme maratonumuz var, 4.haftada değerlendirmeleri tamamlayıp dönüşleri mail ve telefon yolu ile yapacağız diyorsun, 4. hafta mailleri portaldan gönderiyorsun bu yani. Aday ararsa da açık ve net şekilde "X,E, Z yetkinlikleri beklenen düzeyin uzağında kaldı, pozisyona daha uygun bir aday ile yolumuza devam ediyoruz" diyorsun yani duygusal değil, just biznıs.
O esnada başka bir şirketin İK departmanı, üst yönetimden biri referanslı aday yüzünden çıldırmış, kendi kafasına göre adaya işe alınacağını söylemiş ancak adayın İK görüşmesinde olaylar pek iyi sonuçlanmamış. Adaya dönüş yapılıp yapılmadığının kontrolü için şirket hatlarındaki kayıtların kontrolüne kadar gidilmiş ve bir ik'cının yaşayacağı en çukur noktaya inilmiş, yapmayın.
Turkcell seni ajanda ile karşılar. 
Bir danışmanlık şirketi masada fındık, ceviz, kayısı, badem bulundurur.
Yine bir kurumsal şirketin lobisinde adayların kemirmesi için meyve tabağı yaptırır, adayın biri beklerken tabağındaki boş olduğunu fark eden bir yönetici çıldırarak ik'yı arar lobiden bu meyveler neredeğğğğ diye böğürür, aday bu dramatik olaya şahit olmuştur ve ne acıdır ki bu hikayeyi bana anlatır. 

İK'nın temel sorunlarından biri hatasını kabullenmemesi olarak karşısına çıkacak, hatayı yap, kabullen, felaketin boyutlarını değerlendir, strateji grubu ile acil toplan, hesap sorulabilir bir sorun olduğunu gör, hatayı sahiplen. Süreçlerde mükemmelliği yakalamaya çalıştığını görüyoruz, bunu anlıyoruz aynı zamanda mükemmel olamayacağının da farkındayız sevgili İK, ayrıca seni sevmeyecekler, otur ağla şimdi. İşe alımın ilk adımından itibaren fark yaratabilecekken lütfen adaya geri dönme, hayatının en anlamsız dakikalarını yaşat, sonra da zirvelerde ve konferanslarda sahneye çık ve ne kadar mükemmel işlere imza attığını, roi'yi, yetenek yönetimini hatta işveren markası'nı anlat. Anlat da biz de gülelim. 
Mülakat teknikleri eğitimi almamış yöneticileri iş görüşmesine sok, yaptığı baraj, ağaç isimleri, tarihteki büyük isimler olarak belirlediğin toplantı odalarını karıştır ve yöneticinin yanlış adayla görüşmesini sağla, adayı mümkünse 3,5 saat beklet, ilk görüşmede siz bu işe uygun değilsiniz, ne kadar istiyorsunuz bu işi olmadı bir takla atın da görelim falan de lütfen. 
Aldığın kararların, toplantı notlarının hayata geçirilebilir ve sürdürülebilir olduğundan emin ol, en azından hatayı sahiplen ve özür dile... 
Unut bunu, bu olmayacak. 
Biri şu tatlı kızı ve yetenekli oğlanı uyandığı uykudan/gördüğü rüyadan uyandırsın. Olayın marka yönetimi, halkla ilişkiler, itibar yönetimi, işveren markası ile bağlantılı olduğunu söylemeyeceğim, İK çok rerörerö. 

Eğer bir gün tökezlersen beni hatırla, ayağa kalk, ceketin ve pantolonundaki tozları sil ve yukarıdan seni izleyip, gülen bu tatlı mı tatlı, şirin mi şirin, minnoş mu minnoş HR Rockstar'a çak bi' selam baksanaaaaaaaaaaaaaaaaaa!!!! Şarkının devamını biliyorsundur, ben hep klasik müzik, offınbah. Şaka lan şaka benimle birlikte gül lütfen, bizim ailede düşene bir de ölene çok güleriz çünkü. 
Moralinizi bozmayın hayat bir challenge o zaman siz de challenger uzay mekiğisiniz, patlamadan yolunuza devam inşallah, âmin. 

Adayları küstürmeyin, mesela beni küstürseniz çok üzülürsünüz her fırsatta yaşadığım o korkunç görüşme deneyimini anlatırım. Ya ben bir görüşmeye gittim bildiğin sirk çobanları görüşme yapıyordu...Adayları Mutlu edin, aklınızı alırım bak.





Aday deneyimi kötü olan yeteneklerin, yetenek olmayan normallerin ve travmatiklerin Azizi,

Coco 

Yazının fon müziği: Güliz Ayla Olmazsan Olmaz

19 Ekim 2015 Pazartesi

Yöneticim Arkadaşlık İsteği Gönderdi

Oh camooooooon.

Eyvah. Hayır ya, hayır hayır hayır. Lütfen Facebook kullanıcısı iseniz bir filtre oluşturun, kısıtlı alan yaratın. Yeni işinizdeki yönetici, iş arkadaşı, karşı departmandaki hödük, bölgedeki hıyar, istenmeyen tüy kılıklı akrabayı mahlukat için, yapın bunu artık. 







Biri herhangi biri bana "yöneticim çok iyi biri" dediğinde, Ay Işığında Saklıdır filmindeki sahne geliyor sürekli aklıma "yöneticiden arkadaş olmaz bunu hala öğrenemedin mi?!!!!!!". Gerçi burada Uygar asi, farklı olma eğilimli bir Reklam Yazarı, Şule bir otomotiv şirketinde(lokomotif sektördür U know) Pazarlama Yöneticisi'dir, ilişkilerinde sorun yaşarlar, Şule'nin en yakın arkadaşı aynı zamanda firmanın sahibinin kızı ve olaylar gelişir...Yıllar içerisinde fikrimin değiştiği durumlar olmadı değil, yöneticilerin bir kısmı zorlu idi, ben de kolay değildim. Yine de yöneticinle aranda mesafe olmasında fayda var okuyucu. Derdim kişiler değil iş oldu, bir şey söylediklerinde ya da çemkirdiklerinde sözleşmeye bakın dedim, olay kişisel olmadı benim için. Bana adımla hitap et Coco dediler ardından bana komutanım deme canım de diyebilirler diye hazırda bekledim.

Yönetici şapkası taşıyan birey bir şekil olur, farklı bir aleme geçer, bir adım yukarı çıkar, büyük resmi görme eğitimi alır, organizasyonel farkındalığı artar, artması gerekir, stratejik davranır, işi değil kişileri yönetir ya da tam tersi olur. Farkında mısın yine ortaokul seviyesi kompozisyon dersine çevirdim bilinçli oluyor bu yani, yeteneksiz değilim. 

Çok geriden almayacağım, sosyal medyada varsınız, Amerika'da olmadığınız için klout Score işe alımlarda o kadar önemli değil, dijital ayak izi bırakıyorsunuz, bir takım profilleriniz var, iş arayışı, profesyonel hayat, imaj, karı-kız düşürmek için falan kullanıyorsunuz, bazen geyik için, olmadı fomo nedeniyle bıdı bıdı...

Eliz ile yemekte buluşuyoruz, iş hayatı oldukça zorlu bu aralar, mesai vırt zırt anlatıyor bir şeyler, sen de var mı gelişme diyor haliyle Can'ı merak ediyor, konuşuyoruz. Ortak bir arkadaşımız o da ik işi ile ilgili yöneticisiyle bir sorun yaşıyor. Efendim 1 yıldır bu yönetici(X) ile çalışıyor, işe başlamadan önce sormuş "X nasıl biridir?" diye, "en fazla 6 ay dayanırsın" cevabını almış buna rağmen teklifi kabul etmiş, alternatif olarak bir danışmanlık şirketi ile Enerji sektöründe yöneticilik için görüşüyormuş o aralar. Danışmanlık şirketinde öküz meslektaşımız bu seçimi etkilemiş, nasıl mı? Adayı arayıp azarlamış, evet. Sonuç olarak bu noktadayız, peki neler yaşıyor kendisi derseniz, X bir manyak, 7/24 çalışan tiplerden ama sorun bu değil, kocası İzmir'de çalışıyor ve bir kedisi var, anlamsız bir şekilde uzun saatlerde çalışmaya meraklı, bunun organizasyona katkısı tartışılır, yetmezmiş gibi kedim evde yalnız kaldı deyip bizim kızı karşı yakaya evine götürüyor, evinde çalıştırıyor. Plazada kalamazlar çünkü kedi evde yalnız kalmış ve depresyona girebilir
Bir başka arkadaşım Fuat, OD tarafında çalışıyor, organizasyonel olarak gelişiyorlar, bir çok şey ik departmanları için yeniden tasarlanıyor(tasarlanıyor dediğime bakma, enteresan bir toplama ekip, yeni direktör ile kaosun içinde mucize yaratmaya çalışıyor), 02:30-03:00 gibi ofisten çıkıyor bu onun içinde bir ilk, yöneticisi whatsapp'tan taciz ediyor. 
Bir diğer arkadaşım Leyla, en sevdiğim isimlerden. Yöneticisi Twitter'da eklemiş kendisini, Abidik gubidik hastaglerine destek istiyor, yok #onlinemagazadanaldigimurunulasmadi #nebicimsirketsiniz #dahadasizdenalisverisyapmam #muhtemelenyapacagim #sizbenimkimoldugumubiliyormusunuz #buhicşıkdegil 
#andrerieuçıkbışırılı #mezzalunaivranç #demetakalinkonserimuhtesemdi gibi örnekler. Hashtagi yazıyor, öncesinde seni Twitter'da ekledim beni fallow et emri vardır, daha korkuncu fb'da bulur beni eklesene der, seni ekleyeyim mi? Bilen bilir cinsim ben biraz, fb'da arkadaşlık daveti yollamam, hatta Sinem Can'ın Facebook'ta olup olmadığını sordu, bilmiyorum dedim, bakmadım, Nasıl yaaaa diye üstüme yürüdü, ne bileyim ben, eklemiyorum işte, birileri davet yollarsa kabul ediyorum, yöneticim falansa hemen kısıtlı profil. Can konusunu bir ara anlatırım o başka bir hikayenin konusu.
Yakın arkadaşım İnez, kurumsal hayata geçmeden önce farklı tecrübeleri oldu, eğitim falan verdi, kurumsal konuşmacı ortamlarında bulundu falan. Yeni işine girdi, yöneticim çok tatlı diye bana geldiğinde oldukça mutlu olduğunu da ekledi, kendisiyle her şeyi paylaştığını, sevimli bir sincap olduğunu falan anlattı. CDO şapkamı taktım ve sevgili İnez diye başladım, sen yine de her konuyu açma, bilmediği şeyler olsun dedim, en güzel anların katili gibi görünüyordum ama bir yandan da haklı çıkmak istemiyordum. Blog yazan, maratona katılan, yurt dışında seminerlere giden bu harikulade genç yetenek işe girerken mevcut durumunun korunacağı garantisini aldı. Gel gör ki kazın ayağı... Yöneticisi 3. ayın sonunda bir manyak oldu, herkesin içinde azarlamalar, toplantılarda kötü davranmalar, hafta sonu etkinliklerini sabote etmeler, Facebook iletilerini silmesini istemeler ve daha niceleri ile karşısına çıktı. 

Ve ben haklıydım, yöneticiden arkadaş olmaz. (Çoğu Zaman)

Kadının hayatında major bir değişiklik mi oldu? dedim, sonrasında yaptığın işleri mi kıskanıyor, mevcutta bir ruhsal sıkıntısı olabilir mi soruları gelecekti. Sonuç olarak işe alım esnasında bu konular konuşulmuştu, açık-seçik. Bazen sözleşme gereği şirketin sert çizgilerine uyum sağlarsın, üzerine kayıtlı firma olmayacak, başka bir gelirin olmayacak, öyle istediğin her organizasyona konuşmacı olarak katılamayacaksın, marka elçisi oldun otur yerinde vb. Haklıydım ilk tahminimde, major bir değişiklik olmuştu, erkek arkadaşından ayrılmıştı, bazen insanlar özel hayatlarında işler yolunda gitmeyince iş hayatlarını daha da zorlu hale getirebilir. Olan ekibe olmuştu burada hatırlar mısın 6 yıl önce Burcu sevgilisinden ayrıldığında tüm ekibi delirtmişti. Her gün başka bir kurban seçip onu delirtiyordu. İnez'in yöneticisinin yöntemi ise haftalık idi, her hafta başka bir kurban, ağlama nöbetleri, odasına çağırıp bağırmalar, performans görüşmesinde yerin dibine sokmalar ama aslında verilen hedeflerin hepsinin gerçekleşmesi...

Bir başka arkadaşım önce kaba maillere, sonra fb messenger'dan daha kaba yorumlara maruz kaldı. Neyse yeni bir iş bulunan hemen gidin yöneticinizi fb'dan falan ekleyin, kime konuşuyorum ki?(retorik)

Çok istiyorsan 40 yaş üstü yöneticinin sosyal medya ile imtihanı yazılarımı okuyabilirsin. Linkedin kabul edilebilir, Twitter korumalı hesap ise sorun yok zaten, onaysız ilerleyemez ayrıca sen onu takip etmek zorunda değilsin, google Plus aynı şekilde. Facebook biraz daha kişisel gibi, aile, akrabalar, kayak arkadaşların, okul klanın... 8500 özel fotoğrafın bir anda iş arkadaşlarının mikroskobik düzeyde bakış açısına kalıyor ve ne kadar köylüsünüz günleri başlıyor. O arkadaşlık isteği geldiğinde 7 ay hiçbir şey yapmayabilirsin, ezan okunurken ölü taklidi yapar gibi mesela, direk silmezsin de bir süre Marine edersin. Ayrıca aynı şirkette çalışıyorsun diye herkesi eklemek zorunda değilsin lakin neden kabul etmedin diye sorarsa diye bir cevap hazırlayabilirsin, iyi olur. Bu durumda sana İsmail Yk Facebook şarkısını armağan ederken satırlarıma son vermek istiyorum. Çok sıkıldım çünkü bu ne saçma bir konu oldu. Hah, bazen de en yakın arkadaşını iş arkadaşın olarak tanırsın diyerek tribünlere ve türbinlere oynamak isterim.

Yazının fon müziği: Mika-Big girl you are beautiful.

Sosyal Medya'da ezilen ve örselenenlerin Aziz'i,

Coco


16 Ekim 2015 Cuma

Beyaz Yakalı

Pazartesi sendromuna kafan girsin
Cuma coşkusunu en iyi sen bilirsin
Hafta sonu bi' hangover senden gelsin
Olmadı galiba #beyazyakalı


İyi bir hafta sonu dilerim.

11 Ekim 2015 Pazar

Pepsico-Yetenekler Gelişiyor mu? O Halde Siz de Yetenek Stratejinizi Geliştirin

Önce keyifli bir işe alım videosu

 


Yetenekler Gelişiyor mu? O Halde Siz de "Yetenek Strateji'nizi Geliştirin!". Peki diye cevap verdiğim sunum notlarıyla karşınızdayım. 

FMCG'de ürüne bağlı olarak her şey çok hızlı ilerliyor, i mean her şey, everything hem de little little. Hal böyle olunca FMCG içerisinde çalışan bireylerin iş hayatında da oldukça çevik hatta zeki çevik bazen de ahlaksız şaka şaka. Sektöre bağlı standartların olması gerektiği gibi bölümlere uygulamalara göre de standartların getirilmesi zorunlu hale geliyor. HR  Dergi Seçme Yerleştirme ve Yetenek Yönetimi Zirvesi'nin en hoşuma giden oturumlarından biriydi. Özlem Salur yaptı sunumu, linkedin profiline bakın, oldukça jargon kasılan bol İngilizce soslu bir konuşma yaptı, siz de international çalışın siz de kasın. 
Aday Deneyimi, Pepsico için oldukça önemli, danışmanlık tarafında da şirket tarafında da bulunduğumdan ve yaptığım iş görüşmesi sayısı ortalama işe alımcıların çok üzerinde olduğundan, meslektaş olduğum ik'cılar nedeniyle orada burada ik ve işe alımı savunmak zorunda kaldığımdan söyleyebilirim ki aday deneyimi benim için çok önemli. Yok efendim adayı 20 dakika bekletmeler, toplantı salonunda unutmalar, 4 ay sonra hala süreç hakkında bilgi vermemeler kabul edilemez. Hatırlayın Sultanbeyli tarafında bir ilaç firmasına gidip 40 dakika bekletilmiş sonra 8 dakikalık bir görüşme yapılmış bir ikacı küçük vardı bir zamanlar. O durumlardan bu günlere ulaşmak güzel, 4 yıl önce sırf aday deneyiminin kalitesinin arttırılması için çalışmıştım eski ekip ile, neleri daha iyi yapabiliriz diye, aday önemli morukcum. Turkcell'e görüşmeye gittiğimde aday için hazırlanan kiti görüp duygulanmıştım, gerçi görüşmeci teyze resepsiyonda çikolata yiyip bir yandan respsiyon görevlisi kız ile konuşup beni bekletmeye devam etmişti, aynadan görüyordum beklediğim görüşme odasında...



Otobüs hangi otobüs? Where is attraction? 


Sunumda ilgi çeken noktalardan bir buydu, "İşe alınmasalar da en azından iyi hislerle ayrılsınlar" dedi konuşmacı. Jr recruiterlarından birinin bir aday ile telefon görüşmesine şahit olmuş, aday feedback almak istemiş ve 10 dakika boyunca adaya neden pozisyon için kabul edilmediğini anlatmış telefonda. Bu güzel bir şey, siz de yapın, ölmezsiniz. 
Jenerasyonun ne istediği de önemli dedi, sizin ne offer ettiğiniz de, dedim ya bol bol ingilizce duyduk sunumda, olduğu gibi aktarıyorum. Şirket vizyoner mi, hızlı bir şirket mi, arzulanıyor mu?
2015 için linkedin trendini almışlar, belli talentları bulmanın zor olduğu söyledi oran %46 imiş. "%34 quality of hire önemli, işe alım yapıldıktan sonra müdürlere bir survey götürüyoruz, check ediyoruz" --> Manager Satisfaction Survey. 
"Sourcing'i güzel yapıp, pipeline'ı güzel kurarsanız" sorun yok diyor. 
Yılda 6000 işe alım gerçekleştiriliyormuş Pepsico'da, işe alımın mabedi gibi diye geçirdim içimden, düşünsene 6000 işe alım, verilen ilan, kovalanan talentlar, normal işleyen süreçler, deli gibi bir operasyon, yeteneği elde tutmak için yapılanlar, succession plan falan... İşe Alım Tanrısı olduğunuzda anlarsınız tıpkı anne olunca anlayacağınız gibi. 
Rusya'dan bir örnek paylaştı, işten çıkarılan kişilerin %30'una iş bulunmuş, fena değil bir outplacement örneği işten çıkarıyorsun bari iş bul yani. Reorganizasyon, redeployment, küçülme falan olduğunda duyarız bu uygulamayı kim yapar derseniz ben hatırlıyorum Lee Hetch Harrison vardı yapan. 





Center of Excellence, metrikler belliymiş efenim, hangi metrik ne için kullanılacak, hangi form kullanılacak, işe alım müdürlerinin kapasitelerini nasıl arttırırız, EVP gibi olayların önceden konuşulup tartışıldığı bir düzen söz konusu. Doğru kültürü yaratmak, kişileri yetiştirme, ilham verme, işbirliği oluşturma gibi yetkinlikler sıralanıyor. 

Hea barrow barrow, Pepsi de olsa yapıyor yazım hatası

LEAD programında 600 kişi bulunuyor, Assesment yapılırken lifti var mı yok mu ona bakıyoruz dedi, karar tek başına verilmiyor diye de ekledi.
Not: Assessment Center/Değerlendirme Merkezi uygulamalarına giren iç adayların en çok merak ettiği konudur bu, yalnızca bu değerlendirmeye göre mi terfi belirlenecek vb. endişeleri taşırlar. Cevap veriyorum: Hayır popkekim saçmalama, performansın, yönetici geri bildirimlerin falan da eklenir ama bizler tarafsız bir şekilde, duygularımızdan arınarak yaparız o değerlendirmeyi sen her ne kadar kabul etmek istemesen de AC'de verdiğin cevaplar kadarsın, sen bu durumla baş edemiyorsun ama öyle, doldurduğun envanter var ona da itiraz ediyorsun ama ekranın başında sen doldurdun. Ve bu başka bir hikayenin konusu elbette şimdi Pepsico sunumuna geri döneyim. 
Data point olarak alınıyor ve sonrasında performans notları, 360 sonuçları, OHS bıdı bıdısı ekleniyormuş. "%90'a yakın doğruluk notu ile çıkabiliyoruz".


Efenim global leadership effectiveness model gözlüklerim olmadığından foto bulanık çıktı.


KENEXA'dan link paylaşıldığını iletti, bunun yanında Candidate Experience'ı ölçümleyebildiklerini de ekledi. iyi mi oldu kötü mü oldu?


Ah bir de daha seksi işler tanımını kullandı işte o an benim için Nirvana noktası gibiydi, yaptığınız işlere dönüp bakmanızı istiyorum bi'tanesi. 

Yazıyı bitirirken, David Novak da okuyabilirsiniz, birinci ağızdan anlatıyor.

Eski bir video paylaşayım sizlerle.

Esen kalın.

Coco



10 Ekim 2015 Cumartesi

10.10






En son bu kadar hızlı içtiğimde ki bu 2 yıl önceye denk geliyor halıya methiyeler düzmeme neden olmuştu, halı, ikea gri halısı, hani bütün estetik ve sanatsal çabalardan uzak düz halı. Tv'de bir şeyler izleyip uyudum, 11'e doğru uyanıp koruya gittim, açılmam lazım. Yine Ankara'da olan bir durum vardı, patlama yazısını görünce bıraktım. En azından her şeyden kaçıp 1 saat inkar etmeliydim tüm çirkinlikleri. Yukarı çıktım, aşağı indim, yan gittim, bir yerde duvar gibi bir şeyle karşılaştım, kim bilir koruya ne inşaatı yapıyorlar...
Gelinler sabahın o saatinde yeşil ambiyansı kullanarak romantikli fotoğraf çektiriyordu, kalp şeklinde şemşiyeler, gölette yüzen ördekler, taymlayn akıyor, digital detoks yapamayacak kadar bağımlı hissediyorum kendimi. Bir ölü kirpi, birkaç yüzen ördek, dökülen yapraklar, kelebekler, tepeden motoruyla inen bir adam, arkada kask takan bir kadın, adam çok neşeli, Ferdi Tayfur şarkısı söyleyerek mutlu bir gülümseme ile iniyor, baş selamı, aslında şarkıyı söylerken de tonunu benzetiyor Ferdi Tayfur'a. Giriş kapısına doğru süzülürken sesi uzaklaşıyor. Güneşli ferah bir gün, kafamda at var, şelalenin orada durup fotoğraf çekiyorum, Arap turistlerin olmadığı tek yer sanırım burası diye geçiyor aklımdan. 
Otoparka gidiyorum, ispark görevlisine 6 tl veriyorum, arabanın plakasını yanlış hatırlıyorum adım tamam da rakam kısmı tırt ama yine de fişi alıyorum, arabaya doğru gidiyorum, uyarı tabelasını görüyorum. Sabah 06:00-10:00 arasında yürüyüş için gelenlere ücretsizdir. Aptallığıma doymayayım, geri gidip adama ya ben yürüyüş için gelmiştim uyarmıyorsunuz demeye üşeniyorum, müziği oldukça açıp eve doğru yola çıkıyorum, saç bandımı düşürmüşüm, fak. 
Eve yaklaşırken tahammülsüz trafik magandalarının kornalarını duymamak için müziği biraz daha açıyorum, markete uğrayıp süt alıyorum. Merdivenleri koşarak çıkıyorum, duş alıyorum sonrasında derin bir nefes, bu muhteşem cumartesi gününü acaba nasıl rezil ettiler. 2 aya bir dramatik olay yüklenmiş taymlaynda korkunç videolara rastlıyorum. Ankara yerleşik arkadaşlarımın yazdıklarına bakıyorum, mesaj atıyorum birkaç tanesine, iyiler. İçmek için her türlü b.ktan sebep mevcut. Neşeden, sevgiden, sanattan, başarıdan içilmiyor zira hep dert, hep keder, gam, kasavet. Default olarak acı yüklenmiş 2015'e, sevdiklerimizi kaybederken, nötr olduklarımızı da kaybediyoruz(m). 
Talsemin arıyor, biz de Ankara'da olacaktık bugün son anda vazgeçtik gitmekten...Sanırım en sinir bozucu olanı da bu, ben de olacaktım, biz de gidecektik, neye üzüldün? Gidemediğine mi, patlamadığına mı, gidenlerin ölmesine mi, tamam sakin olayım şoka girdi hepsi ondan bu haldeyiz. Benim de hayatımda böyle bir an var, turizm bölümündekilerin takvimi erken bittiğinden mayıs ayında genelde kutlamalar olurdu biz haziran ayına kadar devam ederdik akademik yıla, onlar sıcak denizlere iner yaz döneminde çalışırlardı. Yine o gecelerden birinde yan komşu aynı zamanda okul arkadaşım Özlem akşam dışarı çıkıyoruz gelsenize dedi, bir sebepten gidemedik, gece çıkışta araba ile uçuruma yuvarlanmışlar, haber geldi, kemer takılı değil boynu kırılmış... Hastaneye gittik, birkaç saat önce bizimleydi, eve geldi, kahve içtik ikna etmeye çalıştı, ne tuhaf. Morg'un önündeyiz, ailesi İzmir'de yaşıyor, ertesi gün cenazeleri almaya geliyorlar, çok genç daha 20'lerin başındayız. Okulda(üniversite) tören düzenleniyor. Durup düşünüyorsun, arabayla gidecektik, birlikte, biz de yanında olabilirdik, ölüm bu kadar yakın vs. Sonra işte taymlaynda bir fotoğraf görüyorsun, gülümsüyor, sonra haberi geliyor patlamada yaşamını yitirdi, videoyu izliyorum, kan gölü, et parçaları, organlar... İstediğin kadar kaçmaya çalış. Hissizleşiyor muyuz, kaçıyor muyuz, bu olan biteni açıklayacak biri var mı, çok zor...






Hiç kimse bizden umudumuzu söküp alamaz. (?)




4 Ekim 2015 Pazar

Harikulade İşyeri İsimleri

Naber blög, nasılsınız izlekler? Bence şahanesiniz, ekim ayı ayı gibi bir yoğunlukla geldi, zirveler, toplantılar, toparlanmalar, iş görüşmeleri neredeyse tüm ayı kapamış durumdayım. Eğer bir girişimci olsam brütten nete isimli bir dükkan açardım ya da fotolardaki gibiminnoşluklar yapardım isimli bölümle karşınızdayım, buyrunuz:




Şarkısı bile hazır, her şey birdenbire oldu :)




Tek istediğim cam'dı

40 yapar Emlak

Ve son olarak hava bükücü

Bol şansa ihtiyacı olan Kahraman'ınız,

Coconut


29 Eylül 2015 Salı

Sahip Olunması Gereken Arkadaş Tipleri


Merhaba blog, n'aber? 
İstatistiklere baktım da bayağı bir ilgisiz kalmışsın bu ara. E normal, tatil yapacağım diye içler acısı durumlara düşmüşsün. 
Üzerimden dozer geçmiş gibi işler yaptım, şimdi neler olacak anlatayım, Q4'e girmek üzereyiz, şu anda saatler kalmış. Son çeyrek herkes için önemli, yıl boyunca yedik içtik, kilo verdik kilo aldık, yaz aşkı yaptık, ayrıldık(lan sadece ben değil izleklerimden de bahsediyorum)... Yani klişe vardır ya hani yılbaşında plan yaparsın, okula başlar plan yaparsın, işe girersin kariyer planı yaparsın sonra her şey terse döner bir anda, hah işte ondan. 
İç hesaplaşmalar yavaştan başlayacak, bütçe dönemi, performans görüşmeleri, hedefler, beklentilerin revize edilmesi, yeni iş arayışı yavaştan yakın çevrende bir değişim dönüşüm enerjisi göreceksin. Kpi'lar güncellenecek falan oww yeaah en sevdiğim, auram var benim ya biliyorum bu işleri. 
Bu yaz kendimi izole ettiğim bir dönem oldu birkaç gün dağ havası aldım, zen haline ihtiyaç duydum sanırım yaşlılık böyle bir şey. 


Master of nothing mode on. 



Canımı sıkabilecek arkadaşlarımı uzak tuttum, benim profesyonel yardımıma ihtiyacı olanların yanında oldum, bana yardım edebileceklerin...şaka şaka henüz yardım almamı gerektiren bir durum yok, beklediğim bir haber var ama. Doğum günümde iş teklifi almak istiyorum ama doğum günümde yeni bir işe başlamak istemiyorum bunu anlayabiliyor musun?




Konuştuğunda ne söylerse söylesin bozulmayacağın bir arkadaşın olsun. Patara çatara doğruları yüzüne söyleyebilecek gerektiği noktada şefkat gösterebilecek biri.
Yeteneklerini sana tekrar hatırlatacak arkadaşların olsun, kendine haksızlık edip çok yüklendiğin, ne kadar yetenekli olduğunu unuttuğun, kendini takdir etmediğin yerde sana anımsatsın.
Doktor bir arkadaşın olsun, kanserle falan yüzleşmen gerektiğinde yüzünü rahatlıkla okuyabileceğin biri şart. 
Marvel filmlerini izleyebileceğin, filmde uyuyacak, gecenin 3'ünde seni istediğin yerden alacak, öndeki araba ya da uzaylılar yüzünden tartışabileceğin hatta 10 ay 8 gün küs kalacağın arkadaşların.
Helikoptere binecek bir arkadaşın olsun, ata da binin, kite surfing falan da yapın, kaslı maslı olabilir.
Gay arkadaşların olsun, hayatına renk katıp modunu değiştirsin, fal bakanlarını da bul hatta partiye git onlarla çünkü eğlenmeyi çok iyi bilirler. 
Yaşça büyük arkadaşların olsun dinozor kökenli yöneticini daha iyi anlamana yardımcı olur, yoksa hepimiz kuşakları biliyoruz, arasında geçiş yapanlar bile var.
İş arkadaşların da olsun, kilit noktalarda ihtiyaç duyarsın, bağlılık, takım olma halleri gerektiren durumlar var çünkü.





Bir konunun uzmanı olan arkadaşların olsun mesela oryantalist ressamlar ve Osman Hamdi Bey, sesli düşünüyooroomm, farklı konularda onların yardımına ihtiyaç duy ve istemekten çekinme(çocuklar bunu söylüyorum ama insanlardan bir şey isteme konusunda hiç iyi değiliz mis gibi gelişim alanı).
Sana Martini hazırladım gel, diyen arkadaşlarınız olsun sonra oturun muzlu süt için, kahvaltı için sabahın 6'sında yola düşün ve başka şehre gidin mesela.
Motora kasksız binmeyen, arabada mutlaka kemer takan, 220 ile gidebildiğiniz, suda şaka yapmayan arkadaşlarınız olsun.
İş görüşmesine davet edildiğinde süreci sadece sizinle paylaşan arkadaşlarınız, size headhunt yapılacağı zaman guardian angel'ınız olacak(hi honey) ya da kariyer koçluğunuzu yapacak arkadaşlarınız da olsun, onlara da selam olsun. Farkındaysan özellikle ikacı demiyorum. Bankacı, turizmci, restoran işletmecisi, kasap, araba tamircisi, benzin istasyonu sahibi, sigortacı ne bileyim sizin yerinize hesap yapan birileri işte.
Çok sağlam şaka yapan, doğal komik arkadaşlarınız olsun, suratına pasta yapıştırabileceğiniz, uyurken saçına sakız yapıştırabileceğiniz, sakalına çimdik atabileceğiniz, zirvelere gidebileceğiniz, kültür turuna katılabileceğiniz, gece midye alıp kapınıza dayanabilen arkadaşlarınız olsun.
Düğününe sizi çağırmayı unutan arkadaşlarınız olsun, bu yaz 87 düğüne katıldım da bir o kadarına da katılamadım.
Çikolata ve pasta alan, beklenmeyen anda ofise ya da eve gönderen arkadaşlarınız olsun denyolar.
Yönetici arkadaşınız olsun, yönetirken davranışlarına bakın, sizin yöneticiniz olmasın o çünkü yöneticiden arkadaş olmaz bunu daha önce de söyledim. 
Kafanızı dağıtacak, toplayacak, hayatınıza anlam katacak arkadaşlarınız olsun. 







So, i am back in town, öncesinde tell the boys kısmı vardı. Bu yazıda size yazın ne yaptığımı anlattım biraz da iş hayatı var bakıyorum da aykünüz yine 27.


Benim CEO arkadaşlarım da var. Örselenmiş ve küsmüşlerin, en yakın arkadaşı kendi sevgilisine aşık olmuşların Azizi.

Coco

26 Eylül 2015 Cumartesi

Harikulade işyeri isimleri

Hello weirdos başım çok ağrıyor ama sizin için şahane humorları paylaşmak dükkan açmak isterseniz alternatif isim bulmanıza yardımcı olmak isterim, evet evet isterim.


















Şimdi gitmem lazım çünkü film başlıyor.

Ailenizin denyosu.

C.